Okuma süresi: 6 dakika

Yaklaşık iki ay önce sosyal medyada boş boş gezerken gözüme bir reklam çarptı. Yogarama, zoom üzerinden ücretsiz derslere davet ediyordu. Katılım formunu doldurdum. Nasıldır? Nasıl olacak derken, fark ettim ki uzun süredir bu kadar güzel bir şeyle karşılaşmamışım. Bir deneyim, bir oluş olarak da okunabilecek tüm sürece dair neler olduğunu paylaşma isteğim beni bu söyleşiye taşıdı. Öncelikle Rafet Uysal’a söyleşi isteğimizi kabul ettiği ve verdiği içten yanıtlar için teşekkür etmek sonra da sizi bu söyleşiye davet etmek isterim.

Merhaba Rafet Hocam, etkinliklerinize katılmak bende yaptıklarınızı paylaşma isteğiyle birlikte Yogarama’nın nasıl oluştuğuna dair sorular sorma isteği de uyandırdı. Yogarama neydi? Nasıl başlamıştı?

Merhaba,

Yogarama geçen sene Mart ayının sonlarına doğru ilk adımını attı. Evlere kapandığımız dönemde ilk başta kendi çevremdeki kişilere online olarak ücretsiz dersler vermeye başladım. Kulaktan kulağa, dilden dile dolaşarak hızla büyüyen bir ivme yakaladı. Mayıs ayına geldiğimizde artık yüzlerce kişi olmuştuk. Her sabah, her akşam online olarak buluşmalar gerçekleştirmeye başlamıştık. Haftada 15-16 saat ders veriyordum. Bu buluşmalarda yoga, nefes, meditasyon, enerji çalışmaları, qigong, wing tsun kung fu, sopa çevirme (fire staff) gibi pek çok branşı, disiplini inceliyorduk. Tüm bu çalışmaların hayatımıza kattıklarını, dönüşümümüze olan etkilerini de bir sohbet grubunda paylaşıyorduk. Herkes tavsiye üzerine aramıza katılıyordu. Her geçen gün büyüyerek, kocaman bir dayanışma oluşturmuştuk.

Dünyanın dört bir yanından katılımlar gerçekleşmeye başladı. Biz derslerimizi Türkçe yapıyoruz ama Almanya’dan bir sağlık kuruluşundan hemşirelerin de gelip derslerimize girmeye başlaması, anlamadıkları bir dilde, üzerlerinde beyaz, pembe üniformalarıyla derslere eşlik etmeleri duygusal olarak en etkileyici örneklerden birisi oldu. O zaman aslında insanların yogadan daha çok birbirlerine, beraber bir şey yapmaya dönük ihtiyacının da ne kadar güçlü olduğunu görmüş olduk. Yoga, kendi isminden hareketle, belirleyici gücünü, kavramsal olarak niteliğini adeta teyit ediyordu. Yoga, “yuj” kelime kökünden gelir. Sanskritçe olan bu kelimenin dilimizdeki karşılığı, “bir olma”, “birlik olma”, “bütünleşme”, “birlikte olma” anlamlarını taşır. Bizleri de bir araya getirip, inanılmaz bağlar ve dostluklar kurmamızı sağladı. Daha yüzeysel tarif edilebilecek ilişkilerimizin sanal bir atmosferde ne kadar derinleşebileceğini, daha gerçek bir varoluşa evrilebileceğini hayretle gözlemliyorduk.

Gündelik yaşamın telaşı içerisinde, birbirimizi anlamaktan ne kadar uzaklaştığımızı, insanın her hareketinin, her mimiğinin, her sözünün her bakışının ne kadar önemli ve kıymetli olduğunu görüyorduk. 

Haziran ayına geldiğimizde topluluğumuz kabından taşmaya başlamıştı ve artık bir ismi olması gerektiğini düşündük. Çevrimiçi bir kuruluş festivali düzenledik. Sevgili Başak Yavuz, Çağıl Kaya ve Ceyda Özbaşarel’in konserler verdiği, meditasyon ve yoga çalışmalarının yapıldığı festivalimizi bir üretim alanına çevirdik. Katılımcılar resimler çizdiler, mandala boyadılar, makrome dokudular, keçe işlediler, boncuk dizdiler. Dans edenler, jimnastik kurdelesi çevirenler vardı. İki ay boyunca fire staff atölyesine katılanlar sopa çevirerek festivale katıldılar. Üç top çevirenler, yoga asanalarını yapanlar, kapatıp gözlerini meditasyona oturanlar… Hep beraber tarihe bembeyaz bir sayfa açılacağını o zaman görmüştük. Ortaya çıkan enerji bazen sebepsiz göz yaşlarına, bitmez kahkahalara, bazen derin bir huzura ve bazen de bir savaşçı kararlılığına taşıyordu bizleri. Bu enerji hepimizden güçlü ve büyüktü, bunu tüm hücrelerimizde hissediyorduk. İsmimizi bu etkinlikle ilan ettik: Yogarama, bir de sembol bulduk kendimize. 

Yogarama’nın sembolü tematik olarak hem bir durumun tespitini hem de bu durumdan çıkışı, kurtuluşunu işaret ediyor. Yoganın tarihsel olarak iki sembolü vardır; birisi güneş birisi de ay. Yogarama’nın logosunda, güneş ve ay tutulma halindedir ve bu tutulma yoganın son yıllarda içine girdiği akıl tutulmasını, endüstrileşmeyi, metalaşmayı temsil ediyor. Her ne kadar bir tutulma yaşanıyor olsa da buradan çıkılmasını sağlayacak bir yol göstericinin, rehberin olacağına olan inançsa, logonun ortasındaki yıldız simgesiyle kendisini ifade ediyor. Yıldız, kişinin rehberinin de yol göstericisinin de gurusunun da kurtarıcısının da kurtuluşunun da uzakta değil kendisinde, kendi içinde olduğunu anlatıyor. Göz formuna benzettiğimiz logo bu anlamda herkesi bir yüzleşmeye davet ediyor.

Bu yüzleşme davetini umarım her birey kendi içinde kabul eder. Peki, cemiyet mikrobu tarafından hayatlarımızın işgal edildiği bu günlerde kaç eğitim yaptınız? Kaç kişiye ulaştınız? Hangi zorluklar ve güzelliklerle karşılaştınız? Bize biraz bahsetmeniz mümkün mü?

Sonbahar gelip çattı ve pandeminin yaz aylarında azalan etkisi yeniden hissedilmeye başladığında, artık sayımız binlerce kişiyi bulmuştu. Yogarama sesini yavaş yavaş duyurmaya, belki yaşadıkları bölgede kısa süre içerisinde de yoga yapma şansı yakalayamacak insanlarımızla da buluşmaya başladı ve sürecin kahramanları, gönüllü eğitmenler olarak Yogarama’da yerlerini almaya başladılar. Gönül, Deniz, Gökçe geldi önce, sonra binlerce öğrenci sonra altmış gönüllü eğitmene ve kırk bin öğrenciye ulaşarak ülkemizin ve bölgemizin en büyük yoga okulu haline geldik. Ayda üç yüz elli saat ücretsiz ders veriyoruz. Bu derslerimizin her birisine yüzlerce bazen bini aşkın insan katılıyor. Mart 2020’den bu yana binlerce ders verdik ve vermeye de devam etmek istiyoruz. 

Her güzel olan şeyin zorluğu elbette olacaktır ama ben biraz güzelliklerinden bahsetmek isterim. Yogarama gönüllülük esasına dayalı oluşan bir oluşum olduğu için katılımcılardan hiçbir ücret talep etmiyoruz. Ancak çoğu zaman öğrencilerin Yogarama adına sokak hayvanlarına mama desteğinde bulunduğunu duyuyoruz. Yaptığımız şeyin sokaktaki hayvanlara da bir şekilde dokunuyor olması bizi çok mutlu ediyor.

Bazı öğrencilerimizin fiziksel olarak iyi olmadığı bir dönemde fiziksel sağlığına iyi yönde katkımızın olduğunu duyuyoruz. Birilerinin psikolojik ve fiziksel olarak iyi oluş haline katkıda bulunabilmek de bizi yine çok mutlu ediyor.

Bu dönemde zor şartlar altında çalışan, çok büyük emek ve çaba gösteren sağlık çalışanlarından da çok fazla dönüş aldık ve almaya devam ediyoruz. Çok fazla yoruldukları bu dönemde Yogarama’nın onlara da dokunabilmesi, ulaşabilmesi ve iyi gelmesi yaptığımız bu işi devam ettirme de motivasyon kaynaklarımızdan biri oldu diyebilirim.

Verdiğim örnekler gibi daha birçok örnek oldu. Örneğin bu süreçte sokağa çıkmaları kısıtlı olan yaşlılarımız evlerde hareket etmesine katkı sağladığımızı görmek ve dışarıda, sokakta, parkta, okullarda olacakken maalesef evlerde olmaları gereken çocuklar için de çocuk yogası, bale gibi dersler düzenleyerek onların da verimli ve keyif alabilecekleri zamanlar yaratmak ve buna şahitlik etmek hep birlikte yarattığımız güzellikler arasında yer alıyor.

Geçen gün, Hindistan’dan bir telefon geldi. Telefonun ucunda bir akademisyen, çok heyecanlı, “yogarama çok büyüyecek’’ deyip, bizlerin de şakınlıkla izlediği durumu bize anlatıyor: Bu büyümenin temellerinde yatan dinamikleri konuşuyoruz, sabahın yedisinden gece saat 12’ye kadar hiçbir çıkar gözetmeden dayanışmayı büyüten hocalarımızdan, covid geçirdikleri halde dersler aksamasın diye ekran başına geçen eğitmenlerden bahsediyorum. Sesi titriyor, bu fedakarlığın kıymeti umarım bilinir diyerek vedalaşıyoruz.

Bize göre en büyük dinamikse aslında bu büyümeden bağımsız, derse bir kişi de gelse bin kişi de gelse, aynı özveri, özen ve çabayla dersin işlenmesi diyebiliriz. Burada kimseyi kendimizden ya da başkasında ayrı tutmuyor, herkesin fikrini ve yaklaşımını önemsiyoruz. Bu süreçte dersler, derslerin saatleri, içeriği, işlenmesi, yönteminden tutun da arka planda çalan müziğine kadar yüzlerce karar oluşturduk. Bu kararların çok büyük bölümü topluluğumuzun üyelerinin fikirlerinden yola çıkarak alındı. Yani topluluğumuzun ortak bir aklı, kolektif bir iradesi var, diyebiliriz. Dünü, yaptığımız dersi, yarını konuşuyoruz. Evet konuşuyoruz, Yogarama’da her dersin sonunda vedalaşmadan hemen önce katılımcıları dinliyoruz, soruları alıyoruz, bazen bu konuşmaların neredeyse dersler kadar uzun sürdüğü de oluyor, nihayetinde insanlar kendilerini, fikirlerini ifade edebiliyorlar, biz de bu fikirlerin dünyanın en kıymetli şeyleri olduğunu düşünüyoruz, çözüme ya da uygulamaya geçirebilecek yolları oluşturuyoruz. 

Pandeminin başından sonuna tıka basa dayanışma! 

Pandemi, sizin deyişinizle cemiyet mikrobu, elimizden pek çok şeyi aldı ama ceplerimiz şimdi başka şeylerle dolu. Pandemiyi, dayanışmanın, insani duyguların, sevginin, hoşgörünün çoğaltıldığı, sağaltıldığı bir alana çevirdik. Artık biz de bu noktada ulaşabildiğimiz kadar çok kişiye ulaşabilmek istedik. Çünkü zor bir süreçte bir nebze de olsa iyi gelsin diye çıkmıştık bu yola, böyle de devam etmeliydi. Böylesi zor bir süreçte her birimiz zor şartlardan, zor duygulardan geçiyoruz. Hepimiz maddi ve manevi anlamda, psikolojik anlamda olumsuz etkilendik ve etkilenmeye devam ediyoruz. Hepimiz bunları yaşarken ne kadar çok kişiye ulaşıp bir parça da olsa bu zorluğun içinde iyi gelebilirsek ne mutlu bize. 

Yogarama’da her yaştan insana, neredeyse her ilgi alanına yönelik derslerimiz var. Burada yoga dersleri dışında meditasyon, kung fu, dans, bale, tai chi vb. derslerimiz de var. Herkesin kendi dünyasına göre, kendi bedenine göre, kendi ihtiyaçlarına göre bir alan bulabileceği bir yer Yogarama. Elimizden geldiğince, derslere katılan kişiler oldukça ve iyi gelmeye devam ettikçe Yogarama’nın da devam etmesine ve büyümesine niyet ediyoruz.

Harika bir his olmalı, tam burada soruyu kadınlara yönelik öz savunma atölyelerine çevirmek istiyorum. Bize biraz bu atölyelerden ve katılmak isteyen kadınların ne yapması gerektiğinden bahsedebilir misiniz?

Öz savunma atölyeleri geçen yaz Ağustos ayında başladı. Eğitmeni olduğum öz savunma atölyelerini kadınların çaresiz, sessiz kalmak zorunda olmadıklarını her zaman sesini çıkarabilecekleri, kendilerini koruyabilecekleri bir başka yol olabileceğini gösterme motivasyonuyla düzenlemeye başladım. Öz savunma atölyeleriyle binlerce kadına ulaştık. Bu derslerde kadınların günlük yaşamda karşı karşıya kalabilecekleri taciz, şiddet senaryolarında kendilerini nasıl koruyabileceklerine dair fiziksel korunma ve savunma yollarını işledik ve bunları kadınlarla birlikte uygulamalı olarak bir halı sahada gerçekleştirdik. Öz savunmanın, Wing Chun adlı savaş sanatının en önemli tekniklerinin ikişer ay süren eğitimlerle kadınlara aktarılması için büyük bir organizasyon başlattık.

Burada kadının karşı karşıya kaldığı başta psikolojik şiddet, flört şiddeti, mobbing gibi şiddet biçimlerini de ele alarak süreci eğitim odaklı kimi panel ve seminerlerle destekledik.

Ücretsiz olarak yürüttüğümüz öz savunma derslerine pandemi nedeni ile ara vermek zorunda kaldık ancak kayıt almaya devam ediyoruz. Öz savunma derslerine katılmak isteyenler,  instagram’da @ozsavunma adresinde bulunan kayıt formundan kayıt olabilirler.

Yasakların kalkmasıyla tekrar sahalarda buluşabilmek dileğiyle.

Bildiğim kadarıyla Kabak Koyu’nda bir Yogarama kampı yapacaksınız? Atölyelerle dolu bu kampın detayları nelerdir? Katılmak isteyenler ne yapmalı? 

Haziran’ın 10-13 arasında Kabak Koyu’nda bir festival gerçekleştiriyoruz. Festival Yogarama’nın ders programı gibi dolu dolu geçecek. Adeta bir eğitmen çıkarması yapıyoruz, 15 eğitmenle, seviyelere bölünmüş sınıflarla, her derse en az 2-3 eğitmenin katıldığı, yogadan öz savunmaya, mandaladan tütsü yapımına, meditasyon, qigong, nefes, ayurvedaya göre dosyaların belirlenip beslenme planlarının çıkarılmasından, masal dinletilerine, ateş dansından sopa ve poi çevirme atölyelerine, kakao seromonisi, dans, güneşin batışını sahilde yin yogayla yaptığımız, şelale yürüyüşü ve çeşitli paneller, seminerler, üretim atölyeleri, dijital anı defteri oluşturulmasına kadar uzanan, sosyal mesafe kurallarının uygulandığı, güvenli ve coşkulu bir kavuşmayı oluşturuyoruz. Katılmak isteyenler Instagram üzerinden yogarama_om hesabımıza mesaj yoluyla ulaşabilirler.

Söyleşimizde paylaştığı deneyimler için Rafet Uysal’a, insan hayatına sundukları olumlu katkı için Yogarama‘nın gönüllü eğitmenlerine tekrar teşekkür ediyorum.

Sağlıcakla kalmanız dileklerimle.