Puan: 7,0
Uzun zamandır ilk fikirleri kulağa gelen bir yerli film daha, nihayet karşımıza çıktı. Urfa doğumlu bir Adana göçmeni olan efsane ismi; “Ben İnsan Değil miyim”, “Adını Sen Koy”, “Unutamadım”, “Hangimiz Sevmedik” , “Sensiz Olmaz” ve “Nilüfer” gibi gönüllere taht kuran daha nice şarkıyla tanıdık onu. Arabesk müziğin ’babası’ olarak nitelendirilen efsane sanatçı Müslüm Gürses’in hayat hikayesini konu alan ‘kurmaca biyografi’ filmi Müslüm, vizyona girdi. Geçen sezon ‘Ayla’ filmiyle Türk Sineması gişesinde rekora koşan yapımcı Mustafa Uslu’nun projesi olan filmin yönetmenliğini Can Ulkay ve Ketche üstlendi. Filmde Müslüm Gürses’in yetişkinliğine başarılı oyuncu Timuçin Esen, çocukluk dönemine ise Şahin Kendirci hayat veriyor. Muhterem Nur, Zerrin Tekindor ile vücut bulurken, diğer rollerde ise Ayça Bingöl, Erkan Can, Turgut Tunçalp, Taner Ölmez, Erkan Avcı ve Goncagül Sunar gibi isimler yer alıyor.

Kendini müziğiyle veya oyunculuğuyla ‘göz önünde mesleğiyle’ tanıtan isimleri işleriyle biliriz. Ancak çocukluğunda, kendi hayatında ve daha birçok konuda neler yaşadığı hep bir kapalı kutudur. İşte Müslüm Gürses için bu kutu, bu filmle birlikte bir anlamda açıldı. Filmin dolu dolu bir senaryosu olduğunu kabul etmek gerek, zaten Müslüm Gürses’in hayatı bir filme sığacak gibi değil. Film ekibi bu konuda eminim ki zorlanmıştır. Senaryodaki tek sıkıntı, her şeyden bahsetmeye çalışması ve yeri gelince bazı sahnelerin ‘olmasa da olurdu’ dedirtmesi. Ama belirli önemli noktalarda değinmek önemli, ki film o noktaları es geçmemeye gayret ediyor.

Müslüm Gürses’in annesi ve kardeşleriyle anıları filme tebessüm katsa da, başlarına gelen acı olay filme gözyaşı katan cinsten… Adana’da çekilen bölümlerde Adana Halk Evi’ni görmek ve Müslüm’ün orada müziğe bir anlamda başlamasına şahit olmak, kuş damlarında geçirdiği vakitler, beyaz çarşaflar arasında kardeşiyle oynaması oldukça naif ve filme duygu katan sahneler… Araba kazası sahnesiyle filmin aslında büyük bir çözümü gerçekleşiyor ve Müslüm’ün o kazadan sonra ‘artık şarkı söyleyemezsin’i yıkışı çok iyi bir şekilde anlatılıyor. Film oradan sonra, bir diğer şahlanan kısımlar olan İstanbul’da şöhret oluş ve çocukluk aşkı Muhterem Nur ile tanışma kısımlarına iyi paslar atıyor. Muhterem Nur’un Gürses’le tanışma anı ile ileriki detayları da filmde iyi bir dilde anlatılmış ve gerçeklik duygusunu bir anlamda bu sahnelere bizleri bağlıyor. Sahnede tokat, otel odasında türkü dinleme ve deniz kıyısındaki restoran sahneleri mest edici…

‘Müslüm’ fanatiklerine de yer veriyor film. Boğaza karşı sevdiğiyle birlikteyken bir anda karşısına çıkmalar ile 1989’da verdiği konserde, hatta o malum olayın yaşandığı an… Evet bir dönem ülkemizdeki Arabesk marjinalleri, ‘Müslüm Baba’sız yapamadı ve arabeski bir anlamda onunla tanıdı. Yakın dönemde ise pop-arabesk kültürüne dönüşmesi ise ona başka bir boyut daha kazandırdı. Müslüm filminde bu müzik akımlarına girişini daha fazla izleyebilirdik elbet. Bu biraz da Müslüm’ün çocukluk döneminde fazla kalmasından kaynaklı gibi. Zaten o dönem hıza toparlanmış ve biraz da boşluklu anlatılmış. Çocukluk döneminin daha derli toplu anlatılmasını ve müziksel geçişe daha yoğunlaşılmasını isterdim. Filmde Müslüm’le ilgili bütün her şey o kadar anlatılmak istenmiş ki, bazen ’bu olaya ne ara geçtik?’ dediğiniz anlar oluyor. Özellikle finale doğru sahnede hayran tarafından bıçaklanma, alkolün etkisiyle dayak ve bir andan konsere geçiş oldukça hızlı oldu benim için. Kardeşi Ahmet’in yaşadıklarını da film boyunca merak ediyorsunuz, çünkü kardeşinin başına ne geldiği çok daha sonra ortaya çıkıyor. O süre biraz fazla kalmış, çünkü fazla boşluk bırakılmış ve boşluklar dolmaya başlıyor. Ama gizemli anlatım olayını sevdiğimi söyleyebilirim.

Başarılı bir cast: “Timuçin Esen, Şahin Kendirci, Zerrin Tekindor…”

Film için oldukça başarılı bir cast oluşturulmuş. Özellikle Zerrin Tekindor’un Muhterem Nur’u canlandırması fikri ilk kimin aklına geldiyse kutlamak gerek. Zekindor’un naif ve duru oyunculuğu, gerçekliği olan bir karakterle o kadar muazzam bir buluşma yaşamış ki… Filmi belki de zirveye çıkardığını düşündüğüm bölüm, Muhterem Nur karakterinin girişiyle oluyor düşüncem belki de bundan. Asıl hikaye olan o büyük aşk, masalsı anlatılıyor ve izleyeni alıp götürüyor. Ayrıca Erkan Can, Erkan Avcı ve Taner Ölmez’in performanslarına da ayrıca hayran kaldım.

Gel gelelim Müslüm Gürses’e hayat veren Timuçin Esen ve Şahin Kendirci’ye… Çocukluk dönemi Şahin Kendirci’nin başarılı performansıyla aydınlanıyor. Kendirci oldukça doğru bir seçim olmuş, ki oyunculuk deneyimi ufak da olsa var. Kendirci, Müslüm olmak için bir taklit havasına girmiyor, bizim bilmediğimiz ama anlatılanlardan yola çıkılan bir Müslüm’ü yaratıyor. Parçaları seslendirirken, baba korkusu yaşarken, annesi şiddet görürken, kardeşiyle saf ve masum bir çocukluk yaşarken o Müslüm’ün hissettiklerini doğruca hissedebiliyoruz. Yetişkinlik döneminde ise depresif, alkolden kendini yer yer kaybeden ama müzik sevdasından asla ödün vermeyen bir Müslüm performansı izliyoruz Timuçin Esen’den. Esen, Müslüm’ü sahne dışındaki o halini oldukça abartısız ve layıkıyla canlandırsa da, sahnede el kol hareketlerini abartıyla sergileyerek taklit yoluna girme hissi veriyor. Sahne performanslarında abartı düşük olsa daha rahat bir izleti görebilirdik gibi geliyor.

Bir müzisyenin biyografi filmi olduğu için, en önemli çalışma kesinlikle müzik üzerine oluyor. Tabii ki Müslüm’ün bütün şarkıları filme konulamazdı ama, belki daha başka şarkılarından da birkaç demeç yer alabilirdi. Buna rağmen bence, Müslüm’ü Müslüm Gürses yapan o efsane şarkılardan da filmde yer alıyor. En eski şarkılarından, son yıllara damga vurmuş şarkılarına kadar güzel seçimler yapılmış. Fon müzikleri de oldukça güzel hazırlanmış ve filmin içerisinde dengeli bir şekilde yerleştirilmiş. Bu tarz filmlerin sıkıntısı olan müziğe boğulma hissi, bu filmde yok ve bu en çok hoşa giden şey… Filmde parçalar, Müslüm Gürses’i canlandıran Şahin Kendirci ve Timuçin Esen tarafından söyleniyor. Şahin Kendirci zaten genç ve parlak bir türkücü olduğu için seslere çok hâkim. Performansını en iyi ve Müslüm Gürses’in anısını canlandıran şekilde sergiliyor. Timuçin Esen’in ise müzik geçmişi olmadığı için çok yüksek perdede performanslar verilmemiş, sesi de biraz geriden geliyor. Yetişkinlik döneminde daha gür performanslar görmeyi isterdim, keşke biraz daha üstüne gidilseydi.

“Müslüm” filmi, bir anlamda Müslüm Gürses’e bir saygı duruşu filmi durumunda… Gözlerden damlalar akıtan, heyecanlandıran, merak ettiren türden… Tam bir biyografi filmi diyemesek de içinde hikayeler fışkırması yaşatan bir duygu seli… Müslüm fanatiklerine ve meraklılarına güzel izlemeler… Son olarak, Nilüfer’i unutmayan film için ben de Nilüfer’le final yapmak istiyorum…
“Başka yer, başka zaman… Sensiz ömrüm olsun. Her şeyi al, bir şansım olsun…”