Vegan beslenme biçimi tüm dünyada hızla yayılıyor. Hayvan sömürüsünü en aza indiren bu beslenme şeklinin ne kadar sağlıklı olduğuna dair haberler yapılsa da aslında bir o kadar da negatif haberler, hatta manşetler okumuyor değiliz! “Vegan beslenme neredeyse öldürüyordu!” Aslında yıllardır bunun gibi birçok haber başlığı okuduk ve sonunda gördük ki yeme bozukluğu olan bir anoreksiya hastasının ya da çocuğunu yetersiz besleyen anne babaların “vegan” olduklarını vurgulayan ve olayları bitki temelli beslenmeye dayandıran haberler oldukça dikkat çekiyordu.

Sıklıkla vegan beslenme ve hayvan hakları ile ilgili konulara değinsem de sizlerle objektif bir şekilde bu olayı paylaşmak istedim!

Şimdi sizlere aslında ilk bakışta hikâyeleri diğerlerininkine çok benziyor gibi görünse de tamamen farklı olan Lorelei Plotczyk ve nişanlısı Craig‘den bahsetmek istiyorum. Uzun yıllardır vegan olan çiftin bitki temelli beslenme alışkanlıkları neredeyse onları öldürüyordu!

Evet, yanlış duymadınız, gelin olayların nasıl geliştiğini Lorelei’nin ağzından dinleyelim…

“Merhaba vegan arkadaşlar, ne düşündüğünüzü tahmin edebiliyorum, fakat şunu belirtmeliyim ki bizim hikâyemiz daha önce okuduklarınızdan biraz farklı!

Nişanlımın ve benim uzun yıllardır yaşam felsefesi haline getirdiğimiz vegan beslenme biçimimiz bizi neredeyse öldürüyordu. Eğer siz de veganlığı düşünüyorsanız, bu yazıyı mutlaka okumak isteyeceksiniz ve veganlar, lütfen sonuna kadar okuyun.

Niyetlerin en iyisi

İnsanların gerçekten ama gerçekten iyi sebeplerle vegan olmaya karar verdiklerini biliyorum. Uzun lafın kısası, veganlar, her gün, savunmasız hayvanları sırf bizim zevkimiz için yetiştirip kasten öldürmekte olan kişilere para kazandırıp kazandırmayacağımıza dair bir seçim yaptığımızı kavrayabilmiş insanlardır. Sonuç olarak, bu hayvanların canları da en az evcil hayvanlarımız kadar değerlidir ve biraz sevgiyi hak ediyorlar, öyle değil mi?

İnsanlar zamanla, süt ürünlerinin ve yumurtanın da tıpkı hayvan eti kadar kötü olduğunu anlarlar, çünkü yeni doğan erkek hayvanlar yumurta ve süt üretiminin bir nevi hatalı yan ürünü olarak görülürler ve genellikle hemen öldürülürler – kız kardeşleri ve anneleri ise “en iyi fiyata” katledilecekleri güne kadar üretim yapmaya zorlanırlar. Ve biliyoruz ki, çiftlikler ne kadar “insancıl”, küçük, yerel, organik, meralı, kafessiz ya da serbest olursa olsun, bu vahşet tipik sürecin parçasıdır.

Artık insanlar, vegan yeme alışkanlığının, bir insanın elinden gelebilecek en önemli çevresel duyarlılığı ifade ettiğini ve tipik Batılı yeme alışkanlıklarıyla kıyaslandığında üretim için suyun ve emisyonun yaklaşık yarısını kullandığını gösteren bilimsel ve akademik kaynaklar hakkında rahatlıkla bilgi sahibi olabiliyor. Özellikle Cowspiracy belgeselinin Netflix’te yayınlanmasından sonra, bu bilgiler ana akım medyaya da düşmeye başladı.

–Ve bu pek de küçük bir adım sayılmaz– veganlar, bitki temelli yeme alışkanlığının çok daha fazla insanı besleyebildiğini biliyorlar. Yakın tarihli Chemical and Engineering News dergisinin kapak konusundaki haberde, et ve hayvansal ürünler üretmenin “sürdürülemez miktarlarda bitki proteini tüketen çok sayıda hayvan yetiştirmeye” muhtaç olduğu ve “et tüketenlerin bitkisel proteinlere yapacağı geçişin, sürekli büyümekte olan küresel nüfusu, gezegenin kaynaklarını daha az tüketerek besleme yolunda çok yararlı olacağı” belirtilmektedir.

Hâl böyleyken, zararı minimuma indirmek için çok daha basit, uygulanabilir bir yaşam tarzı değişikliği yapabilecekken, nasıl sadece oturup adına hayvancılık denen bu insan elinden çıkmış kâbusa seyirci kalabilirdik ki?

Tüm bu bilgiler ışığında, umuyorum ki neden veganlığı seçtiğimizi anlayabilirsiniz. Niyetimiz iyiydi. Hayatım boyunca çeşitli seviyelerde vejetaryenliği denedikten sonra yaklaşık 3 yıldan bu yana tamamen vegan olmuş durumdayım. Şu anki nişanlım Craig, beraberliğimizin üzerinden birkaç ay geçtikten sonra bu değişikliği yapmaya karar verdi. 

Neler yiyorduk?

Veganların son derece kısıtlayıcı bir yeme alışkanlıkları olduğuna ilişkin tipik olumsuz masallardan farklı olarak, güneşin altında yetişen her şeyden yemeye çalıştık, tabii ki hayvansal ürünler dışında. Craig inanılmaz bir aşçıdır, ben de bu konuda fena sayılmam. Yeryüzünde, gönlünüzce tüketebileceğiniz 20.000’den fazla yenilebilir bitki türü ve taze ya da dondurulmuş olarak sizleri bekleyen meyveleri, sebzeleri, yeşil otları, baharatları, mantarları, fasulyeleri, baklagilleri, kuru yemişleri ve tohumları değerlendirmenin pek çok yolu olduğu için vegan olmak zor olmadı.

İnanılmaz lezzetli peynirler, sosisler, dondurmalar, soslar ve daha pek çok şey yaptık, üstelik hiç hayvansal içerik kullanmadan. Sözün kısası, elinde bir avuç yiyecekle bir adada mahsur kalmış yolcular değiliz. Üstelik üşengeçliğimizin tuttuğu zamanlarda da, kentten kırsala taşındıktan sonra bile, önceden hazırlanmış son derece lezzetli vegan etleri (bitkilerden yapılan ve protein deposu olan sucuk, sosis, burger vb.) ve peynirleri satın alabileceğimiz pek çok pazar vardı.

Midemizi lezzetli, besleyici yiyeceklerle doldurabiliyorduk, birkaç istisna dışında. Örneğin bir iş seyahatinde, nispeten yavan görünen salatama ve fırında sade olarak pişmiş patatesime acıyarak bakan bir grup hem et hem ot yiyen arkadaşımın arasında bir restoranda mahsur kalmıştım. (Sonrasında da Native Foods’a gerçek bir yemek yemeye kaçtım.) Fakat genellikle, gittiğimiz her yerde, popüler Subway, Taco Bell ve Chipotle zincirleri de dâhil olmak üzere, son derece tatmin edici vegan yemeklerini rahatlıkla bulabiliyorduk.

Yeterli günlük proteinimi alıp almadığımı görmek için bir uygulama kullandığımda, sadece öğle yemeğinde bile fazlasıyla protein aldığımı görebiliyordum! Hem et hem ot yediğim dönemlerimde bile daima günlük olarak multi vitamin kullanıyordum ve bu durum vegan olduktan sonra da değişmedi, ancak artık her aklıma geldiğinde vegan dostu vitaminler kullanmaya gayret ediyorum (itiraf etmeliyim ki genellikle unutuyorum). Önceki takviyelerim gibi bu takviyeler de çiftlik hayvanlarına da veriliyor, daima B12 vitamini içeriyorlardı. Tuz iyodizedir, folik asit pek çok paketlenmiş ürüne eklenir ve D vitamini de inek sütüne eklenir. Dolayısıyla hayvanların etinden ve sıvılarından ziyade bakteri izolasyonundan sağlanan bir besin maddesi elde etmeyi pek tuhaf bulmazdık.

Öyleyse yanlış giden neydi?

Bütün besinlerimizi herkes gibi alıyorduk ve tamamen sağlıklıydık. Günden güne eriyip gitmiyordum, saçlarım da dökülmüyordu. Bir kan bağışı sırasında kan verdiğimde, hemşire sadece yüksek demir seviyem hakkında birkaç şey söyledi. Yıllık düzenli checkuplarımda, doktorum yanlış giden en ufak bir şeyden bile bahsetmedi. Ve soğuk algınlığının, gribin bir anda yayıldığı ofislerde çalışmamıza rağmen, ikimiz de vegan olduğumuzdan bu yana hiç gribe yakalanmadık, hatta burnumuz bile doğru dürüst hiç akmamıştı! 

Evet, bazen sosyal açıdan zor anlar yaşıyorduk, örneğin amcam veganların neden insanları da bu kadar önemsemediğini sorduğunda yaşadığım şoku hatırlıyorum. Ona, tıpkı hayvanları öldürüp yemediğimiz gibi insanları da öldürüp yemediğimizi söyledim. Bu cevap amcamın uzunca bir süre sessiz kalmasını sağladı. (Buna benzer itirazları olanlarla tartışmaktan ziyade daha eğlenceli, kısa ve net cevaplar vermenizi tavsiye ederim.) Bir başka gün ise, garson yulafıma yanlışlıkla inek sütü koyduğunda, sinir krizleri geçirmek yerine kibarca başka bir tabak rica ettim. Tam bir yaşam mücadelesi, öyle değil mi?

Craig’in bir moleküler biyolog olduğunu ve benim de çevre yönetimi konusunda yüksek lisans sahibi olduğumu da eklemem gerek. Bu yüzden, başkalarına zarar vermektense bilinçli olarak kendimize zarar vermemizin daha iyi bir şey olmadığını biliyorduk ya da bildiğimizi sanıyormuşuz. Sonuç olarak, pek çok ön yargılı yaklaşımın aksine, dünyanın en büyük gıda ve beslenme uzmanları örgütü (eski adıyla American Dietetic Association, yeni adıyla Academy of Nutrition and Dietetics) ve diğer uluslararası örgütler, vegan beslenme biçiminin, her yaştan birey için sağlıklı ve uygun olduğunu ilan etmektedir. Tek bir tıbbi birlik ya da diyetisyen örgütü bunun aksini iddia etmiyor, herhangi bir hayvanın etinin ya da sütünün, tedavi olmak, iyileşmek, bir hastalık ya da rahatsızlığı önlemek konusunda gerekli olduğunu beyan etmiyor. Sadece bu da değil, günden güne bir yenisi ortaya çıkan kanıtlar, hayvan ürünlerinin sonuç olarak insan vücudunu daha iyiye götürmediğini, damar tıkanıklığı, kalp hastalıkları ve felç gibi hastalıkların başlıca sebebi olduğu açıkça gösteriyor.

Öyleyse, vegan beslenme alışkanlığımız bizi nasıl öldürüyordu?

Birkaç ay önce kaju sütümüz (çok lezzetli, hayvansal olmayan sütlerden biri) ve muzumuz bitmişti. Her gün akşam üzeri, yoğun görünümü elde etmek için donmuş muz kullanıp bulabildiğim her şeyi, fıstık ezmesi, hurma, vanilya, çikolata, çilek, ne olursa ekleyerek milkshake yapmayı gerçekten ama gerçekten çok seviyorum. Akışkan bir dondurma gibi lezzetli ama son derece sağlıklı olduğunu da biliyorsunuz… Eğer böyle şeyleri seviyorsanız, ekstra besleyici olması için içine biraz  kenevir, chia veya keten tohumu ve birkaç tane de Brezilya cevizi ekleyebilirsiniz.

Neyse, sonuç olarak biraz süt ve muz almak için kendimizi markete giderken bulduk ve tam park ettikten sonra, markete gitmek için caddeden geçiyorduk ki… o da ne… Aniden hızla gelen bir araba neredeyse bize çarpıyordu! Gerçekten, durum ciddiydi. Önceden de size söylediğim gibi vegan beslenmemiz neredeyse bizi öldürüyordu!

Kaynak: Impulsive Viral