Bugünkü tanık ifadelerinden: “Emniyet miting öncesi tertip komitesiyle konuşulan hiçbir tedbiri almadı, adeta saldırıyı bilerek kolaylaştırdı”

Dünden kalan: “Gerçek sorumlular teröristlerin başlattığını bitirmek için var gücüyle çalıştı, şimdi de izlerini örtmeye çabalıyor

Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör eylemi olan 10 Ekim Ankara Katliamı Davası’nın 3. duruşmasının 2. gününde davanın görülmesine bugün Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediliyor. 3. Duruşma 4 Mayıs Perşembe günü sona erecek. Duruşmalar 10. ve 11. Ağır Ceza Mahkemesi salonlarında görülüyor.

Şubat ayında gerçekleştirilen duruşmada davaya bakan Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği ara karar doğrultusunda, katliamda kamu görevlilerinin sorumluluğunun olup olmadığı konusunun araştırılması için müzekkere hazırlamıştı. Müzekkerenin 21 Nisan günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği öğrenildi.

3. duruşması başlayan davada 18 sanık tutuklu ve 17 sanık firari durumdayken, davanın dün görülen celsesine, bir önceki duruşmada hakkında tutuklama kararı verilen Hatice Akaltın’ın, davada yine tutuklu sanık olan eşi Metin Akaltın tarafından tehdit edilmesi damga vurmuştu. Metin Akaltın sadece eşine değil avukatlara da tehditte bulunmuştu.

Dün gerçekleştirilen duruşmada birçok müşteki, bombaların patlamasının hemen ardından, Ankara Garı’nın hemen yanında bulunan bir top sahasında bekleme halinde bulunan Çevik Kuvvet polislerinin gaz bombalarıyla yaralıların üzerine doğru saldırıya geçtiğini vurgulamış, saldırının asıl sorumlularının ise, patlamanın hemen ardından “Oylarımız birkaç puan arttı” açıklamalarında bulunan siyasi güçler olduğunun altı çizilmişti.

* * *
  Aileler Ankara Adliyesi önünde toplanmaya başladı.
  Müşteki ve avukatlar salondaki yerlerini alıyor.

  Salonun güvenliği Jandarma güçleri tarafından sağlanırken, şu an için çevik kuvvet polisleri salonda yer almıyor.

  Müştekilerin isimleri okunuyor

Davaya katılacağını beyan eden müştekilerin salonda olup olmadıkları sorularak isimleri okunuyor.

Mahkeme salonu tamamen dolu.

Henüz ifade vermeyen müştekilerin kimlik tespitleri yapıldı.

  Oturuma müştekilerin dinlenmesiyle devam edilecek

  Müşteki Asiye Deniz: “Bir hukukçu, okuduysa asla hukuktan vazgeçmez. Ben umutluyum, umutluyum, umutluyum

Feyyat Deniz’in eşiyim.

Hakarettir. 8 çocuğumla kaldım. Eşim kanser hastasıydı. Bu barış mitingiydi, herkes içindi. Barış mitingine gitti, geri gelmedi, kahvaltı sofrasında bekliyorduk. Çok kötü oluyoruz, düzelmiyoruz. Bu bize haksızlıktı. Bizi başka şehitlerden ayırıyorlar. Biz çok acı çekiyoruz. Allah siz hukukçuları bizim başımızdan eksik etmesin. Hukuk okumuşsun, bizi de unutmazsın. Bundan eminim. Bir hukukçu, okuydusa asla hukuktan vazgeçmez, kimse boşuna okumaz. Ben umutluyum, umutluyum, umutluyum.

Ne eşim, ne de diğer insanlar ölümü hak etmedi; ne eşim, ne de ölen diğer şehitler. Bu caniler neden hala cezasını alamadılar? Bütün mahkemelerde arama, güvenlik, tedbir vardı. Bir barış mitinginde nasıl olur böyle bir şey? Biz gaz bile beklemiyorduk.

Ben ve çocuklarım hala bayılıyoruz [üzüntüden]. İki dakika gözünüzü kapatın, kendinizi yerimize koyun. Artık biliyorum, bunlar neyin nesidir, tespit de etmişler. Ben asla hukukçuların gücü yetmiyor demem. Allahın izniyle gücünüz yeter, hepinize güveniyorum. Hiç unutmayacağız, bu nefesim yettikçe, ne ben ne de çocuklarım unutacak. Kimse ölmesin. Sonsuza kadar şikayetçiyim. İçimde çok şey var ama kalp rahatsızlığım olduğu için devam edemiyorum.

  Müşteki İsmail Hasta

TTB’de çalışıyorum. Yaralandım. Dünden beri dinlediklerimden dolayı ben konuşamıyorum. Sonuna kadar şikayetçiyim, davaya da katılmak istiyorum.

  Müşteki Ayla Eyüboğlu: “Bombayı patlatan bizmişiz gibi polisler gazla saldırarak arkadaşlarımızın son nefeslerini vermelerine neden oldular

KESK Haber-Sen GM çalışanıyım. 8’de sendikamızdan çıktık Büyük bir mutlulukla, barış için bir adım atacağız diye alana yürüyorduk. Alanda polis olmadığını gördük ve birbirimize sorduk. Polisler yoklardı. İl dışından gelen arkadaşlara da sordum, yolda polis kontrolü var mıydı diye. Onlar da yok deyince, kafamda bir şeyler uyandı bir şeyler olabilir diye. Çünkü o günlerde çok bombalar patlıyordu.

Haber-Sen olarak köprünün üzerinde yerimizi aldık. Arkadaşlarımla sohbet ederken bir ses duyduk, ses bombası dediler, saniyeler sonra ikinci bombayla yere yıkıldık. Hepimiz yere düşmüştük. Kalktığımda yanımda cesetler vardı arkadaşlarım paramparçaydı. Biz yaşayanları nasıl kurtarabiliriz diye düşünürken, “arkadaşlar yardımcı olun, gençler ölmesin” derken, sanki bombayı patlatan bizmişiz gibi polisler üzerimize gazlarla saldırdılar. Üzerimize TOMA’lar ile gelmeye başladılar. Bizim arkadaşlarımız can kurtarmaya  çalışırken güvenlik görevlileri gaz sıkarak arkadaşlarımızın son nefeslerini vermelerine neden oldular. Hepsinin sorgulanıp yargılanmasını istiyorum.

Kaybolan çocuklarımızı arıyorduk. Canımdan çok sevdiğim kardeşim Gökmen Dalmaç’ı kaybetmiştim. Morglarda, hastanelerde arkadaşlarımızı arıyorduk. Geri dönerken, bir arkadaşımızı gördüm, asansörün önünde, can çekişiyor sedyede. kimse yok. Morga girişteki kamera kayıtlarının da izlenmesini istiyorum. Orada bağırdım, bir güvenlik görevlisi geldi. Bu hastayla neden ilgilenmiyorsunuz dedim. Yaşıyordu. Daha sonra arkadaşın adının Gözde [Aslan] olduğunu öğrendim. Daha sonra resmini güvercinlerin arasında gördüm, şehitlerin arasında gördüm.

Davaya katılmak istiyorum, şikayetçiyim.

  Müşteki Barış Aydemir – Önce terör vurdu, sonra devlet…

Hayatımda ilk kez bir mitinge katıldım. Silopi’liyim. Bu miting benim ismimi taşıdığı için sıcak baktım ve gittim. Akşam yola çıktım. Hiçbir arama ya da polis noktasında arama olmadı. Garın 500 metre gerisinde inip yürüdük. Hiçbir mitinge katılmadığım için güvenlik önlemleri nasıldır bilmiyorum.

Kortejdeyken patlama oldu. Bir takside gözümü açtım. 20-30 sn sürdü, neredeyim, ne oldu bana diye sordum, balık kokuyordum. Hastanede tekrar gözümü açtım. Doktorlar bağırıyordu, “Duyuyor musun?” diye, duymuyordum.

Acı çekiyordum. Başka birinin kemiği ayağıma saplanmıştı.

Bunu yapanlar ve yaptıranlar masum değil. Eğitim hayatıma devam edemedim. 1 sene yattım. Hala ameliyatlarım sürüyor. 14 gün yasakta kaldım, sokağa çıkma yasağında. Annemin babamın duyduğu top seslerini ben duymuyordum, çünkü kulağım duyamıyordu. Silopi’deyken hastaneye gitmek istedim, “Valiye ulaşman lazım” dediler. Valiye ulaşabilsem ben kendim söylerdim zaten.

Ben de sağlık okuduğum için doktor arkadaşlarım vardı, onlar sayesinde bir hastaneye geçebildim.

Barış mitingine giden sadece HDP yoktu, DİSK, KESK, avukatlar doktorlar, öğretmenler, belki polisler bile… herkes vardı.

Bunlara sebep olanlardan şikayetçiyim.

  Müşteki Gökçen Dalmaç Kara

Gökmen Dalmaç’ın ablasıyım. O gün mitingde ben de vardım.

Kanlar içinde bir sürü insan üzerimize doğru gelmeye başladı. O tarafa gidemedik, çünkü o güruhun arkasından polisler insanlara saldırıyorlardı.

Çocuğumla Genel Müdürlük binasına gittim onu korumak için. Olayı Genel Müdürlük binasının üzerinden izlemek zorunda kaldım. Polis araçlarının, itfaiye ve ambulansların olay yerine ulaşımlarını engellediğini gördüm. Telefonlar kilitlenmişti. Arkadaşlarımıza ulaşamıyorduk. Bir saat geçtikten sonra Gökmen’in öldüğünü öğrendik. Benim kardeşim 13 aylık evliydi ve öldükten sonra karısının hamile olduğunu öğrendik. Şu an 10 aylık bir oğlu var. Bu acıyı bize yaşatanlar ve sebep olanlardan, sorumluluğu, kastı ve ihmali olanlardan şikayetçiyim.

  Müşteki Reyhan Urgancı: “Siz cenneti göremezsiniz. ‘Din’ diyerek para için ‘Barış’ diyenleri öldürdünüz

10 Ekim 2015 sabah uyandım, 10:15’de kız kardeşim aradı. Özmen Gökhan Arpaçay’ın ablasıyım ben, kardeşim 32 yaşındaydı, evimin en küçüğüydü. “Bize bu acıyı yaşatan çakallar” diyorum. Size hakaret etmiyorum, hak ettiğinizi söylüyorum.
Hatice, dün 2 çocuğum benden ağlayarak alındı dedin ya…

[Hatice Akaltın’ın arkasına dönmesi üzerine salondan tepkiler]

[müşteki ifadesine devam ediyor]

Bunlar, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamını yaptılar. Şimdi soruyorum bu sanıklara. Onlar bu öldürdükleri insanları tanıyorlar mıydı? Benim kardeşim yaşasaydı, size barışı anlatırdı.

Siz cennete gidemezsiniz. Para için tanımadığınız insanları öldürdünüz. İbadetinizi Allah için yapardınız, kimseye uşaklık yapmak için değil. Ellerimiz o kanlı ellerinizin üstünde, iki elimiz yakanızda, şeytanınızdan bulun. Ben Allah için yaptım demekle olmuyor o işler, hepinizden, bu işi size yaptıranlardan da davacıyım.

Başınızı yastığınıza koyduğunuz zaman vicdanınız size en ağır cezayı verecek bir gün, belki bu gün vermiyor, bir gün verecek.

Orada ölen 101 can, hepsi insandı. Siz çakalsınız. Size hakkımızı helal etmiyoruz. Cenneti göremezsiniz. Ben dini çok iyi biliyorum, size bir soru sorsak cevap veremezsiniz. Allahınızdan bulun. Vicdansızlar, merhametsizler.

  Avukat İlke Işık

Müşteki Reyhan Urgancı ifadesini verirken, Sanık Metin Akaltın, işaret parmağını müştekilere doğru sallayarak tehdit etmiştir. Kayıtlara bu şekilde geçmesini talep ediyoruz.

  Müşteki Yusuf Güven Arpaçay

Özmen Arpaçay’ın abisiyim. Ben kardeşimin öldüğüne inanabilmek için 19 aydır her gün mezarlığa gidiyorum. Her gün!

Umarım bu sanıkların da bir gün başlarına en korkutan şey gelir.

Düşünsenize, barış için giden insanlar, katledilen insanlar için buradayız. Hiçbirimiz burada olmamalıydık, sürekli bunu düşünüyorum. Artık dayanacak gücümüz kalmadı. Kusuru olan herkesten şikayetçiyim.

  Müşteki Kamber Alyüz: “Bu saldırı aynı zamanda politik

İstanbul’dan KESK HaberSen’le birlikte gelmiştim. Sendikalarımızın öncüleri oradaydı. Bombalı eylem geniş eylemde barış isteyen herkesi vurdu ama orada yılların birikimiyle olgunlaşmış öncüleri vurdular.

Bu saldırının politik bir yönünün olduğunu da düşünüyorum ben, çünkü bu saldırıda bu ülkenin politik birikimi olan insanları da vuruldu.

  Müşteki Osman Erman Saylan
Arkadaşım Osman Erbasa’yı kaybettim, kendim de hafif yaralandım. Sorumlulardan şikayetçiyim, davaya katılmak istiyorum.  Müşteki Yusuf Karataş: “Belki kurtulacak bir sürü insan biber gazıyla öldü”
Malatya’dan gelmiştim. Sabah 7 gibi Ankara’ya indik ve ilk defa bu kadar büyük bir mitinge katıldım. 10:04’de patlama gerçekleşti. Patlama gerçekleşmeden önce ortada bir tane polis yoktu. Sadece bir polis arabası gördüm, onun içinde de polis yoktu. Patlama olmadan önce gülüyorduk. Maddi manevi her açıdan zarar gördük. Fizik tedavi görmek istiyorum. Hiçbir maddi desteğim yok. Göremedim.
Boynumdan yaralandım, arkadaşlarım beni öldü sandılar. Kalktığımda hiç tanımadığım insanlar kollarımdan tutup bir taksinin kenarına bıraktılar. Kalktığımda cesetler gördüm. 20 dakika ambulanslar gelmedi, gelmeleri engellendi. Polisler saldırmaya başladılar. Yerde yaralı yatanlar ve ben dahil, belki kurtulacak bir sürü insan bu biber gazı sebebiyle öldü. Buna sebep olanlardan şikayetiçyim. Ben tek başımaydım. Üzerimdeki elbiselerim yırtılmıştı, kan içindeydi. Burada kimse yoktu. Kan içinde elbiselerimle Malatya’ya döndüm.
  Müşteki Kıymet Doğan
Kız kardeşim Seher Yaylagül’ü kaybettim. Haber alıp Numune Hastanesine gittim, beni içeriye almadılar, zorla içeriye girdim. Girerken polisler askerler bana bağırdılar. Abim oradaydı, ailelerimiz oradaydı.
  Müşteki Zekine Kırtekin: “Hastanede ‘Çok mu soba yaktın?’ dediler. Barıştan ne zarar gördüler?

Edirne’den partimle birlikte geldim. KESK’in çağrısıyla geldim. Bir tane bile polis görmedim, üniformalı kimseyi görmedim. “Garı bize bırakmışlar” dedim. Oturmaya çalıştım bir yere, patlama oldu, basıncı hissettim.

İnsanların koştuğunu gördüm, gayri ihtiyari koşmaya başladım. Koşarken bir makineli tüfek sesi duydum, benden başka duyan var mı bilmiyorum. Bayılmışım. Ayıldığımda “iç kanama geçiriyorsun” dediler.Tekrar uyandığımda bir kadın arkadaş beni uyandırdı, “kalk bizi de öldürecekler” dedi, tekrar bayılmışım. Ayıldığımda bir ambulanstaydım. İç kanama geçirdiğimi söyledim.

Atatürk hastanesine getirmişler beni. Kalp krizi geçirdim, bağırsaklarımda parçalanma olmuş, karaciğerimdeki şarapnel hala duruyor. Hastanede bana sorular sorduklarını hatırlıyorum. “Çok mu dumana maruz kaldın?” dediler. “Çok mu soba yaktın?” diye sordular. O günden beri düzgün nefes alamıyorum.

18 gün arkadaşlarımdan haber alamadım, televizyonları açtırmadılar bana evde. bebekliklerini bildiğim çocukların öldürüldüklerini öğrendim.

Ben bu polisler, askerler de öldürülmesin diye oradaydım. Kim zarar görüyor barıştan?

MR’a giremediğim için böbrek ameliyatı olmak zorunda kaldım. Hala sağlık sorunlarım devam ediyor.

  Müşteki Gülay Korkutan: “Bu davayı ‘400 milletvekili’, ‘öfkeli çocuk’ ve ‘kan gölü’ söylemlerinin sahiplerini sorgulamadan çözemeyiz

Şans eseri yaşıyorum. Güneşe uğurladıklarımız sayesinde buradayım. İki öndeki arkadaşım bana siper olduğu için hayatta kaldım. Ve o günden beri bunun ağırlığıyla yaşıyorum.

O günün siyasi durumundan bağımsız yargılayamayız 10 Ekim katliamını. Bunların hepsi bir şekilde ucundan tutmuş bu işin, ceza da alacaklar, ama asıl önemli olan o gün orada olan bizim güvenliğimizi almayanlar.

MİT binası, Emniyet binası dibimizdeydi. “400 milletvekili verin kaosu bitirin” diyenleri sorgulamadan, “Burayı kan gölüne çevireceğiz” diyenleri, IŞİD’e ‘öfkeli çocuklar’ diyenleri sorgulamadan bu davayı çözemeyiz.

Başta Emniyet Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığından ve tabii ki şu önde oturan asalaklardan şikayetçiyim.

  Müşteki Deniz Beydilli: “Barış sizin çocuklarınızın da geleceğiydi. ‘Kaos’ diyenlerin maşası oldunuz, o geleceği katlettiniz

Öğretmenim. Hayatımız hep yoksulların ötekileştirenlerin ezilenlerin, yani şu önde oturan sanıkların, polislerin askerlerin… Yani bu insanların hiç biri sermaye sınıfının çocukları değil, yoksulların cocukları, bizler gibi.. Biz hep onlar için çalıştık. Bizim onlardan farkımız aydın ailelerimiz olmasıydı. Benim ailem Kayseri’den bizi okutmak için geldi. Biz bu insanların düşmanı değiliz, bize parmak sallayanların tehdit edenlerin düşmanı değiliz, aynı sınıfın çocuklarıyız. Öndekiler maşadır, size talimatları verenlere güvenmeyin. Sizi kullanıp atacaklar. “Gel bu hasret bitsin” dedikleri fetoya ne oldugunu görüyorsunuz, onun yanında siz hiç bir şeysiniz, siz yoksunuz. Ben size kin ya da öfke duymuyorum size sadece acıyorum. Biz yoksuların çocukları ölmesin diye gittik oraya. Dağda bayırda insanlar ölüyordu. Siz üst düzey yöneticilerin evinin matem evi olduğunu gördünüz mü? Ölenler hep yırtık ayakkabılı insanların çocuklarıdır. Biz dedik ki yoksul çocukları birbirini öldürmesin, nefret etmesin. Mutlulukla yaşasın. Barış herkese lazımdı. Barış senin çocuğunun da geleceğiydi, o da daha iyi yaşasın diyeydi. Çocukluğumuzdan beri bunun için mücadele ediyoruz biz, hayatımızı buna adadık. Bu savaş oy oranlarına bakarak çıkarıldı. Bu savaş da ,bu patlama da o seçimden bağımsız değildir. Anketlerde umulan bulunamayınca çıkarılmıştır. Ortalığı karıştır insanları birbirine düşür ki daha fazla oy gelsin. Biz özgürlük barış eşitlikten başka bir şey istemedik.

Bugün Lisa Çalan’ı ziyaret ettim. Ondan iki bacağını aldınız.. Onu da Diyarbakır HDP patlamasında yarım bıraktınız. Size bunları ABD nin maşası olduğunuz için yaptırıyorlar? Yalan söylüyorlar. Müslümanlık için yapıyoruz sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Siz emperyalizmin maşasısınız!

Bu ülke kendi topraklarında yaşayan kendi insanlarına işgalci gibi saldırdı. Sur, Silopi, Hakkari, Şırnak, Miray bebekler, bodrumdakiler, anneler, hamile kadınlar katledildi! Tarihi mahalleler yıkıldı, kentler yerle bir edildi. binlerce insan öldü her iki taraftan, halk öldü.

7 Haziran seçimi ile elde edilemeyen sonuclar 1 Kasım seçimi ile elde edilince savaş bitiverdi. İstenilen elde edilmiş, kaos bitmişti.

Ey maşalar, zavallılar, sadece acıyorum size, raf ömrünüz doldu, cok kısa sürede bertaraf edileceksiniz. en iyisi gerceği söyleyin size kim yardım etti, kim kullandı, kim emir verdi, bunları söyleyin de vicdanınız rahatlasın. Çocukların yüzüne bakacak yüzünüz olsun.

Ayhan Çarkın da polis ajanıydı, yıllar sonra geldi HDP mitingine katıldı. Siz de göreceksiniz.

Patlamadan sonra HDP’ye gittim, barış annelerinin beyaz yazmaları kan ve doku içindeydi. Kriz masası oluşturduk. İsimleri yazmaya başladık. İlk gelen isimlerden biri Korkmaz Tedik’ti. Korkmaz benim arkadaşımın çocuğuydu. Ben orada arkadaşlarımı, onların cocuklarını kaybettim. Sıralı olarak baştan aşağıya herkesten şikayetciyim. En son da bu maşalardan şikayetciyim. Kimseye öfkem yok, o öfkeyi kuşanırsam bunlara benzerim.

  Müşteki Türkan Arpaçay

Gökhan Arpaçay’ın annesiyim. Bir anneye oğlunun ölümünü haber verdiklerinde, o anne ne yapar. (Ağlıyor, pek anlaşılmıyor) Benim çocuğum vatanını seven, insanları seven bir çocuktu. Sadece barışa gelmişti. Ben inanamıyorum, benim çocuğum nerede? Herkesten davacıyım. Oğlumun hakkını arayacağım. Hiç düşünmediniz mi, bu anaların yüreği yanar. Allah kimseye evlat acısı göstermesin. Sonuna kadar bu davaya katılacağım, oğlumun hakkını arayacağım. (ağlıyor)

[Mahkeme başkanı Türkan Arpaçay için sağlık görevlisi talep etti.]

  Oturuma saat 13:30’a kadar ara verildi.

  Öğle arasının ardından tekrar duruşma salonunda toplanıldı

13:30’da duruşma başladı. Müştekilerin ve avukatların salonda bulunup bulunmadığına ilişkin isimler okunuyor. Müştekilerin dinlenmesiyle devam edilecek.

 

  Müşteki Vekili Avukat Ziynet Özçelik Tanıkların Dinlenmesi Talebinde Bulundu

Avukat Özçelik, bu aşamada tanık dinletme talebinde bulunmak istediğini beyan etti ve miting tertip komitesinin dinlenmesini talep etti.

“Üçüncü grup duruşmaları yapıyoruz ve her duruşmada görüyoruz ki, yapılmayan bir soruşturma evresinden sonra maddi gerçeği bulmaya çalışıyoruz. Şüphe bırkakmayacak şekilde olayın anlaşılması ve kanıt özelliği olan bütün kanıtların da toplanabilmesi gerekir. Soruşturma evresinde, gerçeğe çok daha fazla yaklaşabilecekken gerçeğin perdelendiğini, heyetinizin önüne gelen olayın esasen gerçeğin yarısını göstermekle birlikte, gerçekten de uzaktır.

Bu yüzden, mitingin toplanması ve düzenlenmesi konusunda yetkin ve bilgi sahibi olan tertip komitesinin görüşüne başvurulmamıştır. Hasan Toprak’ın, İlhan Yiğit ve Dersin Gül’ün dinlenmelerini talep ediyoruz.”

“Kendi tanıklıkları delil olabileceği gibi, yeni delillerin yaratılması yönünde de araç olabilecektir.”

Sanık avukatları, tanık dinletilmesine itiraz etmedi. İddia makamı da tanıkların dinlenmesini uygun gördü.

  Tanık İlhan Yiğit: “Mitingden önce Emniyet ile tüm planlama yapıldı ama miting günü hiçbir tedbir veya polis yoktu

Öncelikle TC tarihinin en büyük katliamı olan 10 Ekim Katlamında yitirdiğimiz arkadaşlarımızın önünde saygıla eğiliyorum.

Böyle bir olay yaşandığı için çok üzgünüm. Hem tarihi bir olaya tanıklık etmek hem de adaletin yerini bulması için burada görüşlerimi bildirmek istiyorum.

27 yıllık sendikal mücadelede önemli olaylar yaşadım. Bunların en önemlisi 10 Eylül katliamıydı.

22 Eylül’de DİSK; KESK, TTMOB, TTB olarak Ankara Valiliği’ne başvruru yaptık. Tertip komitesinden görevli arkadaşımız Dersim Gül, mitingin saati ve detayları ile ilgili izin kararını aldık. Miting başvuru saatleri 8:30-16:00 arası verildi.

28 ya da 29 Eylül’de Ankara Valiliği tarafından tarafımıza miting başvurumuzda, daha önce alışıldık olmayan bir biçimde, başvurduğumuz saat dışında, 12:00-16:00 arası izin verildi. Daha önce ya hiç izin verilmez ya da istediğimiz saatte izin verilirdi. Bu durumu da garipsedik.

Emniyetten bizimle hızlı bir görüşme talebinde bulunuldu. 30 Ekim 2015’de Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde, yaklaşık 9 emniyet görevlisiyle (sadece Mukadder adlı güvenlik şube amirini ismen hatırlıyor), Ankara Tabip Odası, DİSK, KESK  temsilcileriyle görüştük. Bu görüşmede, saatle ilgili uyumsuzluk hakkında konuşuldu. Emniyet, bu düzenlemenin sadece alanın kullanım saatiyle ilgili olduğunu, emniyet yetkilileri zaten bu konuda deneyimli oldukları ve bilgi birikimine sahip olduklarını bildirerek, gerekli düzenlemelerin zaten yapılacağını bildirdiler. Bu görüşme, il dışından gelen katılımcılarla ilgili olarak yapıldı. Arama noktalarındaki tertip komitesi görevlilerinden, kortej oluşturmaya, sahne programına yer ve görev dağlımına kadar her şey planlandı.

Miting için özel bir güvenlik önlemi istemeyi planlayarak yüksek düzeyde güvenlik talep ettik. Toplanma yeri tren garı olan mitinglerde zaten emniyetin çevik kuvvet biçimiyle rutin olarak orada bulundukları, üst araması değilse bile göz taraması ile şüphelenedikleri insanların üzerini aramaları nedeniyle ek bir talebimiz olmadı. Ancak, ülkede patlayan bombaları, Suruç gibi olayları göz önüne alarak, Kemal Kılıçdaroğlu ve Selahattin Demirtaş’ın da uygun zamanlarında mitinge katılacaklarını konuştuk.

Bütün bu organizasyonu güvenlik şubede güvenlik güçleri ile beraber yaptık. Katılımcı sayısının ise ortalama yüz bin kişi ve 500’ü aşkın otobüs şeklinde olacağını konuştuk. Bize kolluk kuvvetleri, katılımcıları arayıp aramayacağımızı sordu. Buna şaşırdık, ilginç bulduk. Böyle bir görevimiz olmadığını söyledik. Bu bir miting organizasyonundaki rutinin dışındaki bir konuşma oldu.Tüm bu belgeler mahkemenizin ek klasörlerine sunuldu. Yüzbin kişi beklerken seksen bin kişi geldiğinde yüzbin kişiye göre alınacak güvenlik önleminin bir zararının olmayacağını ama elli bin kişiye göre güvenlik önlemi alınırsa bunun yeterli olmayacağının altını çizmemize rağmen bizimle ‘şu kişinin mitingi oldu bu kadar kişi geldi’ şeklinde tahmin yürütme yarışına girdiler.Normalde bu tip mitinglerde bir belge düzenlenir ve o belge miting bitimine kadar tertip komitesinde durur, miting bitiminde komiteye imzalatılıp tespit edilir. Bu mitingde dikkat çekici bir biçimde patlamadan bir kaç dakika önce sağdan soldan kalem aranarak o belge imzalatılıp bizden alındı. Normalde bir mitingde çatılarda bulunan keskin nişancılardan kitleye eskort etmesi gereken güvenlik birimlerine kadar kolluk kuvvetlerinin eksikliği, size teslim etmiş olduğumuz CD içinde mevcuttur.

Hakim Gar dışında bir toplanma yeri olup olmadığını sordu. Tanık İlhan Yiğit olmadığını belirtti.

Tanık İlhan Yiğit ekledi: “Patlama sonrasında basında bazı yerlerde görüldüğü üzere herhangi bir istihbarat paylaşmadı bizimle emniyet birimleri.Biz standart bir mitinde yaptığımız herşeyi yapıp her detayı son noktasına kadar planladık. Standart dışı olan tek şey, normalde şehir dışından gelen otobüslerde kuralların daraltılarak adeta engellemeye dönüştürdüğü arama ve durdurma durumlarının hiç olmamış olması ve alandaki güvenlik güçleri eksikliğiydi.”

Hakim Tanığa herhangi bir duyum ya da ihbar olup olmadığını sordu. Tanık: “Bizim için bir kişinin tırnağının kanamasını bin eyleme değişmeyiz. Hiç bir ihbar ya da istihbarat almadık. Hiç bir bilgi paylaşımında bulunulmadı.”

  Av. Sevinç Hocaoğlu, saat değişikliği ile ilgili tanığa soru sordu:

Tanık: “İlk defa başvurduğumuz saat dışında bir saat verildi. Daha önceden ya başvurduğumuz saat verilirdi, ya da hiç izin verilmezdi. Yaptığımız konuşmalarda emniyet bu saatlerde bir sorun olmadığını bunun yalnızca miting alanı kullanımı ile ilgili olduğunu söyledi.” ifadesinde bulundu.

Sanık müdafi Oğuz Akman tanığa kendisinin, polisin orada olup olmadığını görüp görmediğini sordu.

Tanık ise bizzat orada olmadığını belirttikten sonra “Ama görgü tanıklarından ve basından öğrendiğimiz kadarıyla ve hiç bir polisin yaralanmaması nedeniyle bildiğimiz, alanda  hiç polis olmadığıydı” dedi.

  Tanık Dersim Gül: “Emniyet, her zaman aldığı tedbirlerin hiçbirini almadı. Adeta tüm işleri kolaylaştırdı”

Tanık doğruyu söyleyeceğine yemin ederek tanıklığına başladı.

“TMMOB genel sekreteriyim ve biz bu mitingin yasal sorumlusuyuz. 27 Eylül’de başvurumuzu yapıp onay yazımızı aldık. 29 Eylül’de valilikten bana bir tebligat yapıldı, almaya gittiğimde başvuru saatimiz 8:30-16:00 iken belgede izin verilen saatin 12:00-16:00 arası olduğunu görüp bir hata olup olmadığını sorduk. 30 Eylül’de ilk toplantımızı emniyet binasında gerçekleştirdik. Mukadder Bey de oradaydı. Tutanak tutuldu, bize verilecek örneği orada kaldı, daha sonra başvurmamıza rağmen bu tutanak bize verilmedi. Daha sonra bir tebligat daha aldım. Valilik miting saatiyle ilgili emniyetle yazışmasını bize tebliğ etti. Biz daha önce bunu konuşmuştuk zaten emniyetle ve bunun bizim için bir sorun teşkil edeceğini o kadar insanı o kadar zamanda miting alanından düzenli bir şekilde çıkarmamızın mümkün olmadığını söyemiştik fakat emniyet bize bir sorun olmayacağının garantisini vermişti.Bu görüşmeler sırasında görüştüğümüz emniyet mensuplarının bir kısmının saat konusuyla ilgili bilgisi olmadığını farkettik. Mukadder Bey ile 5-6 kez telefon görüşmesi yaptım, sorun olabilecek hususları konuştuk ve bana tamamen pozitif davranıp bir sorun olmayacağını söyledi. Bize orada herhangi bir sorun çıkabileceğine dair bir beklenti ya da istihbarat olduğuna dair tek bir imada bile bulunulmadı. Şehir dışından gelen araçlara ceza yazılmaması hususunda bile yardımcı olacağını beyan etti. Normalde mitinglerde kademeli olarak yolu kapatıp kitlenin önünde bulunan çevik kuvvet polisleri bu mitingde orada değildi. Her mitingde her kademede bir sürü sorun çıkar, onlarca telefonla konuşur hallederdik. Bu mitingde emniyet bize hiç direnç göstermedi, hiç bir pazarlığa girmedi, herşey son derece yolunda gitti. Adeta herşeyi kolaylaştırdılar.”

Hakim tanığa gar önünde olup olmadığını sordu, tanık orada olduğunu soyledi. Hakim çevik kuvvet ekibi görüp görmediğini sordu. tanık görmediğini, çok uzakta vardıysa da görmemiş olabileceğini ifade etti.

Tanık zaman içerisinde unutulma ihtimaline ilişkin tertip komitesi ile beraber kaleme aldıkları 8-10 sayfalık bilgi notunu mahkeme heyetine sundu.

Katılanların vekillerinden tanığa soru yöneltilmedi.

Sanık müdafilerinden Yusuf Yılmaz sordu: “Size saatin 12’ye alınması ile ilgili tebligat ne zaman geldi?

Tanık: “Bu benim hafızamla ilgili değil, ıslak imzalı belge mahkeme dosyasında mevcuttur.”

Sanık avukatı “Neden toplanma izni 12’de olmasına rağmen erken toplanıldı?” diye sordu.

Tanık: “Rutin mitinglerde olduğu gibi gelen otobüslerden geldikten sonra 8 buçuk gibi toplanma başlardı. Otobüslerinden inen farklı şehirlerden gelen insanlar gar önünde toplanmaya başlar.”

Sanık avukatı polislerin patlamadan kaç dakika sonra saldırdığını sordu. Tanık ise bu sorunun cevabının görüntülerden elde edilebileceğini ifade etti.

Tanık mitingi organize eden kişilerden biri olarak patlamada hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı dileklerini sunarak sözlerini bitirdi.

  Av. Nurten Çağlar Yakış: “Tüm resmi yazışmalarda miting saati bellidir ve 08:30-16:00 arasıdır”

Mahkeme heyetine tertip komitesi ve valilik arasındaki yazışmaları sundu . Yazışmalarda miting saatinin 08:30 -16:00 arası olduğu açıkça görülmektedir, sanık müdafilerinin soruları gereksizdir dedi.

  Tanık Hasan Toprak: “Alanda güvenlik olmadığı gibi, Emniyet Tertip Komitesi’ne yetkili bir isim bile bildirmedi”

KESK Genel Sekreteriyim. Daha önce birçok mitingte de görev aldım. Bu mitingte de KESK, DİSK; TMMOB ve TTB adına görev aldım.

22 Eylül’de başvurumuzu yaptık. Mitingin güvenliği açısından EGM’de toplantılar yapıldı. İlk toplantıya ben katılamadım ancak ikinci toplantıya (7 Ekim) katıldım. Emniyetin bize sorduğu ilk sorulardan biri, kaç kişinin katılacağı oldu. Cevabımız ‘100 bin kişi’ oldu. EGM, “100 bin kişinin gelmeyeceğini siz de biliyorsunuz” dedi. Ben de “Ben 30 bin derim, 40 bin gelir. Sizin işiniz en yükek güvenliği almaktır” oldu. CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve HDP Eş Başkanı Demirtaş’ın katılıp katılmayacağı da soruldu. Bu aşamada bunun belli olmadığını ama katılabileceklerini söyledim.

Ben bugüne kadar birkaç kez tertip komitesi başkanlığı yaptım. Miting alanında her zaman birkaç emniyet görevlisi olurdu O gün hiç emniyet görevlisi yoktu. Mitinglerin yasal sınırları olur, yasal olmayan pankartlar, sloganlar olur, emniyet de bizi bu konuda uyarır.

Miting saatini 8:30 olarak istedik çünkü trafiği kesme, hazırlık yapma gibi önlemler alınmalıydı. Ayrıca illerden çıkış anında her otobüs kontrol edilir. EGM, her zaman illerden çıkan otobüsleri kontrol ederken, bu mitingde hiçbir arkadaşımız polislerin otobüsleri durdurduğunu söylemedi.

Patlama sonrası, izdiham yaşanmaması için bir tahliye yolu gösterilmedi. Bunu sorabileceğim bir yetkili aramama rağmen bulamadım. Emniyetle yaptığımız tüm görüşmelerde, alanın kontrolünü emniyet yapar mitinglerde. O da 10 Ekim’de yoktu.

[Hakim, “O gün alanda hiç polis gördünüz mü?” diye sordu]

Tanık: “Tertip komitesinin başında her zaman olması beklenen polis yetkilileri yoktu. O gün bize bir muhattabın ismi de bildirilmedi.”

  Av. Ziynet Özçelik’in talebi üzerine dinlenen tanıkların ifadeleri sona erdi

  Barış Şehitlerinden Gökhan Arpaçay’ın annesi Adliye Bahçesi’nde fenalaştı

10 Ekim Ankara Katliamı şehitlerinden Gökhan Arpaçay’ın annesi ifadesinden sonra Adliye önünde fenalaştı. Doktor müdahalesinin ardından istirahate gönderildi:

Foto: Seyr-i Sokak (13:57)

  Müştekilerin ifadeleri devam ediyor.

Yazışmaların ve dosyalardan bazı bulguların mahkeme başkanı tarafından okunması sona erdi. Müştekilerin ifadeleri devam ediyor

  Müşteki ….

Olayın yaşandığı gün ailem Urfa’dan geliyordu. Abim, yengem, ablam. Ben de yeğenimi, Başak Sidar Çelik’i aracımla gara bıraktım. Güvenlik olmadığını fark ettim. Garın arka tarafına aracı park ettik, sonra ailemden ayrıldım.

Durum bu. Bu olaydan şikayetçiyim.

O günün acısını ben çok çektim. Çeken yakınlarımız, hepsi bizim yakınlarımız. Hepsine Allahtan rahmet diliyorum.

  Müşteki Deniz Akdeniz: “O Gün Elbirliğiyle Hayatın Nasıl Cehenneme Çevrildiğini Gördük...”

O gün saat 9:30 gibi alana geldik. Ankara mitingleri hep çok çoşkulu geçer. Çünkü insanların kendilerini ifade edebildikleri, taleplerini yerine getirebildikleri nadir yerlerden biridir mitingler.

Ben o gün beş saniye içinde yüzlerce insanın hayatının nasıl cehheneme çevrilebileceğini gördüm. Böyle bir şey yaşadığınız zaman akınıza ilk gelen şey sevdiklerinizin hayatta olup olmadığı oluyor.

Alana girdiğimiz zaman yere bakmadan yürüyemiyorduk. Yerde 10 dk önce selamlaştığınız insanların yattığını görüyorsunuz, ve onlara basmamak için yere bakarak yürümelisiniz.

İlk müdahaleden sonra taksiyle acil servise gittik. O gün yaralandım ve 2 ameliyat oldum. Elimi yeni yeni kullanabiliyorum. Aynı masaya oturduğumuz zaman boğazımız düğümleniyor.

Herkes söyledi ama ben de tekrar etmek istiyorum. O gün ambulanslar çok geç geldi ve biz arkadaşlarımızın ölü bedenlerini bayraklarla, flamalarla taşımak zorunda kaldık. Böyle bir vahşet ortamı yaşadıktan sonra daha kötü ne olabilir diye dşünüyorsunz. Çevik kuvvet üzerimize gaz atmaya başladı. Ankara’da biliyoruz gaz nedir, TOMA nedir. Ancak, o gün daha kötüsü oldu. İnsanlar yerde can çekişiyor ve siz üzerine gaz atıyorsunuz.

Bu caniler, fiili olarak bu katliamın sorumlusu olabilir ancak bir de bunların planlayıcıları var. Burada ihmal olmadığına inanacak kadar kimse saf değil. Sadece kendini patlatanlara, karılarına kocalarına değil, bu örgüte çanak tutanlara, besleyenlere, hepsine soruşturma açılmalı.

Katiller şunları bilsin; Biz kolay kolay yılmayız. Acımız büyük, çok canmız yanıyor. Ama ben annemden babamdan dimdik durmayı öğrendim. Gerçek adalet sağlanana kadar burada olsun sokakta olsun, mücadeleye etmeye devam edeceğiz.

  Müşteki Altan İlhan Çevik

Sidar Başak Çevik’in amcası, Nilgün Çevik’in kardeşiyim. Davaya katılmak istiyorum. Sorumlulardan şikayetçiyim.

  Verilen aranın ardından devam ediyor

  Av. Ziynet Özçelik: “Gerçeği öğrenmek için sorumlu Emniyet Müdürleri’nin de ifadeleri gerekir

Ara karar ve yazışmalara ilişkin bir beyanımız olacak. Tertip komitesinin beyanları üzerine yeni beyanlarımız olacak.

Daha öneki aşamalarda dilekçelerimizi sunmuştuk, EGM’den 6 tane ihbar gelmiş. Ankara Emniyetine, TEM Şube Müdürlüğüne, neredeyse canlı bombaların isimleri bile bildirilmiş. Böyle bir durumda tertip komitesine hiç bilgi verilmemiş ve önlem alınmamış. CHP ve HDP başkanlarının katılıp katılmayacağını polis sormuş ve evet cevabı almasına rağmen bunlara yönelik de bir güvenlik önlemi alınmamış.

Barak mitinginde, sayı çok daha az olmasına rağmen güvenlik önemleri çok daha fazla.

Dönemin başbakanının yaptığı bir açık hava toplantısı var Keçiören ilçesinde. Buna karşı alınan sağlık önlemlerine ilişkin emniyet bir açıklama yapmış; 24 ambulans, 6 hastane 146 hekim görevlendirilmiş.

10 Ekim’de ise 2 tane ambulans var sadece. Bu kadar ihbarın olduğu bir yerde, üstelik bombaların arttığı bir dönemde, ihbarların olduğu bir dönemde bir orantısızlık var.

Üstelik güvenlik arama kararı alınmış mahkemeden ancak ne hikmetse bu aramlar yapılmadığı gibi, gece 9-12 arasındaki aramalar bile uygulanmamış.

Mitingin saati 8:30’dan itibaren istenmesine rağmen verilmek istenmemiş.

Maddi gerçeği anlamak için başka kişilerin görüşlerine de ihtiyacımız var:

1- Kadri Kartal Emniyet Müdürü
2- Emniyet Müdür Yardımcısı Cihangir Özsoy
3- Terörle Mücadele Şube Amiri
4- Cemal Dalkılıç – Koordine eden Müdür Yardımcısı
5- Adem Arslanoğlu – bu mitingden sorumlu Güvenlik Şube Müdürü
6- Mukadder Karyiyen – bu mitingden sorumlu Güvenlik Şube Müdür Yardımcısı (tanık beyanlarında da geçiyor)

Genel istihabaratlar ışığında güvenlik hakkında bilgisi olan her bir kişinin buraya çağırılması ve karanlık kalan bölgenin açığa çıkartılması gerekmektedir.

Polis fezlekesinde şüpheli Yunus Emre Alagöz, Yunus Durmaz, İbrahim Balı hakkında dinlenme tedbiri kararı verilmesine rağmen, bunların telefon kayıtları gönderilmemiş, savcılıktan istenmemiş, emnyietten de yönlendirilmemiş.

Tüm bilgi ve belgelerin getirilmesini talep ediyoruz.

  Av. Deniz Özbilgin: “Katliamda kaybettiklerimizi anmak bile suç sayılırken, sorumlu emniyet yetkilileri mahkemeye dahi cevap vermiyor

Biz 10 Ekim öncesi, 10 Ekim ve 10 Ekim sonrası olarak değerlendiriyoruz. 10 Ekim sonrası hak ihlalleri bir rapor olarak sunulacak.

10 Ekim günü alanda olup katledilmeyenler dinlenilmeli. Yansımayanlar da ortaya çıkmalı.

Buradaki dostlarımızın cenazelerine izin verilmedi, cenazeler saldırıya uğradı, cenazelerde konuşma yapanlar gözaltına alındı. Okullar ve iş yerlerinde anma yapanlar işinden uzaklaştırıldı, soruşturmaya uğradı, tutuklandı. Avukatlar adliyelerde, öğrenciler okullardan saldırıya uğradı.

Burada tutuklanan, kurbanların aileleri de var. Örneğin, Ankara’da stada alınmayan “Ankara 10:04” pankartı. Görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında şikayette bulunan meslektaşımız hakkında dava açıldı. Alanda bırakılıp gidilen polis aracıyla hastaneye yaralı taşıyanlar hakkında oto hırsızlığndan dava açıldı. Katliam sonrası “Hırsız Katil Erdoğan” sloganı atanlar CB’a hakaretten yargılandı. Taziye çadırlarına saldırıldı.

Hukuksal olarak da bir saldırı altındayız. Meslektaşlarımızla, dostlarımızla, müvekkillerimizle.

Sadece bizimle değil, mahkemenizle dalga geçen müzekkerelerle ilgili eleştirilerimizi sunacağız birazdan.

81 ile yazı yazıldı, olay yerindeki polis aracının camını kim kırdı tespit edin diye. Ankara’da bildiğimiz kadarıyla belki bilerek ve isteyerek, ihmalleri yüzünden kamu görevlilerine soruşturma açan bir tane savcı yok. Sanıkları Antep’ten buraya bombaları getirmeleri, yol aramalarından kolayca geçmelerini geçtik, elimizde şüpheli sıfatıyla bir polis memurunun ismi bile yok. Ama bu insanların bu yürüyüşe katılanlara nasıl kan kusturduklarını biliyoruz.

10 Şubat’taki mahkemede, 34 nolu kararınızda müşteki beyanları suç duyurusu sayıldı. Benim hukuk bilgim buna yetmedi. Biz burada kimler hakkında suç duyurusunda bulunduk, hiçbirine cevap alamıyoruz. Ankara Emniyetinden de cevap alamıyoruz.

Biz burada müvekkilerimizi temsilen bulunuyoruz. Müvekkillerimiz burada bulunmayabilirler, kendi şehirlerinde de ifade verebilirler, ama burada olmak istiyorlar. Kendi acılarını kendileri anlatmak istiyorlar. Kamusal sorumluluk sadece bombalı aracı durdurmaktan aciz polis değildir. Müvekkillerimiz, yaşadıkları acıları kendi bildikleri şekilde, kendi sözleriyle ifade edebilirler. Biz müvekkillerimizin bu konuda yanındayız.

Eğer cumhurbaşkanına faşist demek, bu mahkemede müşteki ifadelerinde suç olarak görülüyorsa, biz burada kamusal sorumluluktan bahsedemeyiz. Kamusal sorumluluğun olmadığı ön kabulüyle davranıldığını görüyoruz.

  Tüm müştekiler vekili Av. Tugay Bek: “Antep ve Suruç patlamaları bu davayla ilişkilidir. Antep Valiliği ilişkilerini ve suçluları gizlemektedir

Burada yargılanan sanıklar en yüksek cezayı alsalar dahi bu sanıklarla sınırlı bir yargılama Türkiye halkını tatmin etmeyecektir. Bu kişilerin bizlerle kişisel olarak bir sorunu yok. Bunun ardında siyasal bir güç odağı olduğu herkes tarafından biliniyor. Biz bu yargılamanın Antep ayağının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Bizim bu olayın çözüldüğüne ikna olmamız için bu işin Antep ayağının ve ardındaki güç odağının tam olarak ortaya çıkması gerekmektedir. Bu olayı çözmek için gerekli olan deliller ortadadır.

17 Mayıs 2015 Adana ve Mersin HDP binalarında bomba patlatıldı. Bununla bağlantılı Savaş Yıldız’ın IŞİD ile bağlantısı bilinmektedir. Halen bu dosyada gizlilik kararı bulunmaktadır. Bu gizlilik kararlarında aslı amaç terör örgütünü tüm bağlantılarıyla ortaya cıkarmak değil, bu taşeron yapının ardındaki siyasal gücün gizlenmesi ve kamu oyunda tartışılmasını engellemektir. Bu Savaş Yıldız dosyasında halen bir gelişme olmamıştır

5 Haziran Diyarbakır patlaması failleri de yine Antep’ten çıkmıştır. o dosyada da gizlilik kararı bulunmaktadır.

20 Temmuz 2015 Suruç Patlaması kaynağı da Antep’ten cıkmıştır. Şu an bu dosyada tek bir tutuklu sanık vardır.

Bu soruşturmalar layığıyla yapılmış olsaydı şu an burada olmayacaktık.

Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nde 3 polis memurunun hayatını kaybettiği patlama ve Gaziantep’de bir düğünde 56 kişinin hayatını kaybettiği düğün patlamasında yitidiklerimiz, tüm soruşturmalar layığıyla yapılmış olsaydı şu anda hayatta olacaktı.

Bizler bu dosyalardaki tüm bağlantıların birlikte ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bu , bu dava dosyalarının birleştirilmesini istediğimiz anlamına gelmiyor.ama 10 Ekim öncesi ve sonrası tüm bu davaların dosyaları Antep’ten alınıp buraya getirilmelidir.

Burada bu dosyaları yürütmeyen kamu görevlilerinin üzerine gidilmelidir. Antep’teki kolluk faaliyeti normal bir kolluk faaliyeti olarak değerlendirilemez. Suriyede’ki gibi iç savaşı körüklemeye çalışan bir kolluk kuvvetiyle karşı karşıyayız. Antep Valisi’nin şöförünün adeta Suriye sınırında ulaklık yaptığı, insan alıp soktuğu ortaya çıkmıştır. Sorunca “Ben bana verilen emri yerine getirdim” demektedir. Bbelki de henüz kimliği tespit edilememiş canlı bombalardan birini bu kişi sınırdan geçirmiştir.

Sanıklar hakkında açılmış dosyaları hala göremiyoruz. Bize bu dosyaların gösterilmesini, bunu engelleyen kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmasını talep ediyoruz.

[Suphi Alfidan’ın ifadesindeki polislere yardım, polislerle bilgi alışverişini örnek gösteriyor]

Ancak Antep Emniyeti, bu isimlere sahip  polislerinin olmadığını söylüyor, fakat sosyal medya hesaplarına bile bakarak bu isimde polilserin olduğu görülmektedir.

Antep Emniyeti, hala IŞİD bağlantılarını ortaya çıkarmaya yönelik bilgileri gizlemekte, IŞİD’li çeteleri korumakta ve kollamaktadır. Biz, Suphi Alfidan’ın abisinin bulunmadığı ifadesini kabul etmiyoruz. Bu noktada da mahkemenizin ilgili tenkitle yetinmeyip, ilgili Emniyet Müdürülüğüne suç duyurusunda bulunmasını talep ediyoruz.

Ancak Gaziantep düğün katliamı soruşturma dosyasının getirilmesi sonrasında 10 Ekim davası soruşturmasının karanlık olan noktalarının aydınlanacağını düşünüyoruz.

Bu yargılamanın Hrant Dink katliamı yargılamasıyla da benzerlikler taşıdığını düşünüyoruz. O cinayetin de sadece jandarma tarafından izlenmekle kalmayıp kayıt altına alındığı, katillerin jandarma gözetiminde olay yerie geldiğini, ancak 10 yıl sonra öğreniyoruz. Biz 10 Ekim davasının katillerinin ortaya çıkmasını da bu kadar beklemek istemiyoruz.

Antep Valiliği’nin yaptığı işlerin, bağlantılarının ortaya çıkartılmasına, düğün katliamındaki dosyanın getirilmesine ihtiyaç vardır.

  Av. Kazım Bayraktar: “Antep’te ihbarla yakalanan İbrahim El Bakhouri, serbest bırakıldıktan sonra Belçika’da Havalaalanını uçurdu”

Antep Emniyeti diyor ki, “Aradık, bu telefonu bulamadık”. Telefon araştırması böyle mi yapılır? dalga geçiyorlar sanki.

Kısa bir olay anlatacağım. Biz bu davalarda kanıtlardan hareket ederek, kanıtları takip ederek bir yerelere ulaşmaya çaışıyoruz. Bu kanıtlar bizi kime götürürse götürsün, onu açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Bu çabamızla şu yargılama aşamasına geçen duruşmada talep ettiğimiz kanıtların toplanmasını, aslında daha önce talep edecektik ancak gizlilik kararı verilerek bu engellendi. Bizim, dosyada nelerin yapıldığını, nelerin yapılmadığını araştırmamız istenmedi. Dava açıldığı zaman araştırılması gereken birçok şey olduğu ortaya çıktı.

Antep düğün katliamı ve bazı diğer katliamlarda da ismi geçen İbrahim Balı var. … …

Bir ihbar üzerine yapılan bir araç aramasında, 5 telefon ele geçiriyor Antep polisinde hatların IMEI numaralarını yazıyor, SİM kartların seri no’ları yazıyor ama telefon numarası yazmıyor. Hangi telefonun kimin üzerinden çıktığını da yazmıyor, “Telefonları yere attılar” denmiş. [bu arada yakalanan kişilerin adlarını sayıyor] Bu kişilerden biri daha sonra Belçika Havaalanı saldırısını yapacak kişi; İbrahim El Bakhouri. Mahkeme İbrahim El Bakhouri’yi serbest bırakıyor. Adli kontrol ve yurtdışı yasağı kararıyla. Yurtdışı yasağı olduğu halde sınırdışı ediliyor ve oradaki evi aranmıyor. Bu adam Brüksel Havalimanı’nı patlatarak 30 kişiden fazla kişinin ölümüne sebep oldu.

Samir adlı şüpheli de aynı durumda, sınırdışı ediliyor ancak evi yine aranmıyor.

Samir ve İbrahim o dönemde otelde kalıyorlar Ne Antep’te kaldıkları otelin telefonu dinleniyor, ne de odası aranıyor.

Levent Kılıç, İbrahim Balı ile iletişim halinde. Bu kişiler arasındaki iletişim sebebiyle Antep’teki ilgili dosyaların da bir an önce getirilmesi gerekiyor.

Levent Kılıç’ın kardeşiyle iletişimin dinlenmesinin tapeleri Ankara’ya gelmemiş. Ankara’dan bir savcı teknik takibin sonandırılmasını talep ediyor. İbrahim Balı hakkında arama devam ederken teknik takip niye sonlandırılır?

  Duruşmaya 4 Mayıs Perşembe saat 10:00’a kadar ara verildi.

Alıntı: İnadına Haber