Geçtiğimiz ocak ayında tüm dünyadaki Kadınların Yürüyüşü (Women’s March), Başkan Trump’a ve onun temsil ettiği her şeye (kabaca kadın nefretine, serbest erkek yetkisine ve kontrolsüz cinsel tacizin mümkün kıldığı tüm dünyadaki kadınların haklarına ve özgürlüklerine tehditlere) karşı birleşmiş protestocuları sürüler halinde sokaklara getirdi. Birçoğu tek bir mesajla yürüdü: Bunu kızım için yapıyorum.

Bu kadınlar tarafından sıkça duyduğunuz bir düşünce. Okula kızlarımız için dönüyoruz. Alternatif olarak kızlarımız için iş gücümüzü bırakıyoruz veya onlar için işe dönüyoruz. Sağlıklı yiyoruz, kilo veriyoruz ve kişisel bakımı onlara iyi bir örnek teşkil etmek için öncelik haline getiriyoruz. Kızlarımız adına daha iyi bir geleceği sağlama almak için belirli adaylara oy veriyoruz. Kürtaj hakkını savunuyoruz ki kızlarımız kendi vücutlarını kontrol edebilsin. Çevreyi kızlarımız için kurtarmak istiyoruz.

Bu kötü bir dürtü değil ve tüm dünyadaki kızlar için yapılacak çok şey kalıyor. Ama bu aynı zamanda kadınların gelişimini kesebilir. Bir kadının değeri bir anne olarak statüsünden gelmiyor. Haklara ve özgürlüklere insanlığımızdan gelen basit erdemle sahibiz.

Eğer 2017 kadınların “kızları” için yürüyüşüyle başladıysa ve yırtıcı erkeklere karşı yöneltilmiş dev bir kadın öfkesi dalgasıyla bittiyse, belki 2018 kadınların istediği ve hak ettiği şeyin peşinden gitmeye kesin karar verdikleri yıl olacaktır – sadece bizim için. Kızlarımız için yaptığımızı söylediğimiz şeyleri kendi kişisel ilgimizden yapsak ne olurdu hayal edin.

Amerikan kadınlığının temelinde özveriden ve özellikle çocuklar için fedakarlıktan biraz daha fazlası yatıyor. Kadınlar ülkenin koruyucuları; evlerimizde çocukların, yaşlıların ve hastaların; okullarda ve kreşlerde; huzurevlerinde ve düşkünlerevi tesislerinde; hastaneler ve kliniklerde; hotellerde ve restoranlarda.

Evde beslenme çantalarının dolu olduğundan, yemeğin servis edilmiş, bulaşıkların yıkanmış, sevdiklerimizin öpülmüş olmasından ve doktor randevularına gidildiğinden emin oluruz. Ofiste toplantılarla etkinliklerin programlanmasından ve masadaki herkesin duyulduğunu hissettiğinden emin oluruz. Bunu beklentilerin ve yetiştirilme tarzımızın dışında yaparız. Amerika’daki haneler boyunca kızlar erkek kardeşlerinden daha fazla parasız iş yapıyor ve bu başkaları için bedava kadın iş gücü öyle her tarafa sinmiş ki, neredeyse görünmez.

Başkalarına göz kulak olmak, kadınların yaptığı gibi, iyi bir şey ve gerekli bir şey. Ancak süreç içerisinde arzularımız rafa kaldırılıyor. Yaşamlarımız küçülüyor.

Birçok kadın isteklerini “kızlarına” yansıtarak yanıt veriyor. Bu kesinlikle doğal ve sıklıkla pozitif. Problem birisinin çocukları için dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeyi istemek değil; problem kadınların dünyayı kendileri için daha iyi bir yer haline getirmeye haklarının olduğunu hissetmemeleri.

“Bunu kızım için yapıyorum” retoriği kısmen stratejik. Sıklıkla, kızlarımız için istediğimiz şeyler bizim de aradığımız şeylerle aynı. Sadece bedensel otonomi ve iş yerinde saygı gibi temel haklar için kendi taleplerimizi yeni nesil için umut olarak çerçevelememiz daha makul ve kültürel olarak daha fazla hoş görülüyor.

Geçen yıl Kadın Yürüyüşü’ndeki birçok kişi bu mesajla bir araya toplandı: Bunu kızım için yapıyorum.

Yine de, kim dünyanın kızlar için daha iyi olmasını istemez ki? Kızları idare etmek kolay. Cinsel üretim öncesine uygunlar ve genel olarak sessiz, uysal ve optimistik görülüyorlar. İhtiyaçları düzenli moda sözcüklere ve sloganlara sığdırılabilir: “güçlendirme”, “eşitlik” ve “hayallerinin gerçekleştirilmesi”.

Yine de kadınlar- biz daha karmaşığız. Tutkuları neredeyse dünyanın her köşesinde sistematik bir şekilde susturulan, kıyafetleri, vücutları, beyinleri ve hırsları politikleştirilen, yasallaştırılan ve kötülenen yaratıklarız. En temel insan davranışlarımız – seks yapmak, bebek sahibi olmak ve diğerlerini sevmek – kültürel beklentilerimizin ve normların ataerkil süzgecinden geçiriliyor ve başkasının zevklerine, ihtiyaçlarına veya iştahına göre yeniden şekillendiriliyor. Kadınların neyi arzulayabileceği korkusu anti-feminist Amerikan politikalarını canlandırıyor. Bizi bu kadar küçük tutmaları için başkalarını öncelik haline getirince ödüllendiriliyoruz ve kendi ilgimiz doğrultusunda hareket edince cezalandırılıyoruz.

Kadınlar aç. Ancak reddedilerek tatmin hissetmek üzere yetiştirildiğimiz için bazen neyin açlığını çektiğimizi bile bilmiyoruz. Arzuladığımız şeyin peşinden gittiğimizde bunu sesli söylememizin sonuçları şiddetli olabiliyor: parasını dünyayı gezmeye harcamak istediğinden çocuk istemediğini söyleyen veya bir bebek istemediği için kürtaj yaptırdığını söyleyen ya da güç arzuladığı için işe girdiğini kabul eden veya kiminle isterse onunla flört edip seks yapmak istediği için iyi bir adamla evlenmeyi reddettiğini söyleyen aptal kadına yazık. Bu kadınlar bencil, doyumsuz ve namussuz. Aynı zamanda kendilerini feminist olarak tanımlıyorlarsa, kendi doğrularını uğruna savaştıkları davayı (feminizmin süslenmemiş kişisel ilgi ile motive edilebildiği düşüncesiyle beraber) baltalamayı riske atmamak için dikkatlice filtrelemeyi biliyorlardır.

Ve böylelikle henüz kadın olmamış yeni nesle de odaklanıyoruz.

Kadınların kızlarımızın istediklerini yapmak için özgürlüğe sahip olabilmeleri adına savaştıklarını vurgulayarak istediğimiz gelişimi durduruyoruz. İyi ve adil bir yaşam isteyen kadınlar için dünyayı düşmanca tutan normları istemeden besliyoruz. Kızlarımızın başkalarının ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilmeleri için, hayatlarını doğruları söylemekten kaçınarak geçirmesini istiyor muyuz? Kızlarımızın hayatlarını her şeyden önce kendi kızlarına adayarak geçirmelerini istiyor muyuz?

İstemiyorsak kendimize sevgiyle ve kızlarımıza bağışladığımız hayranlıkla davranmalıyız ve istediğimiz şeyleri şimdi talep etmeye başlamalıyız. Önce kendimizi beslemeyi öğrenmeliyiz.

Kaynak: New York Times

Kapak fotoğrafının kaynağı: Wired