Ana SayfaYaşamKadınHayata müziği ile değen kadınlar-V: Maria Anna Mozart

Hayata müziği ile değen kadınlar-V: Maria Anna Mozart

-

Tarih sayfaları, ataerkinin gölgede bıraktığı, eşitsiz fırsatlar sunup körelttiği, başarısız gösterdiği, unutturduğu sayısız kadının ismiyle dolu. Bazen yaşadıkları dönemde tanınmayarak bazen yazılmayıp unutturularak tarihin gölgede bıraktığı bu kadınlardan biri de Maria Anna Mozart. Bu öteki Mozart, kardeşinden de önce besteler yapmaya, piyano çalmaya başlamış olsa da sanatın tarih tarafından gölgede bıraktığı ama hepimizin bildiği erkek Mozart ile aynı yeteneğe ve dehaya sahip biriydi. Bu da “neden tarihin ötekilerini yazmalıyız?” sorusuna cevap veriyor sanırım. Bilmediğimiz sayısız kadının, lgbti+ bireyin, çocuğun, işçinin ve türcülüğün yok sayıp yaşam hakkını çaldığı insan türü dışındaki varlığın öyküsü gizlenmiş bir biçimde bizleri bekliyor zira.

Nanerl takma adıyla tanınan Maria Anna Mozart, 1751 yazında dünyaya geldi. Henüz yedi yaşındayken piyonun atası olan klavsenin başına geçti ve çalmaya başladı. Dünyada büyük bir üne sahip olan kardeşi Mozart onu takip etti, Nannerl kardeşinin idolüydü. Hayallerinde inşa ettikleri krallıkta, sadece ikisinin anladığı bir dilde düşler kuruyorlardı.

Young Mozart's London | View from the Mirror

Müzik dehası bu iki çocuğun babası ve eğiticisi Leopald Mozart, 1762 ile onları tanıtmanın zamanı geldiğini düşünerek büyük bir turne düzenledi. Bu süreç, Nannerl için deneyim kazandığı ve bakış açısını değiştirdiği bir süreç oldu. Bugün daha çok Wolfgang ismi anılsa da dönemin en çok konuşulan isimlerinden biri de Maria Anna idi.

The Quiet Genius of Maria Anna Mozart | All About History

Babalarının hastalanması üzerine iki Mozart da sessiz bir sürece girse de birlikte üretmeye devam ettiler. Bu arada Maria Anna, Wolfgang için bir senfoni yazmaya başladı. Kardeşler, birlikte çalışmaya devam ederken ablasından ilham alan Wolfgang, pek çok yeteneğini onun yönlendiriciliği ile geliştirdi.

Maria Anna, 18 yaşına geldiğinde ise onun için planlanan hayat farklı bir yöne evrildi. Çünkü bir kız çocuğu için seyahat ve müzik yeteneğini sergilemek hoş karşılanabilirken bir kadın için bu, korkunç bir şeydi. Toplumun bu tutumunun oğlunun kariyerini riske atacağını düşünen Leopald, seyahat programlarından Maria Anna’yı çıkardı. Nannerl artık tüm kadınların durması istenen yerdeydi, evdeydi.

Maria Anna, eve hapsedilişinin ardından müziği ve üretmeyi bırakmadığı gibi kardeşi için üretmeye ve provalarında çalmaya devam etti. Babası ve sonrasında da eşi tarafından hayatı baskılanan Nannerl erkeklerin istediği hayatı yaşamak zorunda bırakılan sayısız kadından biri oldu.

Maria Anna, babasının ve eşinin ölümünün ardından kendi hayatını dilediği gibi yaşama konusunda nihayet özgürdü. Çocuklarını da alıp Salzburg’a taşındı ve müzik öğretmenliği yaparak hayatını geçindirmeye başladı.

Ataerkinin onun için ideal gördüğü hayata hapsedilse de müzik tutkusunu hep içinde taşıyan Maria Anna Mozart için pek çok kişinin kullandığı ifade ‘gölgede kaldı’ olsa da o, gölgede kalmadı, gölgede bırakıldı ve 1829’da yaşanmamışlıklarla hayata veda etti.

Kaynak: Maria Anna Mozart

Yazı dizisinin diğer yazıları için:

Hayata müziği ile değen kadınlar-I: Antonia Brico

Hayata müziği ile değen kadınlar-II: Neveser Kökdeş

Hayata müziği ile değen kadınlar-III: Amy Beach

* Hayata müziği ile değen kadınlar-IV: Ethel Smyth

SON YAZILAR

İşçi Filmleri Festivali başlıyor

18. İşçi Filmleri Festivali, 14-19 Ekim tarihleri arasında Ankara’da sinemaseverlerle buluşacak. 14 Ekim günü saat 18.30’da Kavaklıdere Sineması’nda oyuncu Gözde Duru’nun sunuculuğunu yapacağı açılışta Sputnik’te...

Kuru Otlar Üstüne: Antagonist olarak dişil enerji

Nuri Bilge Ceylan’ın 2023 Cannes Film Festivali’nde prömiyer yapan son filmi Kuru Otlar Üstüne, yönetmenin sinematografisinde takip ettiğimiz “aydının taşra sıkıntısı” olarak da tanımlanabilecek halini...

Vakıf üniversitelerinde neler oluyor?

Üniversiteler tüm bileşenleriyle, emeğin ve bilginin kendini her an yeniden var ettiği mekânlardır. Üniversiteler eskiden beri hep toplumun aklı ve vicdanı olarak görülmüştür. Bu günlerde...

Sanat: Kolektif tembelliğin günah keçisi

Sanat, insanın varoluşunu ortaya koymasının en yalın ama çözümü ve anlaşılması en zor çabasıdır belki de. Buna rağmen sanatı ısrarla belirli bir çerçeve içerisine sıkıştırmanın...
Zozan Çetin
Zozan Çetin
Eylül 1989’da doğdum. Ege Üniversitesinde Tarih okudum. Daha sonra erkeğin tarihini değil, kadının tarihini yazmak ve anlatmak için Dokuz Eylül Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalında yükseklisansa başladım. Düşlerim için çabalamaya devam ediyor ve değişime olan inancı içimde taşıyorum. Bir kadın olarak var olma mücadelesi verirken de yazının, sözün ve kalemin gücüne inanıyorum. O yüzden yazmayı da anlatmayı da seviyorum.

ÇOK OKUNANLAR

95,278BeğenenlerBeğen
17,593TakipçilerTakip Et
22,156TakipçilerTakip Et
243AboneAbone Ol