OHAL’le birlikte kadınlar için neredeyse, nefes alamayacakları bir tecrit ve baskı ortamı yaratılmak isteniyor. Kadınların özgürce ve eşitlik içerisinde yaşama talepleri OHAL ile yaratılan siyasi ortamda yok sayılıyor. OHAL gerekçe haline getirilerek hayatlarımız üzerinde daha fazla tahakküm kurulmaya çalışılıyor.

Kadın kazanımlarımızı hedef alan uygulamalarla karşı karşıya kaldığımız bugünlerde kadın dayanışmasının gücünü ve önemini daha fazla hisseder hale geldik.

Başta Kürt illeri olmak üzere ülkenin pek çok yerinde kadın dernekleri bir bir kapatıldı. Kayyum atanan belediyelerde ilk olarak kadın çalışmaları durduruldu. Eş başkanlık sistemi hedef alındı. Cezaevlerinde kadın tutsaklara dönük tecrit artırıldı. Yaşanan gözaltılarda keyfi çıplak aramalar ve taciz arttı.

Görülüyor ki erkek devlet, kadın dayanışması ve mücadelesiyle kazandıklarımızı, OHAL bahanesiyle elimizden almaya çalışıyor.

Sokakta, evlerde, okullarda taciz ve tecavüz arttı. Giderek de sıradanlaşıyor. Siyasi ortamdaki çözümsüzlükler devlet nezdinde kadınlara erkek devlet şiddeti olarak, toplumsal olarak yaşanan umutsuzluk ve sinme hali ise doğrudan kadına, erkek şiddeti olarak katmerlenerek dönüyor. Muhafazakârlık, şiddetin gerekçesi haline getiriliyor. Kadınlar şort giydiği için ya da sokakta spor yaptığı için şiddetle karşılaşıyor. Şiddet uygulayan erkekler ise “yargılandığı” sürede serbest bırakılıyor. Bir de yoksullukla mücadele eden kadınlar ekonomik şiddet kıskacında kalıyor. Örneğin; Kütahya’da bir ev işçisi çalışmaya giderken kreş bulunmadığı için çocuklarını eve kilitlemek zorunda kalabiliyor ve çıkan yangında çocuklarını kaybediyor.

Patlayan bombaların gölgesinde, istikrar diye diye yaratılan bu istikrarsız ortamda “bir de sizinle mi uğraşacağız” türünden yaklaşımlarla emeğimiz, mücadelemiz ve kazanımlarımız yok edilmeye çalışılıyor. Oysa biz kadınlar için şiddete karşı durmak yaşamsaldır. Taciz ve tecavüze karşı mücadele vermek yaşamsaldır. Kadın dayanışması yaşamsaldır. Emeğimize sahip çıkmak da yaşamsaldır.

OHAL ve KHK’lar yoluyla bir gece meclisten geçirmek istedikleri “çocuk istismarı yasası” kadınların OHAL’e rağmen sokakları boş bırakmayarak kararlı bir şekilde yasaya karşı koymaları sayesinde durduruldu. Tüm yaşanan adaletsizliklere, dayatmalara, yasaklamalara, “OHAL var ne hakkı ne hukuku” diyenlere inat durduruldu.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde yine kadınlar OHAL yasağı tanımadılar. Çünkü erkek egemen toplumda kadın için her gün OHAL var, kadınlar bunu bilerek yine sokağı terk etmediler. Binlerce kadın İstiklal Caddesi’ni mor bir isyana çevirmeyi yine başardı.

Yine Ayşegül Terzi’yi, Ebru Tireli’yi yalnız bırakmadılar. Şiddete uğrayan kadınları kamuoyunun gündemine taşıdılar.

Kadınlar Tacizci Watsons’u OHAL var diye görmezden gelmedi, gelemezdi. 17 yaşındaki genç bir kadına çıplak arama yapmışlardı. Bu mümkün olamazdı.

Gözaltında kaybedilmek istenen kadınların sesi olmaya çalıştılar, çalışıyorlar…

En çok korkutan da bu oluyor sanıyorum. OHAL’de, bu halde, her halde direnen kadınların olması ezilenlerin tıkanan nefes borularını açıyor. Umut yaratıyor.

Zor günlerden geçiyoruz. Dünyada ve ülkede büyük altüst oluşların yaşandığı, egemenlerin tarih sahnesinde birbirlerine karşı tekrar üstünlük kurmak ve zenginlik devşirmek adına milyonlarca insanın katliamlara, sürgünlere maruz bırakıldığı karanlık günler…

Bugün OHAL ve KHK’ların sürdürülmesi; bütün özgürlüklerin, insan haklarının, demokrasinin zapturapt altına alınarak eşitlikten, barıştan ve demokrasiden yana olan herkesi susturmak içindir.

Biz kadınlar OHAL ve KHK’lar yoluyla hayatlarımız üzerinde daha fazla tahakküm kurulmasına mahkûm değiliz diyoruz.

Tacize, tecavüze, şiddete, çocuk istismarlarına, emeğimizin yok sayılmasına, OHAL’e mahkûm değiliz. Mücadele etmenin OHAL koşulları bile olsa kadınlar için yaşamsal olduğunu bilerek daha fazla kadın dayanışması diyoruz.

Daha fazla mücadele.

Erkek-devlet şiddetine, aklına, hükmüne mahkûm değiliz!

Çözüm ellerimizde, çözüm kadın dayanışması ve mücadelesinin büyütülmesinde…