Bu metin performans sanatçısı olarak yer aldığım; Manuel Pelmus ve Alexandra Pirici’nin “Modern Sanat Kamu Koleksiyonu” (Public Collection of Modern Art) çalışmasında geçirdiğim 4 hafta boyunca izleyiciye dair notlarımdan oluşuyor. İzleyicinin sahnede olduğu ve benimse izlediğim bir açıdan. Ve evet onlardan kendime bir koleksiyon yapıyorum. Ne de olsa ben de aynı toplumun bir parçasıyım.

Manuel Pelmuş ve Alexandra Pirici’nin performatif işi, modernitenin söylemler tarihi ile önemli anları arasında bir diyalog oluşturarak modern sanata özgün bir bakış sunar. Modern Sanat Kamu Koleksiyonu (2014), Çarşamba’dan Pazar’a her gün üç saat, SALT Galata’nın birinci katı ile yapının diğer yerlerine yayılacak bir sergi şeklinde hazırlandı. Bu temelde performans, maddi olmayan üretimler ve bunların ekonomisine ilişkin soruları irdelemeyi amaçlar. Ayrıca, tarih yazımına yön veren müzelerin geleneksel açıdan köşe taşı addedilen kalıcı koleksiyonlarının olması ya da -özellikle SALT’ın durumunda- olmamasının ne anlama geldiğini sorgular.” – SALT Online

13.10.16

Enstalasyonun deneyimlenmesinin bir yönergesi var. Sanatçı, seyirciye bunu açıklıyor. Bir seyirci “bana bi izin verseydiniz” diyor. Yönergeyi yıkmak onun için cesaretini kanıtlamak; hali hazırda içinde bulunduğu seyirci kitlesinden çıkıp alana gelmesi zaten bunun bir göstergesi – bu herkes için geçerli değil, gelen izleyicinin otorite kurmak üzere bedensel ve sözlü ifadesine dayalı kişisel yorumudur.

Merak, sadece eğlencesine, hoşuna gittiği için, sosyal olduğu için ya da tam tersi içine kapalı olduğundan ya da alana destek vermek için de izleyici interaktif sunumlara katılır, katılabilir. Bahsi geçen izleyiciye dönersek; enstalasyona yani 3 sanatçının bir araya gelip sunduğu performatif kurguya yaklaşıyor; arkamdan. Görmediğim bir alan, ne yapacağını bilmiyorum ve yönergeyi takip etmesini istediğimizde de hoşuna gitmediğini açıkça belirten tepkisini alıyoruz.

Sanatçı sahnedeyken bir sanat eseri ve halen sürmekte olan “sanat eserine sahip olunur” algısıyla o eseri bir fiil “insan” oluşturuyor olsa da; sahnede olduğu için ona, izleyici her şekilde davranabileceğini düşünüyor belli ki, onun sahibi olduğunu. Ve sahiplik veya otorite tanımına göre objeye her istediğini yapabilir.

14.10.16

Bugünün seyircisinde olabildiğince sakin ve saygılı bir yaklaşım gözlemledim. Alana bir önyargıyla gelmedikleri ve orada “ol”dukları çok hissedilirdi. Dün de bu şekildeydi ancak bugünki izleyicinin belki çoğunu tanıdığım için daha alanı destekleyen bir etkileri olduğu hissiyatındayım. İzleyiciyle interaktif diyaloğa girdiğimiz zamanlarda da, bizi kontrol etmeye çalışmadan beraber, aynı seviyeden konuşmayı tercih eden bir seyirci.

Bugün performansı birlikte yürüttüğümüz arkadaşlarla da bir konuşma yaptık ve maalesef gözlemim ülkemizde hâlâ bir sürecin içindeki yorumların ne kadar da tehdit olarak algılandığı yönünde. Bir tehdit algıladığımızda, tekrar ediyorum “algıladığımızda”, kendimizi etiketleyerek kendimizi kanıtlamaya çabamız sanki bir bataklıktan kurtulmaya çalışmak gibi ki suyunu kendimizin döktüğü bir bataklık. Böyle bir algı bataklığında destekçi ve haydi anlaşılır olsun “iyi niyetli” bir yorum bile bambaşka bir yere evrilebiliyor. Dolayısıyla bugün izleyiciyle de aramızda bu şekilde destekleyici bir alan oluşması hâlâ karşımızdakini eleştirmek yerine dinlemeyi ve izlemeyi başarabilirsek etiketlerimiz olmadan birlikte elimizdekini daha iyi bir noktaya taşıyabileceğimiz umudunu taşıyor.

15.10.16

Cumartesi olması ve SALT’ta etkinliklerin olması sebebiyle bugün oldukça kalabalık bir izleyici kitlesiyle beraberdik. Bazıları uzun süre bizimleydi, izledi, katıldı, performansı beraber yapıyorduk sanki, öyle samimi bir beraberlikti. Bazıları SALT’ı gezerken tam da bir sergi geziyormuş gibi gezdi işimizi. Biraz çekiniklik bu noktada gözüme takılıyor. Oldukça içine girilebilir bir alan olmasına rağmen, çok fazla kişinin sütunların ardında ve hatta katın diğer ucundan, merdivenlerden yukarıda işi izlediklerini görüyorum. Bazen, sadece gezip fotoğraf çekip ama orada ne olup bittiğini anlamayız ya, olur böyle geziler.

Bugün bazı izleyicilerin gezisine bu şekilde fotoğraf olarak katıldık. Bazıları ise zaten fotoğraf çekme amacıyla oradalar ve bir ara sadece fiçuyt, çikuyt sesleri duyuyorum sürekli, uzun bir süre. Belki giysilerimizin canlı renkleri ile mekânla olan kontrastı ya da pozlar, neydi beğendikleri bilmiyorum ama ellerindeki malzemeden çok keyif aldılar. Uzunca video kayıtları da gözden kaçmıyor. Bir performansa da sahip olabiliyoruz belki bu şekilde ve serginin konsepti paralelinde, “tek” olan orada kalırken biz bunu çoğaltarak “çok” olanı yanımızda götürüyoruz.

modern-sanat-kamu-koleksiyonu-salt-onlineBugünkü izleyicinin açık bir bakış açısına sahip olduğunu, bir sanat merkezinde olmanın farkındalığı ve merakında, yapılan işin bir sanat ve emek olduğunu düşündüklerinden, bunu saygı göstererek izlemelerinden ve hatta dile getirmelerinden açıkça anlıyorum.

İşin bir yerinde Joseph Beuys’un bir diyalogundan hareketle seyirciyle konuştuğumuz bir bölüm var. Bugünkü sadık izleyicimiz “herkes değişiyor, ne düşünüyorsunuz” diye konuşmaya başladı. Henüz üç gün olmasına rağmen çok radikal değişiklikler gözlemliyorum ve evet herkes, her şey değişiyor, yoksa gelişim mümkün mü?

16.10.16- Sahne ve alan farklı şeyler.

Sahne, sanatçının/icracının odakta olduğu, bahsi geçen konuya dair onun hareketini gösteren, seyircinin çevrelediği ama mümkün olduğunca konuya müdahil olmadığı bir konsept.

Alan ise 360 derece açık (herhangi bir yerinde fiziksel/mimari olarak kapalı bir materyal olsa da varlığı belirgindir, kullanılır), nereden ne geleceği çok da belli olmayan, sağı solu sobe bir konsept.

Bizim performansımız olabildiğince açık bir alanda geçiyor. İcra edenin de izleyenin de kendine göre en uygun yerde bulunduğu bir mekân. SALT Galata’nın 1. katı; giriş-çıkış aşağı-yukarı yönlü merdivenle sağlanıyor ki merdiven kullanımı bu tarz özel mimari binalarda oldukça yoğun. Asansör alanı ise bu katta bir atölye varsa belki tercih ediliyor ve atölye katılımcılarında gözlemim genelde performansla aralarına mesafe koydukları yönünde. Oraya net bir amaçla gelip, atölyelerine katılıp, yürütüp, çıkıp hayatlarına diğer işlerine doğru yola koyulmaları. Bazen bizim hareket ettiğimiz alandan geçerken bile çekingen, sanki bizi rahatsız ediyormuşçasına, sinemada orta kısımlardaysak birilerinin önünden geçerken “ay kusura bakmayın” halimiz vardır ya, öyle bir sıkılganlık.

Giriş-çıkış demişken, bugünün en büyük grubu performansın başlamasından kısa bir süre sonra aramıza katılan, tam da bir konuşma yürütürken geldikleri için direkt konuşarak da iletişim kurabildiğimiz ve belli ki bunu izlemek için gelmişler olan bir gruptu. Merdivenin önünde yerlerini aldılar, hatta girişi kapattılar ve hatta başka izleyiciler de onları takip ederek arkalarından görmeye çalıştılar. Alanın çok büyük kısmı bomboşken! 1 tam turu izlediler. Bazıları telefonlarıyla da meşgul olmalarına karşın ilgilerinin bizden uzak olduğunu hiç hissetmedim ve hatta sonra konuştuğumuzda bir taraftan eserleri araştırmaya çalıştıklarını söylediler. Herhangi bir sergide olduğu gibi bu performatif sergide de bir eser listesi yer almıyor. Her eser kendi sırası gelince görülüyor.

Akşam ise bir izleyici Facebook üzerinden benimle bağlantı kurdu, listeyi istedi ve bu sonra başka güzel ikimizin de işlerine yönelik bir paylaşım ortamına dönüştü. Yine, aslında “alan”ın seyirci ile sanatçı arasındaki sınırı kaldırdığına bir gösterge oldu bu iletişim. Alana özgü çalışmaları çok değerli bulan benim için bu interaktif ortamı gözlemlemek ve deneyimlemek aradaki mesafeyi daraltabilmeye dair umut verici. Yine de bu grubun sanat yönetimi eğitimi alan bir grup olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim.

Bir pozda yere sırt üstü yatıyorum ve işte güzel olan şey yönüm yukarı doğru. Bir an yukarıdan (merdivenler boyunca ve üst katlardan alanı izleyebilirsiniz) izleyen üç kişinin kendilerini geri çekerek saklandıklarını fark ediyorum. Nasıl benim yorulunca veya havasızlıktan esnemeye başlayınca kendimi saklayamayacağım gibi, izleyicinin de kendini saklayamadığı bir açıklığın diğer göstergesi. Komik de bir taraftan.

Benzer bir olay yine bir noktaya bakarak Monoton Senfoni’yi söylediğimiz sırada gerçekleşiyor. Karşımda iki kişi var belirgin gördüğüm, kalabalığın içinde benim bakışımı tuttuğum. Özellikle kişilere bakmasam da bir süre sonra bu kişilerin de ya bakışlarını kaçırdıklarını ya da yerini değiştirdiğini görüyorum. Bunlar tam da yazımın başında söylediğim şey, peki aslında izleyici bensem ve siz performansçıysanız!

Bugün oldukça kalabalık bir seyirciye sahiptik, bazısı uzun uzun kalan ve araştıran, katılan, bazısı az da olsa bakan, yazıyı anlamadıysa diğer izleyicilere soran. Seyirciyle interaktif alanların olması, seyircinin ilgisini artırıyor, merak uyandırıyor ya da meraklarını gidermek için onları rahatlatan bir boşluk açıyor.

Son olarak bugüne dair, bu işte ve dediğim gibi alan işinde ön, arka, üst, alt yok. Biz performansçılar her ne kadar alanı genişletmek üzere seçsek de yönümüzü, işin yönünü ve alanın ne kadar tutulabileceği veya genişleyebileceğini yine seyirci belirliyor. Burada biraz kendimizi nereye ait gördüğümüz rol oynuyor muhakkak.

Fotoğraf: SALT Online

Kaynak: Dans Yazım, SALT