20’inci yüzyılın henüz başları. Tam tarih 19 Eylül 1911. Tarihin en kaotik dünyasının içine, tam da bu kaotik dönemlerde tarihin içinden bize göz kırpan düşünce insanlarından birisi; William Golding dünyaya geldi. Doğduğu yer, edebiyatta ve düşünce alanında dünya tarihi içinde dönem dönem etkili ve hatta belirleyici ve yön verici olmuş bir coğrafya, İngiltere idi.

Golding, savaş yüzyılının içerisinde kendini bulduğunda, bir entelektüelin tek çıkış noktası olan sanata ve edebiyata yöneldi. Eğitimini Oxford’da tamamladıktan sonra çeşitli yerlerde öğretmenlik ve eğitmenlik yaptı. Ama asıl işi yazmaktı ve bu işi de öyle hakkını vererek yapıyordu ki, yazdığı kitaplar kısa süre içinde oldukça geniş yankı buldu ve hatta günümüz edebiyatında kendisine hatırı sayılır bir yer edindi.

William Golding denilince, şüphesiz akla gelen ilk eser Sineklerin Tanrısı‘dır. Kitap 1954 yılında yayımlandı ve giderek bir dünya klasiği hâlini aldı. Bir adada mahsur kalan çocukların orada kurdukları düzen ve medeniyet arayışını konu edinen kitap, bir yandan bir medeniyet eleştirisi olsa da, aslında bize “insanın doğuştan kötü olduğu” yönündeki temel düşünceyi sunmaya çalıştı. Bu düşünce aslında İngiliz düşünce geleneğinin yaygın kanılarından birisi de sayılabilirdi. Ama ilk kez bu kadar edebi ve çarpıcı bir şekilde savunulmuştu bu düşünce. Bu kitapla kazandığı ün ile diğer kitapları da beğeni toplayan Golding, Nobel Edebiyat Ödülü başta olmak üzere birçok ödüle lâyık görüldü.

Sineklerin Tanrısı

“Burası bir ada. Yani bir ada olduğunu sanıyorum. Denizdeki şu kayalıklar bir resiftir. Belki hiç büyük yoktur buralarda.”

Şişman çocuk şaşar gibi oldu:
“Pilot vardı. Ama yolcuların bölümünde oturmuyordu. Öndeki küçük bölmedeydi.”

Sarışın çocuk, gözlerini kısmış, denizdeki kayalığa bakıyordu.

Şişman çocuk, “Bir yığın başka çocuk vardı” dedi. “Bazıları çıkabilmiştir uçaktan. Çıkabilmiştir, değil mi?” (Sineklerin Tanrısı, İş Bankası Kültür Yayınları)

William Golding 1988 senesinde “Sir” unvanını aldı. Bu unvan İngiltere’de oldukça ayrıcalıklı bir unvandı ve bu unvana layık görülen William Golding’in İngiliz edebiyatına katkısı elbette yadsınamazdı. William Golding, bu unvanı aldıktan beş sene sonra, 1993’te kalbinde yaşadığı bir sorun dolayısı ile hayatını kaybetti. Kalbi yaşamasına daha fazla el vermezken, Golding ardında yarım kalmış bir roman ve bitirdiği onu aşkın eserle tarihe ismini silinemeyecek bir şekilde kazıdı. Golding’in ünü 20’inci yüzyıldan 21’inci yüzyıla taştı ve ölümsüz eseri Sineklerin Tanrısı, gerek insan felsefesi alanında, gerek toplum felsefesi alanında vazgeçilmez eserlerden birisi olmaklığını korudu. Ayrıca edebiyat tarihinin de başucu eserlerinden birisi olmaya bugüne dek devam etti.

William_Golding_1983

“Roger, bir sopanın iki ucunu da sivri yaptı. Ralph, buna bir anlam vermeye çalıştı; ama veremedi. Öfkeye kapılıp, aklına gelen küfürlerin tümünü sıraladı art arda; sonra, esnemeye başladı. İnsan uykusuzluğa ne kadar zaman dayanabilirdi? Bir yatak özledi; çarşaflar özledi. Ama burada beyaz olan tek şey, kırk ayak aşağıdaki kayanın çevresinde ışıldayarak ağır ağır yayılan süt gibi beyazlıktı. Domuzcuk bu kayaya düşmüştü. Domuzcuk her yerdeydi: Domuzcuk bu geçitteydi. Karanlık ve ölüm, Domuzcuk’u korkunç yapmıştı. Ya Domuzcuk kırılıp içi boşalan kafasıyla sulardan çıkıp, geri dönerse… Ralph, sanki küçüklerden biriymiş gibi, hem sızlandı hem de esnedi. Elindeki değneği bir koltuk değneği gibi kullandı; değneğe dayanarak, sendeleye sendeleye ilerledi.” (Sineklerin Tanrısı, İş Bankası Kültür Yayınları)

Türkçe’deki bazı eserleri:

Sineklerin Tanrısı, İş Bankası Kültür Yayınları
Piramit, İş Bankası Kültür Yayınları
Kule, İş Bankası Kültür Yayınları
Çatal Dil, İş Bankası Kültür Yayınları

Başlık fotoğrafı Sineklerin Tanrısı filminden.