Okuma süresi: 3 dakika

Müzisyen Canan Sağar, 2015’ten bu yana albümleriyle kulaklarımızda yer eden sanatçılardan biri. 2017’de “Kalbim” albümünü çıkaran, Sağar’ı bu albümden sonra Gaia Dergi’ye de konuk etmiştik. Sağar, geçen sürede de boş durmamış, 2018’de de kadın sorunlarını kolektif bir emekle müziğe taşıyan ve anlatan “On Kadın” albümüne öncülük etmişti. Uzun süredir İngiltere’de hayatına devam eden Sağar şimdi de şiirlerden beslendiği yeni albümü “Sen Bana Dokundun” ile karşımızda. Sağar ile hem yeni albüm sürecini, hem de pandemi döneminin müzik dünyasını nasıl etkilediğini konuştuk.

Öncelikle yeni albüm yaratım süreci nasıl oldu, nasıl bir motivasyonla başladın, süreç nasıl ilerledi ve gelişti?

Yeni albüm aslında bir maxi-single fikriyle başladı, fakat öyle çok şiir bestelemiş şarkı biriktirmişim ki albüm yapmanın ve o şarkıları dinleyici ile buluşturmanın daha doğru ve güzel bir fikir olduğu kanısına vardım. Sonra, son zamanlarda hayatın beni buluşturduğu ülkemizin çok değerli şairlerinin de şiirlerini besteledim ve onlar da bu projede yer aldılar. Albümün adı gibi her şey birbirimize dokunmakla başlıyor, hiçbir şey tek başına kendini var etmiyor, bana dokunan şairlerin -ki bu albümde yer veremediğimiz çok kıymetli isimler daha var- şiirlerini kalbimden gelen müziklerle şarkı yaptım. Şairlerimize ulaştığımda öyle güzel geri dönüşümler aldım ki motivasyonum da böylece doğmuş oldu. On iki şarkıyı tamamladıktan sonra albümün müzik yönetmeni İbrahim Kırılmaz Londra’da kayıtlara başladı ve bazı canlı enstrümanlar İstanbul’da çalındı. Yani, çok fazla insanın emeği dokundu bu albüme ve bu yüzden de çok kıymetli oldu.

Bu albümde edebiyatımızdan şairler ve şiirleri yer alıyor. Senin hayatında, sanatında şiirin yeri nedir? Albümdeki şiirleri nasıl seçtin?

Müzik, şiir ve yazı… Hayatımda vazgeçemeyeğim varlıklar bunlar. Öyle ki çocukluk yıllarımdan beri bu böyle ve insan çocukken neyi çok seviyorsa ömrü boyunca onları yanında taşıyor. Bu albümde yer alan şairler ve onların şiirleri hepsi kitaplığımda olan kitaplardan ya da dostlarımdan gelen armağan sözlerden oluştu. Yani, baştan sona samimiyet ve doğal bir akış içinde. Hiçbir şeyi oturup tasarlamadım; elim bir kitaba gitti, sonra bir şiire dokundu kalbim ve çok zaman geçmeden bir şarkı doğdu.

Yaşadığımız dünya düzeninin sanata verdiği değer yok denilecek derecede az

Pandemi dönemi müzik sektörünü ne yazık ki çok etkiledi. Bu konuda görüşlerin, öngörülerin, önerilerin nelerdir? İngiltere’de de durum böyle miydi?

Devletin yönettiği sanat merkezlerinden halkın emeğiyle var edilen sanat merkezlerine kadar pandemide ilk kapanan mekanlar buralar oldu. Sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da öncelikle bu tür yerler; gece kulüpleri, barlar, kafeler, restoranlar, hepsi kapatıldı. Bu alanlarda çalışan sanatçılar ve müzik emekçileri işsiz kaldı. Zaten hiçbir şekilde iş sigortası olmayan bu insanlar evlerine ekmek götüremez durumla baş başa kaldılar, biliyorsunuz ki çok fazla insan bu sebepten intihar ederek yaşamına son verdi.

İşyerlerine, şirket sahiplerine, patronlara her ay paketlerle ödenek sunan hükümetler sanata ve sanatçılara gelince sessiz kaldılar. Yaşadığımız dünya düzeninin sanata olan değeri aşikar, yok denilecek derecede az. Oysa toplumları sanat ve üretmek iyileştirir, yanı sıra güzelleştirir de, bu yüzden imkanı olan insanlara, özellikle de çocukları olan ailelere mutlaka ‘online’ ders de olsa sanata yönlendirmelerini öneriyorum. Nitekim, yeryüzünün en az suç işleyen canlılarının başında sanatçılar geliyor ve bizim de dünyamızı yeniden güzelleştirmek için sanatçılara çok ihtiyacımız var.

Vakit ayırdığın ve cevaplar için çok teşekkürler.

Ben de Gaia Dergi‘ye ve tüm emekçilerine bu güzel röportaj için teşekkür ederim