Okuma süresi: 3 dakika

“Peder, kitleleri hiç ihtiyaçları olmayan ve faydalı da olmayan bir şeyi almaları için şartlıyorum.”

“Tamam da ne diyebilirim kızım!?”

“Peki, siz de bir şey söylemeyin. O zaman, bugün kiliseye bahşiş mahşiş yok peder.”

Lily, pederin kayıtsızlığına sinirlenmiş, hızlı adımlarla yürüyordu. Topuklu ayakkabılarının sert zeminde çıkardığı sese eşlik eden kornaları duyunca Martin’in kampanya çekimleri için onu almaya geldiğini anladı. Kiliseden çıktığında parlak güneşle kamaşan gözlerini korumak için çantasından gözlüğünü çıkardı. “Güneş gözlüklerim bile rayban, ben bu insanlara hiçbir şey anlatamıyorum.” diye kendi kendine hayıflanırken, ani bir frenle asfaltta iz bırakan lastikler, yanından geçerken yavaşlayıp, durdu. Arabanın camını indiren Martin’in kendisine seslendiğini duydu.

“Hollo.”

“Wood selam.” 

Lily, Martin’in bazı hareketlerinin Robin Hood’u andırdığını düşündüğünden ona Wood, demeyi severdi. Şansı yaver gitse Wood, Hood olacak ama diye geçirirken aklından arabaya bindi. O gün taktığı küpeyi birazdan arabada düşüreceğini henüz bilmiyordu. Anlatacaklarımız Lily’in küpesinin hikayesidir ama önce biraz Martin’i tanıyalım.

Martin o kadar şanssız bir adamdır ki gökten altın yağsa kafasına fil düşer. Karikatürlerde muz kabuğuna basıp düşenlere gülmek ister ama ne zaman bir muz kabuğu görse daha önce yere yapışmalarını hatırlayıp muz kabuğundan canavar görmüşçesine kaçar. Herkes onun şansızlığını bilir. En yakın arkadaşı Adam bu nedenle yerde bulduğu ve tramvay raylarında ezerek kendisine şans parası yaptığı beş peniyi Martin’e hediye etmiştir. Şans parasının yanında Martin’in en büyük hayali olan bekarlığa veda tatili için gitmeyi düşlediği Amsterdam’a bir uçak bileti de vardır.

Martin, uzun yıllardır gelmeyi hayal ettiği kente bu uçak biletiyle gelir. Amsterdam’a gelmiş olmasının heyecan ve şaşkınlığıyla havaalanından çıkar çıkmaz bir cankiye yirmi dolar kaptırmasını hiç önemsemez. Onun kadar şansız biri düşünüldüğünde bu gerçekten önemsiz bir detaydır. Ertesi gün kiraladığı bisikletle kenti gezerken mevsim normallerinin üstünde seyreden sıcaklar yüzünden ıstakoza dönmesini de bu nedenle hiç umursamaz.

Martin’in hayatını Adam’ın verdiği şans parasıyla değiştiren olaylar zinciriyse şöyle başlar. Kaldığı hostelde saatlerin epeyce ilerlediği vakitlerde erkeklerden biri Martin’e asılır ama Martin söylemenin tam sırası: Tam bir heteroseksüeldir. Orada bulunan herkese göre, basit bir öpüşme talebine verdiği korkunç tepki onun kesinlikle homofobik olduğunu göstermektedir. Martin bu suçlamadan kurtulmak için önce herkese bira ısmarlar. Bu ortamı biraz yumuşatır. Ardından içi biraz rahatlayan Martin, sempati toplamak için Michael Jackson taklidi yapmaya başlar. Tıpkı onun gibi olduğunu hissedince cebinden çıkardığı bozukluğu müzik kutusuna fırlatır. Yıllardır çalışmayan müzik kutusunun anlamsız bir kaç tıkırtıdan sonra çalışması herkesi ama en çok da Martin’i şaşırttır. Çünkü müzik kutusuna fırlattığı para Adam’ın ona verdiği şans parasıdır. Müzik kutusunun çalışmasıyla havaya yayılan eğlenceli tınılara aldırmadan müzik kutusundan Adam’ın hediyesini çıkarmaya çalışan Martin başarısız olunca kendini içkiye verir. Herkesin gecenin başındaki gerilimi unuttuğu ve Martin’in kendini sihirbaz gibi hissettiği bir anda kendisine Rusların selamlaşırken dudaktan öpüştüğünü hatırlatıp, hayatında ilk defa bir erkeği öper. 

Öptüğü kişi orada kaldığı günler boyunca peşini hiç bırakmayacaktır. Martin ne zaman bir kızla flört etse kıskançlık kavgaları çıkaracak, Martin bunu sevgilisinin lanetine bağlasa da yakınlaştığı her kız bu nedenle yanından kaçacaktır. Martin, sıkıldığı bu saçmalıktan kurtulmak için ne bulduysa içer. Amsterdam’a dair son hatırladığı, tekila şat bardaklarını ardı ardına yuvarladığı ve bunun ardından gelen günlerin birbirinin içinde eridiği olur.

Dönüş yolunda, uçakta, kendine gelmeye başladığında cebinde taksi parası bile kalmadığını anlayınca cüzdanında bir yere sıkışmış üç beş papeli ararken onu tamtakır cüzdanından bile daha çok şaşırtacak bir şeyle karşılaşır. Bu şey, Martin’in bulur bulmaz yırtarak kendini kurtarmaya çalıştığı, kaçtığını sandığı adamla yılın çifti yarışmasını kazandıklarıma dair öpüşürken çekilmiş bir kutlama fotoğrafıdır. Martin’in o sıralar henüz bilmediği gerçekse yılın çifti fotoğrafının bir ay boyunca, kentin en işlek caddesinde bir billboardda sergilenecek oluşudur.

Martin’in bu gerçeği öğrenmesine gelirsek, sevgilisine evlenme teklif ettiği ve parmağına yüzüğü taktıktan hemen sonra sevgilisinin bu anın fotoğrafını çekmek için telefonunu çıkarmasıyla olur. Sevgilisinin gözü bir an için kuzenin sosyal medya yayınına takılınca billboarddaki yılın çiftini görür. İfşayı dehşetle izler. Ardından biraz önce parmağına taktığı yüzüğü Martin’in yüzüne tükürür ve Martin’in yüzüne bile bakmadan, bir bardak şarabı Martin’in üstüne boca edip, masayı terk eder.

Martin’in şöhretinde bu ifşanın mı yoksa yılın çifti olarak lanse edilmesinin mi daha büyük bir payı olduğu hâlâ tartışma konusudur. Martin’in terk edildikten sonra teselliyi instagramda sağanak halinde bastıran hayran takiplerinde bulduğu da hikayemizin bir köşesinde dursun. Onun, erkeklerin kendisine kur yapmasına artık fazlasıyla alıştığını da söylemeliyiz.

Gelelim Lily’in küpesine, Lily’in Martin’de ne bulduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz şu ki; en yakın arkadaşının Amsterdam’da yıllardır çalışmayan bir müzik kutusunu çalıştırdığı söylenen bozukluktan yaptığı küpeyi Lily’e hediye ettiği gün, Lily, Martin’le çalışacağı işin teklifini alır. Kampanya toplantısında Martin’le tanıştıklarından beri Lily kendisini Martin’den alamamaktadır. Aynı zamanda Lily, tüm arkadaşlarıyla bütün yakışıklıları erkeklere kaptırdıklarıyla ilgili mizah yapmaya da o gün başlar.

Lily, inanılmaz gereksiz bir ürünün tanıtım yüzü Martin’in kendisiyle neden bu kadar ilgilendiğini bir türlü anlayamaz. Ne de olsa herkesin bildiğini o da bilmektedir: Martin erkeklerden hoşlanır. Kampanyanın son iş günü yani Martin’in arabasına bindiği o sabah da arabada tam bunları düşünürken, her düşünceli anında yaptığı gibi elini istemsizce kulak memesine götürür. Küpesinin düştüğünü bile fark etmeden arabadan iner.

Reklam kampanyasının büyük bir sükse yarattığını biliyoruz. Bir de Martin’in, Lily’nin kaybettiğini söylediği küpeyi arabasında bulduğunda ona açılmaya karar verdiğini. Nedense küpe ona yeni kimliğine alışmadan, bu kimliğiyle kadınların tüm gizli sırlarını onlardan biriymiş gibi öğrenmeden, yanında hemcinsi olduğunu düşünerek soyunan kadınlara dostça gülümseyip, çaktırmadan kendini tuvalete atmaya başlamasından öncesine dair bir şey hatırlatır.

Martin, küpeyi Lily’e geri vermeden önce zarifçe okşar. Onu terk eden ve şimdi başka bir adamla evli olan eski sevgilisini hatırlar. Hayatında ilk defa kendi şanslı saymaktadır ya da belki de şöyle söyleyebiliriz: Martin’in şansı Lily’in kulağına küpe olmuştur. Kim bilir, belki de hâlâ mutludurlar.