“Ödenmeyen Sağlık Faturası – Türkiye’de Termik Santraller Bizi Nasıl Hasta Ediyor?” başlıklı rapor Türk Tabipler Birliği (TBB) ve sağlık alanında çalışan uzmanlık derneklerinin desteği ile bugün TBB’nde yapılan bir basın açıklaması ile duyuruldu.

Sağlık ve Çevre Birliği tarafından yayınlanan rapora göre, Türkiye’deki kömür yakıtlı termik santrallerin kapasitesinin önümüzdeki 4 yıl içinde ikiye katlanması planlanmakta ve bu kapasite artışının hâli hazırda zaten çok yüksek olan sağlık maliyetlerini önemli ölçüde artırması bekleniyor.

Sağlık ve Çevre Birliği (Health and Environment Alliance, HEAL) hazırladığı raporda; hava kirliliğinin sağlık etkileri ile bilimsel kanıtların güncel bir derlemesini ve Türkiye’deki termik santrallerden kaynaklanan emisyonların yol açtığı sağlık etkilerinin bir değerlendirmesini sundu. Raporda Türkiye’deki termik santrallerden kaynaklanan hava kirliliğinin ilk defa hesaplanan sağlık etkisi maliyetleri bulunuyor. Türkiye’de halk sağlığı için çaba harcayan saygın sağlıkçıların ve hekim derneklerinin kömür ile ilgili endişelerine de bu raporda yer veriliyor.

Termik Santral 111
(Görsel: National Geographic)

Çevre İçin Hekimler Derneği’nden Prof. Dr. Ali Osman Karababa, Sağlık ve Çevre Birliği’nden (HEAL) Anne Stauffer, TBB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Beyazıt İlhan, Türk Toraks Derneği’nden Prof. Dr. İbrahim Akkurt ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nden Prof. Dr. Türkan Günay’ın katılımıyla gerçekleşen basın toplantısında termik santrallerin halk sağlığına olan maliyeti ve etkisi konuşuldu.

Hava kirliliğinin yıllık sağlık maliyeti: 3,6 milyar EURO

Raporda Türkiye’deki mevcut kömür santrallerinin yol açtığı hava kirliliğinin halk sağlığı üzerindeki maliyeti nicel olarak hesaplandı. Çalışmaya göre; kömürle çalışan yaklaşık 80 yeni termik santral yapımına ilişkin yatırım planlarının neden büyük bir endişe kaynağı olduğu da gözler önüne seriliyor. Türkiye’de elektrik üretimi için kömür yakılmasından kaynaklanan hava kirliliği hâli hazırda erken ölümlere, kronik akciğer hastalıklarına ve kalp sorunlarına yol açıyor. Bu sorunların sağlık alanında getirdiği maliyet ise 3,6 milyar Euro’ya  ulaşıyor.

[box type=”info” align=”aligncenter” class=”” width=””]2014 yılında PM10 kirliliğinde Türkiye’de ilk sırada Iğdır şehri yer alırken, Afyon ve Batman da Iğdır’ı takip etmiştir. Ankara’da yıllık ortalama PM10 konsantrasyonu 58 μg/m³ iken, İstanbullular yıllık ortalama 48 μg/m³ ile yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu konsantrasyonlar WHO’nun önerdiği yıllık ortalama 20 μg/m³’ün çok üzerindedir. Uluslararası Kanser Araştırmalar Ajansı (IARC) 2013 yılında hava kirliliğini 1. sınıf kanser risk faktörü olarak sıınıflandırmıştır. Resmi istatistiklere göre; 2014 yılında 25 bin 658 kişi kronik alt solunum yolu hastalıkları nedeniyle ölmüştür. [/box]

Miadını dolduran kömür santrallerini durdurun!

Türkiye’deki hekimler ve sağlık alanında çalışan uzmanlık dernekleri, insan sağlığının ve iklimin korunması için Türkiye’nin kömüre dönüş sürecinin tersine çevrilmesi gerektiğini ifade ediyor. TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Beyazıt İlhan durumu şu şekilde ifade etti: “Kömürle çalışan bir termik santral her yıl binlerce ton tehlikeli hava kirletici maddeyi atmosfere salıyor. Bu kirleticiler en az 40 yıllık bir ortalama ömre sahip. 80’in üzerinde yeni santral yapılması yolundaki planlar, kömürün solunum ve kalp damar sağlığına yaptığı olumsuz etkilerin onlarca yıl daha devam edeceği anlamına geliyor. Böylesi bir sağlıksız gelecekten kaçınmamız gerekiyor. Hükümeti, bu kirli ve miadını doldurmuş enerji kaynağını bir an önce terk etmeye çağırıyoruz.”

Rapora göre; kömürden elektrik üretimi, ülkenin zaten ciddi düzeydeki hava kirliliği sorununa daha da fazla katkıda bulunuyor. Türkiye’deki kentsel nüfusun yüzde 97’den fazlası, sağlık açısından riskli seviyelerde partiküler madde (PM) konsantrasyonlarına maruz kalıyor. PM sağlık açısından en zararlı kirleticilerin başında geliyor.

Kömürle çalışan termik santral sayısı dörde katlanacak

HEAL Direktör Yardımcısı Anne Stauffer ise kömür santrallerinin azaltılması gerekliliğine şu şekilde değiniyor: “Dünyanın dört bir yanında giderek daha fazla sağlıkçı, sağlık koşullarının iyileştirilmesi ve iklim değişikliklerinin önlenmesi için kömür yatırımlarının durdurulması çağrısında bulunuyor ve kömürde bir gelecek olmadığına dair net bir mesaj veriyor. Türkiye’nin kömürle çalışan termik santral sayısını dörde katlama planları mevcut ve gelecek nesiller için sağlık maliyetlerinin tavan yapmasına yol açacaktır.”

Çin Kömür Festivali

HEAL’in raporu, 18-26 Mayıs 2015 tarihlerinde Cenevre’de yapılacak olan Dünya Sağlık Kongresi’nde diğer ülke temsilcileri ile de paylaşılacak. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), hava kirliliğini küresel ölçekte hastalık ve ölüme neden olan ve önlenebilir ana çevresel etkenlerden biri olarak görmekte ve bu yılki kongrede hava kirliliği ile ilgili ilk DSÖ kararı da oylamaya sunulacak.

Rapora göre; 19 mevcut santralden yayılan zararlı gazlara maruz kalmanın yol açtığı 2 bin 876 erken ölüm, yetişkinlere 3 bin 823 yeni kronik bronşit vakası, 4 bin 311 hastane yatışı, yıllık 637 bin 643 iş günü kaybı yaşanmakta. Bunların toplam yıllık ekonomik maliyeti ise 3,6 milyar Euro’ya varmaktadır.

Raporda sağlıkçılar ve halk sağlığı uzmanları, hükümet ve kamu kuruluşları ile uluslararası kuruluşlar için öneriler de yer alıyor: 

Sağlıkçılar ve halk sağlığı uzmanlarına öneriler

  • Uzmanlar, sağlıkçılar; karar alıcılara, kömürün sağlık üzerindeki etkilerinin ve dışsal maliyetlerinin, Türkiye’nin enerji ile ilgili kararlarında dikkate alınması gerektiğini anlatmalıdır. Sağlık açısından, yeni kömür santralleri inşa etmenin yüksek toplumsal maliyetler oluşturduğu ve kronik hastalıklara karşı yürütülen mücadeleye zarar vereceği anlatılmalıdır.
  • Sağlıkçılar; ulusal düzeyde enerji ve çevre politikalarının ve stratejilerinin geliştirilmesinde açık ve net şekilde tanımlanmış, şeffaf resmi danışma süreçlerinin oluşturulmasını savunmalıdır.
  • Ulusal/bölgesel/yerel her düzeyde enerji ve çevre alanları ile ilgili karar alma mekanizmalarında şeffaflık, çevresel bilgiye erişim ve halkın daha etkin katılımı talep edilmelidir.
  • Ulusal düzeyde WHO’nun halk sağlığını iyileştirmeye yönelik önerdiği kirletici sınır değerleriyle uyumlu hâle getirilmiş, daha yüksek hava kalitesi standartları talep edilmelidir.
  • Ulusal veya uluslararası düzeylerde iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik daha iddialı bir tutum ve eylemlilik talep edilmelidir.
  • Kömür yakıtlı termik santral projelerinde ÇED veya bölgesel/il çevre düzeni planları geliştirilmesi gibi yerel katılımın olanaklı olduğu süreçlerde, kömür kaynaklı enerjiden doğan sağlık tehditleri hakkında halk bilinçlendirilmeli. Halk sağlığını korumak için mevcut kömürlü santrallere yönelik daha etkin çevre denetimi yapılması için baskı oluşturulmalıdır.

Mehmet Müezzinoğlu

Hükümete ve kamu kurumlarına öneriler

  • Mevcut kömürlü termik santrallerde mevzuattaki en yüksek kirlilik denetim standartları uygulanmalı ve bu santraller için var olan tüm çevresel muafiyetler sona erdirilmelidir.
  • Hava kalitesi ve sanayi kaynaklı emisyonlarla ilgili Türk mevzuatını AB çevre müktesebatı uyumlaştırma çalışmaları hızlandırılmalı ve bu süreçte WHO önerileri dikkate alınmalı. Hava kalitesinin ve emisyonların izleme, raporlama ve değerlendirme süreçlerinde altyapıdaki noksanlıkları ve uygulamadaki aksamalar giderilerek, veri eksiklikleri acilen giderilmelidir.
  • Ulusal enerji politikalarının oluşturulmasında ve tekil enerji projelerinin hayata geçirilmesinde sağlıkçılar ve diğer sivil toplum aktörlerinin katılımını da öngören erişilebilir ve şeffaf karar alma süreçleri geliştirilmeli, halkın bilgiye erişimi kolaylaştırılmalıdır.
  • Başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, 80’den fazla santralin yapılmaması durumunda halk sağlığı ve iklim için elde edilecek faydalar araştırılmalıdır.
  • İşletmede olan ve yapılması planlanan santrallerin sağlık ve dışsal maliyet analizleri temel alınarak, kömürden elektrik eldesinin aşamalı olarak bırakılması için ulusal bir plan yapılmalıdır.

Uluslararası kuruluşlara öneriler

  • Yeni kömür santrallerinin inşası için tüm uluslar arası borç ve kredi süreçleri sonlandırılmalıdır.
  • Türkiye’nin taraf olduğu sağlık, çevre ve iklim değişikliği ile ilgili uluslararası anlaşma ve sözleşmelere tam uyumu konusunda ısrarcı olunmalı ve ülkenin henüz imzalamamış olduğu bu tür uluslar arası anlaşmalara katılımı desteklenmelidir.
  • Türkiye’deki enerji projelerinde sürdürülebilirlik, şeffaflık ve halkın katılımı kriterlerinin uygulanması teşvik edilmelidir.

Destekleyen kuruluşlar

Türk Tabipleri Birliği (TBB)
Çevre için Hekimler Derneği
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
İş ve Meslek Hastalıkları Derneği (HASUDER)
Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD)
Türk Toraks Derneği (TTD)