Gitmek… Bir nevi firar etmek ve her şeyi geride bırakıp bambaşka tertemiz, sakin bir hayata kavuşma hayali öylesine çokça geliyor ki şu zamanlarda aklımıza… Kanıksadığım bir Orhan Veli şiirinde ise şöyle hislere tercüman oluyor üstat;

“Hiç aklına gelmedi mi?
Sabah sabah gideceğim
Önce kamyon, sonra tren
Susurluk yolundan
Ve bakışım akşam vakti ağlamaklı
İki yandan akan ağaçlara…”

Bazı gidişler insanın elindedir; fakat şunu unutmamalı ki her gidiş aslında yeni bir maceradır. İşte kitapta gün gün kaçışını ve firarını kaleme alan Sami Çölgeçen de eşine pek rastlanılmayacak şekilde sürgününden kaçışını anlatıyor bu büyük eserinde.

Sami Çölgeçen’in Sahra-yı Kebir’i Nasıl Geçtim’i yılın en ilginç kitaplarından biri. 1897 ve 1902’de iki kez idama çarptırılarak sürgüne gönderilen yazar sekiz yıl sürgün hayatı yaşadığı Fizan’dan kaçarak Sahra-yı Kebir’i aşarak özgürlüğüne kavuşma mücadelesini ve anılarını anlatıyor bu kitapta. Fizan’dan başlayıp Liverpool’da sona eren bu kaçışın öyküsünü bizzat Sami Çölgeçen’in dilinden okuyoruz Sahra-yı Kebir’i Nasıl Geçtim’de. Özetle, 20. yüzyıl başında cereyan etmiş, film gibi bir hadiseler zincirine tanıklık ediyoruz kitabı okurken.

Sami Çölgeçen’e gelince…

Kendisi Harbiye mezunudur. Mezun olduktan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti Üyeliği, Trablusşam, İskenderun ve Hayfa Limanları Başkanlıkları ardından Bahriye Nezareti Yaverliği, Fizan, Necid Sancağı Mutasarrıflığı, Taiz, Kerkük, Kerbela Mutasarrıflıkları, Horasan, Rumiye, Bağdat Başkonsoloslukları, Osmanlı Meclisi Mebusan III. Dönem Bağdat, Kerbela Mebusluğu, TBMM III.Dönem Ankara, V. Dönem Çankırı Milletvekilliği yapmıştır. Bu şaşalı hayatında ise çoğu zaman yönetime ve saltanata kafa tutmuş, başı çokça dertlere girmiştir.

Seneleri ve neredeyse bütün gençlik yılları Sultan Hamid’in idaresinin aleyhinde konuşmakla ve davranmakla geçti. Yıllarca hafiyelerle pençeleşti. Kendi dilinden ise şu şekilde anlatıyor Sami Çölgeçen bu durumları; “Evet Sultan Hamid, Makyavel’e Şeytanlıkta rahmet okutacak desise icat ediyor; gençliği boğmak istiyordu. Eline düşenleri denize atıyor, zindanlarda mahvediyor; zincirler vuruyor, memleketin her tarafını sürgünler ile dolduruyordu. İşte ben bile, iki defa idama mahkûm edilmiş idim. Üç yüz yedi senesinden beri, bu ana kadarki tam on yedi sene onun idare-i müstebit idaresi ile uğraştım. Senelerce hapishanelerde, sürgünlerde kaldım. Birçok arkadaşlarım elan menfalarda bulunuyor. Birçok arkadaşlarım gözümün önünde, hürriyet için sevine sevine Terk-i hayat ettiler. Ve Sultan Hamid idaresinin yaptığı bütün mezalimi anlatıyorum şaşırıyorlar.

sami-colgecen-2Ünlü halkbilimci Hamit Zübeyir Koşay’ın ifadesiyle; “Mekteb-i bahriyede talebeliği zamanından beri hürriyet için çalışmış, iki defa idama mahkûm edilmiş, bir sürgünden öbür sürgüne gönderilmiş bir zabit“; “Meşrutiyet’i müteakip devletin mühim idare vazifelerinde bulunmuş bir memur”; “Afrika’daki Büyük Çöl’ü (Sahra-yı Kebir’i), o zamana kadar kimsenin geçmediği bir yoldan geçerek ismini coğrafya tarihine geçirmiş bir Türk seyyahı” ve “Türk sanat eserlerini korumayı vazife edinen bir müzeci ve koleksiyoncu” olan Sami Çölgeçen;

1897 ve 1902 yıllarında iki kez idama çarptırılarak sürgüne gönderildiği ve toplam sekiz yıl sürgün hayatı yaşadığı Fizan’dan kaçarak, Sahra’yı Kebir’i boydan boya aşmak suretiyle hürriyete kavuşmuştu.

15-16 Şubat 1908 gecesi, Fizan’ın merkezi Murzuk’ta geceleyin sinsice ve herkes uykudayken başlayan bu firar; “açlık, vahşi hayvanlar tarafından parçalanma, eşkıya baskını ve eşkıyalarla çatışma gibi tehlikelerle dolu; susuzluktan ölme derecelerine gelip develerinin işkembelerini sıkıp suyunu ve kendilerinin idrarlarını içmeye kadar dayanır. Öyle ki kitabın bir bölümünde firarda yer alan üç yaşındaki oğlu Yadigâr’ın elinde testi ile ‘Ne olur haydi işeyin de içeyim çok susadım’ diye kafile arasında dolaştığını kaleme almıştır. Kafilelerinde susuzluktan halüsinasyon görenlerin ve haliyle çıldıranların ve eşkıyalarla çatışmada arkadaşlarından ölenlerin olduğu; pek çok garibelerle karşılaştıkları” beş buçuk aylık bir çöl ve nehir yolculuğunun ardından, altıncı ayın sonunda İngiltere’nin Liverpool kentinde sona ermişti.

İşte bu kitap, filmlere konu olabilecek bu maceralı kaçışın Sami Bey’in ağzından hikâyesidir.

Sami Çölgeçen’in üç yaşında aylarca çöl sıcağına ve türlü badirelere dayanan oğlu Yadigâr’a yazdığı bir mektupta ise şöyle bahsediyor:

Oğlum Yadigâr,

Seni menfamdan kaçırdığım vakit, sen üç yaşında idin. Bilemem o yolculuğu tamamen hatırlıyor musun? Notlarımı okuduğun vakit görecek ve anlayacaksın. Susuz kaldık, sidik içtik, birbirini yiyen insanlar gördük, soğuktan donduk, sıcaktan bayıldık ölümle pençeleştik. Tabiatla olan bu mücadelede yerliler arasında dahi deli olanlar oldu. Ama sen üç yaşında olduğun halde bütün bu cehennem azabına tahammül ettin, katlandın ve yaşadın. Gözlerinden öper, kuvvet ve kudretle yardımının insanlığa dokunmasını dilerim oğlum.”

27 Mayıs 1927
Baban
M. Sami