Fernando Pessoa 1888 tarihinde dünyaya gelen, Portekiz Edebiyatı’nın en önemli isimlerindendir. Yaşadığı dönemde pek tanınmayan Pessoa’nın yayımlanmaya hazır eserleri ailesi tarafından Portekiz hükümetine satılmıştır.

“Pessoa” Portekizcede “kişi” anlamına gelmektedir, “maske” anlamı taşıyan “persona” kelimesinden türemiştir. Fernando Pessoa’nın soyadı maske, hiç kimse, hayali kişi gibi kelimeleri ifade etmektedir. Bu kelimeler Pessoa’nın yazılarında da kendisini kimlik arayışı şeklinde göstermektedir. Yarattığı farklı kimliklerle farklı yazma üsluplarına bürünen Fernando Pessoa, varoluşsal yabancılaşmayı sözcüklere dökerek çoğu zaman kendisini “hiç” şeklinde nitelendirmektedir.

“Saçma olduğu kadar oldukça makul bir duyguya kapıldım bugün aniden. Beynimde çakan bir şimşek, bana bir hiç olduğumu fark ettirdi. Bir hiçtim, kesinlikle bir hiç.”

“ben bir şey değilim
asla bir şey olmayacağım,
bir şey olmayı isteyemem
öte yandan dünyanın tüm hayalleri bendedir”

İki insan arasındaki fark, insanla maymun arasındaki farktan daha çoktur. Hepimiz bize dayatılan hayatı yaşıyoruz, hepimiz aynı bilinmeyen kökten geliyoruz.

“Standart diye bir şey yoktur. Bütün insanlar var olmayan bir kaidenin istisnalarıdır.”

“Yaşam, maddenin metafiziksel bir hatası ya da eylemsizliğin bir ihmalkarlığı olduğumu yüzüme vuruyor.”

Basit görünen cümleleri ardında karanlık ve derin anlamlar vardır Pessoa’nın. Dili keskin değil, anlaşılırdır ama taşıdığı anlamlar bir o kadar keskin ve yalnızlık doludur.

“Zayıf insanların, kendilerine özel kederlerden evrensel dramlar yaratma eğilimlerinde alçakça bir yan vardır.”

Yaşamında bir sürü insana büründü, hepsine farklı anlamlar yükledi. Bilge olmak çelişkili olmak demekti.

“Sanki kendi sesimle konuşmuyorum artık. Bir parçam kenara çekilmiş ve sadece izlemekle yetiniyor gibi.”

“Başımıza gelenler ya hepimizin ya da birimizin başına gelir; hepimizin başına gelmesi bayağı, birimizin başına gelmesi ise anlaşılmazdır.”

Kendimizi tanıdıkça yanılgılarımız artar. Bunun çaresi ancak kendimizi bilinçli olarak görmezden gelmektir.

“Bütün bir hayata yabancı gibi, denize hasret bir ada gibi, her şeyin üzerinde yüzen faydasız bir gemi gibi sislerin arasında gözden kaybolacağım.”

Pessoa düşlerinden ve hayal kurmaktan o kadar güzel bahseder ki hayal kuramıyor olsa yaşayamazmış gibi hissettirir.

Bazen bütün hayallerimi tek bir kesintisiz hayatla birleştirsem ve hayali dostlar ve insanlarla dolu günlerden oluşan bir hayat kursam ne kadar mükemmel olur diye düşünüyorum.”

Yalnızlık, bilincin getirdiği acı, bölünmüş karakterler ve çatışmaları… Yapacak daha iyi bir şeyi olmamış düşünmekten başka.

“Düşünerek yankı ve uçurum yarattım kendime. İçimin derinliklerine inerek de çoğalttım kendimi.”

“Birbirinden uzak duran iki kişiyim ben, birbirine bağlı olmayan Siyam ikizleri gibiyim.”

İnsanı sık sık tanımlamış, çoğunlukla da “insan….bir hayvandır” şeklinde ifadeler kullanmıştır. İnsanların hayatı da hayvanlar gibi bilinçsizce akar, hayvanların içgüdülerini yöneten yasalar insanların aklını da yönetir.

“İnsanlık üreyen bir cesettir.”

“Hayat ile aramda ince bir cam var. Hayatı ne kadar açıkça görüp anlasam da, ona dokunamıyorum.”

Yaşamın ızdırap dolu oluşundan ve hüznünden sık sık bahseden Pessoa aynı zamanda yaşamın hayal kurulan kısmının güzelliğinden de bahsetmiştir. Acılarının bile hiç olduğunu söylemiş ama yaşamı reddetmemiş sadece düşlerin arkasına gizlenmiştir.

“Ruhum gizli bir orkestra; içimde hangi enstrümanların, hangi keman tellerinin, arpların, davulların ve tamburların çaldığını bilmiyorum. Sadece oluşan ahengi duyuyorum.”

“Bizler hiç kimseyi sevmeyiz aslında. Bizim sevdiğimiz şey, karşımızdaki kişi hakkındaki fikirlerimizdir. Kendi düşüncelerimizi, kendi benliğimizi severiz biz.”

Pessoa’nın yarattığı karakterlerin hepsi farklı bakış açılarını, kimlikleri, üslupları temsil etmektedir. Pessoa her birine farklı görünümler, yaşam hikayeleri vermiştir. Bu kişilerin hislerinin, fikirlerinin ise Pessoa ile bir ilgisi yoktur, onlarla aynı fikirde olmaz veya onlara karşı gelmez. İçinde bir karakter hisseder, onu yaşatır ama ondan kesin çizgilerle ayrılır. Shakespeare’in mi Hamlet’in mi daha gerçek olduğunu bilemeyiz, hiçbir şeyin var olmadığı dünyada gerçek olabilirler.

“Erkenden uyandım, var olmaya hazırlanmam uzun zaman aldı.”