Ana Sayfa Blog Sayfa 141

Reklamlar kalıpları aşamıyor dili hep erkek kalıyor

0

Türkiye’deki televizyon reklamlarında cinsiyet eşitliği üzerine yapılan araştırmanın sonuçları açıklandı. 489 ödüllü televizyon reklamının incelendiği araştırmada, kadınların reklam filmlerinde bile yoğunluklu olarak ev ortamında gösterilmesi dikkat çekti. Araştırma, kadınların yıllara göre reklamlarda görülme oranında da düşüş olduğu ortaya koydu.

Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü ve RVD Reklamda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu işbirliğiyle yapılan “Türkiye’deki Effie TV Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi” başlıklı araştırmanın sonuçları açıklandı. Kristal Elma Töreni’nde açıklanan, koordinatörlüğünü BAU Reklamcılık Bölümü Öğretim Üyeleri Dr. Gül Şener ve Dr. Eda Öztürk ile süpervizörlüğünü Dr. Önder Yönet ve Dr. Hande Bilsel’in yaptığı araştırmada ilginç sonuçlar çıktı. BAU Reklamcılık Bölümünden 9 öğrencinin kodlama yaparak destek olduğu araştırmayla ilgili konuşan Dr. Öğr. Üyesi Eda Öztürk, reklamlarda daha çoğulcu ve kapsayıcı bir dilin kullanılması gerektğini vurguladı.

Reklamın cinsiyeti erkek

9 Effie Yarışması’nda ödül kazanmış 489 televizyon reklamının incelendiği araştırmada, kadınlık ve erkeklik temsillerinin geleneksel cinsiyet kalıplarının içine hapsedildiğini ortaya koyarken toplumsal rollerdeki değişimin reklamlara sınırlı bir şekilde yansıtıldığı belirlendi. Araştırma, reklamlarda yer alan ana karakterlerin sadece yüzde 35’ini kadınların oluşturduğunu gösterirken erkek ana karakter kullanımına bakıldığında oranın yüzde 65 olduğu tespit edildi. Ana karakter kullanımının yıllara göre dağılımı ise, reklamda ana karakter olarak kadın temsilinin düşmekte olduğunu ortaya koydu. Buna göre, 2007-2011 yılları arasında ana karakterlerin yüzde 56’sı erkek, yüzde 44’ü de kadınken, 2016-2018 yıllarında erkeklerin oranı yüzde 65’e çıktı, kadınların orası ise yüzde 35’e kadar geriledi.

ERKEKLER HER YERDE, KADINLAR EVDE

Araştırmada, kadın ve erkeklerin resmedildiği ortama bakıldığında kadınların yüzde 43’ünün ev ortamında, sadece yüzde 10’unun iş yerinde gösterilmesi dikkat çekti. Erkeklerde ise, ana karakterlerin temsil ortamının daha çeşitli olduğu görüldü. İncelenen reklamlarda, erkek karakterlerin yüzde 22’si iş yerinde, yüzde 22’si açık havada, yüzde 20’sinin ise evde gösterildiği belirlendi. Yıllara göre reklamdaki kadın ana karakterlerin baskın ortamına bakıldığında da 2016-2018 yılları arasında yüzde 32’sinin çalışan rolünde olmasına rağmen hiçbirinin iş yerinde gösterilmemesi dikkat çekti.

Eşitsizliğin en görünür olduğu yer dış ses

Araştırmanın sonuçlarına göre cinsiyet temsillerindeki en keskin eşitsizlik dış ses kullanımında görülüyor. Reklamda erkek dış ses oranı %89 iken kadın dış ses oranı %10 ile sınırlı. Bir diğer çarpıcı bulgu ise reklamda ana karakter kullanımına kategori bazında bakıldığında karşımıza çıkıyor. Belirli kategorilerde kadının ana karakter olarak temsili neredeyse yok. Banka/Finans

kategorisinde yer alan reklamlarda kadın ana karakter kullanımı %4, Telekomünikasyon kategorisinde ise %6.

TV reklamlarında kadınlar evde erkekler işyerinde

Türkiye’deki televizyon reklamlarında cinsiyet eşitliği üzerine yapılan araştırmanın sonuçları açıklandı. 2007-2018 yılları arasında Effie’de ödül alan 489 televizyon reklamının incelendiği araştırmada, kadınların reklam filmlerinde ağırlıklı olarak ev ortamında gösterilmesi dikkat çekti. Araştırma, kadınların ana karakter olarak reklamda kullanılma oranında da düşüş olduğunu ortaya koydu.

Araştırma sonuçlarının kadınlık ve erkeklik temsillerinin reklamlarda zamanda donduğunu belirten BAU İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Eda Öztürk, “Hayat değişiyor, toplumsal roller değişiyor ancak reklamda kendine yer bulan temsiller geleneksel kalıplarla sınırlı kalıyor. Reklam, kadınlık ve erkekliğe dair daha çoğulcu ve kapsayıcı bir dil kullanabilir ve de kullanmalı. Kadınlar ve erkekler değişiyor, reklamda ise bunun karşılığını görmüyoruz” dedi.

Ankara Uluslararası Film Festivali, 30. yaşına giriyor!

Türkiye’nin köklü festivallerinden Ankara Uluslararası Film Festivali, sinemaseverlerle 30. kez buluşmaya hazırlanıyor. 30 yılın görkemine yakışır bir festival için bir yandan kadro güçlendirilirken, öte yandan gösterime girecek filmler de titizlikle seçiliyor. Bu yıl Festival Başkanlığını Ümit Sezgin, Genel Koordinatörlüğü Ebru Taşkın üstlendi. Festivali düzenleyen Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Başkanı İrfan Demirkol; “İzleyiciye unutulmaz bir festival yaşatmak istiyoruz” dedi. Ayrıca bu yıl en iyi filme 50 bin lira nakit ödül verilecek.

2019 Nisan ayında düzenlenecek 30. Ankara Uluslararası Film Festivali için çalışmalar şimdiden başladı. Festivali düzenleyen Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı olağan mütevelli heyet toplantısında önemli kararlar aldı. Vakıf yönetim kurulu yeniden seçilirken, Festival Yönetimi de önemli isimlerle güçlendirildi.

İrfan & İnci Demirkol

İrfan Demirkol başkanlığındaki vakıf yönetim kuruluna, Hacer Yıldız, Prof. Dr. Ruken Öztürk, Prof. Dr. Selçuk Candansayar ve Vedat Yazıcıoğlu seçildi. Onursal Başkanlığını Prof. Dr. Oğuz Onaran, Kreatif Direktörlüğünü İnci Demirkol’un yürüttüğü Festival Yönetimine bu yıl iki önemli isim katıldı.

Gazeteci Ümit Sezgin Festival Başkanı seçilirken, İletişim Danışmanı Ebru Taşkın Genel Koordinatör olarak belirlendi. Vakıf Başkanı İrfan Demirkol, “30 yıl bir festival için son derece önemli bir süreçtir. Bunu başarabilmek gerçekten övgüye değer emek istiyor. Mahmut Tali Öngören hocamızın başlattığı bu sürece katkı veren herkes kutlanmayı hak ediyor” dedi. 30. Yıla yakışan unutulmaz bir festival düzenlemek için çaba sarf ettiklerini belirten Demirkol, “İzleyiciye unutulmaz bir festival yaşatmak istiyoruz. İçeriğiyle çok zengin, sürprizlerle dolu, 30 yılın olgunluğunda bir festival olacak” açıklamasını yaptı.

Sezgin; “Festivallere her zamankinden çok ihtiyaç var”

Son yıllarda yaşanan kimi politik tartışmaların ve ekonomik sıkıntıların Türkiye’de düzenlenen film festivallerine ciddi zararlar verdiğini söyleyen Festival Başkanı Ümit Sezgin ise “Ankara Uluslararası Film Festivali bu süreci yara almadan aşmayı başarmıştır. Günümüzde yaşananlar göz önüne alınırsa festivallere her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğu ortada” dedi.

Festival olarak Türk sinemasına destek vermeye ve izleyiciyi dünya sinemasının seçkin örnekleriyle buluşturmaya devam ettiklerini söyleyen Sezgin, tüm sinemaseverleri, kültür insanlarını, ilgili kurum ve kuruluşları festivallere destek olmaya çağırdı; “Şimdi sinema ve festivallerin yanında olmanın tam zamanı. Kültür alanında yaşadığımız pek çok sorunun çözümü burada yatıyor. Ankara Uluslararası Film Festivaline ve diğer film festivallerine destek olmak, katılmak iyi başlangıçtır” dedi.

29. Ankara Uluslararası Film Festivali

Festivalde, dünya sinemasından film gösterimlerinin yanı sıra her yıl olduğu gibi, Ulusal Uzun Film Yarışması, Ulusal Uzun Proje Geliştirme Desteği, Ulusal Belgesel Film Yarışması ve Ulusal Kısa Film Yarışması düzenlenecek. Yarışmaya katılımlar, 12 Kasım 2018 tarihinde açılacak 11 Ocak 2019’a kadar sürecek.

Festival genel koordinatörü Ebru Taşkın ise verilecek ödülleri şöyle açıkladı;

Ulusal Uzun Film Yarışması: En İyi Filmin yapımcısına 50.000 TL, Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Filmin yönetmenine 10.000 TL

Ulusal Uzun Proje Geliştirme Desteği: En İyi Projeye 30.000 TL

Ulusal Kısa Film Yarışması: En İyi Kısa Filme 10.000 TL

Ulusal Belgesel Film Yarışması: En İyi Belgesel Filme 20.000 TL

Ayrıca Taşkın, 30. Ankara Uluslararası Film Festivalinin afişini belirlemek üzere önümüzdeki günlerde afiş yarışması düzenleneceğini de açıkladı.

Engelsiz Filmler Festivali, Eskişehir’de devam ediyor

0

Kültürel hayata eşit katılımın yaygınlaşması amacıyla altıncı kez seyircilerle buluşan Engelsiz Filmler Festivali, Eskişehir ayağının ikinci gününde Engelsiz Yarışma bölümünde yer alan “Kar” filminin oyuncusu Ozan Uygun’u ağırladı.

Kalabalık geçen gösterim sonrasında gerçekleşen söyleşide seyircilerin sorularını yanıtlayan oyuncu Ozan Uygun, ilk kez sesli betimlemeyle izlediği filmi hakkında şunları söyledi: Filmi bir süre gözlerim kapalı izledim. Bence mesele görmek ya da duymak değil, önemli olmak bir şey hissediyor olmak. Umarım bir şeyler hissettirmişimdir size.”

Filmin senaryosunu okuduktan sonra ne hissettiği sorulan Ozan Uygun, senaryonun farklı ve bir o kadar da zor olduğunu düşündüğünü dile getirerek film ekibi için de riskli bir proje olduğunun altını çizdi. Konuşmasının devamında ise filmin yeterince finansal destek alamamasından dolayı çekim sürecinde zorlandıklarını dile getirdi. Uygun, karakteri canlandırmaya nasıl hazırlandığı sorusuna ise “Normal hayatımda, filmdeki Ali karakteri gibi mülayim birisiyim. Süreçte karaktere hazırlanmaktan çok, benimsemem gerekti.” diye cevap verdi.

Sinemaseverlerin gösterim salonu fuayelerinde sanal gerçeklik deneyimlerine de tanık olduğu Festival, Eskişehir’den sonra 17 – 21 Ekim tarihleri arasında Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut Ankara’da gerçekleşecek.

Açık Toplum Vakfı’nın ana destekçisi olduğu Engelsiz Filmler Festivali her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsiz olarak seyircilere sunuyor.

Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir; Festival’in Facebook, Instagram ve Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

Ankara Üniversitesi’nde kadınlara kapalı etkinlik protesto edildi: “Osman Atalay bizim hocamız olamaz”

0

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kardeşlik ve Birlik Vakfı’nın düzenlediği “Genç Hukukçuların Vasıfları” başlıklı, sadece erkeklerin katılım sağlayabileceği özellikle belirtilen etkinliğe Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnfaz Hukuku dersi veren Yargıtay üyesi Osman Atalay’ın da katılacağı belirtilen etkinliğin okulun sınıf gruplarında paylaşılmasıyla kadın öğrenciler, “genç hukukçuların vasıfları”nın konuşulacağı bir etkinliğe kadın öğrencilerin katılamamasına tepki gösterdiler.

Gruplarda gösterilen tepkiler üzerine kadınlara özel etkinliklerinin olacağını söyleyerek “hanımlar”ın da o etkinliklere katılabileceğini söyleyen gericiler, daha sonra aşure etkinliği açarak kadınların bu etkinliğe gidebileceğini belirtmiştir. Olayın üzerine Üniversiteli Kadın Kolektifi konu hakkında açıklama yayımlamış, açıklamada şu ifadelere yer vermişti:

Üniversitelerde laik ve bilimsel bilgi üretilmesi gerekirken, gerici ve cinsiyetçi etkinliklere katılarak hukukun sadece erkeklerin konuşup tartışabileceği bir alan olarak görülmesini meşrulaştıran Osman Atalay bizim hocamız olamaz! Kadınları üniversitedeki bilgi üretim alanlarından soyutlayarak gerici ve cinsiyetçi bir şekilde aşure etkinliğine gitmesini söyleyenlere karşı feminist laikliği savunmaya, bilimi üretmekten vazgeçmeyeceğimizi buradan bir daha söylüyoruz!

Daha sonra ÜKK, Hukuk Fakültesi’nin de izniyle düzenlenen gerici-cinsiyetçi etkinliğe karşı kürsüden seslenerek “Osman Atalay bizim hocamız olamaz” dedi. Osman Atalay aldığı tepkiler üzerine istifa etmiştir. İstifa etmesi üzerine Üniversiteli Kadın Kolektifi açıklamasında, “Kazanımla sonuçlanan bu mücadelemiz, kampüslerimizden yaşamlarımıza kadar dört bir yanımız özgürleşene dek sürecek. Üniversiteli kadınlar olarak kampüslerimizde kadınları yok sayan, gerici kadın düşmanı bütün uygulamalarının karşısındayız. Aklı, bilimi, özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Reklamın cinsiyeti erkek

ÖDÜLLÜ 489 TELEVİZYON REKLAMI İNCELENDİ, ARAŞTIRMADAN İLGİNÇ SONUÇLAR ÇIKTI

 

Türkiye’deki televizyon reklamlarında cinsiyet eşitliği üzerine yapılan araştırmanın sonuçları açıklandı. 489 ödüllü televizyon reklamının incelendiği araştırmada, kadınların reklam filmlerinde bile yoğunluklu olarak ev ortamında gösterilmesi dikkat çekti. Araştırma, kadınların yıllara göre reklamlarda görülme oranında da düşüş olduğu ortaya koydu.

Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü ve RVD Reklamda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu işbirliğiyle yapılan “Türkiye’deki Effie TV Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi” başlıklı araştırmanın sonuçları açıklandı. Kristal Elma Töreni’nde açıklanan, koordinatörlüğünü BAU Reklamcılık Bölümü Öğretim Üyeleri Dr. Gül Şener ve Dr. Eda Öztürk ile süpervizörlüğünü Dr. Önder Yönet ve Dr. Hande Bilsel’in yaptığı araştırmada ilginç sonuçlar çıktı. BAU Reklamcılık Bölümünden 9 öğrencinin kodlama yaparak destek olduğu araştırmayla ilgili konuşan Dr. Öğr. Üyesi Eda Öztürk, reklamlarda daha çoğulcu ve kapsayıcı bir dilin kullanılması gerektğini vurguladı.

REKLAMIN CİNSİYETİ ERKEK

9 Effie Yarışması’nda ödül kazanmış 489 televizyon reklamının incelendiği araştırmada, kadınlık ve erkeklik temsillerinin geleneksel cinsiyet kalıplarının içine hapsedildiğini ortaya koyarken toplumsal rollerdeki değişimin reklamlara sınırlı bir şekilde yansıtıldığı belirlendi. Araştırma, reklamlarda yer alan ana karakterlerin sadece yüzde 35’ini kadınların oluşturduğunu gösterirken erkek ana karakter kullanımına bakıldığında oranın yüzde 65 olduğu tespit edildi. Ana karakter kullanımının yıllara göre dağılımı ise, reklamda ana karakter olarak kadın temsilinin düşmekte olduğunu ortaya koydu. Buna göre, 2007-2011 yılları arasında ana karakterlerin yüzde 56’sı erkek, yüzde 44’ü de kadınken, 2016-2018 yıllarında erkeklerin oranı yüzde 65’e çıktı, kadınların orası ise yüzde 35’e kadar geriledi.

ERKEKLER HER YERDE, KADINLAR EVDE

Araştırmada, kadın ve erkeklerin resmedildiği ortama bakıldığında kadınların yüzde 43’ünün ev ortamında, sadece yüzde 10’unun iş yerinde gösterilmesi dikkat çekti. Erkeklerde ise, ana karakterlerin temsil ortamının daha çeşitli olduğu görüldü. İncelenen reklamlarda, erkek karakterlerin yüzde 22’si iş yerinde, yüzde 22’si açık havada, yüzde 20’sinin ise evde gösterildiği belirlendi. Yıllara göre reklamdaki kadın ana karakterlerin baskın ortamına bakıldığında da 2016-2018 yılları arasında yüzde 32’sinin çalışan rolünde olmasına rağmen hiçbirinin iş yerinde gösterilmemesi dikkat çekti.

EŞİTSİZLİĞİN EN GÖRÜNÜR OLDUĞU YER DIŞ SES

Araştırmanın sonuçlarına göre cinsiyet temsillerindeki en keskin eşitsizlik dış ses kullanımında görülüyor. Reklamda erkek dış ses oranı %89 iken kadın dış ses oranı %10 ile sınırlı. Bir diğer çarpıcı bulgu ise reklamda ana karakter kullanımına kategori bazında bakıldığında karşımıza çıkıyor. Belirli kategorilerde kadının ana karakter olarak temsili neredeyse yok. Banka/Finans kategorisinde yer alan reklamlarda kadın ana karakter kullanımı %4, Telekomünikasyon kategorisinde ise %6.

TV REKLAMLARINDA KADINLAR EVDE ERKEKLER İŞYERİNDE

Türkiye’deki televizyon reklamlarında cinsiyet eşitliği üzerine yapılan araştırmanın sonuçları açıklandı. 2007-2018 yılları arasında Effie’de ödül alan 489 televizyon reklamının incelendiği araştırmada, kadınların reklam filmlerinde ağırlıklı olarak ev ortamında gösterilmesi dikkat çekti. Araştırma, kadınların ana karakter olarak reklamda kullanılma oranında da düşüş olduğunu ortaya koydu.

Araştırma sonuçlarının kadınlık ve erkeklik temsillerinin reklamlarda zamanda donduğunu belirten BAU İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Eda Öztürk, “Hayat değişiyor, toplumsal roller değişiyor ancak reklamda kendine yer bulan temsiller geleneksel kalıplarla sınırlı kalıyor. Reklam, kadınlık ve erkekliğe dair daha çoğulcu ve kapsayıcı bir dil kullanabilir ve de kullanmalı. Kadınlar ve erkekler değişiyor, reklamda ise bunun karşılığını görmüyoruz” dedi.

Engelsiz Fimler Festivali Eskişehir’de başladı

Festival’in ilk gününde film gösterimlerinin yanı sıra işitme engelli minik sinemaseverlerle “Canlan Kıpırdan Animasyon Atölyesi” de gerçekleşti.

Bu yıl altıncı kez sinemaseverlerle buluşan Engelsiz Filmler Festivali’nin İstanbul’dan sonraki ikinci durağı Eskişehir oldu. Festival’in ilk gününde; Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşen gösterimlerin yanı sıra 9-12 yaş arasındaki işitme engelli sinemaseverlerin canlandırma sanatıyla tanıştığı “Canlan Kıpırdan Animasyon Film Atölyesi” gerçekleşti.

Canlandırma sanatçısı Işık Dikmen tarafından gerçekleşen atölyeye 9-12 yaş arasındaki 12 işitme engelli minik sinemasever katıldı. Canlandırma sanatıyla tanıştıkları atölyede çocuklar ilk olarak kendilerine verilen malzemelerle hayallerindeki karakterleri ve öykülerini yarattılar. Yarattıkları karakterleri tek tek fotoğraflayıp hareketlendiren çocuklar, stop motion tekniği ile bir araya getirdikleri animasyon filmlerini 3 saatlik atölyenin sonunda birlikte izlediler.

Atölye sonunda ortaya çıkan 7 animasyon film, 14 Ekim Pazar günü 12:00’de Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek olan “Otizm Dostu Gösterim” öncesi sinemaseverlerle buluşacak.

Festival’in Eskişehir ayağında seyirciler Sanal Gerçeklik Deneyimleri ile de tanıştılar. Seyirciler, Festival mekanının fuaye alanında Parti VR ve VRBecerisi: Maxim Kiselev adlı sanal gerçeklik deneyimleri ile farklı açılardan dünyaya bakma şansı buldular.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi iş birliği ile 12-14 Ekim tarihlerinde Eskişehir’de yolculuğuna devam eden Festival, 17 – 21 Ekim tarihleri arasında ise Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut Ankara’da sinemaseverleri ağırlayacak.

Açık Toplum Vakfı’nın ana destekçisi olduğu Engelsiz Filmler Festivali her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsiz olarak seyircilere sunuyor.

Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir; Festival’in Facebook, Instagram ve Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

 

Engelsiz Filmleri Festivali’nin İstanbul duraği sona erdi

0

Bu yıl 6. kez düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali’nin İstanbul ayağı, Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu’nda (SineBu) gerçekleşen gösterimler ve film ekiplerinin katılımıyla sona erdi.

Festival’in İstanbul’daki son gününde Uzun Lafın Kısası seçkisinin Sinebu’daki gösteriminin ardından, “Hayvan”, “Kamyon”, “Kaset”, “Toprak” filmlerinin yönetmenleri ile “Engelsiz Yarışma” bölümünde yer alan “Kar” filminin yönetmeni ve oyuncusu izleyicilerle bir araya geldi.

Filmlerini ilk kez sesli betimleme ile izleme fırsatı bulan yönetmenler bu deneyimle ilgili izlenimlerini paylaşırken, Festival’in program koordinatörü Ezgi Yalınalp’in moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşilerde seyircilerin sorularını yanıtladılar.

“Filmleri Sesli Betimle İle İzlemek İlginç Bir Deneyim!”

“Filmi bu kadar hayal ettirebileceğini düşünmüyordum, iki ses dalgası dinlemek zorlayıcı bir deneyimdi ama çok keyifliydi.” diyen “Kamyon” filminin yönetmeni Canbert Yerguz, sözlerine şöyle devam etti; “Van depremi zamanı doğuya giden kamyonların yağmalanması haberlerini okumuştum. Tabii ki çok üzücü bir hikayeydi. Acaba kamyon şoförü ne yaptı diye merak ettim. ‘Buradan bir kara komedi çıkarabilir miyim?’ diye düşündüm. Bu fikir üzerine toprağımızın genel sorunu olan iletişimsizlik, birbirimizle konuşamamamız ve konulara önyargıyla yaklaşmamız üzerine bir hikaye inşa ettim.”

“Toprak” filminin yönetmeni Alican Durbaş ise sesli betimle ilgili şunları dile getirdi;  “Filmde dokuz farklı kare olmasına rağmen lineer bir kurgu vardı, bu nedenle sesli betimleme ile takip etmek tahmin ettiğim kadar zorlayıcı olmadı, güzel bir deneyimdi.”

“Filmde nerede doğru yapmışım, nerede yanlış yapmışım, bunu görmek açısından çok faydalıydı, bunları doğrulama şansım oldu. Bu yöntem kullanıldığında kendi anlatımınızı destekleyecek bir açılım olduğunu gördüm.” diyen “Hayvan” filminin yönetmeni Atasay Koç ise sözlerine film ile ilgili olarak şöyle devam etti; “Yaşadığım bir andan kaynaklı bir hikaye. Karşılaştığım benzer bir durumda kendimi sorguladım ve o an filmdeki soruyla yüzleştim. Daha sonra buradaki vicdan azabıyla birleştirdiğim hikaye farklı konuların birleşmesiyle süregiden bir hikaye ortaya çıkardı.”

“Kaset” filminin yönetmeni Serkan Fakılı ise duygularını şu şekilde ifade etti; “İki tane duyuya hitap etmeye çalışıyorsunuz; biri işitsel biri görsel. Bu duyular zaman zaman yer değiştiriyor, bu şekilde dinleyince izleyen nasıl hayal ediyor diye merak ettim, ilginç bir deneyimdi.”

“Bir yönetmen kendisine otosansür uyguluyorsa o yönetmeni tartışırım!”

Son olarak; Engelsiz Yarışma bölümünde yarışan “Kar” filminin yönetmeni Emre Erdoğdu ve filmin oyuncusu Doğaç Yıldız gösterim sonrası soruları yanıtladı.

“Oyuncu Hazar Ergüçlü’nün başrol oynamasına nasıl karar verdiniz?” sorusuna yönetmen Erdoğdu; “Ben Müzeyyen karakterini yazdıktan sonra o rolü kimseye konduramadım. Bir aşk ilişkim vardı açıkçası Müzeyyen ile. Kimseyi o rolde hayal edemedim. Hazar için Hilal’i hayal etmiştim hep, bir de Mahir için Serhat’ı hayal ettim. Kast direktörü arkadaşım Rabia’ya Müzeyyen karakterini anlattım. Sonra o da dedi ki; “Hazar!” olmalı. Ben Hazar’ı zaten beğeniyordum. Çok ilginç bir oyuncu, dizilerde çok güçlü bir oyunculuğu vardı. O da beni ikna etti. Hemen provalara girdik. Provalarda düşündüğümden de iyi diyordum. Ama monitörün başına geçince her şeyi unuttum. İnanılmazdı.” diye cevap verdi.

Genç ve dinamik bir ekiple çalıştığını dile getiren yönetmen Erdoğdu, herşeyi belli olan filmlerden nefret ettiğini ve meydan okuyan herşeyi ve insanları sevdiğini anlattı.

“Bir yönetmen henüz filmini yazarken otosansür uyguluyorsa, o zaman ben ülkenin durumunu tartışmıyorum, yönetmeni tartışıyorum.” diyen Emre Erdoğdu, sözlerini şöyle bitirdi; “Bizim işimiz ikna etmek. Seyirciyi ikna etmek. Kültür Bakanlığı’nı ikna etmek. Bir şeylerden korkuyorsanız ve canınızı yakacaklar diye korkuyorsanız; o zaman zaten basiretsizliğiniz başlamış demektir.”

“Risklere Bayılırım”: Doğaç Yıldız

Filmin oyuncularından Doğaç Yıldız da gelen soruları içtenlikle yanıtladı. “Kar filminde oynamaya nasıl karar verdiniz?” sorusuna başarılı oyuncu şöyle yanıt verdi; “Uzun zamandır bir festival filminde oynamamıştım.  Savunarak oynayacağım bir rol istemiştim. Bazı şeyler televizyonda sansürlü oluyor, mecburen istediğimiz karakterleri oynayamıyoruz.  Ben savunarak rahatça ve özgürce oynayabileceğim bir karakter olduğu için zaten büyük tutuldum.”

“Cesur bir senaryo ve riskli bir alan. Oyunculuk açısından sizin için de riskli mi?” sorusuna ise Yıldız şöyle yanıt verdi; “Bayılırım ben risklere. Mart ve Nisan aylarında Litvanya’ya gideceğim. Bir film çekmek için. Orada da biseksüel bir karakteri oynayacağım. Cesaret etmek istiyorum. Ne kadar risk o kadar başarı diye düşünüyorum.

Açık Toplum Vakfı’nın ana destekçisi olduğu Engelsiz Filmler Festivali her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsiz olarak seyircilere sunuyor.

Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir; Festival’in Facebook, Instagram ve Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

Vittoria Colonna: İtalyan Rönesansının Kadın Yıldızı

Vittoria Colonna yaşamı boyunca, 16. yüzyıl İtalyasında şiirleri ve dindarlığıyla tanınan en ünlü kadın olmuştur. Gizli reform hareketine liderlik etti ve Michelangelo gibi çağının en zeki ve yetenekli kişileriyle arkadaşlık kurdu.

Vittoria Colonna 1492 yılında İtalya’da dünyaya geldi. Annesi Agnese de Montefeltro ve babası Fabrizio Colonna zengin ve güçlü iki ailenin çocuklarıydı. Genç bir kadın olarak Vittoria, çocukluğunun bir kısmını Napoli Körfezi’ndeki yemyeşil tropik bir cennet olan Ischia adasında, Constanza D’Avalos’un sarayında geçirdi ve orada çok iyi bir hümanizm eğitimi aldı.

Colonna, 1509’da Ischia’da Constanza’nın yeğeni ve Pescara Marki Ferrante Francesco D’Avalos ile evlendi. Kendini beğenmiş genç İspanyol soylunun askeri eylemleri, kısa evlilikleri boyunca Vittoria’dan ayrı kalmasına sebep oldu. Markiz uzaktayken Marchesa, kendini yazmaya adamıştı.

Vittoria ertesi yıl, yeni edebi eserleri okumaları ve tartışmaları amacıyla önde gelen aydınların, yazarların, sanatçıların ve dini liderlerin ilgisini çekecek bir edebiyat toplantısı yapmak için Constanza ile ortaklık kurdu. Ischia’da Vittoria’nin edebiyat yeteneği gelişti ve ilgi çekmeye başladı. Ischia’daki toplantıda ve Napoli, Roma ve Milan’da, Vittoria Colonna’nın el yazması şiirleri örnek alındı, okundu ve yayıldı.

Vittoria Colonna’nın evliliği, Pavia Savaşı’ndan sonra 1525’te Ferrante’nin ani ölümüyle sona erdi. 33 yaşında ve çocuğu olmadan dul kalan Vittoria kederini soneleriyle giderdi. Sevdiği insanları kaybetmenin ardından yas tutan Petrarca ve Dante’nin biçim ve fikrini akıllıca benimseyerek, kaybettiği erkeğin ardından özlem duyan bir kadın şair olarak kendini o şairlerin arasına soktu.  Bu şekilde, kadınların eline kalem almasını yasaklayan cinsiyet engelini aşabilmişti.

Marchesa d’Avalos, 1530’ların başında ikinci edebiyat toplantısına başkanlık ettiği Roma’ya taşındı. Colonna’nın tüm şiirlerini içeren bir koleksiyon olan Rime, 1538’de yayınlandı. İtalya’da kadın elinden çıkıp yayınlanan ilk şiir cildi oldu.

Colonna Roma’nın dışında, İlahi Sevgi topluluğunun tek kadın üyesi oldu. Bu grup dua okuma, İncil üzerine çalışma ve ‘inanç bizi kurtarır’ öğretisini tartışma amacıyla toplanan önde gelen rahipleri de içinde barındırmaktaydı.  Bu toplantılar kocasına olan aşkını ifade ettiği şiirlerden, Tanrıya olan derin sevgisini dışa vurduğu şiirlere doğru bir değişime sebep oldu.

Marchesa’nın Michelangelo ile arkadaşlığı büyük olasılıkla Roma’da başladı. Colonna ve Michelangelo, sanat, şiir ve teoloji üzerine yaptıkları uzun süren tartışmalar için genelde Pazar öğleden sonraları buluşarak çok sıkı bir dostluk geliştirdi. Sanatçı Colonna’nın, inancını derinleştirmesinde önemli bir rol oynayarak kendisinin manevi annesi ve ilham perisi olduğundan söz etmiştir.

Ondan “ruhları ateşten geçiren ve mutlu günleri yeşerten kişi” olarak bahsederek “Bir kadının içindeki bir adam ya da dahası Tanrı, onun ağzından konuşur” demiştir. Yıllar boyunca, bu ikili birbirlerine soneler besteledi ve hediyeler verdi. Vittoria, sanatçı için şiirlerinden oluşan bir koleksiyon hazırladı. O da Colonna için birçok çizim yaptı.

Michelangelo’nun biyografi yazarı Condivi, Vittoria 25 Şubat 1547’de 55 yaşında öldüğünde sanatçının, Vittoria’nın başucunda olduğunu söyledi.

Vittoria Colonna için Michelangelo Buonarroti tarafından yapılan Pieta

Vittoria Colonna’nın hayatı ve yazıları, İtalyan yarımadasında edebiyat rönesansının oluşmasına katkı sağladı. Diğer kadınlar, toplantılar ve edebiyat akademileri oluşturarak onu ibret aldı. Yazıyı erkek egemen dünyadan çıkararak diğer kadınların yazı yazmasında ilham kaynağı oldu. 16. yüzyıl’da İtalya’da kadınların yazıları hiç olmadığı kadar çok yayınlandı.

Bilim insanı Diana Robin’e göre,1560’a kadar tek soneleri çok sayıda antolojide bulunurken, Vittoria Colonna’nın şiir koleksiyonunun on iki baskısı yayınlanmıştı. Nihayetinde Colonna’nın yenilikçi görüşleri, Roma Engizisyonunun yazılarını yasaklanmış kitaplar listesine koymasına sebep oldu. Evlerde inanışa ters düşen çalışmalar olup olmadığı araştırıldı ve çok sayıda şehrin merkezinde toplu kitap yakımı gerçekleştirildi. Yayınevleri kapatıldı. Bu nedenle, Vittoria Colonna’nın adı ve başarıları ve onun izinden giden kadınlar hafızalardan silindi.

Başık Görseli: Sebastiano del Piombo’nun çizimiyle 1520lerde Vittoria Colonna.

Kaynak: Culture Honey

Vegan Ketçap Tarifi

Malzemeler:

Soyulmuş 500 ml organik domates,

30 ml elma sirkesi,

50 gr. hindistan cevizi şekeri,

2 diş sarımsak, kıyılmış,

Doğranmış 1/2 küçük soğan (35 gr.)

1 çorba kaşığı zeytinyağı,

1 çorba kaşığı salça,

1/8 çay kaşığı kırmızı acı biber,

1/4 çay kaşığı paprika,

1/4 çay kaşığı öğütülmüş hardal,

1 çay kaşığı tuz,

1/8 çay kaşığı tarçın

Yapılışı:

1. Küçük bir tavaya zeytinyağı, soğan ve sarımsağı ekleyin. Yumuşayana kadar orta-düşük ateşte pişirin.

2. Baharatları ekleyin ve iyice karıştırın. Domates, şeker ve domates salçasını ekleyin.  Orta-düşük ısıda yaklaşık 35-40 dakika veya koyulaşana kadar pişirin.

3. Karışımı mutfak robotuna aktarın. Tamamen pürüzsüz olana kadar yüksek hızda karıştırın.

4. Birkaç saat dolapta soğutun.

İskandinav Panteonu: Crash Course Dünya Mitolojisi

0

Hey, ben Mike Rugnetta, Crashcourse Mitoloji ile karşınızdayım.
Bugün Norse (İskandinav) panteonunu (ulusun bütün tanrıları) açıklamaya çalışacağız. Ürkünç bir kurt, muhteşem bir ağaç, gökküşağı köprüsü, bazı buz devleri, ve Thor çizgiromanlarından öğrendiklerimden daha fazlası.
Hayır, sen değil Thoth. Senin bölümün bir harika.
Biz burada sessiz diş titreşiminden bahsediyoruz. THOR.
Bu şaka yazılı halde daha iyi olabilir sanırım.
Yaradılış hikayelerine baktığımızda bazı İskandinav tanrılarıyla tanışabiliriz.
Bu mitin ve Norse mitolojisindeki diğer bir çok mitin kaynağı, Snorri Sturluson’un MS 1220’de yazdığı bir özet olan Prose Edda’dır.
Bu da şu anlama geliyor ki Germen ve İskandinavya tanrılarının ve tanıçalarının ana hikayelerinden biri onların dünyasından çok uzaklardan geliyor.
Bu şu yüzden de önemli, çünkü Prose Edda görece YENİ’dir.
Yani burada üzerinden geçtiğimiz gökkuşağı köprüsü, sonraki Hristiyan fikirlerin bu mitlerin varolan versiyonlarını nasıl etkilediğiyle de ilgili.
Snorri yüzünden kısmen, Norse mitolojisinin İskandinavya’ya ait olduğu düşünülür, ama bu tam olarak doğru değildir.
Norse Panteonu’nun kökleri, Avrupa’ya göç eden bütün Germen halklarının din ve mitolojilerine dayanır.
Romalılar, özellikle de arkadaşımız Tacitus, Germen kabilelerinin inançlarından anladıklarını kaydettiler, ama Germen tanrılarını kendi terimleriyle çevirdiler.
Wotan ya da Wodan Odin oldu, Merkür ile ilişkiliydi.
Savaşçı bir tanrı olan Tyr ya da Tiwaz, Roma savaş tanrısı olan Mars ile ilişkilendi.
Thor da Jüpiter ya da Jove ile.
Kendi terimleriyle baktığımızda iki tür Norse tanrı grubu vardı: toprak ve verimlilikle ilgili olan Vanir.
Onlar daha eski tanrılardı.
Ve diğeri de Aesir, gökle ilişkilidirler.
Vanir’e Freyr öncülük eder, erkek ve kız kardeşleri kral ve kraliçedir.
Onlar Njord’un çocuklarıydı.
Muhteşem de bir ismi var.
Sturluson’a göre: ” Freyr çok meşhur bir tanrıdır; güneşin ne zaman doğacağına ve yağmurun ne zaman yağacağına, toprağın ne zaman mahsül vereceğine karar verirdi. Barışı ve bolluğu dilerdi.
İnsanlığa bolluk getirirdi.”
Yani piknik yapıyorsanız onurlandırmak istediğiniz tanrı kesinlikle o olurdu.
(Tabi, o ve Japon Güneş Tanrıçası Amateratsu)
(Konu buraya gelmişken niye bir de Afrodit olmasın ki, çünkü HERKES O KONUDA… anladınız işte)
Vanir ve Aesir savaşa tutuştular, ama sonunda uzlaştılar ve Vanir 9 mitik Norse dünyasından biri olan Asgard’da yaşamaya hak kazandı.
Vanaheim adında kendi dünyaları da vardı.
Ama bunu Anaheim’le karıştırmamak gerekir. Orası portakallar ve online video konferansların bulunduğu Walt Disney Dünyası.
Bir euhemerosçu görüş isterseniz, yani mitolojiyi tarihi gerçekleri açıklama aracı olarak kullanırsak bu savaş, iki kuzey kabilesinin dininin rekabet ettiği bir zamanı yansıtır. En sonunda da uzlaşmışlardır.
Vanir ve Aesir, birlikte daha güçlü!
Voltran gibi!
Ama onlar TANRIydı tabi.
White God (Beyaz Tanrı) diye çağrılan bir diğer Norse tanrısı ise Heimdall’dır.
Denizle ilişkilidir, çünkü 9 dalga tarafından doğrulmuştur… doğum servisinde kaotik bir gün olsa gerek.
Heimdall tanrıların bekçisiydi ve Tom Hiddleston rolünden bileceğiniz Loki’nin baş düşmanıydı.
Sturluson’a göre “Heimdall bir kuştan daha az uyurdu, gece ve gündüz yüz fersah ötesini görebilirdi.
Dünyadaki çimenlerin büyüyüşünü, koyunun yününün sesini ve gürültü yapan her şeyi duyabilirdi.
Zavallı Heimdall.
Bir yemeğe gittiğinizi ve herkesin çiğneme sesini duyduğunuzu bir düşünsenize.
Bazı anlatılar Heimdall’ı Aesir’e yerleştirirken bazıları da Vanir’e yerleştirir.
Vanir ayrıca altın bir yaban domuzuyla da ilişkilendirilir. Onun da tıpkı Güneş gibi Dünyanın üstünde ve altında dolaştığı söylenir.
Gullinbursti (yaban domuzu tasvirinde) savaşçıların armalarında ve miğferlerinde bulunurdu, özellikle de Uppsala’dakilerin.
Tıpkı Yunanistan ve Mısır’da olduğu gibi Norse Panteon’undaki farklı tanrılara farklı dinlerde tapınılır.
Thor muhtemelen Aesir’deki en meşhur tanrıdır.
İkinci en meşhur da Thor’un babası olan Odin olsa gerek.
Odin baba tanrıdır, savaşla ve özellikle berserkerlerin coşkulu savaşçı öfkesiyle ilişkilidir.
Savaşın gidişatını sihirle etkileyen bir büyücüdür de.
Gandalf’ı düşünün, ama tek gözlü, çok daha kaslı olanını; gizemli bilgelik için sağlıksız bir tutku ve biraz da kaba mizaç.
Odin savaşçı-tanrı doğasını Germen öncülü Wodan ve Tiwaz’dan almıştır.
Kevin Crossley-Holland’ın belirttiği üzere: “Bir kültür ihtiyacı olan tanrıları bulur, ve Norse dünyası da temel özelliklerinden biri olan şiddeti meşrulaştıran tanrılara ihtiyaç duymuştur.”
Temelde bir savaş toplumuysanız bir savaş tanrısı hayli kullanışlıdır.
Odin zafere ilham olurdu ya da şamanistik sezisiyle yenilgiyi önceden görürdü.
Ayrıca şiirin tanrısıydı, şiir içkisinden içip Aesir ve Vanir’e getirmek için devler ülkesi olan Jotunheim’i ziyaret etmişti.
MMMM… şiir içkisi.
Odin’in bir diğer öyküsüyse daha bilge bir tanrı olarak yeniden doğmak için yaptığı feda ile ilgili.
Bir versiyona göre kendini dünya ağacına asmıştır, böylece bilgelik içkisinden içebilecektir.
Tabii ki Odin bir içkiyle durmazdı değil mi?
İşte o zaman bir gözünü de feda etti.
Odin, geleceği görebilen bir tanrıça olan Frigg ile evliydi.
Odin’in çocukları annesi Earth olan Thor, en güzel tanrı olup kör erkek kardeşi tarafından öldürülen Baldr ve Tyr idi. Bir kaynak Tyr’in babası olarak dev Hymir’i gösteriyor.
Bazı hikayelerde Baldr, Odin’in desteklediği bir insan savaşçı olarak anlatılır.
Baldr tanrıların en bilgesiydi, en güzel konuşanıydı, en merhametlisiydi, ama bir kere bir yargıya varınca onu asla değiştirmezdi.
Odin’in Hermod adında diğer bir oğlu vardı, çok cesurdu. Baldr’ı geri getirmek için yeraltı şehri Nifelheim’e gönderildi. Nifelheim’i ise tek bir hokey sopası olan tanrıça Hel yönetiyordu.
Onun da Baldr’ın öldürülmesine yardım eden Loki’nin kızı olduğu söylenir.
Loki biraz karmaşık.
Tanrı mı yoksa dev mi olduğu, hatta iyi mi yok sa kötü mü olduğu net değil.
İki devin oğlu olduğu da söylenir, Odin’in üvey kardeşi olduğu da.
Hilebazdır, belirsiz soy ağacı anlamlı gelmeye başlıyor gibi?
Hırsızdır, ama bazen Aesir’e yardım eder.
World Serpent (yılan tasvirinde) Jormungand, the wolf (kurt tasvirinde) Fenrir ve Hel gibi değişik canavarların babasıdır.
Çok yüklenmek gibi olmasın ama en kötüleri Loki’ydi.
Hepimiz bunu “Ragnarok” videomuzda göreceğiz!
Efsanevi hikaye.
Çizgi roman hikayesi değil.
Gwar kaydı bile değil.
Kelimenin gerçek anlamıyla dünyanın sonu.
Tyr savaş ve adaletle betimlenir.
Bazı anlatılarda Odin’in oğludur, ama muhtemelen fark ettiğiniz gibi Norse dünyasında kesin bir soy ağacınızı çıkarmak o kadar da kolay değildir.
Şu kahrolası 9 dalga.
Hem savaşın hem de adaletin tanrısı olarak Tyr’ın pozisyonu ilginç, bunu Vikings in Crashcourse World History bölümümüzde görmüştük.
Dehşetli istilalarıyla bilinseler de Vikingler’in, belli bir demokratik yönetim yanında katı toplumsal kodları vardı.
Ve bir de kayak yapmaya çok ilgileri var.
Norse panteonunda diğer tanrılar da bulunur ama onlar pek görünmezler.
Odin’in oğlu Bragi de şiir tanrısıdır, Ull ise temel olarak okçuluk ve kayak ile ilgilidir.
Evet evet.
Yani bir kayak tanrısı var.
Baldr’ın ölümünün intikamını alan Odin’in oğlu Vali.
Odin’in ölümünün intikamını alan Odin ve Grid’in oğlu Vidar.
Bir infografiğe (bilgi görseli) ihtiyacım var.
Ah, harika.
Norse tanrıçaları mitlerde görece daha az yer kaplarlar.
Sadece Freya’nın kendi kişiliği varmış gibi gözüküyor.
O aşk tanrıçası.
Freyr kocasına sadıktır.
Onun güçlü elbisesi kesinlikle etkileyici deri ceketidir.
Ayrıca kedi şeklinde bir Chariot’u (iki tekerlekli at arabası) var.
Şaka değil.
Freya gibi tanrıça Geifon da Vanir’den biri, çiftçilik ve doğurganlıkla ilişkilidir.
Eir sağlık tanrıçası, Sjofn ve Lofn da aşk tanrıçaları.
Var, evlilik yeminlerine ihanet edenleri cezalandırır ve ondan hiçbir şey saklanamaz.
“Y” ile yazılan Syn ise adalet tanrıçasıdır. (Sin İngilizce günah demek)
Bilgelik ve öz disiplinle ilgili Snotra adındaki bir tanrıçayı kim sevmez ki?
Tabi bir de soğuk algınlığıyla ilgili.
Teşekkürler, tüm hafta burada olacağım!
Şiir tanrısı olan Snortra’nın durumu biraz çelişkili, bu öyküdeki temel rolü Odin’e içki arkadaşlığı yapmak gibi görünüyor.
Dialogue: 0,0:08:48.35,0:08:49.35,demo,,0,0,0,,Şerefe!
Dialogue: 0,0:08:49.35,0:08:54.17,demo,,0,0,0,,Frigg Odin’in karısı ve bir çok tanrının annesi, ama onun hakkında çok şey bilmiyoruz.
O bir ana tanrıça, oğlu Baldr’ın ölümü için ağıt yakar ve çalışan kadınlar ona yakarır.
Odin gibi onun da geleceği görme yetisi vardır.
Şimdi!
Bir efsaneye geçelim.
Dürüst olmam gerekirse Norse efsaneleri mitolojinin parti kısmı gibi.
Bir sürü kavga, içki, gülüp eğlenme var, ama beer pong (pinpon topu ve bira bardağıyla oynanan bir tür oyun) yok tabi.
İlkin hızlıca bir arkaplan.
Odin savaşçılarını destekledi, Valkür’leri yollayarak favori savaşçılarını Valhalla’ya getirdi, seyahat etmenin hoş bir yolu olsa gerek.
Thor çiftçilerin tanrısıydı, ve iskandinavya’da bir sürü çiftçi vardı.
Ama efsanevi devase bir savaşçıydı da, kocaman kırmızı sakalıyla.
Pek zeki sayılmazdı, ama yıldırım tanrısıysanız kim böyle bir şeye ihtiyaç duyardı ki?
Aesir ve Vanir’i devlerden korudu, rastlantısal güzel bir kelime oyunu…
Onun meşhur çekici Mjollnir ayrıca verimliliğin de sembolüydü.
Hadi Thoughtbubble’a (düşünce balonu) gidelim.
Bir gün Thor uyanır ve çekicini bulamaz.
Çekicini bulması için Loki’den yardım ister.
Loki Freya’nın hoş şahin ceketini ödünç alır, gerçek bir şahine dönüşerek aramaya başlar.
Yolu dev Thrym’in kaldığı yere uzanır. Thrym Thor’un çekicini çaldığını söyler. Freya onunla evlenmeyi kabul etmezse çekici geri vermeyeceğini söyler.
Freya “Ölürüm de olmaz” der.
O zaman bekçi tanrı Heimdall parlak bir fikirle ortaya çıkar: Thor’a bir gelinlik giydirin ve Freya taklidi yapsın!
Diğer tanrılar gülünce Thor surat asar, ama Loki Thor’u ikna eder. Çünkü çekici olmayınca tanrılar devlere karşı savunmasızdır.
Böylece büyük bir gelinlik ile kalın bir duvak bulurlar, Jotunheim’e doğru yol almaya başlarlar.
Oraya vardıklarında Thrym, yeni gelinine ve nedimesine bir ziyafet verir.
Thor bütün bir öküz, sekiz somon balığı ile tüm tatlıları yer, üç fıçı içki içer.
Thrym hiç bu kadar yiyen bir kadın görmedim diye yorum yapınca Loki, “Freya”nın evleneceği için çok heyecanlandığını, sekiz gündür bir şey yemediğini söyler.
Thrym tatmin olmuş gibidir, ama gelinin duvağını kaldırınca kor gibi parlayan gözlerini görür.
Loki gelinin çok heyecanlandığını, yedi gündür uyumadığını tekrardan vurgular.
Sonunda Thrym Mjollnir’i bir evlilik sembolü olarak sunar: “Mjollnir’i dizlerinin arasına koy ki Var, evlilik yeminimizi duysun ve kutsasın.”
Dizlerinin arasına koyulur koyulmaz Thor çekici kapar, duvağını atar ve en iyi yaptığı şeyi yapar: devleri pataklar.
Thyrm’in kafasını ezer, düğün yemeğindeki kadın-erkek tüm devleri öldürür.
Hikaye şöyle biter: “Ve Odin’in oğlu Thor çekicini geri aldı.”
Teşekkürler Thoughtbubble, gerçekten harikaydı.
Ve rahatsız edici.
Ve tabiki her yer içki ve kan.
Norse tanrıları da Yunan tanrıları gibi insana benzemekte, ona göre de davranışları var.
Ama diğer mitik anlatılara göre Norse efsaneleri daha az metafora dayanır.
Vikingler için biçilmiş kaftan olan cümbüşlü macera öyküleri; kızarmış bir öküz, bir kaç fıçı bira, güzel bir kavgadan daha da başka bir şey istemeyen şehvetli savaşçılar.
Ve bir de kayak.
İzlediğiniz için teşekkürler, sonraki sefere görüşürüz.

KaynakCrashCourse