The Story of Stuff (Şeylerin Hikâyesi) serisinin yeni filmi, polyester yoga pantolonlarının, pamuklu kumaşların, hatta iç çamaşırlarını hızla artan plastik kirliliğinden nasıl sorumlu olduğunu anlatıyor.

Geçtiğimiz ayın başlarında The Story of Stuff projesi, mikrofiberler konusunu işlediği yeni videosunu yayınladı. Bu 3 dakikalık filmde, yıkadığımız giysilerden çıkan sentetik iplik parçacıklarının okyanuslarda yarattığı çevresel felaket kısa ama etkili bir anlatımla izleyiciye sunuluyor.

Peki mikrofiberler okyanuslara nasıl zarar veriyor?

Pirinç tanesinden küçük olan söz konusu parçacıklar, boyutları 5 mm’den küçük olduğundan çamaşır makinelerinin filtrelerinden kolayca geçebiliyor. Hatta atık su arıtma tesislerinde bile filtrelenemeyip, su kanallarından okyanuslara ulaşıyor. Okyanuslarda bulunan motor yağı ve tarım ilaçları gibi zehirli maddeleri absorbe ederek besin zincirinin üst basamaklarına taşıyor.

Projenin kampanya direktörü Stiv Wilson şöyle anlatıyorOldukça büyük bir sorundan söz ediyoruz. Sadece ABD’de yaklaşık 90 milyon çamaşır makinesinin ortalama haftada dokuz yıkama yaptığı tahmin ediliyor. Her bir yıkamada nereden bakılsa 1.900 ila 200.000 parça iplik dökülüyor. Korkunç bir tablo.”

Okyanusların korunması için çalışan Rozalia Projesi’ne göre, ABD’de yaşayan ortalama bir ailenin her yıl 14 pet şişe yapımında kullanılabilecek plastiği çamaşır makineleri aracılığıyla suya karıştırdığı tahmin ediliyor.

Bu durumda, duyarlı bir birey ne yapabilir?

Bu, çözülmesi zor bir durum. Plastik mikroboncukların yasaklanmasından (The Story of Stuff’ın önceki filminde bundan bahsediliyor) daha zor bir iş. Özellikle 2014’te dünya çapında üretilen kumaşın yüzde 60’ının polyester olduğunu ve spor giyim sektörünün moda dünyasının en hızlı büyüyen bir numaralı sektörü olduğunu düşündüğümüzde bu herkesi etkileyen bir sorun.

Bir diğer çözüm önerisi olarak, atık su arıtma tesisleri mikrofiberleri tümüyle filtreleyebilecek şekilde yenilenebilir. Yine de bu yöntem, daha önce yapılan işlemlerin yol açtığı sorumları çözmüyor, yani tarım arazilerinde gübrelenmiş toprak kadar geniş alanlara yayılan plastik yüklü toprağın yarattığı kirliliği önlemiyor.

Üçüncü ve son öneri ise tekstil üreticilerinin, ürünlerinin yaşam döngüsünün sorumluluğunu üstlenmeye zorlanması. Tekstil sektöründe bu sorun yaklaşık 5 yıldır bilinmesine rağmen, herhangi bir önlem alınmadığı gibi, kamuoyunu bilgilendirme adına herhangi bir adım atılmadı. (Bu duruma bir istisna olarak, Patagonia’nın geçtiğimiz sonbaharda gündeme oturan bu itirafı gösterilebilir.) Filmde de vurgulandığı üzere, giyim markaları ürün politikalarını değiştirmedikçe, bireysel alışveriş tercihlerinin çok büyük bir etkisi olmayacaktır.

The Story of Stuff projesi de farkındalık yaratma konusunda bu yaklaşımı benimsiyor ve toplum vicdanını harekete geçirerek olabildiğince çok kişiye ulaşmayı, tekstil üreticilerinden şeffaflık ve hesap verebilirlik talep eden bir kitle yaratmayı amaçlıyor.

Siz de, projenin internet sitesinde yer alan bu online dilekçeyi imzalayarak ve videoyu mümkün olduğunca çok kişiye ulaştırarak bu mücadeleye destek verebilirsiniz.

Bu yazı Tree Hugger’daki You’ll never want to buy synthetic clothing after watching “The Story of MİCROFİBERS başlıklı yazıdan Mihri İlke Çeperli tarafından Gaia Dergi için çevrilmiştir.