Hayal kırıklığına yapılan acımasızlık karşısında hayrete düşmekteyim. Hep aşağılanan, kötülenen; hep vebalı gözüyle bakılan bir duygu hayal kırıklığı. Bir zamanlar; geçmişte bir yerde fikirlerim bu yöndeydi. Benim de hayal kırıklığı gördüğüm yerde  midem ağzıma gelirdi. Sonra bir gün, yolda bir yerde, fikirler zihnimde uğuldarken düşüncelerim devrilmeye başladı. Bu değişim hayallerimin paramparça olmasından kaynaklanıyordu. Öyle bir yere çalmıştı ki gerçekler hayallerimi, tuzla buz olmuşlardı. Toz bulutu dağıldıktan sonra geride kalan tek şey hayal kırıklığımdı. İşte bu fikir o esnada zihnime hücum etti. Hayal kırıklığı aslında kötü olan değildi. O bize bu dünyada yalan söylemeyen ender öznelerden veya nesnelerden birisiydi. O bize sadece yalın gerçeklik cümleleri kurardı. Hülyalı gözleri göremezdiniz onda ya da masalsı cümleler duyamazdınız. Kırk gün kırk gece şenlik yapılmazdı zaferin şerefine. Aynada yalan duyamazdınız. Sizden güzel vardı bu dünyada. Belki de bu yüzden hep kötülenen tarafta yer aldı. Hep kovalandı, hep örselendi…

Gerçekler acıdır cümlesini hep duyagelmiştim. Ve bu cümlede verilen anlamı kavramam zaman almıştı. Bu soyut bir acıydı dilimizi yakmazdı, peki o halde bu gözlerimizde oluşan yaşlar niyeydi? Bu cümlenin canlılığını kavramış olmak mutluluk verici. Gerçeklerdeki acılık tatlılığın bir dışa vurumuydu oysa. O bizim Pollyannacı olmayan ender kavramlarımızdan birisidir. Onun gözlerinde pembe çerçeveli gözlükler yoktur. Hayalleri düşündükçe içime bir ağırlık çöküyor. Ne günlermiş? Ufku görünmeyen bir denizde boşuna çekilen kürekler, yol aldığımızı sandığımız seyirlerde yerinde saydığımız adımlar, istasyona gittiğini düşündüğümüz trenlerde bindiğimiz şehirde indiğimiz günler; ya da Kuzey Kutbu olmayan bir dünya, pusulası yanlış bir kaptan… Haritada hazinesi bulunmayan bir gezgin. Kitapları hiç satılmayan bir yazar… Bütün bunlarda ortak olan bir nokta bulunmakta. Hepsinin de heybesi hayal kırıklıklarıyla dolu. Hepsi zihinlerinde kurguladıkları dünyadan başka bir dünyada yaşıyor. Belki hayallerde bir yerde yerçekimi yoktur ya da suyun altında nefes alınan günler görmüştür hayaller; Kaf dağındaki yere ulaşmıştır bazıları, bazıları da Moby Dick’i avlamıştır hayallerde. Güzel olan yer sadece hayal kısmı, diğer bütün olan şeyler acıyla dolu. Gelmeyeceğini öğrendiğiniz bir treni beklemekten vazgeçtiğimiz o anda hayaller nereye gider? Nereye saklanır? Binlerce kum tanesini dışarı yığmışken kutunun içini boş gören bir hazine avcısının gözlerinde kalan ışıkta hayaller nerededir? Bütün parasını borsada kaybeden bir tüccarın elindeki son kuruşta hayallerin izi var mıdır? Hayaller… İstek ve arzular… Rüyalar… Bu yazılanlar çok sert olabilir. Kim bilir belki de içimde çok fazla hayalin kırık olmasındandır.

Çölde gezerken bir vaha görmüş de kana kana içiyormuşsunuz ve bir an boğazınızda kumlar birikmeye başlamış. Bir serabın tam ortasındasınız. Bu bir hayaldi. Ya hep serap olmaya devam etseydi topraklar, boğazınızı aşsaydı; sizi ölüme mahkum edebilirdi. Hoş adına sövgüler düzülen hayal kırıklığı yetişti imdada. Gözlerinize inen perdeyi bir çırpıda kaldırıverdi. Ruhunuza nüfuz eden uyuşukluğu o giderdi. Çölün çöllüğünü yüzünüze yine o vurdu. Ortada ne su vardı ne de başka bir şey. Gerçekler zor…

Hayal kırıklığı bizim en sadık duygularımızdandır. Tıpkı nefret ettiğiniz kereviz yemeği gibi. Çok ama çok sağlıklı. En lezzetli hayallerinizden bile daha faydalı. O gün bunun farkına varamamış olsaydım dünya nasıl bir yer olurdu bilmiyorum. Belki de hala kendi kendime yanlış düşüncelere kapılacaktım. Hayallerle yaşam sürdürülebilir mi? Hayaller hangi işlevi görür? Hastalandığımız günlerde başımıza saplanan ağrı hayallerimize de sirayet eder mi? Savaş esnasında hangi hayaller rağbet görür? Hayal piyasası hangi ellerce yönetilir? Havadar bir yerden hayal satın almak kaç iş gününe mal olur? Hayal kurlarında bir dengesizlik var mı? Bu soruları o kadar fazlalaştırabilirim ki yazı sadece soru işaretlerince yazılır.

Bu cümleler çok fazla siyahı içinde barındırıyor olabilir. Çok hoyratça yazılmış, etraflıca düşünülmemiş ve hatta çocukça dürtülerle intikam arzusuyla bile yazılmış olabilir. Hıncım hayallerimedir. Onların bu kadar güzel ve güneşli gerçeklerin ise bu kadar çirkin ve yağmurlu oluşundandır. Gerçeklere yakın köylere kurulmalı hayaller, tehcir edilmeli. Belki katledilirler bu sayede hiç kırılmadan yaşayabiliriz. Bu fikir de kulağa çok mekanik geliyor. İnsan bu kadar gerçeği de bünyesinde eritemez, hastalanır. Ne yapmalı? Hem sürmeli yurdundan, hem kavuşturmalı yurduna. Hem idam etmeli onları hem de hürriyet aşılamalı… Gülündüğü yerde gülmeli ağlandığı yerde ağlamalı. Belki bu sayede hayaller, gerçekler ve hayal kırıklıkları arasında düğümlenen bu aşk üçgenine bir çare bulunur.