Özellikle son yıllarda başta feminist gece yürüyüşü olmak üzere pek çok kadın eyleminde taşınan dövizler, atılan sloganlar bazılarını pek rahatsız ediyor. Özellikle “Kadının yoksa cebinde parası amıdır kumbarası!” dövizi çok tartışma yarattı.

Kadın bedeni ve cinselliğiyle ilgili olan bu “uygunsuz” sloganlar solcu erkeklerimizi de epey rahatsız etmiş görünüyor. Konuşmayı öğrendiklerinden bu yana birilerinin amına koyan, devrimcileşince politik ortamlarda “ağzını tutan” bu arkadaşlar; maçta, yolda, orda burda “ağızlarından kaçırıp” defalarca koydukları şeyi (bize ait olan bir organı) biz ağzımıza alınca gayri ahlaki oluyoruz. Ama olur mu, biz erkek egemen küfrü savunmuyoruz, derler hemen. Savunmuyorlar ama ediyorlar. Niye ben etmiyorum, sürekli küfür etmiyorum, “ağzımdan kaçırmıyorum” da sen kaçırıp duruyorsun “yanlışlıkla”?

Bir devrimcinin emek hırsızlığı yaptığında konulan tepki konmuyor böyle “ağzından kaçırınca”, neden?

Bir devrimcinin kollektifin kararını çiğnediğinde maruz kaldığı mobbing ya da baskı uygulanmıyor bu durumda, neden?

Neden siz koyunca bu kadar tolerans var da biz organımızın adını dövize yazınca linçe uğruyoruz, gayri ahlaki bulunuyoruz?

Ahlak… Kime göre, hangi dönemde, hangi ideolojik belirlenmişlikle tanımlanıyor.

“Namusu kaybettim, bulmayacağım, kimsenin namusu olmayacağım” sloganını ilk attığımızda da yadırganmıştık. Neoldu, zamanla öğrendik, namus ikiyüzlüce bize dayatılan “erk”in namussuzluğudur aslında. Yaza çize, tartışa bu kavramı sorgulatır hale getirdik.

Kavramların ideolojik alt yapılarıyla tartışılmasının değişik yolları olabilir. Bu şekilde çarpıcı ve ajite edici bir biçimde ifadesi de tartışmayı alevlendirdiği ve hızlandırdığı için iyidir.

Bu dövizin illaki seks işçileri yürüyüşünde ve onlar tarafından taşınmış olabileceğini savunanlar da oldu, bazı kadınların “namusunu” kurtarmak için…

Hayır, bu döviz 2014 Feminist Gece Yürüyüşü’nde taşındı. Taşıyan herkes de seks işçisi değildi.

Bu döviz seks işçiliğini; kadının bedenini, cinselliğini parayla satmasını meşrulaştırıyormuş. Bu döviz vesilesiyle şunu tartışabilmeliyiz; seks işçiliğinin, günde 10-14 saat ağır koşullarda “gönüllü” çalışan, bedeni helak olan, iş güvenliği koşulları sağlanmadığı için ölen “normal” işçilikten farkı ne kadardır? “Namusumuz” kadar mı???

Belki de hayatında en az bir kere seks işçisi ile beraber olmuş bazı devrimci erkeklerimiz ve kendini “korumak” için, “onlarla” aynı olmadığını “belirtmek” isteyen bazı kadınlarımız ne kadar “dürüst” ve “tutarlı” acaba?

Cinsellik kutsalmış, para karşılığı yapılınca kadın bedeni metalaşıyormuş. “Kutsal” cinselliğin nasıl ve hangi koşullarda yaşandığı, kadının ne kadar “özgür” tercihler yapabildiği, “özgür” tercihlerinin bedelini nasıl ödediği (mesela “orospu” yaftası yemek, mesela “namus” cinayetine kurban gitmek), “kutsal” aile içinde kadınların belki defalarca tecavüze uğradığı gerçeklerini görmeden, konuşmadan seks işçiliğinin kadının bedenini metalaştırdığını söylemek en azından tutarsızlık, en çoğundan ikiyüzlülüktür.

Ezilen bir kesimin eyleminde, söyleminde neyi öne çıkaracağı, kendini nasıl ve hangi yollarla ifade edeceği kendi bileceği iştir. Özellikle ezen tarafın bu konuda ahkam kesmesi pozisyonunu koruma içgüdüsü olarak okunmalıdır.

LGBTİ+’lerin eylemlerindeki biçim ve söylemler de epey tartışma konusu olmuştu zamanında. “Ayol” demeleri bile bir meseleydi. “Ama onlar da militan bir duruş sergilemiyorlar, ne o liberal liberal duruşlar, söylemler” diyebildi birileri. Liberal-militan karşıtlığı üzerinden ikna edilmeye çalışıldık.

Kadınların eylemleri de eleştiriliyordu, “oynak” bulunuyorduk. Ne demekse!

Sürekli baskılanan ve kontrol altına alınmaya çalışılan kesimlerin oynaklığı aslında en militan eylemlerden daha militan bir duruşu temsil edebilir. İkiyüzlüce kendini gizlemek yerine kendini olduğu gibi yaşamak için ölümü göze alan LGBT+’ların duruşu militan değil mi yani?

“Yolda yürürken sakın sağa sola bakma, orospu zannederler!” diye büyütülmüş bir kadının 8 Mart’ta hoplayıp zıplayıp inadına her tarafa sağa, sola, aşağı, yukarı bakması, her şeyi görmeye çalışması bir isyan değil de nedir?

İsyanımızı ifade ediş şeklimizi biz belirleriz. Bizi ezen, sömüren ideolojiler değil, onların temsilcileri hiç değil!

Hazırlayan: Bahar Ekinci