Alışmak ve kanıksamak belki de içinden geçtiğimiz dönemin en korkutucu yanı. Koca koca sosyal siyasal ve ekonomik gelişmeler yaşanıyor. Bunlar yaşanırken birer birey, birer topluluk, birer örgüt olarak ne hissediyoruz? Faşizmin ve baskı ortamının zoruyla etkisi azalmış yapılar olarak mı görüyoruz kendimizi yoksa örgütlenmenin, dayanışmanın, inancın ve sosyal medyanın gücüne inanan ve kartopu etkisiyle kötüye dair olan şeyleri değiştirmeye olan umudu veren yeni bir yol mu? Bu soruya verdiğimiz yanıt olarak ikinci seçenekte buluşma ihtimalimiz arttıkça geleceği tüm kadınlar, LGBTİ+, yoksullar, işçiler, bil cümle tüm ezilenler için inşa etme olasılığımız da artacak.

Gülistan Doku… Kaybedileli 52 gün oldu. Hala haber yok. Bu salt bilgilendirici bir haber mi?

Yoksa bir çağrı mı?

Peki, Nadira’ya ne oldu? Şirin Ünal nerelerde? 

Liste uzayıp giderken biz kahroluyoruz!

Son zamanlarda bu soruyu ne kadar çok sorduğumuzu hatırlayalım. Her kaybın ardından “nerede” ve “ne oldu” sorusunu soruyoruz. Kadın dayanışmasının gücüyle kamuoyu yaratıyoruz. Hesap soruyoruz. Sormaya da devam edeceğiz. Ancak kayboluşlarının üzerinden geçen her gün ile birlikte toplumun diğer kesimleri tarafından bunların kanıksandığını ve bilgilendirici bir mesaj olarak algılandığını görüyoruz.  “Koskoca” devlet de örneğin Dersim gibi bir ili istediğinde cm cm gözleyebilirken bir kadının kayboluşunu çözemiyor? Açıklayamıyor? Erkek devlet refleksi ile cinayet faillerinin korunduğunu görüyoruz. 

Kadın cinayetleri de böyle. 

Kadın cinayetleriyle ilgili kadınların mücadele ile faillerin üzerine gitmesi dışında sosyal yapılarda 3.sayfa haberciliğinden bir arpa yol alınabilindiğini düşünen varsa beri gelsin.

Kadın cinayetlerinin failleriyle değil de yarattığı sansasyonla ilgilenilen bir anlayış kadın cinayetlerini olağanlaştırıyor, sıradanlaştırıyor. Gündelikleşen kadın cinayetleri infial yaratmayı bırakalım kaderimizmiş gibi kanıksatılmak isteniyor. Kadın cinayetlerini engellemek ile sorumlu olanların da bu alana dair seyirci kalması ve durdurma yönünde siyasi irade koymamaları kadın cinayetlerini çoğaltıyor. Normalleştiriyor. 

İstanbul Sözleşmesi Gözden Geçirilecekmiş!

Yüksek İstişare Kurulu toplantısında Recep Tayyip Erdoğan “İstanbul Sözleşmesini gözden geçirmemiz gerek, onunla ilgili bir çalışma yapıyoruz” demiş. 

Şimdiye kadarki iktidarlarında kadınların özgürlüğü, güvenliği, hakları konusunda çıldırtacak ölçüde söylemlere ve uygulamalara imza atan bu iktidar adeta kadın düşmanı politikaları hayata geçirmeyi kendine görev bilmiş gibi hareket ediyor. Özellikle benimsemiş olduğu aile politikalarıyla ve İstanbul sözleşmesindeki toplumsal cinsiyet kavramına karşı çıkarak 6284’e karşı bir kampanya yürütüyor. 

İstanbul sözleşmesi kadınların yüzyıllardan fazla biriktirdiği mücadeleler sonucu edinilmiş haklarıdır. Birilerinin kibri yüzünden vazgeçeceğimiz haklar değil onlar. Onun için İstanbul sözleşmesini uygulamakla yükümlüler, kurcalamakla değil. Bizi sokmak istedikleri kalıplara sığmayacağımızı anlatmamız yetmiyor. Haklarımıza dönük her girişimlerinde karşılarında kadınları bulacaklarını bilmeliler. Kürtajı nasıl durdurduysak, bugün hala erken yaşta evlilik yoluyla çocuk istismarcılarını affetmelerini nasıl engellediysek, İstanbul sözleşmesine de öyle sahip çıkacağız.

Kaybedilen ve katledilen kadınlar için atıyor bu sene de kalbimiz. Kadın cinayetlerine, kadınların kaybedilmesine olan öfkemizle bunların kanıksanmasına da karşı çıkıyoruz. 8 Marta doğru şiddete, tacize, tecavüze ve emeğimizin değerinin bilinmemesine duyduğumuz öfkeyle geliyoruz. Haklarımız, özgürlüğümüz, emeğimiz için binlerce kadınla buluşmamızın heyecanı ve coşkusunu yaşıyoruz. Kadınlar “Birlikte Güçlüyüz”, “Birlikte Güçleniyoruz”.

Bu sene de sokakları, meydanları, geceleri mor rengimizle süsleyeceğiz. Özgürlüğümüz için sen de gel.