Jack Kerouac’ın meşhur “on the road” eseri hayatlarımıza girdiğinden beri “yolda olmak” kavramı zihinlerimizde özgürleşmek ile eş anlamlı hale geldi. Her ne kadar sosyal medyanın sınırları kaldırması günümüzde zihinsel deneyimleri mümkün kılsa da yola çıkmak hala büyük bir olasılıklar denizi demek.

Edebiyatta ve sinemada sürekli bir yerden bir yere giden, kahvelerde; meyhanelerde saatlerce takılan, tek başına müzede, parklarda vakit geçiren karakterlere sık sık rastlarız. Sartre’ın meşhur bulantısı, Sait Faik’in öyküleri, Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonnası ilk aklıma gelenler) Kadınlar ise nispeten daha durağan ve olayın merkezinde yer almayan profiller olarak karşımıza çıkar. Kontrol daima erkektedir. Onların istek ve arzularına göre şekil alınır. Peki sinemada durum nasıl?

Ana akım filmlerde süper kahraman kadınlara (onlar da oldukça şuh karakterler olarak erkeklerin zevkine uygun hazırlanmışlardır) ve erkeğin gözbebeği; biricik aşklarına daha sık rastlarız. Avangard sinema ise bize feminist bağlamda daha çok seçenek sunar. Çeşitli sebeplerden dolayı (toplumsal veya bireysel) yola çıkmış 5 kadın filmini sizin için derledik:

American Honey

Bir kadın yönetmenin -Andrea Arnold- elinden çıkan 2016 yapımı bu film 18 yaşındaki Star karakterinin büyüme yolculuğunu anlatır. Anne ve babasıyla ayrı ayrı sorunlar yaşayan Star zamanının çoğunu iki küçük kardeşiyle çöplerden yemek arayarak geçirir. Onlara bakma sorumluluğu ve sorunlu ebeveynler ile oldukça zorlu bir yaşam geçiren genç kadın bir gün tesadüfen gezgin bir grupla tanışır. Vaktini kapı kapı dergi satarak geçiren bu grup Star’a iş, para kazanma, aşk ve yola çıkmak üzerine çeşitli deneyimler kazandıracaktır. Cannes başta olmak üzere çeşitli festivallerden bolca ödül toplayan film son dönemdeki başarılı bağımsız filmlerden bir tanesi.

Victoria

Madrid’den Berlin’e çeşitli sebeplerden ötürü gelen Victoria bir kafede garson olarak çalışmaktadır. İşten arta kalan zamanlarını ise Berlin gece kulüplerinde eğlenerek geçirir. O günlerden birinde bir grup alman genciyle tanışır ve kendini akıl almaz bir durum içerisinde bulur. Gençlerle kısa süre içerisinde çok sıkı bağ kuran Victoria bu süreçte kendisini de keşfedecektir. Tek plan çekimi ile dikkat çeken 2016 yapımı bu film festivallerden de bolca ödül topladı.

Yersiz Yurtsuz (Vagabond)

1985 yılında Agnes Warda tarafından çekilen film orta gelirli ve eğitimli bir genç kızın sistemi reddederek yola çıkışını ve yolda başına gelenleri anlatıyor. Film süresince “gerçek özgürlük nedir?” diye sorgulatan ve bizi çeşitli çelişkiler içerisine sokan film yayınlandığı yıl festivallerden de eli boş dönmemiş. Önemli kadın yönetmenlerden olan Agnes Warda’nın diğer filmlerine de muhakkak göz atılmalı.

Exils

Exils aslında bir öze, köklere dönüş filmi. Fransa’da yaşayan iki genç Cezayir’e gitmek üzere yola çıkarlar ve yol boyunca hem kendilerini hem birbirlerini hem de doğayı keşfederler. Yönetmenliğini Tony Gatlif’in yaptığı film 2004 yılında yönetmene Cannes en iyi yönetmen ödülünü kazandırdı. Müzik seçimleri ile de ön plana çıkan film kendini keşfetmeyi sevenler için güzel bir doyuruculuk sunuyor.

Stranger Than Paradise

Eva adlı genç kız New York’ta yaşayan kuzenini ziyarete gider. Kuzeni Willie ve onun arkadaşı Eddie günlerinin çoğunu televizyon izleyerek ya da aylaklık ederek geçirmektedir. Zaman içerisinde Eva’nın da onlar gibi bir özgür ruh olduğu anlaşılır. Üçü kendi varoluş sıkıntıları içerisinde hem ortak hem de apayrı bir yaşam içerisine girerler. Jim Jarmush imzalı bu film pek az diyalog ile minimalist olmayı başarıyor.