Her gece yatağa gidip bilinçsizce uyumanın ve yaşamınızın neredeyse yarısını bilinçsizlikle geçirmenin nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz?
Geceleri bir bilinçsizlik uçurumuna düşer, altı ya da sekiz saatimizi bilinçsizliğe teslim eder, sonra da sabah sanki bu dünyanın en normal şeyiymiş gibi uyanırız. Aslında biz bunu normal görmeye, uykuyu bilinçsizlik zamanı, bilgisayarı kapatma zamanı olarak kabul etmeye şartlanmışız. Ancak böyle olmak zorunda değildir.
Rüya yogisi Tenzin Rinpoche, “Rüyalar, uykuda geçirdiğimiz süreci ziyan etmektense, iç potansiyelimizi keşfetmeyi öğrenmek için kullanmamıza yardımcı olan harika bir araçtır.” der.
Muhtemelen bu konuyu daha önce hiç düşünmediniz. Çünkü uyku sırasında hücrelerin yenilendiği ve bunun bedensel bir ihtiyaç olduğu, bu süreçte bilinçsizliğin çok normal olduğu düşüncesine sahipsiniz.
Bu bir bakıma doğrudur. Fakat yenilenme sürecinin en fazla 90 dakika sürdüğünü biliyor musunuz?
Peki eski dönemlerde saat 22.00- 02.00 aralığında uyunarak gündelik yaşantının sürdürüldüğünü biliyor musunuz?
Ne oldu da bir anda sabaha kadar uyumayı gerektiren bir algı oluşturuldu? Nasıl oldu da 8 saat uyumaya ihtiyaç duyan şekilde evrimleştik, siz de merak ediyor musunuz?
Dikkatinizi gece gözlerinizi kapattığınızda yeni bir dünya olduğuna, burada zihninizin bedenden ayrıldığına, bilinçaltına girdiğinize ve altıncı bir duyunun varlığıyla soyutluğu deneyimlediğinize çekmek istiyorum. Bu deneyim bir lüsid rüya çalışmasını içerir.
Lüsid rüyayı en basit haliyle rüyadayken bunun farkına varmak ve rüyayı kontrol edebilmek olarak tanımlayabiliriz.
Zihni algı aldanması ve kendi kendini aldatması durumlarından arındırmak için zihnimizi şefkatli bir şekilde eğitmemiz meditasyon benzeri uygulamalarla mümkün olabilmektedir.
Rüya esnasında da bilinçli (lüsid) duruma geçerek ve kendimizi bu alanda eğiterek zihnimizi de eğitmiş oluruz.
Lüsid rüya belirsiz bulanık bir hayal değil, yüksek çözünürlüklü gerçeküstü bir deneyimdir. Aynı zamanda gerçeklik algınızı derinden etkileyecek bir farkındalığı beraberinde getirir.
Bu o kadar yüksek bir farkındalıktır ki, ilk kez lüsid rüya gören biri zihnin yaratıcılığı ve potansiyeli karşısında hayrete düşer.
Bir lüsid rüya sırasında beyin, rüya sahnesinin işlevsel gerçekliğini kurmak için inanılmaz derecede ayrıntılı üç boyutlu tasarımlar oluştururken diğer bir bölümü de bu tasarımlarla gerçek zamanda etkileşime girmektedir. Yani, bir lüsid rüyada, hem yaratıcı, hem yaratılan; hem tasarlayan hem de tasarlananızdır.” Charlie Morley — Rüya Farkındalığı, sayfa 22
Albert Einstein, kaybettiği bir yakınına yasını tutan bir arkadaşına yazdığı mektupta “Bir insan, kendini, düşüncelerini ve duygularını geri kalan herşeyden ayrılmış bir şekilde yaşar. Bu sanki bilinçliliğin optik bir yansımasıdır. Bu yanılsamanın üstesinden gelebilmek için tam bir zihinsel barışa ulaşmak gerekir.” demiştir. Albert Einstein, Robert S. Marcus’a mektup, 12 Şubat 1950, Albert Einstein Arşivleri, Hebrew Üniversitesi Kudüs
Kendimizi lüsid rüya görmeye eğiterek, bizden ayrı görünen fakat varlığını rüyamızda gördüğümüz ve aslında bizim içimizde hep olan bu yanılsamayı tam bir gerçeklik yaşayarak yenebiliriz. İkililiğin bir yanılsama olacağı sonucuna varabiliriz. Bu deneyim uyanma durumumuzdaki izole edilmişlik duygusunu giderebilir ve Einstein’ın sözleriyle teklik kavramına uyanmamıza yardımcı olur.
Burada akıllara gelen genelde “acaba lüsid rüyalarla zihnimizin normalde otonom şekilde işlev yaparmış gibi görünen bir alanına farkındalık getirerek, bilinçsizliğin bütünlüğüne müdahale mi ediyoruz?” korkusudur.
Lüsid rüyalarla benliğimizin derinlerinden gelen saf mesajları kirletmediği gibi bunların dikkate alınmasını kolaylaştırır. Bilinçaltımızın istediği de budur. Bilinçaltı lüsidlikten oldukça hoşlanır, her gece rüyalarımız aracılığıyla bizimle iletişim kurmaya çalışır. Bu sayede bilinçle arasında doğrudan iletişim kurulmaya, daha fazla farkındalık ve bilinçle etkileşime girme zevki yaşanır.Age.,s,20
Sonunda bilinçaltımız bizimle yüzyüze konuşabilecektir.
Budist Tantra Psikolojisi kitabında Rob Preece’in dediği gibi “Ruhumuzu ciddiye almaya istekli olduğumuz ve onun sembolik dışa vurumlarını dinlediğimiz zaman bizi etkileyen güçleri daha net ve sezgili olarak fark edebiliriz, bu şekilde bilinçaltımızın esiri olmaktan kurtuluruz.Rob Preece— Budist Tantra Psikolojisi, Snow Yayınları 2012, sayfa 107
Lüsid rüyalarla ilgili bilimsel araştırmalarda ilginç ve harika keşifler yapılmıştır. EEG cihazları, göz hareketleri ve kas esnekliği monitörleri kullanılarak lüsid rüya sürecinde şarkı söylemek ve kafadan matematiksel işlemler yapmak gibi aktiviteleri içeren deneyler yapılmış, lüsid rüya eylemlerinin, uyanıkken yapılan eylemlerle tıpatıp nörolojik tepkileri ortaya çıkardığı tespit edilmiştir.
Araştırmalar ilerledikçe saat tahmini gibi sezgiler lüsid rüyada gerçekliği doğrular nitelikteydi.
Çıkarımlar müthiştir; sinir sistemimizde uyanıklık ile lüsid rüya durumlarında bir farkındalık görülmemektedir. Yani birşey yapmayı lüsid olarak görmek, onu yaptığını hayal etmek değil, onu gerçekten yapmak gibidir.
Bu bulgunun potansiyel yararları derindir. Lüsid rüya bize eğlence ve mutluluk getiren bir aktivitede yer alırsak (uçmak, yunuslarla yüzmek, çiçek dolu bahçelerde koşmak gibi..) beynin mutlulukla ilgili bölümündeki sinapslar aynen biz bunları uyanıkken yaşıyormuşuz gibi hareket eder ve mutluluk kimyasalları salgılar. Psikofizik sistemimiz için lüsid rüya canlandırma değil gerçektir.
Lüsid rüyalarda iradeli olarak yararlı aktivitelerle uğraşayan kişiler yararlı sinir yollarını açmakta, kuvvetlendirmekte ve uyanıklık durumunda da devam edecek bir alışkanlık haline getirerek yararlı bir lüsid bir yaşam sürmektedirler. Bu lüsid rüyalar sırasında öğreneceğimiz anlamına da gelir.
Harvard Üniversitesi’nden bir araştırma ekibinin araştırma sonuçlarına göre, “İnsanların çoğu bilinçli değil ve uyanık yaşamlarının %47’sinde yaşadıkları anda değiller.” Kaynak 

Araştırmacılar, çoğumuzun yaşamlarımızı otomatik pilotta sürdürdüğümüz, fantezilerimizde kaybolduğumuz ve nadiren bilinçli olarak var olduğumuz sonucuna vardılar. Fakat her lüsid rüya görüşümüzde zihnimizi olduğundan daha bilinçli olmaya alıştırıyoruz. Zihnimizin yansıtmalarının farkına varıyor ve kendimizi farkındalıkla eğitiyoruz.
Freud düşüncede yansıtma kendi kabul edilemez niteliklerimizi, bilinçsizce başkalarına yansıttığımız bir psikolojik savunma mekanizmasıdır. Örneğin, kibirliysek bunu inkar edebiliriz fakat başkalarının kibirini de gerçeklikle orantısız bir derecede algılarız. Aslında başkalarında gördüğümüz rahatsız eden şeyler, kendimizde olduğunu anlamadığımız ve kabul etmeye direndiğimiz özelliklerdir. Disiplinli bir rüya pratiği oluşturabilirsek, yalnız rüyada değil gerçek yaşamda da yansıtmalar yoluyla görülebilecek yeni bir idrak gücü oluşturabiliriz. Rüyalarımızı anlamaya başladığımızda, aynı yolla uyanık zamandaki psikolojik yansıtmalarımızı da anlamaya başlarız.
Eski gnostiklerin “Uyanın, uyanık olmak sizin sorumluluğunuzdayken, uyumanın yükünü nasıl taşırsınız?” sözlerinden ne demek istediklerini anlayabilirsiniz.

Rüya Yogası

Rüya yogası, ruhsal gelişimi ve zihin eğitimini amaçlayan dönüşümsel lüsid rüyaların, bilinçli uykunun ve Batı’da bizim beden dışı deneyim dediğimiz olayların toplamıdır.
Eğer sanskritçe bir sözcük olan yogayı birlik olarak çevirirsek, rüya yogası hakkında ipucu elde edebiliriz. Rüya yogası rüya durumundaki bilincin birliğinden bahseder. Ruhsal uyanış yolunda uykudan yararlanmak için lüsid rüya yöntemleri zihin yogasında kullanılır.
Budizm’de bilgisizlik ve hayal en yararsız iki zihin durumu olarak görülür. Bunları dönüştürmek için kullanılan binlerce yöntemden biri rüya yogasıdır. Rüyada tam bilinçli olduğumuzda gerçek olduğunu sandığımız şeylerin öyle olmadığını idrak ettiğimizde bilgisizliğe meydan okuruz. Rüya sahnelerinin zihinsel yansıtmadan oluştuğunu anladığımızda hayaller yıkılmış olur.
Bilgisizlik ve hayal çözündüğü zaman yerini oldukça yararlı iki beyin durumu alır: Sezgi ve bilgelik.
Bilinçli olmayan rüyalar bilgisizlik rüyasıdır, gerçek zannederiz ve rüya olduğunu o an farketmeyiz, sabah kalktığımızda ise ya yarım ve karışık olarak hatırlarız ya da tamamen unuturuz. Ama bilinçli rüya görüldüğünde bilgisizlik ve hayaller tamamen sezgi ve bilgeliğe dönüştürülmüş olur.
Budist gelenekte uyku, ölüm için bir metafor değil, ölüm için ana eğitim zeminidir. Nasıl rüya uykuya dalma ile uyanıklık arasındaki bardo (varlığın geçişken durumu, aradaki yer) ise, yaşam da doğum ile ölüm arasındaki bardodur.
Ölümden sonraki bardo durumu doğası gereği rüyalara benzer. Eğer rüyaların özü üzerine ustalık kazanırsak, aynı zamanda ölümün özü üzerine de ustalık kazanacağımıza inanılır.
Eğer uykuya bilinçli olarak dalar, rüya esnasında rüya gördüğümüzün farkına varırsak, ölüm aşamasında da biliçli olur ve ölüm sonrası bardo durumunu tanıyabiliriz. Böylelikle kişiler tam ruhsal uyanışa erişme potansiyeline sahip olabilirler.
Lüsid rüya ve rüya yogası uygulamalarının amacı, kişileri yalnız ölüm sonrası bardoyu tanımak üzere eğitmek değil, uyanıklık durumunda (fiziksel boyutta dünyevi yaşam) nasıl lüsid olunacağı konusunda eğitmektir.
Charlie Morley, lüsid rüya görmenin faydalarını “Rüya Farkındalığı” kitabında gölgelerle çalışmak, yaratıcılığı arttırmak, eğlenmek, ölüm için hazırlık, ruhsal eğitim, boşluğu keşfetmek, öğretilenleri hızlı bir şekilde almak, farkındalık eğitimi ve lüsid bir yaşam olarak birçok başlık altında detaylı açıklamış ve bir çok teknikten bahsetmiştir.
Bu yolda kendini geliştirmek isteyenler için Charlie’nin başlangıç düzeyinde olan “Lüsid Rüya” ardından “Rüya Farkındalığı” kitapları muazzam kaynaklardır.

Bilgi Kütüphanesi

İnsan aklı bilinç üstü ve bilinçaltı olmak üzere iki parçaya bölünmüştür ve bilinçaltı diğerinden çok daha büyüktür.” Fraser Boa, Rüya’nın Yolu, Windrose,1988, sayfa 16 
Bilinçaltında uyanıkken bilincin çok kısıtlı erişebileceği devasal bilgi depoları vardır. Rüyalarda ortaya çıkan bilinçaltıdır. Yani rüyada bilinçli olarak (bilinçüstü tarafı uyanık tutarak) her iki bilincin de birbiriyle iletişimde kalmasını sağlamış oluruz.
Hatta Jung’a göre bazı rüya içerikleri kişi ötesidir. Çok eski zamanlara ait insan görüntüleri, kültürlerarası tema ve görüntüler içerebilir. Bu gözlemler onu kollektif bilinçaltı denen kavrama götürmüştür.
Günümüzde analitik psikolojinin rüyalarla ilgili perspektifleri büyük ölçüde Jung’un teorilerine dayanır. Jung, “Rüyalar” adlı kitabında, rüyaların ancak uyanıklık halinde hatırlamaya yetecek kadar bilinci olan istem dışı psişik faaliyetler olduğunu savunur. Ayrıca bastırılmış duyguları sansürsüz bir şekilde su yüzüne çıkarabilecekleri ve arzu gerçekleştirmesinde telafi edici, dengeleyici rol oynadıkları konusunda Freud ile aynı fikirdedir.
Onun inancına göre rüyalar bilinç tarafından çok zor açıklanabilir ve temelde mantık dışıdır.
“Rüyalar, uyanıklık bilincinin mantık ve sansürüne maruz kalmadığı için zihnimiz rüya görerek ruhun kendi içinde bir denge kurmasına çalışır ve bilinçli davranışların genellikle alıkoyduğu psikolojik bütünlüğü destekler.” Rob Nairn, Yaşamak, Rüya Görmek, Ölmek, Shambhala Yayınları, 2004, sayfa 41
Lüsid rüyalarda psikolojimizin somut gibi görünen kişiselleştirmeleri ile doğrudan iletişime geçebiliriz. Bu durumun, rüya içinde gördüğümüz karakterlerin aslında bizim bilinçaltımızda birbiriyle çoğu zaman zıtlaşan değişik ben’liklerimiz olduğunu söyleyebilirim. Bu bizim onlarla rüyada fiziksel gibi görünen bir soyutlukta iletişime geçmemizi sağlar. Üst benliğinizle birebir tartışabilir, içinizdeki çocuğa rastlayabilir, en derin korkularınızın kaynağı ile kucaklaşabilirsiniz.
Rüya gören zihnimiz bilinçaltında bizim hakkımızda ve çevremizdeki dünya hakkında çok zengin bilgilere sahiptir. Uyanıkken çok nadiren erişilebilen bu bilgi kütüphanesine lüsid rüya sırasında bilinçli olarak erişebiliriz. Lüsid rüyada kelimenin tam anlamıyla ruhumuzun derinlerinde dolaşır, benliğimizin değişik yönleriyle etkileşebiliriz.
Hipnoterapi uzmanı olan Valerie Austin’e göre “Söylediğimiz, duyduğumuz, yaptığımız, kokladığımız ve gördüğümüz herşey bilinçaltında saklanır ve hipnoz bilinçaltımızda saklanan bu verilere ulaşmamızı sağlar.”
Austin’e tamamen katılmakla birlikte, bilinçaltına bu erişimin lüsid rüyalarla da olabileceğini söylemek isterim. Bilinçaltına her girdiğinizde sizi öylesine şaşkınlığa uğratacaktır ki, gördükleriniz karşısında bazen herşeyi hatırlamadığınıza şükreder halde kendinizi bulabileceğinizi söyleyebilirim.
Yaşadığımız her duygu, her düşünce, her eylemin kaydedildiğini düşünün, öyleyse kendimize yaşattığımız olumlu ve olumsuz deneyimler bilinç üstümüz farkında olmadan bize bu dünyada cenneti ya da cehennemi yaşatabilir.
Bilinçaltımıza bilinçli olarak girerek, (bilinç üstümüzle etkileşime geçmesini sağlayarak. Bir başka deyişle sağ ve sol lobu beraber çalıştırarak) pozitif duygu ve yararlı düşüncelerin tohumlarını zihnimize atarak, geleceğe dair farkındalık dolu ve güzel bir hayat yaşamak mümkündür.
“ Her zaman lüsid olmanın, her şeyi, farkındalığımızın en derin boyutlarının aydınlık görüntüleri olarak algılamanın mutluluğunu hayal edin. Bizi özgür kılan gerçek, budur.” B.Alan Wallance.
Uyanık yaşamda, çoğumuz gerçekliğin büyük bölümünün yanılsama olduğunun farkında değiliz. Biz, kendimizi biz olmayan herşeyden ayrı ve tehdit altında hissederiz. Bu algılanmış tehdit, korkuya neden olur ve “diğer”’den yani bizim dışımızda olan herşeyden korkar hale geliriz. Kendimizi yanlış anlaşılmış ikiliğin şokuna karşı, barikat arkasına saklarız. Bir lüsid rüyada ise, rüya gördüğümüzden haberliyizdir ve bir zamanlar katı, sürekli var olan, olduğunu düşündüğümüz şeyin aslında kendi zihnimizin bir yansıması olduğuna uyanırız. Bir kere bu uyanışı yaşadığımızda rahatlamaya başlar, uyanık yaşamda da gösteriden zevk almaya başlarız. Biliriz ki dış dünya bize inandırıldığı kadar katı ve sert değildir.

 

Her lüsid rüya görüşümüzde, eş yaratıcısı olduğumuz gerçekliğin yeni bir algılanışını yaşarız ve bu deneyimlerimiz çoğaldıkça uyanıklık gerçekliğini de benzer şekilde algılamaya başlarız. Bunu her yapışımızda farkında olma alışkanlığı ediniriz. Lüsid yaşamın püf noktasını oluşturan da bu yanılsama yoluyla görme alışkanlığıdır.

Yazıda kullanılan kaynak kitaplar:

Charlie Morley — Rüya Farkındalığı, Budist Öğretide Rüyadan ve Yaşamdan Uyanmak
Rob Nairn — Yaşamak, Düş Görmek ve Ölmek
Carl Gustav Jung — Rüyalar