“Ey muhterem hemşirelerim! Çünkü kadınlar erkeklerden keskin olan zekâları sayesinde iyi okurlarsa çok öğrenecekler. […]. Sonra erkeklerin başlarına indirmek istedikleri maddi ve manevi darbelere artık boyun eğmeyecekler”

Kadın olmak, ataerkil dünyanın her çağında zor. Engellerle karşılaşmanın kaçınılmaz olduğu bu sistem, bazı coğrafyalarda aristokrat kadının da yaptıklarını sınırlandırdı. Öyle ki ekonomik açıdan özgür görünen zengin Osmanlı kadını da yazmasının, konuşmasının, üretme arzusunun sonucunda bedel ödedi. Fakat Osmanlı kadını, tıpkı dünyanın diğer noktalarındaki kadınlar gibi yok sayılmayı, dışlanmayı ve diğer tüm bedelleri göze alarak mücadele etti.

Kadın hareketinin öncü isimlerinden olan Emine Semiye, kadın olmasının yanı sıra düşüncelerinden dolayı da zorluklarla karşılaştı. O, babası Ahmet Cevdet gibi düşünmüyordu, ablası Fatma Aliye gibi kimi zamanlar padişahın yanında da değildi. Muhalif bir kimliği vardı fakat tutucu değildi. Eleştirel tavrı elden bırakmadı, dernek, parti, örgütün değil, kendi düşünce ve hislerinin peşinden gitti.

Yazar, 28 Mart 1868’de, İstanbul’da Vezneciler semtindeki evlerinde dünyaya geldi. Tanzimat Dönemi’nden Cumhuriyet’in ilk yıllarına son derece aktif bir hayat sürdü. Yazar, siyasetçi, öğretmen kimliğiyle kadın hareketinin öncü isimlerinden biriydi.

Emine Semiye’nin kadın hareketine bakışını belki de en iyi anlatan ifade ise Mehasin adlı dergide, 1909 yılında yer alan şu ifadeydi; “Şükûfe Nihâl Hanım kızım, tahsile olan iştiyakınızı tebrikle beraber bunun husulünü tamamen erkeklerden beklememenizi de âcizane ihtar ederim. Bakınız size bir şey anlatayım: Hümamat-ı Aliyesi ile vatanına pek büyük hizmetler etmiş ve hâlâ da etmekte bulunan müterakki ve mütemeddin bir zat-ı âli ilan-ı hürriyetten evvel vatanın tahlisine, hürriyetin istirdadına çalıştığı zamanlarda bir gün kendisinden nisvan-ı İslam için de bir hisse-i meşrua talep etmiştim. O zat bize pek kavi teminat vermişti. İlk irticaiyun vakasında unutulmuş olan hukukumuzun hiç olmazsa nisvanın müdafaası suretinde icrasını ihtara lüzum gördüğümde bakınız o gayret- perverden şu mealde cevap almıştım. ‘Biz hürriyeti kurtardık; fakat kale-i taassubun henüz bir taşını kaldırabildik. Bekleyiniz, terakkiyat-ı nisvaniyenin zamanı da gelecektir. Sizin gibi erbab-ı hâmiyet meyus olamaz ve fütur getirmeyerek çalışır.’ Bu cümleden de anlıyorsunuz ya! Bizim terakkimiz yine bizim himmetimize bırakılıyor. Ricalimizin bizi düşünmediklerine şimdiden bizler düşünelim de nisvan-ı atiyemizin âlem-i medeniyete yaraşacak hâlde yetişmelerini kadınlığın, insanlığın hiçbirinden mahrumiyetini icap etmediğini el-ayan kadınlarımızdan bekleyelim. O kadınları millet istikbalde sizin gibi genç kızlarda bulacaktır.”  Buna göre Emine Semiye, kadınların özgürlüklerini kimseden beklememesini, kendisinin almasını Şükufe Nihal’e ithafen yazdıklarında bu şekilde belirtirken kendisi de bunu bilerek kadınlarla birlikte hak ve eşitlik mücadelesinin öncülerinden olmuştu.

Emine Semiye sadece kadın hareketi içerisindeki yeriyle değil eğitimci, siyasetçi ve gazeteci yönleriyle de dikkatleri çekmekteydi. O, bir yandan İttihat ve Terakki Cemiyetinin Selanik kadın kolları başkanlığını yaparak siyasi hayat içerisinde aktif olarak yer alırken bir yandan da önce Selanik ve Edirne’de sonra da Anadolu’nun çeşitli illerinde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapmıştı. Ancak bütün bu hizmetlerinde asıl hedefi kadınlığın durumunu iyileştirmekti.

Kurduğu Şefkat-i Nisvan ve Hizmet-i Nisvan isimli dernekler aracılığıyla yardım faaliyetlerinde bulundu. Eşi Reşit Paşa’nın memuriyeti dolayısıyla bulunduğu Selânik’te İttihat ve Terakki Fırkası’nın gizli faaliyetlerine katılıp Meşrutiyet’in ilanından sonra açıktan destekleyen yazılar yazıp konuşmalar yaptı. Tutuklanma ihtimali üzerine Paris’e gitti. Sonradan, aradığını bulamadığı için, ona tepki olarak kurulan Osmanlı Demokrat Fırkası’nın üyeleri arasında yer aldı. Cumhuriyet Dönemi’nde ise, siyasal hareketler içinde yer almasa da kadın haklarını ve Batı tarzı eğitim anlayışını savunan bir öğretmen olarak yeni ilkelerle bezeli yeni rejimin destekleyicisi oldu. Zaten dönemin basınından, kadınların yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla Meşrutiyetten Cumhuriyete kadınlar, yenilik ve özgürlük vaat eden rejimlerin destekleyicisi oldu.

Yazılarında Emine Vahide, Semiye bint-i Cevdet, Emine Semiye bint-i Cevdet imzalarını da kullandı. 31 Mart ayaklanması aleyhindeki sert yazılarını, belki de kimliğini gizlemek için Muallime-i Nasûha Hâce Şerife Mürşide ve Nasfet bint-i Ahmet takma adlarıyla yazdı. Emine Semiye, gazetelerde çok sayıda makale yayımladığı gibi, roman, hikâye gibi farklı türde kitaplar da kaleme aldı: Muallime, Bîkes, Sefâlet, Gayyâ Kuyusu (roman), Bir Mütehassisenin Tefekkürâtı, Terbiye-i Etfâle Ait Üç Hikâye, Hiss-i Rekâbet, Emir Çoban Kızları Yahud İki Kadında Aynı Tâli’: Bağdat Hatun, Dilşâd Sultan (hikâye), Selânik Hâtıraları, Hürriyet Kokuları, İktitaf (makale), Kalem Tecrübeleri (hatıra), Hülâsa-i İlm-i Hisap (ders kitabı).

1944’te Haseki Hastanesi’nde vefat eden Emine Semiye’nin ideolojik olarak sevilmemesi, onu dönem dönem anlatıların dışında tutsa da kadınların hayatlarının değişiminde büyük etkisi oldu. Her ne kadar gölgede bırakılıp görmezden gelinse de yaptıklarıyla bugüne değişi, tüm gerçekliğiyle tarihin orta yerinde durmakta.

Kaynak:

Şefika Kurnaz, Osmanlı Kadın Hareketinde Bir Öncü, Emine Semiye, Timaş Yayınları, 2008.

Emine Semiye, “Terakkiyat-ı Nisvaniyeyi Kimden Bekleyelim?”, Mehasin, Sayı: 10, Eylül 1325 (Eylül 1909), ss. 733-736.