Maden işçisi, cehennemi yeryüzünde yaşayan, kara yumruklarıyla direnen ve en çok korkulan işçi grubudur. Sebebi, tarihselliğe yayılmış yüzlerce katliam, direniş ve trajedi öyküsüdür. Bugünkü durağı Zonguldak olan direnişler, hep haklı sebeplerle başladı, hep bastırıldı, işçiler hep katledildi. Tarihsel bir sergide, kara tarihe sıçramış kan lekeleri görülecek bu yazıda. Kara yumruklar, cehennem ve duvarlardaki kanlı tarih

maden direnişi

Colorado’da bulunan ve Rockefeller ailesinin sahibi olduğu, Colorado Yakıt ve Demir Şirketi’nin kömür işletmesinde, işçiler ayaklandı.

Neden? Çünkü, çalışma koşulları çok ağırdı ve zaten pratikte para kazanamadıkları halde (çünkü ödemeleri sadece o arazi içinde geçen markalarla yapılıyor ve yalnızca şirkete ait mağazalardan alışveriş yapabiliyorlardı), bu ödemelerde de kandırılıyorlar ve kazandıkları üç kuruş da ölçme sırasında hile yapılarak çalınıyordu. Bunun üzerine greve başladılar, işi durdurdular, çalışmak için gelen işçilere engel oldular. Şirket önce güvenlikleriyle saldırdı işçilere, sökmeyince Ulusal Muhafızlar çağrıldı. Devlet, yine sermaye yararına çalışıyordu. İşçiler de silahlandılar. Tüfeklerini bu sefer emeklerini korumak için kullandılar. Çarpıştılar, öldüler, direndiler ve kazandılar. Hakları artık daha az gasp edilecekti. Bu olayla ilgili internette arama yaparsanız, “tarih kitaplarında anlatılmayan bir olayla ilgili” notuyla bulabilirsiniz, katliamın anıtının fotoğrafını.

The_Ludlow_Massacre_Memorial,_April_20th,_1914,_Colorado_Coal_Miners_on_Strike_(3453614459)

Bu katliamdan sonra, Coloradolu bir maden emekçisinin oğlu olan Merle Travis, işçilerin aralarında söyledikleri deyişleri toplayıp “16 Ton” (16 Tons) adlı bir şarkı yaptı. Şarkının sözleri arasında, “Bazı insanlar, insanın çamurdan yapıldığını söylerler/ Ama fakir insan, kas ve kandan yapılmıştır/ Kas, kan, deri ve kemikler/ Zayıf bir akıl ama güçlü bir bellek” dizeleri var. Hatta nakaratta, “Aziz Peter, beni çağırma, çünkü gelemem/ Ruhumu şirketin marketine borç verdim” dizeleriyle, şirketin alışverişlerini arazideki marketle sınırladığı işçilerin hayatları anlatıldı. Şarkı önce korkuyla karşılandı, ardından hit oldu. Herkes dinlemeye başladı, birçok şarkıcı tarafından yeniden söylendi, farklı tarzlarda cover’ları yapıldı. Hatta General Electrics şirketi, utanmadan, sıkılmadan, “elektrik enerjisinin tarihi” konulu bir reklamında bu şarkıyı kullandı. Hiç utanmadılar gerçekten, çünkü güçlü ve güzel kadınlar ile, güçlü ve yakışıklı erkekler kullanıldı reklamda. “Hep kullandığınız enerjinin kökeni” denildi reklamda, ama ne katliamdan bahsedildi, ne de hâlâ benzer koşullarda çalışan işçilerden. Şarkı popüler olmuştu ve tehlikesi ortadan kalkmıştı, yayınlayan ilk şirket, kârını inanılmaz bir oranla artırmıştı.

Bu katliamdan 51 yıl sonra, 1965’te, Zonguldak’taki maden işçileri de, neredeyse tamamen aynı koşullarda çalıştıkları için ayaklandılar. Coğrafya değişmişti, yaklaşık 50 yıl önce kurulmuş bir sistem vardı, imparatorluğun enkazı üzerine kurulmuştu. Ama devlet yine devletti ve işçilerin tarafını tutmaya hiç de niyetli değildi. Neredeyse bedavaya, ölümün kollarına girerek çalışan işçiler, daha naif bir şekilde ayaklandılar. Silahları yoktu ellerinde. Ama devlet dinlemedi, kolluk güçleri yetmeyince, donanma çağrıldı, işçilerin üzerine ateş açıldı. İşçiler kaçmadılar, açılan ateşin üzerine yürüdüler. İkisi katledildi, yaralılar vardı. Sonraki günlerde de ölümler devam etti, işçilerin “komünistler tarafından tahrik edildiği, jandarmanın havaya ateş açtığı, bunu yapmasa işçilerin Zonguldak’ı basacakları” yalanları söylendi, hatta açılan ateşin üzerine yürüyen işçilerin “komünistler tarafından sarhoş edildikleri” bile söylendi. Bunu bir sendikanın başkanı söylüyordu, tabi ki devlet de, sendika da zerre kadar utanmadı. Sonuçta yine emekçiler kazandı. Bu direniş, sonraki yıllarda akıllara kazınan ’68 gençliğine de, ilerleyen zamanlardaki işçi hareketlerine de örnek oldu.

kozlu

2014 yılında, önce Soma’da, Zonguldak’taki maden işçilerinin “sarhoş edildiklerini ve tahriğe kapıldıklarını söyleyen pek değerli sendikamızın denetimi” altında olan bir maden ocağında, 301 işçi katledildi, yine kaza dendi tabii ki. 1914’teki katliamdan sonra ülke, 1965’tekinden sonra hükûmet değişse de, tabii ki devlet yine devletti ve devletliğini, olayın üstünü kapatıp maden ocağının sahibi olan şirketi korumasıyla gösterdi. Tabii ki kapatamadı, ancak sorumluları korumayı başardı. Aynı dönemde Şırnak’ta da bir maden ocağında “patlama” sonucu işçiler katledildi, ama bu olay hiç konuşulmadı. Hatta sonrasında Karaman’da da… Maden katliamlarını anlatmaya başlarsam, sonu gelmez muhtemelen.

Bugün, yine bir maden ocağında, maden işçileri direniyor. Çünkü hâlâ berbat şartlarda, ölüm pahasına, tam anlamıyla “ekmek parasına” çalışıyorlar. Hiçbir şey değişmedi, hâlâ sermaye ve devlet tarafından soyuluyor, hâlâ çıkardıkları maden ve kazandırdıkları para kadar değerli görülmüyorlar. Çünkü onlar insan değil, üretim aracı olarak görülüyorlar. Muhtemelen buna da kimse ses vermeyecek, çünkü latte içmek ve yarışma programları izlemek gibi daha önemli işleri var. Ben buraya hem 16 Tons şarkısını, hem de Türkiye’deki katliamlarla alakalı yapılmış bir şarkıyı atacağım sadece. Belki bir pencere açılır kafalarda, belki dikkat çeker bu sefer… Çok geç olmadan.