Anayasa Mahkemesi, 7 Mayıs 2025’te Katliam Yasası’nın iptali istemini esastan reddetti. Avukat Doğan Erkan, aynı gün çevresindekilere meseleyi Birleşmiş Milletler’e taşıma fikrini dile getirdi. Bir buçuk yıl sonra Türkiye’den Yaşam Hakkı Savunucuları, sahadan derledikleri belgelerle BM insan hakları mekanizmalarına acil eylem başvurusunda bulundu. Bu söyleşide fikrin doğuşunu, belgeleme sürecini ve bundan sonrasını konuştuk.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi iki gün önce, son olarak Diyarbakır’da en son köpeğin barınağa alınmasıyla, ülke genelinde tüm sahipsiz köpekleri topladıklarını duyurdu1. Barınakların hayvanlar için nasıl cehennemler olduğunu görmek için Niğde’yi, Gebze’yi, Altındağ’ı, Karataş’ı, Konya’yı ve daha nice barınak ifşasını hatırlamak yeterli olur. Toplamanın aslında ortadan kaldırma, yok etme olduğunu burada ayrıca tartışmaya gerek yok.
Söyleşimize konu olan başvuru dosyası tam olarak bunu gösteriyor. Her sayfasında yok edilen bir hayvan var. Yaşadığı sokaktan sökülüp alınan, bir daha haber alınamayan, karanlık hücrelere atılan, mezarlara canlı canlı gömülen köpekler… Kendi mücadelesini veremeyen, hikayesini anlatamayan canlılar. Bu söyleşi onlara yapılanları görünür kılmak, bunların hesabını sormak, görünür kılmak ve öldüren değil yaşatan bir yasaya duyulan ihtiyacı vurgulamak için girilen bir çabanın hikayesi.
Başlarken, söyleşide tarafsız bir gözlemci olamayacağımı belirtmek isterim. Doğan’ın 7 Mayıs 2025’te ortaya attığı, söyleşide detaylandıracağımız fikir etrafında, aylar içinde bir ekip ve bir dosya oluştu. Ben de o dosyanın raporlama ve belgeleme tarafında çalışanlardan biriydim.
Anayasa Mahkemesi (AYM), 7 Mayıs 2025’te CHP’nin Katliam Yasası’nın (7527 sayılı kanun) 17 maddesinden 16’sı için yaptığı iptal istemini esastan reddettiğinde büyük bir endişeye kapıldık. Bu, sokakta yaşayan hayvanların kaderlerinin artık toplama araçlarında ve barınaklarda belirleneceği anlamına geliyordu. Mahkeme önünde gün boyu yasanın iptalini bekleyen hayvan hakları savunucularına, hayvanseverlere polis müdahale etti. Bir umut AYM kapısında bekleyen pek çoklarımız için bu kararla birlikte denenecek başka yol kalmamıştı, keza gerçeklik de iç hukuk yollarının tükendiğini gösteriyordu. Bunun üzerine büyük bir umutsuzlukla düşünürken Doğan başka bir olanaktan bahsetti: Birleşmiş Milletler.
Henüz karar yeni açıklanmıştı. AYM’nin gerekçesi ise aylar sonra yıl bitiminde yayımladığında, başvurunun 9’a 6 oyla reddedildiğini ve azınlıkta kalan üyelerin kapsamlı karşı oylar yazdığını gördük. Bu şerhleri bir yenilginin kaydı olarak değil, yeni bir başvurunun dayanağı olarak okumayı önererek yeni bir mücadele hattını gösteren de Doğan’dı. Bu fikirleri bir başvuru dosyasına dönüştüren ise ekibin ortak çabası oldu.
Spinoza umudu, sonucundan bir ölçüde şüphe duyduğumuz gelecekteki ya da geçmişteki bir olayın imgesinden doğan istikrarsız bir sevinç olarak tanımlar2. Ona göre korkusuz umut, umutsuz korku yoktur3. Umut, en korkutucu anda ılık bir hisle sarmalayabilir insanı. 7 Mayıs akşamı, Ahlatlıbel’de, yağmur altında hissettiğimiz tam da buydu: hayvanların başına gelenlere zaten tanıklık ediyor, yasa iptal edilmezse bunun ulaşacağı boyuttan endişe ediyorduk. Üstelik BM kapılarının bize açılacağı da kesin değildi, yine de umutlandık. Bugün hala aralanmış bir kapı yok ama yok edilen her bir köpek için tüm kapıları zorlamaya yetecek umudu tüm gücümüzle korumamız gerektiğini biliyoruz.
Fakat, Spinoza’nın gösterdiği gibi umut, korku gibi edilgin bir duygudur; onu bir güce dönüştürmek için olup biteni anlamak gerekir4. Biz de, belki de bu yüzden, yalnızca umutlanmak ve beklemek yerine belgelemeye başladık. Her vaka kaydıyla, her karar metniyle hayvanlara yapılanları anlamak ve anlatmak için bir hafıza biriktirdik.
Bu söyleşi biraz da o kapıyı birlikte aralamaya çalışan insanların hikayesi. Okurdan saklamak istemediğim için baştan söylüyorum: Sorduğum soruların çoğunun cevabını biliyorum. Bu söyleşide hukukun egemenlerin değil ezilenlerin lehine, toplumsal gerçeklikten hareketle sürekli yeniden kurmanın denenebileceğini, kendi ifadeleriyle “performe edilebileceğini” düşünen ve yazan Avukat Doğan Erkan’la konuşuyorum. BM başvurusu, sahada belgelediğimiz gerçekliği uluslararası insan hakları mekanizmalarına taşıma düşüncesinin bir sınaması. Fakat bu, pek çok insanın birlikte yazdığı ve her şeyden önce sokaktan koparılan köpeklerin hikayesi. Endişeyle başlayan, umutla yeşeren ve sonunu hala birlikte yazdığımız bir hikaye.
7 Mayıs: AYM Yasayı İptal Et!
Burcu: 7 Mayıs 2025’e dönelim mi? Karar açıklandığında neredeydin? İlk ne hissettin?
Doğan: Yaşam Hakkı savunucuları o gün AYM’nin önündeki parkta tüm gün süren fiili bir miting düzenlemişti. Katliam Yasası’nın en azından bazı maddelerinin iptalini bekliyorduk. malesef öyle olmadı. AYM’nin ret kararını öğrendiğimizde toplanan kitlede büyük bir öfke oluştu doğal olarak. Cadde trafiğe kapatıldı, AYM aleyhine sloganlar atıldı; hatta bazı hayvanseverler parmaklıklardan atlayıp mahkeme kampüsüne girdi. Tam o sırada şiddetli bir yağmur da başladı; ıslandık ve daha çok öfkelendik sanırım. Polis bizi iterek yeniden kaldırıma sıkıştırdı. Orada basına açıklamalar yaptık; kararı tanımadığımızı, AYM’nin Anayasaya aykırı bir karar verdiğini anlattık.

Burcu: Hukukçu olarak bu beklediğin bir karar mıydı? Yoksa içten içe en kötü sonuca hazırlıklı mıydın?
Doğan: Açıkçası bu meselede AYM’den iptal yönünde karar bekliyordum. Meseleye dair önceki kararında AYM, Ekvador Anayasa Mahkemesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve benzeri mahkemelerin kararlarına atıf yaparak, Anayasamızı geniş yorumlamış ve olumlu bir yaklaşımla “hayvanlar kendi haklarının öznesidir” prensibini kabul etmişti. Biz de gerek ana muhalefet partisi adına yapılan başvuruya dönük hazırlayıp sunduğumuz metinde, gerek Yaşam Hakkı Savunucuları adına yurttaş başvurusu olarak hazırladığımız Amicus Curiae metninde bu tür kararlara ve AYM’nin kendi kararına atıflar yapmıştık. Bir de bu tür önemli dosyalarda genelde bazı gayriresmî duyumlar olur. Doğrulamak/teyit etmek çok mümkün değildir fakat bir eğilim sezilebilir. Edindiğimiz duyumlar da bazı maddelerin iptal edileceği yönündeydi. Maalesef öyle olmadı; iptal görüşündeki üyeler azınlıkta kaldılar.
Burcu: Peki BM fikri o an mı belirdi zihninde? Yoksa bu zaten hukukçuların çoğunlukla başvurduğu bir seçenek mi?
Doğan: Daha önce başka gündemlerle, farklı kolektiflerle uluslararası başvurular yaptık. Toplumsal hukuk ve insan hakları çalışan avukatların aklının bir köşesinde bu tür başvurular olur aslında. Keza az önce bahsettiğim metin çalışmalarımızda da BM Doğa Ana Hakları Sözleşmesi’ni ve buna dayanarak her yıl yeniden alınan ilke kararlarını bulup Türkçeye çevirmiştik. AYM’nin BM kurallarını gözeteceğini düşünmüştük. Ama tam o gün, mahkeme önündeki moral bozukluğu ve umutsuzluk karşısında yol açıcı bir öneride bulunmak gerekiyordu. Bu nedenle fikrin o gün daha somut biçimde aklımda belirdiğini söyleyebilirim. Çok efektif bir yol olduğunu düşünmesem de uluslararası bir hareketlenmenin Türkiye’deki mücadelenin de önünü açmaya, “henüz her şey bitmedi” demeye stratejik bir katkı sunabileceğini düşündüm.
Burcu: Peki gerekçeli karar yayınlandığında ilk ne dikkatini çekti? BM fikrini nasıl güçlendirdi?
Doğan: Birincisi, AYM kararındaki şerhlerde güçlü argümanlar ve izlekler var. Hukukî bir kuraldır, yüksek mahkeme kararları şerhleriyle bir bütündür. Yasanın iptali yönünde şerh düşen hakimlerin gerek öğretiden gerek uluslararası hukuktan yaptıkları alıntılar, örtük olarak bir uluslararası başvuru yolunu öneriyor gibiydi. İkincisi, şerh düşen AYM üyeleri, yasanın soyut halinden iptali talebi (anayasadaki adıyla soyut norm denetimi) reddedilmiş olsa da uygulamadaki ihlallerden hareketle yeniden başvurmanın mümkün olduğunu belirtiyordu. BM’nin Türkiye’deki yasa uygulamasına dair birkaç ihlal cümlesi içeren bir rapor/görüş yayımlaması bile, AYM’ye götüreceğimiz somut norm ihlali başvurularını olumlu yönde etkileyebilirdi. AYM kararındaki şerhler bize tüm bunları düşündürdü.
Neden Birleşmiş Milletler?
Burcu: BM’yı devletlerarası bir kurum olarak biliyoruz. Sivil bir ekip olarak BM’ye başvurmak ne anlama geliyor?
Doğan: BM’nin aslında yarı yargısal bir işlevi de var. Örneğin AİHM, aynı konuda ya BM’ye ya da kendisine başvurulmasını öngörüyor; yani BM’nin raporlarını yargısal sonuç doğuran uluslararası kararlar olarak görüyor. Örneğin İHAK, 3697/2020 sayılı kararında başvuru konusu olan Türkiye’deki tutukluluk halinin BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine karar verdi. Keza BM İnsan Hakları Komitesi’nin bazı ihlal raporları Türkiye’deki yargı kararlarını etkiledi. AYM de BM’nin bu tür kararlarına atıf yapıyor ve içtihatlaştırıyor. Türkiye’nin üyesi olduğu bir uluslararası örgütten bağlayıcılığı yüksek bir karar çıkmasını zorlamak gerekir diye düşündük.
Burcu: BM insan hakları sistemi insanlar üstüne kurulu. Hayvanlara yönelik bir yasayı bu sisteme nasıl taşıdık? Hangi mekanizmalara başvurduk?
Doğan: Maalesef BM’nin doğrudan hayvan haklarına ilişkin bir komitesi/komiserliği ya da özel raportörü yok. Çevreye ve insan sağlığına ilişkin alanları var; oralara başvurup zorlamak gerekir diye düşündük. Aslında BM’yi de bu yönde “performe etmeyi”, doğrudan hayvan haklarına ilişkin bir seksiyon kurdurmayı da deniyoruz.
Başvurduğumuz BM organları/temsilcileri şunlar:
Sağlıklı Bir Çevreye Sahip Olma Hakkı Konusunda Özel Raportör, Çevre Savunucuları Özel Raportörü, Herkesin Ulaşılabilir En Yüksek Fiziksel ve Ruhsal Sağlık Standardına Sahip Olma Hakkı Özel Raportörü, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, İnsan Hakları ve Çevre Özel Raportörü, İnsan Hakları Savunucularının Durumu Özel Raportörü, Kalkınma Programı Türkiye Mukim Temsilcisi, Kalkınma Programı Komiseri, Barışçıl Toplanma ve Örgütlenme Özgürlüğü Özel Raportörü
Burcu: Neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi değil de BM? İkisi birbirinin alternatifi mi?
Doğan: Maalesef öyle. AİHM, BM’yi alternatif bir uluslararası başvuru mercii olarak kabul ediyor; BM’ye başvurduysanız ihlal iddiasını orada sonuçlandırmanızı bekliyor. Öte yandan AİHM’nin başvuru usulleri daha formel. Bireysel başvuru yollarının tüketilmesini, uygulamanın doğrudan ihlaliyle başvuran arasında somut bir menfaat/zarar ilişkisini arıyor. Keza biz temel meselenin, bu yasaya AYM tarafından vize verilmesi olduğunu anlatıyoruz. AİHM’nin AYM tarafından yasa iptalini reddetmesine dair bir inceleme yolu ve kategorisi yok. Ancak somut davalamalardan (sokakta yaşayan hayvanın bakımını üstlenmiş fakat yasanın uygulanmasıyla hayvanın öldürülmesi vakasıyla karşılaşmış gönüllülerin Türkiye’deki dava yollarını tükettikten) sonra, AYM’den sonuç almak yine mümkün olmazsa o aşamada AİHM’e başvuru yapma seçeneğimiz mevcut.

Hayvanlar için Bir Arada!
Burcu: Başvuru için bir ekip kendiliğinden kuruldu aslında. Kimler, hangi meslek grupları hayvanlar için bir araya geldi?
Doğan: Ankara’da, bir hukukçu topluluğumuz var. İnsan hakları ve yaşam haklarının farklı kategorilerinde çalışan Hukukçu Dayanışması isimli bir topluluk. Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi’nde aktif çalışan yoldaşlarımız var oradan. Ayrıca veteriner hekimler, akademisyenler, hayvan haklarına duyarlı gazeteciler, hayvan kurtarma gönüllüleri ve belki de en önemlisi sokakta mücadele eden aktivistler ve hayvan hakları alanında kurulmuş olan sivil inisiyatiflerin temsilcileri…
Daha önce başka alanlarda BM ile çalışmış dostlarımız da yer aldı: İngiltere, İsviçre, Yunanistan ve İsveç’ten hukukçu dostlarımız. Başvuruyu doğrudan Cenevre’deki hak savunucusu dostlarımıza gönderdik, onlar da oradan iletti. Hala BM ile ilişkili çalışan geniş bir ağ kurmaya ve BM’nin kapılarını aralamaya çalışıyoruz.

Burcu: Bu süreçte beni en çok zorlayan hayvanlara yaşatılanlara tekrar tekrar şahit olmak oldu. Sence en zor tarafı neydi?
Doğan: Kesinlikle bende de öyle… Ben hala hayvan katliamı videolarını izleyemiyorum. Doğrusu, duygusal olarak çok ağır ve travmatik bir süreç.
Talebimiz Net: Katliam Yasası Geri Çekilsin Sorumlular Hesap Versin!
Burcu: Başvuruda sorunu bir karar zinciri olarak anlattık. Bakanlık talimatları, valilik kararları, besleme yasakları, toplamalar, belediyelerin zalimce uygulamaları… Bu zincirin anlaşılması neden bu kadar önemli? İnsan hakları bağlamında bize ne söylüyor?
Doğan: Aslında alan öğretisine göre kent hakkı ve yurttaşlık kavramı dahi sokak hayvanlarını içeriyor. İnsanın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkı var; BM’nin bu konuda özel bir raportörü de var ve başvurumuzu ona da ilettik. Henüz insan merkezli (antroposentrik) bir yaklaşım egemen de olsa, kentte yaşayan insanların yurttaşlık bağları ve mahallelerdeki komşuluk ilişkilerinin kurulmasında sokakta yaşayan hayvanların bir rolü var. Somut bir örnek vereyim: ben de yaşadığım sokaktaki bazı komşularımla sokaktaki kedi ve köpekleri beslerken tanıştım, duygudaşlık kurduk. Özetle, kentte yaşayan insanlarla o kentin hayvanları arasında bütünsel bir ilişki ve bağ var. Meseleyi BM’ye en azından buradan tartıştırabiliriz.
Burcu: Başvurumuzu yaptığımızdan bugüne bakanlığın “gurur” tablosu değişti. Bakan son olarak yaklaşık bir ay önce köpeklerin %99,22’sinin toplandığını gururla açıkladı. Peki toplanan köpeklerin nerede olduğunun sorulması hukuken ne anlama geliyor?
Doğan: Bize göre bu tablo bir katliam bilançosu. Zira toplama esnasında öldürmeler yaşanıyor, barınaklar denetimsiz ölüm kamplarına dönüşmüş durumda. Dünya genelinde akademinin de tüm veteriner hekim örgütlerinin de kabul ettiği bilimsel ölçüt “kısırlaştır-aşıla-yerinde yaşat” formülüdür. Sağlıklı olan ve gönüllülerce bakımı yapılan hayvanların toplanması bu ilkeyi ihlal ediyor. Dahası, AYM kararındaki şerhlerde de ifade edildiği gibi, hayvanların kendi yaşam hakkı vardır. Bu bilanço hukuken yaşam hakkının, kent hakkının, sağlıklı çevre hakkının ihlalidir.

Burcu: Başvuruda yalnızca uygulamaların değil yasanın kendisinin de incelenmesini talep ettik. Bunu ne anlama geldiğini biraz açar mısın?
Doğan: Uluslararası organların, ihlal başvurularının yapısal ve sistematik nedenlerini inceleme boyutu var. Çok kolay bir aşama değil, ancak bu meselede ihlalin kaynağının yasanın kendisi olduğunu, uygulamadaki sonuçların sistematik olarak bu yasadan doğduğunu göstermeye çalışıyoruz. BM’ye bu Katliam Yasası’nın sistematik ve yapısal ihlal ürettiğini söyletebilirsek, hem AYM’nin konuyu tekrar incelemesini sağlarız hem de yasanın uygulanmaması ve uyulmamasını talep eden bir Direnme Hakkının örgütlenmesine katkı sunarız. AYM iptal talebimizi reddettiği gün, bu kararı tanımadığımızı söyleyerek tüm yurttaşları, belediyeleri, veteriner hekimleri Direnme Hakkı kullanmaya çağırdık. BM’nin böyle bir tespiti yada ifadesi buna güçlü bir dayanak sağlar.
Burcu: Başvurumuzda başka neleri talep ettik?
Doğan: Taleplerimizi BM Özel Prosedürler Mekanizması üzerinden, Türkiye Hükümeti’nin atması gereken somut adımlar olarak sıraladık. İlki ve en acil olanı moratoryum. Katliam Yasası’nın uygulanması ve valiliklerin besleme yasakları telafisi imkansız zararlar doğuruyor. Öldürülen bir hayvanı geri getiremezsiniz. Bu yüzden BM incelemesi tamamlanana kadar yasanın uygulanmasının ve besleme yasaklarının derhal ve koşulsuz olarak askıya alınmasını istedik. İkincisi; toplanan, öldürülen ya da “doğal nedenlerle öldü” denilen hayvanların gerçek sayısının ve ölüm nedeninin ortaya çıkarılması için resmi soruşturma ve bilgi talebi. Bu verilerin şeffaf biçimde açıklanmasını talep ettik. Hakkında iddialar oluşmuş belediyeler hakkında da bağımsız soruşturma açılmasını istedik. Üçüncüsü, yerinde inceleme. İlgili özel raportörlerin Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapmasını istedik. Barınak koşullarını, toplu mezar alanlarını ve hak savunucularının durumunu kendi gözleriyle görsünler. Dosyada anlattığımız gerçeği sahada görsünler. Son olarak; hayvan hakları savunucularına, besleme yapan gönüllülere ve etik duruşundan taviz vermeyen veteriner hekimlere yönelik adli ve idari tacizlerle ilgili koruma tedbirlerinin alınması ve bu tacizlere son verilmesi için hükümetin uyarılmasını istedik.

Peki Ya Sonra?
Burcu: Başvurumuz BM önünde bekliyor. Bu süreç nasıl işliyor, ne zaman bir yanıt alacağız?
Doğan: En büyük hedefimiz BM Genel Kurulu’nda görüşülmesi. Bu çok zor. Ancak seksiyonlar, komiserlikler, özel raportörler… Bunlardan biri bile konuyu raporlaştırırsa bunu bir kazanım olarak nitelendirebiliriz. Uluslararası bir lobi oluşturmaya ve bu saydığımız merciilerin meseleyi görüşmesini sağlamaya çalışıyoruz. Kesin bir tarih vermek çok mümkün değil; bir yıl içinde bir sonuca ulaşmayı umuyoruz.
Burcu: #KatliamYasasıBMGündemine #UNActonMassacreLaw etiketleriyle sosyal medyada sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Okurlar bu süreçte ne yapabilir?
Doğan: Hayvanseverler her katliam, ihlal, usulsüz toplama ya da yaralama haberini paylaşırken bu etiketleri kullanabilir. Ayrıca saydığım BM organlarının sosyal medya hesaplarını bu paylaşımlarda etiketleyebilirler. Uluslararası başvurularda görünürlük önemli bir ölçüt.
Burcu: Şimdi en korkutucu soruyu soracağım. BM’den bir adım gelmezse ne yapacağız?
Doğan: Somut davalar üzerinden AYM ve AİHM’e giden yolları yeniden zorlayacağız. Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu gibi yeni başvuru yolları düşüneceğiz. En kötü koşulda Direnme Hakkını örgütlemeye devam edeceğiz. Tüm gücümüzü ve inancımızı Yaşam Hakkı’ndan alıyoruz. Bunu ortadan kaldırabilecek bir hukuksuzluk tanımıyoruz, tanımayacağız!
Söyleşimizi sonlandırırken yeniden Spinoza’ya dönüyorum. Spinoza, özgür bir halkın korkudan çok umutla, boyun eğdirilmiş bir halkın ise umuttan çok korkuyla yönlendirildiğini söyler. Umutla yönlendirilen bir halk yaşamı geliştirmeye çalışır, korkuyla yönlendirilen ise yalnızca ölümden kaçmaya5. Umut, ne kadar kararsız olsa da içinde bir sevinç taşır. Spinoza’da sevinç, eyleme gücümüzün artması demektir; korku ise bu gücü azaltan bir kederdir6. Yasa çıktığından bu yana ilan edilen besleme yasakları, para cezaları, zorlaştırılan barınaktan sahiplenme koşulları, gözaltılar, hedef göstermeler korkuyu büyütmeye hizmet ediyor. Biz ise pek çokları gibi umudu seçmekten vazgeçmiyoruz. Çünkü bizi bu başvuruya iten, bu ekibi doğuran umuttu. Hayvanlar için verilecek mücadelenin henüz bitmediğini muştulayan da umuttu. BM’den bir yanıt gelip gelmeyeceğini hala bilmesek de, Doğan’ın dediği gibi, bütün gücümüzü yaşam hakkından alıyoruz ve umudumuz bize bu hakkın tüm canlılar için vazgeçilmez olduğunu hatırlatıyor. Er ya da geç katliam yasasını iptal ettirmenin bir yolunu bulacağız!
23 Mayıs 2024’te Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, o günlerde henüz teklif aşamasında olan düzenlemeye karşı eylemleri başlatıldığında, arkadaşlarımız eylemlerin ruhunu ortaya koyan bir etiket belirlemişlerdi: #sokaktayımyanındayım. Bu etiket basit iki kelimeden ibaret değil bizler için. Bu iki kelimede hayvanlara verdiğimiz söz de saklı. İktidarın tüm araçlarıyla görünmez kılınan, unutturulmak istenen hayvanlarla yan yana durma, savunmasız olanı güçlü olana karşı koruma sözümüzü unutmayacağız!
Bu hikayenin sonunu korkunun değil, umudun yazması için çalışmaya devam edeceğiz; sokaktan koparılan her bir köpek için.
- https://www.trthaber.com/haber/gundem/icisleri-bakani-ciftci-sahipsiz-sokak-hayvanlarinin-tamamini-topladik-961106.html ↩︎
- Baruch Spinoza, Etika, çev. Çiğdem Dürüşken, 5. bs. (İstanbul: Alfa Yayınları, 2017), III, “Duyguların Kökeni ve Doğası”, Önerme 18, Not 2, s. 226. ↩︎
- Spinoza, Etika, III, “Duyguların Tanımları”, Tanım 12-13, Açıklama, s. 291 ↩︎
- Spinoza, Etika, IV, Önerme 47, s. 372; V, Önerme 3, s. 427. ↩︎
- Benedict de Spinoza, “A Political Treatise”, The Chief Works of Benedict de Spinoza, c. 1, çev. R. H. M. Elwes, gözden geçirilmiş bs. (Londra: George Bell and Sons, 1891). https://oll.libertyfund.org/titles/elwes-the-chief-works-of-benedict-de-spinoza-vol-1#lf1321-01_label_379 ↩︎
- Spinoza, Etika, III, Önerme 11, Not, s. 216; “Duyguların Tanımları”, Tanım 2, 3 ve 13, s. 286, 291. ↩︎

