Kısas, Şanlıurfa ilinin 12 km güney doğusunda Tektek Dağları’na giden yolun üzerinde, Harran Ovası’nın başlangıcında yer almaktadır. Dili, geleneği-göreneği ve yaşam biçimi bakımından çevresindeki köylere benzemeyen ve Peygamber Şehri olarak bilinen Urfa’nın da iki Alevi köyünden biridir. Nüfus olarak da en kalabalık Alevi köyüdür. 1992 yılında belde olmuştur fakat şimdi Haliliye ilçesine bağlı bir mahalledir. İsmini Emeviler ve Abbasiler arasında geçen ve çoğu Harran’da geçen savaşlarda “kısasa kısas” tekniğinden alır.

11 ve 12. yüzyılda yaşamış yine Urfalı Ermeni tarihçi Mateos kendi eseri olan Vakayiname’de Selçuklu kumandanı Sâlâr-ı Horasan’ın (1065 yılında) Urfa’ya gelişi hakkında “... Sâlâr-ı Horasan, Urfa memleketine geldi ve Çalap (Culap) üzerine yürüdü. Oranın muhtelif yerlerinde şiddetli katliamlar icra etti ve birçok insanı da esarete sürükledi. Sonra Deb denilen kaleye karşı yürüdü. Oranın halkını kâmilen kılıçtan geçirdi. Sonra da Ksaus denen yere gelip karargâh kurdu. Urfa’da bulunan 4000 atlı ve piyade Roma askeri, Türklere karşı yürüyüp Ksaus’a yakın bir yer olan Tılag’a geldiler, bunu gören Sâlâr-ı Horasan askerlerine hücum emrini verdi. Fakat Roma askerleri muharebe daha başlamadan önce kaçtılar… Müslümanlar onları şehrin hendeğine kadar kovaladılar” diyor. Burada geçen Ksaus şimdiki Kısas ve Anadolu’ya yapılan ilk seferlerden birinden bahsetmektedir (1065).

Yine J.B.Segal’in, “The Blessed City” adlı kitabında “1138 yılında Artuklu beyi Timurtaş, civarda yaptığı birkaç başarılı akın ve savaş sonucunda birçok Frankı öldürdü ve esir aldı. Esirlerle Urfa önüne geldi ve kentin teslimini istedi. Ancak Franklar kenti teslim etmediler. Bunun üzerine Türkler Urfa’nın doğusundaki önemli bir kale olan Kısas kalesini zaptettikten sonra geri çekilmişlerdir” diye bahsetmektedir.

Alevilik

16. yüzyılın sonlarına doğru Mevali Türkmenleri’nin yaşadığı Kısas’ta halkının Suriye’yle Türkmen Culabı (rakka şehrinin çevresinde bir yer) denen bölgeye göç edip yerleştiğini ve köyün uzun süre boş kaldığını söyleyen Kısaslı Aşık Sefâî, köyün bugünkü halkının buraya gelişini ise şöyle hikâye etmektedir: “Zeynel Abidin’in torunlarından olduğu söylenen Seyit Ahmet adında bir Türk 1600 yıllarında yakınlarıyla birlikte Horasan’dan buraya gelir yerleşir. Kerâmet ve mûcizeler sahibidir. Fakir fukaraya kazan kaynatan ve sevilen bir zattır. Bizler bu topluluğun evlatlarıyız.

Kısas Semahı

Semah Arapça “İşitmek, uçmak” anlamlarına gelmektedir. Semahta esas olarak gezegenlerin, güneş çevresinde dönüşleri simgelenir. Semah, günümüz inanışına göre ilk defa Kırklar meclisinde gerçekleştirilen inançsal bir ibadettir. Kısas Semahı diğer semahlara göre en “saf” kalan semahtır.Usul bakımından diğerlerinden ayrılır.

Âşıklar diyarı Kısas:

Alevi inancındaki âşıklık geleneği Kısas’ta da sürdürülmektedir. Neredeyse her evde bir saz bulunur ve Sadık Baba, Sıtkı Baba, Dertli, Derviş Ali, Edip Harâbî, Virâni, Kul Hüseyin, Kul Himmet, Seyyid Nesimî, Şah Hatâyî ve Pir Sultan’ın deyişleri de herkes tarafından bilinmektedir. Yine köyde kırktan fazla âşık olduğu biliniyor. Âşık Kul Biçâre, Culha Yahya Baba, Âşık Büryâni, Âşık Doksandaon, Âşık İkrâri, Âşık Celali, Âşık Hürremi (Emine Uğur), Âşık Engini(Hürü Aşan), Âşık Devrâni, Âşık Yarâni, Kul İhsan, Âşık Meftûni, Aşir Türmen, Hoca Bakır, Kılo Bektaş…

2 Kısaslı’ya Unesco’dan “Yaşayan İnsan Hazinesi” ödülü

2014 yılında aslen Kısaslı olan ve Âşık Büryani’nin oğlu Olan Dertli Divani’ye (Veli Aykut) ödül verildi. 2016 yılında ise Âşık Sefai’ye (Mehmet Acet) ödül verildi.

KaynakKısas Köyü ve Kısaslı AşıklarAlevilikte semahın anlam ve içeriği