“Ahlakın ilk şartı, burjuvaziden nefret etmektir”
Gustave Flaubert

Burjuvazi, endüstri devrimi sonrası oluşan paradigmada, finansal gücü elinde bulunduran, daha doğrusu, üretim araçları yoluyla başkasının (işçi sınıfı) emeği üzerinden rant elde eden sınıftır. Üretim aracını elinde bulundurduğu için, politik iktidar açısından oldukça önemlidir. Buradan da, plütokrasi doğar. En sade tabiri ile, paranın iktidarıdır plütokrasi. Finans kapital oligarşisinin, en kristalize olmuş halidir.

Burjuvazi, çoğunlukla aristokrat değildir. Yani, sahip olduğu güç, çoğunlukla aileden gelmez. Pek azdır Türkiye’de de bu biçimdeki aristokrat burjuva aileleri. Aristokrasi, gücün o kadar da komaya sokmadığı, egemenliğini ezilen sınıflara bir balyoz gibi hissettirmeyen, tahakkümü görünmez bir pelerin gibi halkın üstüne seren sınıftır. Yine sahiptir, yine egemendir topluma, ama bunu adabıyla yapar. İşte, plütokraside bu adap yoktur. Özellikle güce birden kavuşan sermaye sınıfı, neredeyse sarhoş olur bu güçle. Ne yapacağını bilmez hale gelir.

İşte Oscar Wilde‘ın kurguladığı Mutlu Prens‘in öyküsü, burada pek trajik bir tablo yaratır. Güç bağımlısı belediye meclisinin aksine, iyi yürekli bir efendi olan Mutlu Prens, yanındaki “kırık kanatlı kırlangıç” ile şehirdeki yoksullara, ezilenlere yardım etmek için, vücudundaki mücevher parçalarını feda eder. Bir heykelden başka bir şey değil gibidir bu prens, ama kurşundan yontulmuş yüreği, apaçık ki, insanların etten yoğrulmuş yüreklerinden çok daha iyidir. Wilde’ın diliyle yaşam verdiği kırlangıç ve prens, halklarına faydalı olmak için, bedenlerini feda ederler. Açıktır ki, bu, yine de efendi, hükümdar yardımıdır. Her efendinin, kölesi vardır, her efendi, özgürlüğün ölüm fermanıdır. Ancak bazı efendiler, bulundukları yeri seçmemişlerdir, seçmiş olsalar dahi, bunu diğer insanların suratlarında birer şamar gibi patlatmazlar.

oscar wilde

Ancak paranın iktidarı, bugün bir düğün için kapanan yollar, halk görmesin diye kurulan bariyerler ve “her yanı yemiş dolu bu dünyadan”, ezilenlerin hiçbir lezzeti tadamamasıdır. Finans kapital iktidarı, faşizmin ta kendisidir.

Platon’un “ya krallar filozof olmalıdır, ya filozoflar kral” cümlesi ünlüdür. Burada kastedilen, erdemlere ulaşmak için yaşayan filozofların (burada sadece felsefeyle uğraşmak kastedilmez, aynı zamanda bilim ve sanata da yakındır filozoflar), “bilginin peşinde koşan”, ahlaklı insanlar olmalarıdır. “Eğer erdemli ve ahlaklı insanlar egemen olurlarsa, mutlu köleler türer” şeklinde anlayabiliriz bunu. İşte paranın ve gücün iktidarı, kölelere mutluluğu dahi çok gören, tarihin icat ettiği en zorba diktatoryadır. Daha önce defalarca tanık olduğumuz bu kare, memleketin en acı hicviyesidir.

“Beyler bu vatana nasıl kıydınız!