Bugün filozof, devrimci, Marksist, ajitatör, tarihin en cesur ve asla baş eğmeyen, “fırtınalar içinde en neşeli yaşamı yaşıyorum” diyen Rosa Luxemburg’un doğum günü.

5 Mart 1871’de (Zürih Üniversitesine verdiği belgede doğum tarihini bu şekilde belirtmiştir) Polonya’nın Zamosc şehrinde doğar. Yahudi bir ailenin beş çocuğundan en küçükleridir. Babası Eduardo Luxemburg saygın bir tüccar, annesi Lina ise oldukça aydın bir çevreden gelmiştir. Rosa, ağırlıklı olarak Lehçe konuşulan ve başka dil, din ve kültürlere ilginin desteklendiği bir evde, hayata her çocuk gibi neşeli başlar. 5 yaşındayken kalçasında meydana gelen bir rahatsızlık nedeniyle 9 yaşına kadar evde eğitim görür.

O dönemde devletin yüksek eğitim kurumlarına çoğunlukla Rus memur ve subay çocukları alınır, Yahudi ve Leh ailelerin çocuklarına ise katı bir sınırlama uygulanır. Buna rağmen Rosa, 1880 yılında Varşova II. Kız Lisesine başlar. Resmi dilin Rusça olduğu kurumda, öğrencilerin kendi aralarında Lehçe konuşmaları yasaktır. Daha o dönemlerde dik başlılığı ve cesur tavırlarıyla dikkat çeken Rosa’nın yazdığı Lehçe bir şiir okulda ve başka eğitim kurumlarında elden ele dolaşmaya başlar ve oldukça hararetli tartışmalara sebep olur.

“…
Zira yoksulluğa ve bilgisizliğe
Mahkûm olanlar
Gülmeyi ve neşeyi bilmezler.
Bütün dertleri,
Bütün gizli ve acı gözyaşlarını
Tokların vicdanına yüklemek istiyorum,
Ve yaptıkları her şeyin intikamını almak.”

1887 yılında okulu üstün başarıyla bitiren Rosa’ya “politik güvenilirliği” olmadığı gerekçesiyle altın madalya verilmez. Liseden itibaren illegal grupların içinde yer alan Rosa yasaklı yayınları okur, Yahudi kıyımlarının yeniden başladığı ülkesindeki dayanılmaz şartlara karşı eleştirel düşüncelere yönelir. Ülkesindeki üniversitelere kadınlar alınmadığından Batı Avrupa’da yükseköğrenimine başlamak için kendisine Polonya pasaportu çıkarır. Çocukluğundan beri bitki ve hayvanlara özel bir düşkünlüğü olan Rosa, 19 Ekim 1899’da Zürih üniversitesinin Fen Bilimleri bölümüne kaydolur. Burada genel zooloji derslerine devam eder.

Kurucularından olduğu SDKP’nin (Polonya Krallığı Sosyal Demokrasisi) yayın organı olan İşçi Davası gazetesinde R. Kruszynska takma adıyla sayısız makale yazar. Hayatında ilk kez bir yayın organının sorumluluğunu üstlenir. O dönemde de erkek egemen siyaset baskın olduğundan Rosa’nın fikirlerine ve eleştirilerine çoğu zaman diğer partiler tarafından çok sert hakaretler ve eleştiriler gelir. 14 Mayıs tarihli Naprzod’da (ileri) kendisinden “Histerik ve eli maşalı kadın bozuntusu” olarak bahsedilir. Halklar arasında çatışmalara sebep olduğu gerekçesiyle milliyetçiliğe uzak duran Rosa, ulusal özgürlüğün, sosyal halkların mücadelesine tabi olması gerektiğini savunduğu için, II. Enternasyonel içindeki sosyal demokratlar tarafından hoşgörüsüzlükle suçlanır. Bunlar Rosa’nın cesaretini kaybetmesine kesinlikle engel olmaz.

Üniversite eğitimini doktora ünvanıyla tamamladıktan sonra Berlin’e yerleşir ve burada Alman Sosyal demokrasisinin parti yönetimiyle bağlantı kurar. Yukarı Silezya’da Polonyalı işçiler arasında çalışmalarına başlar. 5 Haziran’da ilk seçim konuşmasını yapar. Sonraki seçim konuşmalarından Leo Jogiches’e yazdığı bir mektupta şöyle bahseder: “Dün Goldberg’de her şey harikaydı. O kadar çok insan gelmişti ki giriş katındaki salonun etrafında duranlar ve pencerelerden bakanlar içerdekilerden fazlaydı…

25 Eylül’de aldığı bir telgrafla Dresden’e çağırılan Rosa’dan Saksonya İşçi Gazetesinin yazı işleri sorumlusu olması istenir. Rosa Luxemburg o dönemde böyle bir göreve getirilen ilk kadındır. 1903 yılında halka açık bir toplantıda “majestelerine hakaret ettiği” gerekçesiyle Ocak 1904’te üç ay hapis cezasına çarptırılır. İçerdeki tek probleminin ayda yalnızca bir mektup yazmasına izin verilmesi olduğunu söyleyen Rosa, içerde olduğu süre boyunca günlük politikadan uzak durmaya çalışır.

Rosa Luxemburg 35. yaş gününden bir gün önce; Varşova Kamu güvenliğinin ve Asayiş Bakanlığının Mart 1906 tarihli gizli raporunda, illegal sosyal demokrat partisinin üyesi olmak, köylü ayaklanmalarını kışkırtmak ve illegal SDKP’nin gizli matbaasını yönetmek suçlarından Leo Jogiches ile birlikte tutuklanıp nezarethaneye koyulur. Daha sonra buradan Pawiak kadın hapishanesine nakledilir.

Arkadaşlarının onu içerden çıkarma çabalarına rağmen Rosa kesinlikle af dilemeyi düşünmez. İçerde günlük gezintilerini yapmaya, dış dünyayla ilişki kurmaya, broşür ve makaleler yazmaya devam eder. Nisan sonunda siyasi sanık olarak askeri mahkemeye çıkarılan Rosa, Varşova kalesinin X. suruna nakledilince tutukluluk koşulları oldukça kötüleşir. Rosa’yı 27 Mayıs’ta muayene eden doktorun, “gerekli hijyen ve perhiz koşullarına ihtiyacı olduğunu” belirttiği raporu bir miktar rüşvetin de yardımıyla yüzbaşına ulaştırılır. 28 Haziran 1906’da soruşturma bitene kadar Varşova’da kalması koşuluyla serbest bırakılır.

Rosa aslında ilgilenmediği kadın sorununa en yakın arkadaşlarından biri olan Clara Zetkin’den etkilenerek ilgi göstermeye ve konferanslara katılmaya başlar. Rosa, daha sonra SDP’nin milliyetçi eğilime yönelmesi nedeniyle partiyle olan tüm ilişkisini keser.
25 Eylül 1913’te Feehenhaim’da yaptığı bir konuşmadan dolayı ulusalcı gazetenin dikkatini çeker.

Karalama kampanyası başlatan Frankfurt Gözcüsü gazetesi, savcılığı Rosa’ya karşı vatana ihanet gerekçesiyle dava açmaya çağırır. Bunu fırsat bilen Başsavcı 30 Eylül’de Rosa’ya karşı ön soruşturma başlatır ve 27 Kasım’da iddianame hazırlar. Açılan davanın ilk duruşması 20 Şubat 1914’te yapılır. Kanunlara ve devlet düzenine karşı itaatsizliğe teşvikle suçlanır Rosa. Gazetenin redaktörü sadece 27 Eylül 1913 tarihli sayısından alıntıladığı cümleyi söyleyebilir. Söz konusu toplantıda bulunan devriye polisi ise iddianamede belirtilen sözleri duymadığını söyler ve kanıtlar yetersiz kalır. Rosa yaptığı etkileyici savunmasının sonunda hâkimlere şöyle seslenir:

Günahkârlardan bir tanesinin olsun cezadan korkarak kaçtığını hiç duydunuz mu? Verdiğiniz dünya kadar cezanın herhangi bir sosyal demokratın bocalamasına yol açtığına veya görev duygusunu sarstığına gerçekten inanıyor musunuz? Hayır, bizim eserimiz, sizin maddelerinize gülüp geçer ve tüm savcıların inadına gelişip güçlenir! … Sayın Savcı, size inanıyorum, siz kaçardınız. Ama bir sosyal demokrat kaçmaz! Bir sosyal demokrat kendi eylemlerini yadsımaz ve sizin vereceğiniz cezayı gülerek karşılar. Haydi, şimdi beni cezalandırın!”

Rosa iki saat süren davada bir yıl hapis cezasına çarptırılır ve mahkeme masraflarını ödemek zorunda bırakılır.

Tarihin yaprakları ilerler. Savaş karşıtı devrim yüzünü gösterir. 5 Ağustos 1914’te Karl Liebknecht ile birlikte Enternasyonal grubunu kuran Rosa Luxemburg, ceza celbine ve sağlık durumunun kötü olmasına rağmen toplantılara ısrarla katılmaya devam eder. Hiçbir şey onu büyük bir disiplinle çalışmaktan alıkoymaz. İstirahat edecek zamanı yoktur. Devrimci hareketin ve Spartaküs grubunun durmak bilmeyen lideri, Karl Liebknecht ile sık sık görüşür. Rosa, 8 Temmuz 1916’da, grev çağrısında bulunması ve 1 Mayıs’ta gösteriye katılmış olması gerekçesiyle iki polis memuru tarafından yatak odasına zorla girilerek tutuklanır.

Hücresi küçük ve pis, tuvaletinin ise suyu yoktur. Kadınlar için avlu olmadığından gezinti yapamaz. Hapishanede bile tek amacı Spartaküs grubunu desteklemek ve daha fazla insanı savaşa karşı harekete geçirmektir. Koşulları ne olursa olsun bir an bile devrimden vazgeçmeyen bu kadın inandığı yolda emin adımlarla yürümeye devam eder. 26 Ekim’de nakledildiği Wronke kalesinde koşulları biraz olsun iyileştirilebilmiştir. Günlük gezintilerini yapıp mektup yazmaya yeniden başlar. 22 Temmuz günü ansızın Breslau hapishanesine aktarılır. 7 Kasım 1918’de özgürlüğüne kavuşan Rosa, 8 Kasım’da Breslau’daki gösterilere katılır. Tam da ondan beklendiği gibi devrimin sürdürülmesi için büyük heyecan ve cesaretle durmaksızın çalışmaya başlar.

31 Aralık 1918 günü Alman Komünist Partisinin kuruluş toplantısında son konuşmasını yapar. 15 Ocak 1919’da Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Berlin’de tutuklanır. Karl Liebknecht ağır işkencelerden sonra vurularak öldürülür. Rosa ise kaldığı otelden dışarıya sürüklenerek, hakaret edilerek çıkarılır ve dövülerek arabaya koyulur. Arabada aldığı darbeler yüzünden ölen Rosa Luxemburg, Landwehr kanalına atılır. 31 Mayıs 1919’da kanaldaki havuzlardan birinde bir kadın cesedi bulunur. Mathilde Jacob, elbisesinden geriye kalanlar ve madalyonu sayesinde teşhis eder Rosa Luxemburg’u.
13 Haziran 1919 Friedrichsfelde mezarlığına Karl Liebknecht’in yanına defnedilir.
Hayatını sosyalizme adayan, adı devrimin tarihinde sonsuza kadar yazacak olan Rosa Luxemburg’un “içinde herkesi sevmesine izin verilecek bir toplum düzeni” olan ideali hepimizin ideali olmalıdır.

“Burada Rosa Luxemburg gömülü
Polonyalı bir Yahudi kadın
Alman işçilerinin öncü savaşçısı
Alman sömürücülerinin emriyle öldürüldü
Ezilenler, gömün ayrılıklarınızı!”

Bertolt Brecht

Kaynak: Rosa Luxemburg Her şeye rağmen, tutkuyla yaşamak / Annelies Laschitza / Yordam kitap