BM’nin iklim raporları dünyanın giderek ısındığı gerçeğini bilimsel şekilde ortaya koydu. Şimdi çevreci gözler 2015’te Paris’te gerçekleşecek konferansta.  2014 senesinde olumlu adımlar atıldıysa da, 2015’in bu adımları pekiştirecek atılımlar yılı olması bekleniyor.

IPCC’nin son raporundan hatırlamamızın iyi olacağı satır başları:

Öncelikle hatırlamamız gereken şu ki iklim sisteminde yaşanan değişikliler insan ürünü!

Rapora göre, iklim değişikliğinin gelecekte en az yüzde 95 ihtimalle görülmesi beklenen etkileri şöyledir:

· Kasırga, sel ve deniz seviyesindeki yükselmeye bağlı olarak, Küçük Ada Devletleri, diğer küçük adalar ve kıyı bölgelerinde ölüm, yaralanma ve yerleşim yerlerinin zarar görme riski,

· Karasal bazı bölgelerde ani sellere bağlı olarak yerleşim yerlerinin zarar görmesi, şehirlerde yaşayan nüfusun ciddi hastalık tehditleriyle karşı karşıya kalması riski,

· Aşırı hava olaylarına bağlı olarak altyapı sistemlerinin büyük ölçüde zarar görmesi ve/veya ortadan kalkmasıyla elektrik ve su temini ile sağlık ve acil yardım hizmetlerinin düzenli sürdürülememesinden kaynaklanacak sistemik riskler,

· Sıcak hava dalgalarının yaşanacağı dönemlerde kentsel ve kırsal alanlarda, dışarıda çalışanlar ile kentli nüfusun kırılgan kesimlerinde (yaşlılar, solunum zorluğu çekenler vb.) ölüm ve hastalık oranlarının artması riski,

· Sıcaklık artışı, kuraklık, seller ve yağış rejimindeki değişiklik ve aşırılıklara bağlı olarak, özellikle yoksul kesimler için gıda temin sisteminin işlemez hale gelmesi ve gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi riski,

· İçme ve sulama suyuna yetersiz erişim ve tarımsal üretimde düşüşe bağlı olarak, özellikle yarı kurak bölgelerde yaşayan geçimlik çiftçi ve köylülerin geçim kaynaklarının azalması riski,

· Özellikle tropik ve Kuzey Kutup bölgelerinde deniz ve kıyı ekosistemleri ile bu sistemlerin kıyı alanlarında yaşayan nüfusa sağladıkları biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetlerinin yok olması riski,

· Karasal ve tatlı su ekosistemleri ve ile bu alanlarda yaşayan insanların yararlandıkları biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetlerinin yok olması riski.

Politikacıların bir an önce harekete geçmesini isteyen IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli), sera gazı emisyonlarının 2050 yılına kadar yarıya indirilmesi uyarısında bulundu. IPCC‘nin raporunda, atmosferdeki zararlı gaz yoğunluğunun 800 bin yıldan bu yana en yüksek seviyesine ulaştığı belirtiliyor. Raporu hazırlayan Uzmanlar Kurulu’nun verilerine göre, 1880 ve 2012 yılları arasında üst yüzey sıcaklığı 0,85 derece, deniz seviyesi de 1901 ve 2010 yılları arasında 19 santimetre yükseldi. Bilimsel verilerin küresel ısınmayı açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirten IPCC Başkanı, küresel ısınmayı iki santigratın altında tutabilmek için çok az zaman kaldığını söyledi.

Raporda karbondioksit gibi iklime zararlı gazların azaltılmaması halinde fırtına, sıcak hava dalgaları ya da su baskınları gibi aşırı hava olaylarına yol açan ısınmanın 4 santigrata kadar varabileceği belirtiliyor. Bu nedenle de 2050 yılına kadar küresel ısınmanın yüzde 40 ila 70 oranında azaltılmasının, 2100 yılına kadar da sıfırlanmasının gerektiği vurgulanıyor.

Petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil enerji kaynaklarının yerine de rüzgâr, güneş ve su gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık verilmesi istenen raporda ayrıca enerji tüketiminin azaltılmasının önemine de işaret ediliyor.

Raporu hazırlayan IPCC bünyesindeki Uzmanlar Kurulu’nda 195 ülkenin temsilcileri yer alıyor. Rapor, üç ayrı bölüm halinde 2013 yılının Eylül ayından beri açıklanıyor.

İklim değişikliğini protesto edenler, 2014’te sokaklara döküldü. Eylül ayında New York’ta dört yüz bin kişinin yer aldığı protestoya katılan çevreci lider George Greshem, “Bu gezegeni seviyoruz. Geleceğimiz olmasını istiyoruz. Seçtiğimiz kişilerin bu konuyu gündeme getirmelerini istiyoruz. Aksi halde onlara destek vermeyeceğiz” diyor.

Gösteriden birkaç gün sonra BM İklim Zirvesi’nde konuşan Başkan Barack Obama, acilen çözüm üretilmesi gerektiğini belirtti: “İklim o kadar hızlı değişiyor ki çözümlerimiz yetersiz kalıyor. Alarm çanları çalıyor.”

Uzmanlar, dünya ısısının endüstri devrimi öncesi dönemdeki ısının iki derece üzerine çıkmasının kalıcı zararlar getireceği görüşünde. Princeton Üniversitesi Jeo Bilimler Profesörü Michael Oppenheimer, karbondioksit salınım oranları azaltılmadığı taktirde zararın kaçınılmaz olduğu görüşünde: “Hükümetlerin çabuk hareket etmeleri gerekiyor, önce Lima’da yapılan ve 2015’te Paris’te planlanan toplantıya bu kadar ilgi gösterilmesinin sebebi de bu.”

Lima’daki Birleşmiş Milletler görüşmeleri, Paris’te yapılacak olan ve ülkelerin bir araya gelerek iklim anlaşmasını imzalayacağı toplantıya ön hazırlık oldu. Peru’da varılan ön anlaşma eski anlaşmadan farklı olarak Çin ve Hindistan’ın emisyon oranlarını azaltacak kalkınmış ülkeler arasına girmesini öngörüyor. Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry, bu ülkelerin sorumluluklarına dikkati çekti: “Emisyon oranlarının yarıdan fazlasından kalkınmakta olan ülkeler sorumlu. Bu nedenle onların da katkıda bulunması gerekli.”

Çin ve Amerika tarihi bir anlaşma ile bu konuda adım attı. Anlaşma doğrultusunda Amerika salınım oranlarını 2025 tarihi itibariyle yüzde 26 ile yüzde 28 arasında azaltacak. Çin de salınımlarını 2030’tan sonra azaltmaya başlayacak. Oppenheimer, Paris konferansı öncesinde detaylara dair görüşmelerin devam ettiğini belirtiyor: “Paris’te ne olursa olsun bu konunun düzenli olarak her yıl ele alınması ve tüm ülkelerin verdikleri sözde durup, durmadıklarının kontrol edilmesi gerekiyor. Bu da bu ülkelerde yaşayan halkın aktif rol alıp, hükümetlerini çözüm üretmeye itmesi gerekiyor.” Oppenheimer; ertelemenin bir seçenek olmadığını, küresel ısınmaya karşı tedbirler alınmaması halinde uygarlık tarihinde görülen en hızlı ısınmanın önüne geçilemeyeceğini belirtiyor.

Başlık Görseli: The Huffington Post