1962’den günümüze kadar popülaritesini sürdüren James Bond filmleri, küresel anlamda oldukça ilgi görmüş ve adeta bir sektör haline gelmiştir. Elbetteki yakalanan bu popülaritenin altında yatan güçlü sebeplerin var olması da kaçınılmazdır. Yazımda da var olan bu sebepleri, bu filmle beraber değişen tüketim anlayışını ve sistemin işleyişini kendimce açıklamaya çalışacağım.

Genelinde Bond filmlerinde ön plana çıkan noktaları sıralayalım:

  • Bond’un etrafındaki kadınların güzel, güçlü ve seksi olması,
  • Bond karakterinin belli bir markaya ait olan pahalı saatleri tercih etmesi,
  • Filmde yer alan ve filmden sonra çok daha sükse yakalayan şarkılar,
  • Astronomik rakamlara sahip olan lüks arabalar,
  • Bond karakterinin kendi stiliyle oluşturduğu alkollü içecekler,
  • Yine Bond karakterinin kullandığı eşyalar (tıraş makinesi vb.)

Yukarıda belirttiğim bu unsurların Bond filmlerinde çıkarılamaz parçalar olduğunu düşünüyorum. Çıkarıldığı takdirde filmin başarısının var olan sistemde çok aşağılara düşeceğini söylemek hiç de yanlış olmaz gibi görünüyor. Bond karakterinin fiziksel özelliklerine baktığımızda çok yakışıklı ve karizmatik olması ilk olarak göze çarpıyor. Fit oluşu, kaliteli kıyafet seçimi, kullandığı aksesuarlar ve seksi kadınlarlailişki kuruyor olması izleyicinin gözünde ideal bir kahraman profili çiziyor. Yeteneklerine baktığımızda ise iyi silah kullanması, kumar oynaması, iyi bir dalgıç olması gibi birçok hünere sahip oluşu, onu güçlü, prestij sahibi, seçkinlik gibi üst düzey sosyal statü kategorisinde yer almasına yeterli olabiliyor.

İzleyiciyi ele aldığımızda kadın izleyici gözünden Bond karakteri, her kadının hayal edip de sahip olamadığı bir tip oluveriyor. Erkek izleyici gözünden ise paraya, güce ve birçok kadına sahip oluşu da rahatlıkla dikkat çekmesine yetiyor. İzleyiciler 1-2 saat de olsa gerçek dünyanın sorunlarından ve sıkıntılarından uzaklaşıp kendilerini Bond karakteriyle bütünleştirme gereksinimi duyuyor. Bu nedenle James Bond filmleri var olan endüstrinin bir ürünü olarak başarıyla ilerliyor.

Peki neden bu türdeki başka filmler James Bond Filmleri kadar başarı sağlayamıyor?

Yaptığım araştırmalarda da James Bond karakterini oynayacak aktörlerin İngiliz olması şartı, kafadan batı medeniyetinin üstünlüğünü ve emperyalist propagandanın işleyişini gösteriyor. Film sahnelerinin oldukça maliyetli olması, Bond filmlerine ciddi bütçeler ayrılması da kuvvetli nedenler arasında yer alıyor. Böylelikle James Bond filmleri, kurgu filmlerinin fenomeni haline dönüşüyor, üretim yeniden şekilleniyor ve Bond jenerasyonu oluşuyor. Filmde kullanılan lüks arabalara, saatlere, parfümlere ve kıyafetlere rağbet oldukça artış gösteriyor. Bir nevi ürünlerin reklamı (temsili) oldukça başarılı bir şekilde yapılıyor.

En basitinden James Bond serisine ait Spectre filminde Bond’un giydiği smokinin bile gazetede haber değeri taşımasına yeterli olmuştur.

Bond serilerinin her birininde başarıyı yakalaması, kapitalist sistemin bir sonucu olan hızlı tüketimle, her bir filmi anlamak için bir öncekini izlemek gerekmiyor. Çünkü Bond karakteri prototipleşiyor. Olaylar onun etrafında şekilleniyor böylece filmi üreten teknik kısım küçük oynamalarla tüketicinin beklediği ürünü ortaya çıkarıyor. Her bir filmde farklı aktörler ya da aktristler olsa da filmin mantığı aynı çerçevede ilerliyor. Yani seksi, güzel kadın yine varlığını koruyor ya da yakışıklı ve karizmatik başka bir Bond yine lüks alışkanlıklarıyla karşımıza çıkabiliyor.

Öte yandan Bond filmlerinin aynı klişeler üzerine kurulu olması, kahraman karakterin standart özelliklere sahip oluşu, (İyiler kahramandır. Kötülerle savaşır.) ve Bond karakterinin tüm serilerinde karşılaştığı güç durumlarda bir şekilde sıyrılması (ölmemesi) yani karaktere bir şey olmayacağı algısı, filmlerde gerçekte hayattan uzak yaşam stili, belki de birçok insanın hayatları boyunca sahip olamacakları arabalar, aksesuarlar vb. filmi cazip kılmayacak örnekler arasında gösterebilirim. (Bunları Bond filmlerini izlemeyi tercih etmediğim nedenler olarak da belirtebilirim ki paydamız ne kadar az olsa da.)

Sonuç olarak, her ne kadar Bond serilerinin sahip olduğu klişeleri sıralasam da bu gişe gerçeğini ve küresel çarkın işleyişini sekteye uğratmıyor. Her gelen seri film, büyük oranda rağbet görerek, yığınına bir yenisini daha ekliyor. Dünyanın her yerine hızla yayılarak Bond kültürü tek tipleşiyor bununla birlikte tüketim gerçekleştirmenin yolu açılıyor. Bond markalarla bütünleşiyor, ürünlerin pazarlanması istenilen seviyeye ulaştırılıyor. Hollywood’un ürün yerleştirme akımı başarıyla gerçekleşiyor. (Apple, Mercedes, Omega Seamaster 300- saat, N. Peal kaşmir kazaklar, Mustang vb.) Bu tip teknolojik ürünleri kullanmasıyla da yapılan her bir film bu yolla güncelliğini muhafaza edebiliyor.

Kaynak: OO7, Marketing Türkiye, Shift Delete