Entre Les Murs” filmi, her ne kadar Sınıf olarak çevrildiyse de kelime bazında bire bir tercüme edildiğinde “duvarlar arasında” demek aslında. Filmin ismini ilk gördüğümde aklıma gelen sorulardan biri, bu duvarların nereye ait olduğuydu. Hastane mi, hapishane mi, apartman dairesi mi, hangisi? Cevabı çok geciktirilmedi. İlk sahneden François Marin ile yürüyerek geldiğimiz yerde, okulun/sınıfın duvarlarıyla karşı karşıyayız artık. Böylesi klostrofobik bir mekanda, çocukların saklanmış korkularına, endişelerine, nefessiz kalışlarına şahit oluyoruz. Dışlanmışlık, yalnızlık, kimlik arayışları arasında bocalayan çocukların. Bu duvarlar belki de toplumun kimlik ve kültür bileşenleri üzerinden 14-15 yaşlarındaki çocukların hapsedildiği sınırların göstergesidir. Toplum mekanizmasının gölgesindeki bu öğrenciler ise her şeyi sorgulamaya çoktan hazırdırlar.

Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye ödülünü kazanan, Laurent Cantet’in yönettiği “Entre Les Murs”(2008), bizi Fransa’nın banliyölerinden birinde bir okula götürür. Cantet’e göre, bu filmin asıl olayı biraz da dilin kendisidir. Kendisi, insanlar arasındaki söz oyunlarını ve bu oyunlar sonucu ortaya çıkan enerjiyi yansıtmak istemiştir filminde. Seyircilere kelimelerin ne kadar güçlü olduğu ve tek bir sözcüğün bile havayı birdenbire nasıl değiştireceğini çok iyi gösterir.

Daha ilk andan itibaren Fransızca öğretmeni olan François Marin [François Bégaudeau], onlara okudukları metinde ilgili oldukları kelimeleri sorar ve film genellikle onun öğrencileriyle olan diyalogu üzerinden ilerler. Kelimeler ve bu kelimelere herkesin yüklediği başka başka anlamlar değiş tokuş edilir film boyunca. Öğrencilerin, Marin’in “otoritesini” sorguladığı, onu eleştirdiği, hatalarını yüzüne vurduğu sahneler oldukça fazladır.

Marin, her ne kadar yumuşak başlı tavırlarıyla onları kendilerini ifade etmeleri için cesaretlendirse de, ben merkezli bir öğretmen tavrından uzak da olsa, gene de bu ideolojik mekanizmanın bir parçasıdır ve sınıfı kontrol altında tutmak ister, örneğin, öğrencilere konuşmadan önce parmak kaldırmalarını söyler. Eğer bir öğrenciden metin okuması istenirse, onu okumak zorundadır, diye düşünür.

Sınıfta huzursuzluğa sebebiyet veren ve yanlışlıkla sınıf arkadaşının yaralanmasına sebep olan Souleymane’ı disiplin komitesine gönderir. Kullandığı sözcüklerle Marin’i yoran Malili Souleymane, filmin en kritik noktalarından birinde durmaktadır. Oysa onun o kızgın ve sert tutumlarının ardında oldukça kırılgan biri vardır. Disiplin komitesinin önüne çıktığında, Fransızca bilmeyen annesinin tercümanlığını yaparkenki mahcup duruşu, iki kültür/iki dil arasında arada kalmışlıkları çok etkileyicidir. Souleymane, biraz da sistemin bir kurbanı gibidir, oyunu bozduğu,”huzur” kaçırdığı için oyun dışı bırakılmıştır.

Filmin ilk sahnelerinden birinde, öğretmenler birbirlerine kendilerini tanıtırken, emekli olmaya hazırlanan matematik öğretmeni, yenilere cesaretli olmalarını diler; çünkü “sorunlu” çocuklarla uğraşmak yorucudur. Evet, cesaretli olmalılardır belki; ama sadece bu çocuklardan öğrenecekleri şeylere hazırlıklı olmak için, bütün duvarların yıkılması için cesaretli olmalılardır. Sistemin gözetmeni rolündeki öğretmenler için bu durum bir nevi kırılma noktası olarak düşünülebilir.

Laurent Cantet kamerasıyla son sözlerini söylemeye hazırlarken, öğrenciler de artık tatil için hazırlardır, zil çalar ve sınıfı terk ederler. Geriye ise boş ve sessizlikle yüklü duvarlar kalır. Artık boş sıralara bakıyoruzdur. Bir tek sandalyeler konuşuyor gibidir, düzensiz duruşları birilerinin oradan kalktığını gösterir. Arkada gitgide duyulmaz olan çocuk çığlıkları ile buluşuruz. Her ne kadar öğrenciler tatile çıksalar da, sanki biz seyirciler için her şey yeni başlıyor gibidir.

İlk soruya dönecek olursak, bu duvarlar aslında hep benzer ideolojilerin ürünü olarak pazarlanır. Hastane, hapishane ya da okul, hiç fark etmez; aynı kontrol mekanizması işler. Peki, biz bu yapay sınırların, bölücü duvarların arasında gerçekten ne kadar birbirimize ulaşabiliyoruz, ne kadar “biz” olabiliyoruz? İşte, “Entre Les Murs“, bu sorularla bizi yüzleşmeye çağırıyor.