İnsan, hangi toplumun bir üyesi olursa olsun şiddetten rahatsızlık duyar ve kaçınılmasını arzu eder. Şiddetsizlik ilkesi ile eyleme geçen insanlar sayesinde canlılara ve doğaya verilen zarar azalma eğilimi gösterse, bu ilkeyi benimseyen insanlar toplumda sayıca üstün olmadığı sürece o toplumun özgürleşebilmesi ve gelişebilmesi mümkün görünmemektedir.

Öz eleştiri yapamayan toplumlarca dönüştürülmüş “hak” kavramı teselli niteliği taşır. Hak kavramı zihnin etkisi ile yorumlandığında insana sınırsız bir özgürlük verir. Bu özgürlükle elde edilen güç, çevreye, doğaya, hayvanlara ve diğer bütün canlılara saygı duyma gerekliliğini, bir seçimmiş gibi gösterir. Seçimler ise “ihtiyaç” kılıfına sokularak masum bir hale büründürülür. Hayatta kalma iç güdüsünden çok, dizginlenememiş bir zihnin “Ben!” çağrısına verilen bu tepkiler, kibri ve bencilliği doğurur. Kibir ve bencillik ise şiddeti… Kendi ihtiyaçlarına göre canlılığa şekil verip şiddeti besleyen insanlar tüm toplumlarda varlığını sürdürürler. Fakat toplum bilincini değiştirebilmek için sayılarının artma eğiliminde olması gerekir. Berlin, kimi insanlarca kibirli diye nitelendirilen Alman halkının başkenti olmasına rağmen, bu ivmeyi tersine çevirerek özgürleşmeyi başarmış bir toplumun şehridir.

Berlin’i Berlin yapan en önemli özelliklerinden biri de sanatından ve mimarisinden ziyade insanların kemikleşmiş çevre bilincidir. Duyarlılık seviyesinin pik olduğu bu şehirde doğaya uygulanan şiddeti engellemek ve sağlıklarını korumak amacı ile insanlar tercihlerini; kanserojen etkili, doğada dönüştürülemeyen ve özellikle birçok deniz canlısının ölümüne sebep olan plastiğin yerine filelerden, cam şişelerden, kese kağıtlarından ya da karton torbalardan yana kullanırlar.

Küresel ısınmaya en çok sebep olan nedenler arasında fosil yakıtların kullanılması gösterilir. Bisiklet şehri diye tanımlanan bu şehirde bisiklet kullanımının yaygın olmasındaki en büyük neden; şehrin çevre düzeni ya da bisiklet yolları olanakları gibi görünse de, insanların çevre ve sağlık bilinci ile sağlanan bu olanakları değerlendirme isteği ve ekosisteme olan duyarlılığıdır. Genç, yaşlı, hamile ya da cocuk rahat ve güvenli bir şekilde bisikletle seyehat edebilmektedir. Dahası çocukları ya da hayvan dostları ile seyahat edebilmeleri için bisikletlerinde gerekli eklentiler de kullanılır. Toplu taşıma konusunda da kullanım kolaylığı sağlayan ve ücret ödeme sistemi güven ilişkisine bağlı olan bu şehrin göç almasına rağmen yozlaşamamış olması, araç kullanımının prestij meselesi olduğu toplumlarda öz eleştiri yapılması gerekliliğine ışık tutar.

Berlin aynı zamanda vegan yaşamın başkenti niteliğindedir. 2011 yılında Berlin’de kurulan ve tüm ürünleri vegan olan Veganz alışveriş merkezi önce Almanya geneline, ardından da Avrupa ülkelerine yayılarak ürün tedarik etmeye başlamıştır. Alışılagelmiş damak tadından uzaklaşmak istemeyen ya da kullanım kolaylığı sağladığını düşünen insanlar tarafından tercih edilen vegan sucuk, vegan peynir ve et alternatifleri ya da vegan deniz ürünleri ile geniş bir ürün çeşitliliğine sahiptir. Devletin vegan ürünlerin tercih edilmesi için bu ürünlerden daha az vergi aldığı da söylenir. Öyle ki marketlerde vegan alternatiflerin daha uygun ya da aynı fiyatta olduğu dikkat çeker. Tüm marketler tamamen şiddetsiz ürünlere sahip olmasa da her markette vegan reyonların oluyor olması, vegan yaşamı benimseyen insanların aidiyet duygusunu besler. Sokaklarda döner yerine falafel sandviç satılan bu şehirde tamamen vegan restoranlar olduğu gibi vegan alternatiflerin olduğu da bir çok restoran, kıyafet ve kozmetik dükkanı vardır. Geri dönüşüme de değer verilir, ihtiyaç fazlası kıyafetlerin dönüştürülerek kilogram ya da düşük ücret ile satın alınabileceği pazarları ve dükkanları da meşhurdur.

Berlin’i özgürleştiren en önemli unsurlardan birisi şüphesiz saygı kavramıdır. Hayvan hakları konusunda bilinçli olan bu şehirde hemen herkes evlerini hayvan dostları ile paylaşır. Hayvan dostları, bisiklet ile de taşınabilir, toplu taşıma araçlarında da seyahat edebilir. Trafikte bisiklet kullanan insanlar araç kullananlar tarafından taciz edilmez. En zengini ya da en fakiri aynı toplu taşıma aracında görülebilir. Cinsel yönelimi bir diğerinden farklı olan insanlar sokaklarda özgürce dolaşır, insan dışında bir tür olarak değerlendirilmez. Hak kavramını kontrolsüz güce dönüştüren zihni, kontrol altına alabilmek için yapılan düzenli yoga ve meditasyon pratikleri hemen herkesin hayatına konumlanmıştır.

Kibirden ve bencillikten uzak, öz eleştiri yapabilen bir toplumun, şiddetsiz bir toplum yaratmak arzusunu eyleme dönüştürdüğü bir şehirdir Berlin.

Önceki İçerikBilsart – Ağustos 2019 Sergi Programı
Sonraki İçerikJanset söyleşisi |Duyguları çok güçlü, çalışkan, pozitif bir kadının hikayesi
Canan Yavuz
Kimine göre insan, kimine göre ‘kadın’, kimilerine göre ise vegan, minimalist, yoga öğreticisi. Meslek hayatına bebek hemşiresi olarak başlamış, emzirme danışmanlığı ve anne-bebek eğitimi konusunda uzmanlaşmıştır. Kirlenmemiş halimiz olan hayvanlara duyduğu saygı ile şiddetsizlik ilkesini benimseyip 'Veganizm' felsefesini hayatına uyarlamış, ardından yoga felsefesi ile tanışarak meslek hayatına iç huzurun sağlanabilmesi ve şiddetsizliğin yaygınlaştırılabilmesi amacı ile yoga eğitmeni olarak devam etme kararı almıştır. Geçmiş deneyimleri ile yoga uygulamalarını birleştirerek hamile yogası dersleri vermeye başlamış, gebelik gibi mucizevi bir sürecin pürüzsüz geçirilebilmesi adına bu alanda çalışmalar yapmayı amaçlamıştır. Yoga uygulamaları hakkında oluşmuş ön yargıları kaldırabilmek amacı ile Sosyal Sorumluluk Projeleri yürütmekte, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde öğrenim görmeye devam etmektedir.