Tıpkı kendiniz hakkında yıllarca bastırdığınız pek çok şey gibi, söz konusu cinsel yöneliminiz olduğunda da duygularınızı bastırmak hayatınızın geri kalanında oldukça zararlı ve kalıcı etkiler bırakacaktır. Eşcinsel dönüşüm kampları, kamp üyelerinin hayatlarını değiştirdiği kadar pek çok başka insanın da hayatını yıkabilir. Bir Reddit kullanıcısı, babasının gençliğinde eşcinsel dönüşüm kampında yaşadıklarının hayatını nasıl etkilediğini ve onu nasıl istismarcı bir babaya, eşe çevirdiğini anlatıyor:

Babası, kendini eşcinsellikten tedavi olduğuna inandırır ve “normal” bir hayat sürmeye yemin eder. Bu süreçte otuz yıl boyunca evli kalır ve bir erkek çocuğa babalık eder. Evlilik süresince baba, içine duyguların bastırıldığı bir tencereden farksızdır. Ve tencere patladığında ise, anneyi başka bir erkek için terk eder. Reddit kullanıcısı, bir adamı kendine düşman ettiği ve masum yaşamları mahvettiği için kampı suçluyor.

Sıradaki hikâye kulağa komedi filminden alıntı gibi gelse de, gerçek çok daha rahatsız edici. Genç kız eşcinsel bir arkadaşı ve en yakın kız arkadaşıyla görüldüğünde koyu Katolik olan ailesi iki kızın lezbiyen olduğunu düşünür ve harekete geçer. Bir hafta burada kaldıktan sonra kamptan kaçan genç kızın başından geçenler şu şekilde:

Kamptayken düzenli olarak dua seanslarına katılan genç kız, çoğunlukla yemeği ve suyu kabul etmez, çünkü eşcinsel veya “problemli” olduğunu düşünmemektedir. Burada geçirdiği zaman boyunca, aynı cinsiyetteki kamp üyelerinin ve kamp yetkililerinin bir araya geldiğine şahit olan genç kız, sonunda iki yüzlülük ve istismardan bıkar. Erkek bir arkadaşının yardımıyla kaçan kızı, ailesi yanında bir erkekle gördüğünde dönüşüm terapisinin ne kadar başarılı olduğunu düşünür.

Avustralya’da eşcinsel karşıtı bir örgüt olan “Living Waters” Claire Weaver isimli araştırmacıyı, nasıl faaliyete geçtiklerini göstermek için gizli görev yapmak üzere tutar. Pek çok eşcinsel dönüşüm kampı gibi Living Waters da, dayanaksız istatistikler ve beyin yıkama yöntemleriyle, ülke genelindeki kadınların ve erkeklerin eşcinselliğin üstesinden gelmesi üzerine kuruludur. Görev süresi boyunca Weaver, lezbiyenlerin yüzde seksen ile seksen beşinin geçmişte cinsel istismara maruz kalan kadınlar olduğunu veya hiç emzirmeyen kadınların hemcinslerinden hoşlanmaya daha yatkın olduğunu ifade eden konuşmalar yapar. Ayrıca, kampı ayakta tutan şu felsefeyi keşfeder; kız çocuklarını kadınsı şeylere zorlamanın çocukların “kafası karışık” büyümesini engellediği düşüncesi. Oysa çocukların kafasını karıştırma garantisi veren asıl şey, onlara bu saçmalığı öğretmektir.

TC adıyla bilinen bir kampzedenin sözlerine göre, kendisi ve diğer üyeler kampın sonunda “artık insan olmadıklarını” hissediyorlardı. 2012 yılında 15 yaşındayken, TC ailesi tarafından dönüşüm terapisine gitmeye zorlanır. Bu tarz bir tedavi yalnızca cinsel yönelimini değiştirmek için değil, asıl kişiliğinin izlerini silmek ve yeniden başlamak için tasarlanıştır aslında.

TC’nin dönüşüm terapisi “işkence yöntemleriyle öz değerini yerle bir etmek ve İsa’nin tekniklerini kullanarak yeni bir karakter yaratmak üzere iki adımdan oluşur. Altı ay süren ilk adım, tek seferde bir ve üç saat arası süren şok terapisi ve fiziksel istismardan oluşur. İkinci adımda ise üyeler farklı bir yeme, içme, konuşma biçimiyle programlandırılabilir hissiz, boş varlıklara dönüştürülür. TC bu korkunç maceradan kurtulsa da, insanlık dışı bu davranışlara katlanamayıp canına kıyan arkadaşlarını da görmüş.

Geçtiğimiz yıllarda, bazı kiliseler LGBTİ+ hakkında yargılayıcı ve sırt dönen tepkiler gösterdi. Batı Yorkshire’da kendini, kilisedeki eşcinsel karşıtı şantaja kurban bulan genç kızın hikâyesi şöyle;

2007 yılında,“Louise” takma adını kullanan genç kızın, kiliseye giden genç kişileri olumsuz yönde etkileyeceği korkusuyla, 18 yaşından küçüklerle sosyalleşmesi yasaklandı. Ayrıca kendisine düzenli olarak uygulanan şeytan kovma ritüelleriyle izole edilmiş ve yalnız hissedilmesi sağlandı. Eşcinsel eğilimlerini terk etme süreci kilisenin deneyimlileri tarafından takip edildi. Genç kız, kolay etkilenen biri olsaydı süreçten zarar görebileceğini söyledi.

Dönüşüm kampındaki eşcinsel bireyleri bekleyen en zorlu şey, “iyileştikten” sonra onları dışarıda bekleyen hayattır. Gelişme çağlarını, aslında doğal olan eşcinsel yönelimlerinin yanlış ve hastalıklı olduğu öğretilerek geçiren pek çok kamp üyesi bir daha hemcinsleriyle ilişki yürütmekte zorlanır ve karşı cinsten birisiyle evlenerek çocuk yetiştirir.

Bu acı gerçek, Anthony Venn-Brown ve Simon Tinkler adındaki Avustralyalı iki erkek için geçerli. Kilise yetkilileri bu iki adamı evlilik ve dua ile “normal” olabileceklerine ikna ettiklerinden, her ikisi de yıllarca heteroseksüel birer evlilik yürütür ve baba olurlar. Yıllar süren beyin yıkama ve erkeksi işlere zorlanma her ne kadar dönüşüm kamplarının başarılı olduğunu gösterir gibi olsa da, şu an ikisi de açıkça eşcinsel ve yaşamlarına sıfırdan başlama zorunluluğu içindeler.

Kaynak: The Richest

İstismarcı ve işkenceci gay dönüşüm kamplarından hikâyeler 1