İlk olarak 2014 yılında izlediğimiz Kusursuzlar ile Türkiye sinemasına güzel bir çalışma bırakan Ramin Matin, şimdi de İstanbul’un keşmekeşinden kaçan bir adamın hikayesine odaklanan “Son Çıkış” filmiyle izleyiciyi selamlıyor. Ramin Matin ile “Son Çıkış”a dair merak edilenleri, keyifli bir sohbette konuştuk…

“Sinemanın iktisadi sistemi, çok sık film çekmemize olanak vermiyor.”

2014 yılında izlediğimiz “Kusursuzlar”dan 4 sene sonra, “Son Çıkış” ile sinemaseverlerin karşısına çıktınız. Bu kadar uzun süre neler yaptı Ramin Matin?

Bir internet dizisi geliştirdi, bir uzun metraj film senaryosu yazdı, son anda olmayan bir yönetmenlik işine hazırlandı, ama en önemlisi Son Çıkış’ı gerçekleştirebilmek için çalıştı uğraştı. Maalesef sinemanın iktisadi sistemi çok sık film çekmemize olanak vermiyor.

“Son Çıkış” ın hikayesi nasıl ortaya çıktı ve film olarak hazırlanma ve senaryo süreci nasıl ilerledi?

15 yıl kadar önce yüksek lisansımı bitirmek için benzer temaları işleyen bir senaryo yazmıştım. Senaryo kendisi bir hayli kötüydü ancak irdelediği mevzuların önemi katlandı, büyüdü. 2012 yazında arkadaşım Can Kantarcı Kusursuzların setine ziyarete geldiğinde bu konuları konuştuk, onu da heyecanlandırınca üzerine çalışmaya başladık. Başta yakın gelecekte geçen bir distopya olarak başlamıştık ancak distopyanın içinde yaşadığımız fark edince bu son haline evrildi. 5 sene çalıştık üzerine. Aslında 18 Temmuz 2016’da çekimlere başlayacaktı ancak tabii mümkün olmadı.

Filmde İstanbul’un keşmekeşinden bunalmış bir adamın hayatını ve kaçış yolunu bulma sürecini anlatıyorsunuz. Ama kaçtığında da hayal kırıklığı ile karşılaşıyor. Siz Tahsin’i ve genel olarak filmi nasıl yorumluyorsunuz?

Filmi yorumlamayı seyirciye bırakmayı tercih ediyorum. Amacım seyirciyi düşünmeye tetiklemek. Ancak şunu söyleyebilirim ki kaçmanın sonu yok, önemli olan kendini değiştirebilmek yoksa gidilen her yerde er ya da geç aynı sorun ortaya çıkar.

“Türkiye’de oradan oraya savrulan insanlar olduğumuzu fark edemiyoruz”

Filmdeki ‘Tahsin’; İstanbul’da trafik, yol, zamansızlık, iş bulma çabası gibi insanların gündelik keşmekeş çilelerini dibine kadar yaşayan birisi. İstanbul’da bunu yaşayan çok kişi var. Sizce ‘Tahsin’ gibi buhranlar yaşayan, buna başkaldırma cesareti gösterebilecek ya da göstermeden, monoton bir şekilde düzene boyun eğen çok kişi var mı?

Neredeyse hepimiz bir şekilde boyun eğiyoruz. Eğiyoruz ki şehrin bu hale gelmesine seyirci kaldık, karşı çıkmadık, yeterince tepki veremedik. Şimdi de herkes terk etmek istiyor. Biz Türkiye’de durmadan oradan oraya savrulan insanlarız ve artık fark bile etmiyoruz. Filme gelen tepkilerde de bunu görebiliyorum: her gün filmin olaylarına benzer şeyler yaşasa da o kadar kanıksamışız ki fark etmiyoruz, filmde görünce birdenbire uyanıyor insanlar.

Filmin cast sürecinde nasıl bir ilerleme kaydettiniz? Özellikle filmin baş kahramanı “Tahsin”i canlandıran Deniz Celiloğlu’nda nasıl karar kıldınız?

Genel olarak aynı süreci takip ediyorum: oyuncuların işlerini izliyorum sonra tanışıp uzun uzun film üzerine, karakter üzerine konuşuyoruz. Bu sohbetlerden aldığım hissiyatla hareket ediyorum. Deniz daha ilk buluşmamızda farklı yorumlarla geldi ve ayrı bir katman kattı. İkimizin enerjisi birbirini buldu ve filmde birlikte yol almaya karar verdik.

Filmde İstanbul’un altı üstüne geliyor muşçasına ilerliyor. Kaçma-kovalama sahneleri, dolmuşta, inşaatlarda sahneler var. Çekim süreci nasıl geçti?

Çekim süreci baya yoğun geçti. Bütçemiz az olduğu için sadece 4 haftamız vardı. Bu kadar mekan ve karakterlere çok mantıklı değildi! Büyük bir bölümünü gerilla tarzı geçtik, 2 küçük kamerayla sokaktan sokağa koşturduk. Şanslıydım çünkü ekibim çok iyi ve uyumluydu, çok gergin geçebilecek zor bir set son derece keyifli oldu böylece. Ama yorucuydu.

Filmde sizin için ayrıksı olan ve çekerken de izlerken de çok zevk aldığınız ayrı bir sahne var mı? Ben özellikle Deniz Celiloğlu ve Ayşenil Şamlıoğlu’nun evde çay içtikten sonra sapıttıkları sahneye bayıldım…

Oyuncuların tümüyle çalışmak bana ayrı zevk verdi. Tabii Ayşenil Şamlıoğlu apayrı bir deneyim, çok keyifli bir çalışmaydı. O sahneyi neredeyse tamamını doğaçlama yaptık ve bütün ekip gülmemek için kendini zor tutuyordu. Ama dediğim gibi Erdem Şenocak/Gökçen Gökçebağ ikilisi olsun, Sedat Kalkavan olsun, Kerem Fırtına olsun bütün oyuncular ayrı bir zenginlik kattı ve hepsiyle çalışmak çok zevk verdi bana.

“Komedi her zaman farklı kültürlere geçmeyebiliyor.”

Filmin yurtdışı festival süreci baya hareketli geçti. Özellikle Dünya prömiyerini yaptığınız Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde nasıl karşılandı film?

Tokyo’da çok güzel karşılandık. Orası da çok büyük , kalabalık ve betonun bol olduğu bir şehir olduğu için hemen Tahsin’le özdeşleştiler. “Aynı biz” dediler. Benim için daha da önemli olan filme çok güldüler. Komedi her zaman farklı kültürlere geçmeyebiliyor. O beni çok mutlu etti.

“Son Çıkış” yurtiçinde ise Boğaziçi ve Malatya Film Festivallerinde gösterildi. Oralardaki süreci nasıl geçti peki?

Boğaziçi Film Festivalini maalesef kendim yaşayamadım, çünkü Tokyo ile aynı zamana denk geldi. Fakat güzel karşılandığıyla ilgili geri dönüşler geldi bana. Malatya için de aynı şey geçerli. Her iki festivalde de çok güzel yorumlar aldık.

“Son Çıkış”ın ardından yeni projeleriniz var mı?

Üzerinde çalıştığım 3 ayrı proje var. Bitmiş sayılabilecek ve destek bulursak sırada yapmak istediğim Hakan Bıçakçı ile beraber yazdığımız “Buhar” isimli fantastik öğeleri olan bir kara komedi.