Sezen Erol ile yogadan müziğe uzanan yolculuğunu ve yeni çıkan teklisi Uyan’ı konuştuk.

Kısa süre önce yeni tekliniz “Uyan” müzikseverlerle buluştu. Uzun yıllar ara verdiğiniz müziğe dönüşünüzü ise “yoga” ile açıklıyorsunuz? Yogadan müziğe uzanan bu yolculuğunuz nasıl başladı? Nelerle karşılaştınız?

Sezen Erol: Yogakioo 300 saatlik yoga uzmanlık eğitimi için 30 günlük inziva kampa katıldım. Böyle inzivalarda çok yoğun meditasyon ve yoga pratikleri öğrenciyi yaşamını ve amacını biz buna dharma diyoruz, derinden sorgulamaya itiyor. Ben pratiği ileri seviye olan bir öğrenciydim çoğu pozları yapabiliyor ve yaklaşık 4-5 saatlik meditasyona oturabilecek konsantrasyona ve kondisyona sahiptim. Bunu yoga eğitmeni kimliğiyle özdeşleştiremiyordum, zihnim beni bu pratikleri yapabildiğim için eğitmen olmam gerektiğine inandırmış yine de aradığım şey bu mu diye sorgulamıyor değildim. Bunun yanında çok güzel şarkı söylediğimi biliyorum, resim yapmak yemek yapmak gibi birkaç yeteneğim daha var ve hiçbirini kimliğimle özdeşleştiremiyordum. Yani hangisinin dharmam olduğunu bilmiyordum. Diğer tüm öğrenciler gibi ben de dharmasını bilmeyen standart zihin altyapısına sahiptim ve yoga eğitimine gitmemin temelinde bu yatıyordu. Felsefe dersi sırasında hocam olan Çetin Çetintaş’a sordum “hangisidir” diye “hepsi” dedi basit bir şekilde. Zihnimde isyan sözcükleri uçuşuyordu nasıl hepsi? Bir insan bir anda her şey olabilir mi? Ben kimim o zaman? Zaten bu temel soru felsefenin oluşmasına neden olmuştur. Ben kimim, neden geldim? Yani bir kişinin kendini arayışı, diğeri de yaşam amacını. Zihnime göre asıl cevap on dakika sonra başka bir konuyu anlatırken geldi, “haaaa öyle mi’’ etkisi yarattı egomun maskesi o an düştü diyebilirim. Nirvana shatakam hikayesi, hikayede şöyle bir diyalog geçiyor “Ben bilebileceğin herhangi bir şey değilim’’ ufak bir aydınlanma yaşadım. Bir şey olmak zorunda mıyım? Neden bir şey olup kişiliğimi indirgeyeyim? Her şey olmak varken neden bir şey olayım? Şarkı da söylerim, yoga da yaparım, yemek de yaparım, anne de olurum. Neden bir kimliğe sahip olayım, özgürlük bu değil, bir şey olmak bir şeyde sıkışmak gibi. Büyük bir bırakış gerçekleşti, yüküm hafiflemişti artık gerisini karma şu şekilde halletti. Eğitim bittikten sonra bir gün ders arası Çetin hocam Sezen hadi bir şarkı yap dedi. Ben de yaptım. Çetin Çetintaş mantra albümünde çıkacak olan rajayoga isimli şarkıyı yaptım ve hazır başlamışken de durmadım diğer bestelerimi icra etme yoluna girdim. Ve UYAN doğdu.

Yeni tekliniz için “Pandemi sürecinin en sevdiğim meyvelerinden biri” tabirini kullanıyorsunuz. Yoganın yanı sıra pandemi dönemindeki içe kapanmanın Uyan’ın ortaya çıkmasındaki etkisinden söz edebilir miyiz?

S.E: İçe kapanmanın da etkisiyle bu zamana kadar olan ruhsal yolculuğumu anlattım bu süreci avantaja çevirdim diyebilirim. Pandemi kolektif bir travma yaratarak biz insanlara ölümün varlığını hatırlattı, bu durum hayat yolculuğumuza daha huzurlu devam etmemiz gerektiği mesajını verirken şarkının bunu duymaya ihtiyacı olan kitlelere ulaştığında verdikleri tepkiler beni çok mutlu etti. 

Hiç kuşku yok ki sanat dallarını düşündüğümüzde yogaya en uyumlu olanı müzik. İkisi arasındaki bu güçlü bağdan nasıl besleniyorsunuz?

S.E: Jonglör gibi hissediyorum, yaşam yolculuğumu yoga yaparak ve şarkılar söyleyerek yürüyorum. İkisi de neredeyse aynı etkiyi yaratıyor ruhumda. 

Uyan’ı teknik anlamda incelediğimizde altyapısı ve sözleriyle yogadan beslendiği açıkça görülmekte. İki farklı disiplini uyumla bir araya getirmek size ne ifade ediyor?

S.E: Söz yazıp bestelemek benim için yeni bir şey değil aslında. Sadece bunları tek başıma icra etmek benim hayatımda yeni gelişen bir şey. Sözlerin bazıları kendi yaşam deneyimlerim bazıları yoga derslerinde ve enerji çalışmalarında sıklıkla kullandığımız kelimelerdi. Esinlenmem kolay oldu, her ikisini de aynı disiplinle hayatımda yer ediyor sabah kalktığımda ilk iş olarak yoga yapıyorum. Gün içerisinde ise gitarı elime alıp bir şeyler mırıldanıyorum. Bu uyum bana jonglör gibi elimdekileri en iyi şekilde değerlendirirken bu süreçten keyif almayı ifade ediyor.

Teklinizin klibi de yogayı çağrıştıran “yolda olmak” kavramıyla özdeşleşiyor. Klibin konseptini nasıl belirlediniz?

S.E: Klipteki Sezen hayatı akışında yaşayan özgür bir kız, yolda zengin bir adam yargılayıcı gözlerle ona bakıyor ve aracına almadan yoluna gidiyor. Sezen yine de yoluna neşeyle devam ediyor. Daha sonra hayatlarını özgürce yaşayan insancıl ve barışçıl iki kişi karavanıyla geliyor ve Sezen’i alıp götürüyor. Karavan içinde iki güzel kız var, biri varlıklı bir ailenin kızı sabah kalkıyor güneşi selamlıyor (ilkim Temur) ve arkadaşlarıyla kampa gidiyor. Diğeri hiçbir yere ait olmayan bir kız. (Derin Nil kaçmaz) Biraz ilerde Sezen’i aracına almayan zengin adam aracı bozulmuş otostop çekiyor, onu da alarak klip; YARGILAYANI BİLE YARGILAMA mesajı veriyor. Daha sonra kamp alanına gidiliyor herkes akşam ateş başı buluşuyor. Zengin adam artık Sezen’in ruhunu görebiliyor ve omuzunda uyumasına müsaade ederek aralarında ruhsal anlaşma ve barış gerçekleşiyor. Her zaman böyle bir senaryo vardı kafamda klipte görünenler aslında ruh dünyamın ve alt bilincimin yansıması. 

Yoga ve müzik, kişisel ve günlük yaşamınızda size neler kazandırıyor? Bu ikisinin olmadığı bir dünyayı tasvir edecek olsanız nasıl tanımlardınız?

S.E: Yoga bana zihinsel ve bedensel farkındalık kazandırıyor. Ruhsal anlamda da bir yolda olduğumu hatırlatıyor, bu farkındalık sayesinde yaşam yolunu huzurla ve keyifle yürüyorum. Müzik ise bu yolculuğumda bana neşe kazandırıyor. İkisinin olmadığı bir dünya yani yolu olmayan ve içinde neşe olmayan bir dünya olumsuzluklarla savaşmak açısından ruhsal anlamda çok zorlu bir yol olurdu.

Sonraki projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Sonraki projem sadece yoga alanıyla ilgili değil aynı zamanda herkese hitap edecek bir albümün yapım aşamasındayız. Henüz iki şarkı hazır çok heyecanlı ilerliyor, şimdiden çalışma arkadaşlarım ve yakın çevrem tarafından çok beğeniliyor.