Herkesin bir büyüme hikâyesi vardır. Düşe kalka, döke saça, öğrene öğrene… Büyümemin evreleri de yavaş yavaş gelişir. Kendimizi sorgularız, kim olduğumuzu bulmaya çalışırız ya da hikâyemizi kendi çizdiğimiz yolunda ilerletiriz. Ailevi sorunlarımız olmuşsa ve içimize kapanmışsak işler daha da karmaşıklaşabilir. Bununla başa çıkmak, içindeki güçe bağlı… Barry Jenkins imzalı bir büyüme hikâyesi olan Moonlight 2017 yılının merakla beklenen ve ilgi gören yapımlarından biri olma özelliğini taşımakta. Jenkins’in yazıp yönettiği filmde Alex R. Hibbert, Asthon Sanders ve Trevante Rhodes; 3 farklı evredeki baş karakterimizin Chiron’u canlandırıyor. diğer rollerde ise Mahershala Ali, Naomie Harris, Janelle Monae ve Andre Holland gibi oyuncular yer alıyor.

Siyahilerin çoğunlukta olduğu, Miami’nin zor bir mahallesinde geçiyor hikâyemiz. Uyuşturucu satıcıları, sokaklar, küçük çocuklar… Ve hikâyemizin baş karakteri de Chiron’la yolumuza devam ediyoruz.

Chiron’un hikâyesi, Küçük, Chiron ve Siyah başlıklarıyla 3 evrede anlatılıyor. Chiron, iletişimi olmayan, içine kapanık ve kendini arayış halindeki bir çocuk aslında ilk evrede. Babası olmamasından ve bu arayışından dolayı arkadaşlarının dalgasına maruz kalıyor. Bundan saklandığı sırada karşısına uyuşturucu satıcılığı yapan Juan çıkıyor. Juan ile aralarında bir aile bağı oluşuyor. İkinci evrede biraz daha büyümüş ama içine kapanıklık hali hâlâ devam eden Chiron var. Bu evrede eşcinsellik konusundaki fikirlerini de netleştiren Chiron, bununla ilgili de arkadaşı Kevin ile bir olay yaşıyor. Ama evre sonuna doğru öyle gelişme oluyor ki, bir sonraki evrede çok farklı bir Chiron’la karşılaşacağımızı tahmin edebiliyoruz.

Yapı, davranış ve kafa anlamında değişmiş, çok farklı bir Chiron karşımıza çıkıyor üçüncü evrede. Farklı tiplere bulaşmış, hayatında kimse yok, spor yapıp zayıf vücudunu sportif hale getirmiş bir adam var. Yıllar sonra arkadaşı Kevin’den aldığı telefon, aklını çok karıştırıyor. Kevin’in karşısına uzun zaman sonra çıkmaya karar veren Chiron’ın içinde saklananlar, ortaya çıkmış oluyor.

Moonlight geneli itibarıyla bir erkek psikolojisine inen bir yapım, tabii farklı bir yöne giden türden. İnsan ilişkilerine selam veren, duygulara, güvene ve merhamete önem veren cesur bir hikâyeye sahip. Filmle kuramadığım duygusal bağı senaryoya bağlıyorum. Çünkü çok fazla kapanık bir baş karakter var. Sürekli çevresi tarafından dalga geçilen ve bunlar karşısında hatta en ağır laflar karşısında bile hiçbir şey yapmayan bir Chiron. Bir süre sonra diyorsunuz ki, “Şu zincirlerini kır artık Chiron!” artık yeter! Çünkü seyirci anlamında çok boğuntu duruma geliyor bu durum bir süre sonra. Ama zincirler kırılıp, patlama noktası geldiğinde “Oh be!” olmuyor değilsiniz. Ayrıca 3. evredeki Chiron’un ilk evrelerdeki halinden eser yok. Tabii ki bir değişim olmalı, ama bu değişim çok abartı bir değişim olmuşa benziyor. Ayrıca Chiron ve Juan arasındaki bağ, fragmanda daha da sıkı gösterilirken, benden 2. evre itibarıyla bu bağ hakkında daha fazla bilgiye ulaşamıyoruz? İlk evrede bir baba-oğul türünden bir bağa ulaştırıyorsan seyirciyi, bunu devam ettirmen gerek. Havada bıraktığın anda anlam karmaşası yiyip bitirebilir.

Filmdeki en güzel yanlardan birisi, filmi kendi içinde siyahiliğe ve eşcinselliğe karşı sert duranlara da başarılı bir tutum sergiliyor. Bunu her ne kadar argoyla yapması rahatsız etse de, bunu karşısında cesur durabilmesi güzel. Ama bu filmle birlikte birilerine acımamıza ve ajitasyona gerek yok. Bu derslerle birlikte içine kapanan insanları hayata tutacak güzel şeyler bulmak ve onları sağlam bağlarla tutmak daha mantıklı olacaktır. Çünkü bu film sadece eşcinselleri anlatan bir film değil. Hayattan birçok parçayı, eşcinsellik de bunlardan bir tanesi, içinde barındıran bir yapım. İçinde savaş bulunduran, ama her tarafından da barış çağrısı yapan bir hikâye var.

Moonlight‘ın en başarılı olayı, kesinlikle sinematografisi. Görüntü işçiliği, renk seçimleri ve ışık kullanımı muazzam. Özellikle annenin bağırdığı, yüz yıkama ve Juan’ın Chiron’a yüzme öğrettiği gibi sahneler güzel bir kurgu ve iyi bir işçilikle oluşturulmuş sahneler. Uzun ve sıkıntılı bir senaryonun kurtarıcısı olan bu görüntü işçiliği, anlatılan hikâyenin seyircide oluşturan duygu yoğunluğunun en büyük artısı niteliğinde. Fon müziklerinin seçiminin de muhteşem olduğunu dile getirmek gerek.

Bir büyük başarı da istisnasız bütün oyunculara ait. Alex R. Hibbert, Asthon Sanders ve Trevante Rhodes, Chiron’un farklı evrelerdeki hallerini yalın olduğu kadar başarılı performanslarla anlatıyorlar. En çok dikkatimi çeken performans ise, anne rolündeki Naomie Harris’e ait. Harris, evreler içinde değişen anne rolünde çok belirgin olmayan, ama fark edildiğinde çok şey anlatan bir performansla filmde parlıyor.

Moonlight, Altın Küre’de en iyi drama filmi ödülünü aldıktan sonra Oscar’da da 7 dalda adaylığa sahip. Karşısında neredeyse bütün törenlerden boş dönmeyen dişli ve güçlü rakibi La La Land var. Moonlight’ın Oscar’dan elinin boş dönmeyeceğine eminim, şansı olan bir yapım. Oscar’a karşı genelleme olarak bir ırkçı duruş yakıştırılmasından sonra, bu tarz bir filmi taçlandırmak yerine değer verme yönüne girmesi Dünya sineması için çok sevindirici. Moonlight’ın hak ettiği değeri alması, en iyi temenni olacaktır.