Okuma süresi: 3 dakika

Günaydın arkadaşlar. Sizlerle pek mühim farkındalıklarımı paylaştığım bu yazı dizisinin ikinci yazısı neden gecikti diye epey düşündünüz; biliyorum. Öyle çok mesaj aldım, öyle özlemişsiniz ki beni…  Neyse ki güzel enerjilerimle karşınızdayım. Resmen amme hizmeti veriyorum. Hehe.

Son haftalarda gündem çok yoğun ve çok keyifli. Her sabah gözümüzü yeni bir sürprize açıyoruz. Her gün güzel habere uyanan kaç ülke var ki? Bu ülkenin kıymetini bilmeyen vatan hainleri “ekonomi kötü” falan diyebilir. Ceplerindeki telefonu çıkartıp baksak en az 10.000 TL vardır. Düşünün arkadaşlar: fakirin bile cebinde 10.000 TL’lik telefon var. En fakirimiz bile Avrupa’nın zengininden daha zengin. Belki de 20.000’dir o telefonlar. Bilemiyorum. Ben aldığım herhangi bir şeyin fiyatını pek bilmem. Darısı isteyen herkesin başına… Zenginlik güzel şey ve beklemediğiniz bir anda sizi de bulabilir. (Beklemediğin anda oluyor tatlım. Çok başka bir duygu…) Çünkü Türkiye’de yaşıyorsunuz. Varlıklı bir hayat sürme ihtimaliniz çok yüksek. İşte fazilet, işte feraset, işte cesaret, işte neyse… Hehe.

Bu pembe, mavi, mor saçlı, LPG üyesi öğrenciler yurttan atılmış diye ortalığı ayağa kaldırdılar. Sevgili gençler: akıllı olun, akıllı! Biz saçımızı açık bırakamazdık okulda. Eteğimiz dizimizin altındaydı. Hey gidi… Devlet size o rengarenk saçlarla yurt imkânı sağlamış, siz gidip LPG üyesi oluyorsunuz. (Nasıl üye olunuyor, nereden form dolduruluyor bilmiyorum ama…) Bence LPG kapatılmalı. En iyisi benzinli araç. Hehe.

Kastamonu Bozkurt diye bir yerde olimpik havuz yapılmış. Dünyanın en büyük olimpik havuzuymuş. Yine birinciliği kimseye kaptırmadık görüyorsunuz. Arkadaşlar, öyle büyük bir havuzun Kastamonu’da ne işi var, sorarım size. Yani güzel İzmir’imize yapsalardı ya… Tatildeyken günlük bikini alışverişim için AVM’ye uğradığımda, şehir merkezinde havuza girip serinleme imkânım olurdu. Neyse açılış görüntülerine baktım da havuzun rengi kahverengiydi. Belki de dev bir çamur banyosu hizmetidir. Sonuçta devletimiz Kastamonu gibi bir yere yatırım yapmış. Fakaaat insanımız nankör. Bizim insanımız nankör anacığım. Çığlık, feryat, figân… Bir ağlama, bir şımarıklık… Ne oldu, yerini mi beğenmediniz? Ben gitmesem de görmesem de o olimpik havuz benim olimpik havuzumdur arkadaşlar. Gurur duydum. Üzüldüğüm tek şeyi söylemeden geçmeyeyim: açılışta hiçbir devlet yetkilisi göremedim. Belki de pandemiden dolayı önlem almışlardır. Görüyorsunuz: eleştirilecek bir şey varsa ben de eleştiriyorum. Hehe.

Dev açılışlar bizim işimiz, söylemiştim. Karadeniz’e yatırım yapılır da Ege’ye, Akdeniz’e yapılmaz mı? Yapıldı. Ben seneye turizm patlaması yaşanacak birkaç bölgede, topraktan villa satın aldım. Birkaç otelin de hissedarı olacağım. Size ekonomi danışmanlığı da yapıyorum çaktırmadan… Hadi yine iyisiniz. Şanslı bıdıklar sizi… 😊 Orman yangınları dünyanın her yerinde oluyor arkadaşlar. Ne yapalım, öyle boş mu kalsın? Turistler gelsin, güzel denizimizde yüzsün. Beachlerde yesin, içsin. Ağaç kime lâzım? Zaten ağaç olan yerde böcek möcek olur. Sevmem. Hee… Unuttum sanmayın. Bu “ekonomi kötü” diyen nankör halkımız var ya, nasıl topladı o kadar yardımı kendi kendine? Çünkü halk zengin. Madem bir anda organize olup o kadar yardım gönderecek kadar paraya pula sahipsiniz, konuşmayacaksınız! Bu devlet sizi kendi kendinize yetecek refah seviyesine eriştirdi. İşte hamaset, işte humus… Hehe.

Humus dediğimde aklıma iki şey geliyor: gıcık veganlar ve Suriyeliler. Instagram’da veganlardan kaçılmıyor. Sürekli zorbalık yapıyorlar. Size ne kardeşim benim kişisel tercihimden? Et de yerim ot da yerim … da yerim. Hepçiliz biz. Yok hayvanların yaşam hakkı, yok sömürü, yok acı çekiyorlar da bilmem ne… Zırvalık. Bir kere hayvanların boğazı kesilirken hayvanların vücudunda morfinden daha güçlü bir ağrı kesici salgılanıyor. Yani hayvanlar aslında keyif içinde ölüyorlar. Şimdi “öldürmeye hakkın yok” diyen bir vegan çıkabilir. (Hoş, genelde makale yayımlar gibi, destan yazar gibi konuşuyorlar. Bu kısa oldu ama neyse.)  Evet sevgili gıcık vegan… Sana söyleyeceğim şey şu: hayvan yaşayacak da ne olacak? Boş boş otluyor. Öldüğünde ise insanlığa faydası oluyor. İnsanlık her şeyden önemli. Önce insan olacaksın diye boşuna söylememişler. Hehe.

Gelelim Suriyeli meselesine. Biri bitmeden diğeri başladı. Yeni sorunumuz Afganlar. Kardeşim ben ülkemde mülteci is-te-mi-yo-rum! Sahilde yürüyüş yaparken denize giren mületicicikler görüyorum. Sinirlerim hopluyor. Dar ettiniz ülkemizi bize. Şimdi bu veganlara sorsanız, “yönetilemeyen süreç, yanlış politika, emperyalist dünya düzeni” falan derler, yine bu mülteci insanları masum gösterirler. Bir gün herkes mülteci olabilirmiş… Nefretimizi yanlış yere yöneltiyormuşuz… Yok ya! Ben mi mülteci olacakmışım? Siz olun veganlar. Çıkın, gidin ülkemizden. Bunlar bir de iklim krizi delisi. Bayılırlar iklim krizi konuşup insanları karamsarlığa sürüklemeye. Bıktım bunların atıksız, plastiksiz yaşamlarından da uyarılarından da. Proje çocuk Greta Thunberg’in yanına uğurlayalım sizi… Bütün dünyaya surat asın beraber.  

Ay mutlu bir sabah yazısı olacaktı sinirlerimi bozdular. Neyse gidip birkaç vegana kebap fotoğrafı atayım da et yemeyen, gelişmemiş beyinleri canlansın. Benim de keyfim yerine gelsin. Hehe.

Ne rahat, ne hoş, ne eğlenceli bir gün. Türkiye’deyiz ve mutlu olmak için çok nedenimiz var. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Belki de Geyve ayvası. Hepimize afiyet olsun. Yeniden günaydın…

Dizinin ilk yazısı için tıklayın: Türkiye’de Mutlu Bir Sabah I.