Ana Sayfa Blog Sayfa 187

Fatih Ormanı’nı Kuzey Ormanları’na İade Edin

0

Kuzey Ormanları’nı savunanlar Fatih Ormanı’nı yağmacı inşaat sermayesinden korumayı başardı! Şimdi “Fatih Ormanı’nı Kuzey Ormanları’na İade Edin” deme zamanı!

Fatih Ormanı’nı yapılaşmaya açmaya yönelik hazırlanan uzun devreli gelişme planı, nazım imar planı ve uygulama imar planının yürütmesi, mahkeme kararı ile durduruldu.

Sarıyer ilçesi, Fatih Ormanı (Parkorman) Tabiat Parkı alanı imar planlarına ilişkin Çevre Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Orman Mühendisleri Odası ve Şehir Plancıları Odası İstanbul şubelerinin açmış olduğu davalar neticesinde yürütme durduruldu. Ve “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararının iptali kesinleşti.

OMO, MO ve ŞPO İstanbul şubelerinin açtığı davada İstanbul 10. İdare Mahkemesi, orman içine yapılacak projenin geri dönüşü olmayan zararlar doğurabileceğini belirtti. Mahkeme, imar planlarının, Fatih Ormanı’nda yapılaşma koşulları oluşturan ve inşaat alanını arttırıcı şekilde olduğunu, plana dayanarak yapılan inşaat projesinin nitelik ve nicelik açısından konaklama niteliğini kalıcı hale getirdiğini belirtti. Mahkeme, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun olmadığını vurguladı.

Şimdi “Fatih Ormanı’nı Kuzey Ormanları’na İade Edin” demek üzere 1 Nisan Pazar günü 13.00’da buluşuyoruz.

Buluşma Noktası: Sarıyer Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi Önü (Darüşşafaka Metro Çıkışı). Buradan Fatih Ormanına ilerlenecek ve basın açıklaması yapılacak.

Etkinliğin Facebook bağlantısı için lütfen tıklayın.

“Her Şeye Maydanoz” ödülünün ilk sahibi “RTÜK” oldu

0

Ankaralı kadınlar, her şeye maydanoz ödül töreninin ilkini dün gece yarısı RTÜK önünde gerçekleştirdi. İlhan Yerlikaya’ya “Her Şeye Maydanoz” ödülü verilen törenin ardından kadınlar, maydanozları doğramaya kadınları savunmaya çağırdı.

Televizyon kanallarında şiddet, istismar, tecavüz ve hatta işkenceye varan sahneler içeren ve bunları meşrulaştıran birçok dizi kadınların tüm tepkilerine rağmen devam ediyor. Ahlaka uymadığı, kurum itibarını zedelediği nedeniyle pek çok dizi ve programa daha yayına bile girmeden sansür uygulayan RTÜK’e Ankaralı kadınlar dün gece yarısı “Her Şeye Maydanoz” ödülünü teslim etti.

Kadınlar, İlhan Yerlikaya gıyabında RTÜK’e teslim edilen “Her Şeye Maydanoz” ödülünün devam edeceğini belirttiler. Kadınların, ödül için sıraya giren erkeklere de bir mesajı vardı: “Her Şeye Maydanoz ödülü kadınların hayatına maydanoz olan ve hatta bunun için sıraya giren tüm erkeklere bir bir teslim edilecek”.

https://www.facebook.com/kadinsavunmasi/videos/840134662861860/

Perde Kapandı; Sahne Kadınların

Kadınlar gerçekleştirdikleri mizansenin ardından perde kapandı, oyun bitti diyerek şunları söyledi: “Artık oyun bitti, perde kapandı. Biz erkeklerin bu saçmalıklarından bıktık. Sahne kadınların. Maydanozları doğramaya, kadınlar savunmaya!”

https://www.facebook.com/kadinsavunmasi/videos/840143002861026/

Ne olmuştu?

TV 8’de Bekir Köse’nin sunduğu ‘Sahur Vakti’ programına çıkan Cevat Akşit, oruç tutmayan kadınların dışarıda yemek yemesi hakkında “O hayızlı kadınlar da biz tutmuyoruz diye sokakta bir şey yiyemezler. Dayak yerler ha bak. Dinen dayak yerler. Gizli yesinler” demişti.

Akşit’in bu sözlerine gelen tepkiler üzerine RTÜK konuşmayı inceleyip bir rapor hazırlama kararı almıştı.

Raporda Akşit’in sözleri “ifade özgürlüğü” kapsamında sunuldu.

Dünya 30 yıl önce olduğundan daha fazla metan gazına sahip

0

Bundan yaklaşık 30 yıl önce Galileo uzay aracı, Jüpiter’i ve onun uydularını incelemek için uzun bir yolculuğa çıktı. Bunu yaparken astronom Carl Sagan’dan yeni bir deney geliştirmesini istedi: Uzaydan yeryüzündeki yaşam belirtilerini aramak için. Uzay aracı yüksek seviyelerde metan ve oksijen buldu, Dünya üzerinde fotosentezin meydana geldiğini öne sürdü.

18 Ekim 1989 tarihinde Dünya’yı Jüpiter’e ve uydularına taşıyan uzay aracı Galileo büyük keşiflere imza atmış ve bir de deney yapmıştı. Bilim insanları şimdi 2017’nin sonlarında Dünya çevresinde dönen bir asteroit bağlı uzay aracıyla Galileo’nun yeryüzündeki yaşamın yapılmasını sağlayan deneyini bir asteroit bağlı uzay aracıyla tekrarladılar. Deney sonucunda, Dünya’nın yaşamla dolup taştığı ancak sonucunun tedirgin edici olduğu ortaya çıktı: Atmosferik karbondioksit ve metan seviyeleri, Galileo deneyinde olduğundan çok yüksekti.

ORISIS-REx uzay aracının ana hedefi Bennu adındaki devasa asteroitten veriler toplayarak dünyaya dönmek. Ancak aracın uçuşu sırasında gezegenimize Ay’dan 22 kat daha yakın olduğu bir zamanda bilim insanları aracın ilgisini kendi evlerine doğru çektiler. Bilim insanlarının bunu yapmasındaki amaç, Maria ve Jose kasırgalarını incelemek ve aracın spektograflarını (atmosferden geçen ışığın belirli dalga boylarının emilimine dayanan gazları tespit etmek için kullanılır) kullanarak metan, oksijen ve ozon seviyesini ölçümlemekti. Bilim insanları Lunar ve Gezegen Bilim Konferansı’nda yaptıkları sunumda görünür ışığın Dünya’nın toprak kütleleri tarafından net bir şekilde fotosentez aracılığıyla emildiğini açıkladılar.

Galileo’nun bulgularına yapılan bir güncellemede, OSIRIS-REx, 1990’a göre sırasıyla% 12 ve% 14 daha yüksek metan ve karbondioksit değerleri kaydetti. Konuyla ilgili olarak açıklamalarını sürdüren araştırmacılar, bu durumun sürpriz olmadığını söyledi. 27 yıl önce dünya üzerinde 2 milyar daha az insan yaşıyordu ve teknoloji bu kadar ilerlememişti. Dolayısıyla kirlilik daha az seviyelerdeydi. Başka bir deyişle kirliliği artıran kaynaklar şimdiki kadar fazla değildi.

Alıntıwebtekno.com | Kaynaksciencemag.org |

Trans mahpusların el işleri Alsancak’ta

0

İzmir Aliağa 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki trans mahpuslar, maddi kaynak için anahtarlık ve kolye yapıyor.

“Desteklerinizi bekliyoruz”

Trans kadın mahpus Funda mektubunda “Translar zor şartlar altında cezalarını infaz ediyorlar çünkü maddi olarak zorluk çekiyorlar. Çoğu transın parası gelmiyor, dolayısıyla özel ihtiyaçlarımızı bile kantinden karşılayamıyoruz” diyor.

“El işi boncuk çalışarak geçimimizi sağlamak istiyoruz ama yaptığımız işler cinsel kimliğimiz sebebiyle satılmıyor” diyerek cezaevindeki ayrımcılığın çok yönlülüğüne dikkat çeken Funda, trans mahpuslarla dayanışmak isteyenleri anahtarlık ve kolye almaya çağırıyor.

Yapılan anahtarlık ve kolyelere Genç LGBTİ+ Derneği’nin ofisinden ulaşabilirsiniz.

İzmir’de değilim, ne yapabilirim?

Funda’ya ve arkadaşlarıyla dayanışmak için PTT yoluyla mektuplarınızı ve maddi kaynak havalelerinizi Mahmut Yavuz (Funda) adına, Aliağa 1 Nolu T Tipi Cezaevi – İzmir adresine yollayabilirsiniz.

Alıntı: KAOS GL

Çin uzay istasyonu 1 Nisan’da Dünya’ya düşüyor

0

2016 yılında kontrolden çıktığı söylenen Çin uzay istasyonu Tiangong-1’in 1 Nisan Pazar günü Dünya’ya düşmesi bekleniyor. Nereye düşecek diyorsanız, riskli bölgelerin içerisinde Türkiye’de yer alıyor.

Bildiğiniz gibi uzay istasyonu Tiangong-1, Çin tarafından 2011 yılında fırlatılmış ve 2016 yılında kontrolden çıkmıştı. 2013 yılından itibaren içinde hiçbir astronotun görev yapmadığı uzay istasyonunun 1 Nisan Pazar günü Dünya’ya düşmesi planlanıyor. Uzay istasyonunun, tam olarak düşeceği yer ve zaman bilinemese de, istasyonun Türkiye’ye de düşme ihtimali mevcut. Araştırmacıların söylemleri doğrultusunda, uzay istasyonunun büyük bir kısmı atmosfere girdikten sonra yanarak yok olacak. Ancak elbette ki, büyük parçaların yeryüzüne düşme ihtimalide var.

Bu uzay istasyonu neden düşüyor? Diyorsanız, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Genel Astronomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Ökten ise bu tür uzay cihazlarının çoğunlukla Güneş’in aktiviteleri nedeniyle düştüğünü belirtti. Prof. Dr. Ökten’e göre uzay istasyonunun düşüşü can ve mal kayıplarına neden olabilir. Tahmin edersiniz ki, düşmesi muhtemel olan uzay istasyonu parçaları çok ufak parçalar olmayabilir. Yüksek hızla düşeceği de hesaba katılırsa bu parçalar, çatıya düşerse çatıyı delebilir, arabaya düşerse içindekilere ve arabaya zarar verebilir, en kötü ihtimalle ise yürüyen bir insanın başına düşerse öldürebilir. Bu sebep ile uzmanlar tüm insanları dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.

Uzay istasyonunun nereye düşeceği veya hangi saat aralığında nerenin üzerinden geçeceği bilinemese de, insanların bu süre zarfında kapalı bir alanda olmalarında yarar görülüyor.

İnsanlık için yeni bir olay değil

Çin’e ait uzay aracının da henüz nereye düşeceğinin tam olarak hesaplanmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ak, şöyle konuştu: “Eksi 40 enlemiyle artı 40 enlemi gibi çok geniş bir bölge verdiler ilk etapta. Bu aralık da çok geniş. Türkiye’nin dikkate değer bir kısmı giriyor bunun içine. Bu yüzden insanlar da ‘Bizim üzerimize düşer mi?’ diye endişelendiler ama bu endişe yersiz. Türkiye ya da yerleşim yerine düşmesi ihtimali çok düşüktür. Genelde denizlere düşer bu tür araçlar. Dolayısıyla endişe edecek bir şey yok. Bu olay insanlık için yeni bir şey de değil sık sık olan şeyler.

Konu hakkında konuşan Ak, aracın büyük kısmının atmosfere girerken parçalanacağını ancak kalan parçaların yerleşim bölgesine düşerse zarara sebep olabileceğinin altını çiziyor. Umuyoruz ki bu tehlikeyi, hiçbir canlı zarar almadan atlatırız.

Hangi ülkeye veya hangi zaman diliminde düşeceği belirsiz olan bu uzay aracı birçok kesim tarafından korkuya neden oldu. Ancak ihtimali çok düşük olan bu olay ile ilgili Ak, şimdiye kadar birçok göktaşının yeryüzüne düştüğünü ancak hiçbir canlının zarar görmediğini belirtti. Anlayacağınız o ki, bu düşüşün bir insana zarar verme olasılığı oldukça düşük. Elbette ki, böyle olayların olduğu ve zararın oluştuğu örneklerde mevcut ancak bu olay sıklıkla karşımıza çıkmıyor.

Alıntıwebtekno.com | Kaynaktr.sputniknews.com | Kapak Görseli

Sinemaseverlerin merakla beklediği ödüllü filmler Ankara’da!

0
Uluslararası festivallerden en yeni filmler, özel ilk gösterimler ve usta yönetmenlerin ikonik filmleri 29. Ankara Uluslararası Film Festivalinde!

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla gerçekleştirilecek olan 29. Ankara Uluslararası Film Festivali, bu yıl da sinemanın dikkat çekici filmlerinin bir araya geldiği zengin bir programla 19-29 Nisan 2018 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.

Usta yönetmenlerin yeni filmlerinden, genç yönetmenlerin yenilikçi filmlerine, sinemanın kült eserlerinden, uluslararası festivallerde dikkatleri çeken en özgün yapımlara, dünya sinemasından özel bir seçki geniş kitlelere seslenecek.

Festivalin sinemaseverlerin merakla beklediği Dünya Sineması seçkisinde; Retrospektif: Kenji Mizoguchi, Anısına, Her Daim Genç: 68 Sineması, Komik-i Kıta Avrupa, Aktarmasız Avustralya, Uzak Köşeler, Dünya Festivallerinden, Berlin Ekspresi, Konumuz Sinema bölümleri yer alacak.

Retrospektif: Kenji Mizoguchi

Çektiği filmlerle yalnızca Akira Kurosawa gibi Japonya’dan çıkan büyük yönetmenlerin değil Jean-Luc Godard, Andrei Tarkovsky gibi ustaların da esin kaynaklarından kabul edilen ödüllü Japon yönetmen ve senarist Mizoguchi’nin A Stroy of Chikamatsu, Venedik Film Festivalinden ödüllü Sansho the Baliff, Street of Shame ve A Geisha filmleri sinemaseverlerle buluşacak.

Anısına

Zombi filmlerinin babası George A. Romero anısına Night of the Living Dead, usta oyuncu Jeanne Moreau anısına, kariyerinin belki de en ünlü filmi François Truffaut’nun yönettiği Jules et Jim, Türkiye Sinemasının duayen oyuncusu Münir Özkul anısına Reha Erdem’in yönettiği ve oyuncunun oynadığı son sinema filmi olma özelliğini de taşıyan A Ay ve Ingmar Bergman’ın doğumunun 100. yılı anısına The Seventh Seal filmlerinin gösterimleri yapılacak.

Her Daim Genç: 68 Sineması

Festival seyircileri 1968’in 50. yılına atfen yapılan seçkide; Dennis Hopper’ın Altın Palmiyeli, Oscar adaylı filmi Easy Rider, Michael Wadleigh’in efsanevi festivalin üç gününü anlatan Oscarlı Woodstock filmi, BAFTA ve Altın Palmiyeli yönetmen Louis Malle’in yine BAFTAlı filmi May Fools, Jean-Luc Godard’ın Viennale onaylı filmi La Chinoise, usta yönetmen Alain Tanner’ın Jonah Who Will Be 25 in the Year 2000 filmi ve Margarethe von Trotta’nın Viennale ödüllü filmi Marianne & Juliane’i beyaz perdede izleme şansı bulacak.

Komik-i Kıta Avrupa

Berlinale’den iki ödülle dönen Thomas Stuber imzalı In the Aisles’ın Türkiye’de ilk gösterimi, Türk asıllı yönetmen İlker Çatak’ın Hamburg Film Festivalinde yarışan filmi Once Upon a Time… Indianerland, Caye Casas ve Albert Pintó’nun ilahi komedisi Killing God, Hafsteinn Gunnar Sigurðsson’un Viennale çıkışlı filmi Under the Tree, Daan Bakker’ın Rotterdam Uluslararası Film Festivalinden ödüllü filmi Quality Time ve Locarno Uluslararası Film Festivalinden ödüllü Peter Luisi’nin yeni filmi Streaker yer alacak.

Aktarmasız Avusturalya

Berlinale ve Cannes ödüllü yönetmen Warwick Thornton’ın Toronto Film Festivali ve Viennale’den ödülle dönen filmi Sweet Country, usta yönetmen Peter Weir’in BAFTAlı filmi Picnic at Hanging Rock, Priscilla Cameron’ın AACTA adayı filmi The Butterfly Tree ve Trevor Graham’ın ödüllü filmi Monsieur Mayonnaise gibi Avusturalya yapımı filmler sinemaseverlerin beğenisine sunulacak.

Uzak Köşeler

Niles Atallah’ın Rotterdam Uluslararası Film Festivalinden ödülle dönen Rey adlı filmi, João Dumans ve Affonso Uchoa’nın Rotterdam ve San Sebastián Uluslararası Film Festivalinden çıkan Araby adlı filmi, Berlinale’den ödüllü Marcela Said’in Los Perros adlı yeni filmi, Fellipe Barbosa’nın Cannes’dan ödülle dönen Gabriel and the Mountain adlı filmi yer alacak.

Dünya Festivallerinden

Festival her sene olduğu gibi bu sene de dünya festivallerinde gösterilmiş filmlere Ankara’da ev sahipliği yapmaya devam edecek. Dünya Festivallerinden bölümde Rainer Sarnet’ın Tribeca Film Festivalinde jüriyi etkileyen filmi November, Jan Svankmajer’ın son filmi olacağını açıkladığı Insect, Bojan Vuletic’in bol ödüllü Requiem for Mrs. J adlı filmi, Ana Urushadze’nin Locarno Uluslararası Film Festivalinde iki ödül birden kazanan filmi Scary Mother, Matan Yair’in aralarında Toronto Uluslararası Film Festivali gibi önemli festivallerinden büyük beğeni toplayan Scaffolding filmi ve Hlynur Palmason’ın Locarno Uluslararası Film Festivalinden beş ödülle dönen filmi Winter Brothers, bu yıl Sundance Film Festivalinden En İyi Film Ödülü alan Miseducation of Cameron Post, Valeska Grisebach’ın bol ödüllü, Cannes adaylıklı filmi Western Jonathan Geva’nın senaryosunu yazdığı ve yönettiği fantastik Abulele ve Jonas Trueba’nın The Romantic Exiles filmlerine ev sahipliği yapacak.

Berlin Ekspres

Robert Schwentke’nin San Sebastián Uluslararası Film Festivalinden ödülle dönen filmi The Captain, Wolfgang Fischer’ın Berlinale’de üç ödül birden alan filmi Styx, Philipp Jedicke’nin Berlinale’den çıkma, Peaches, Feist ve Daft Punk gibi gruplarla çalışan Grammyli müzisyen Chilli Gonzales’i anlatan filmi Shut Up and Play the Piano ve Berlinale ana yarışmasından Christian Petzold yönetmenliğindeki Transit yer alacak.

Konumuz Sinema

BAFTAlı yönetmen Bertrand Tavernier’in kendi sinema macerasını belgeselleştirdiği My Journey Through French Cinema adlı filmi, Emiliy Atef’in Romy Schneider’ın son röportajını anlatan Berlinale ana yarışmasından sıcak sıcak çıkmış 3 Days in Quiberon’ın Türkiye’de ilk gösterimi ve Hüseyin Tabak’ın Toronto Uluslararası Film Festivalinde gösterilen ve Yılmaz Güney’i konu alan Çirkin Kral Efsanesi filmleri yer alacak.

İçinden Tren Geçen Filmler

Uzak ile yakını, gerçek ile kurmacayı bir araya getirip farklı istasyonlardan kalkıp festivale uğrayan bu seçkinin içinden tren geçecek. Yönetmenliğini Yasin Ali Türkeri’nin üstlendiği Başka Tren Gıdı Gıdı belgeseli festival seyircisini 1937 yılında inşa edilen Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın tarihsel yolculuğuna, fabrikaya ait bir tren olan Gıdı Gıdı ile çıkarıyor. Alper Özdemir’in Kondüktör belgeseli, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nda 35 yıldır vagon kondüktörlüğü yapan Ergüder Kuzucular’ın gözünden yol hikayeleri anlatıyor. Emre Aydın’ın Yolcu, Anıl Güldoğan’ın Hikayeci ve Vlada Senkoya’nın From a Great Height adlı kurmaca kısa filmleriyse; birbirimizin hayatından hikayeler edinmeyi, sevip öyküler kurmayı ve dostluklar yaratabilmeyi raylar üzerinde gösteriyor.

Mobil Film Festivali Seçkisi

Festivalde uluslararası online kısa film festivali Mobil Film Festivali’ne bu yıl farklı ülkelerden katılan 50 filmlik bir seçki de izlenebilecek. 13 yıldır dünyanın birçok yerinden katılan yönetmenleri keşfetmeyi ve desteklemeyi amaçlayan Mobil Film Festivali basit bir ilke üzerine kurulu: 1 cep telefonu, 1 dakika, 1 film.

Kısa Sınır Tanımaz

Dünyadan ödüllü kısa filmlerin olduğu bölümde Cannes’da en iyi film ödülünü alan A Gentile Night ve Toronto’da en iyi film ödülünü alan müzikal animasyon The Burden gibi birçok film bulunuyor.

Ankara Uluslararası Film Festivali programı hakkında detaylı bilgi için:

ANA SAYFA

Doğru Kelimeleri Kullanmak: Cinsel Şiddet Üzerine Haber Oluşturmak

Kuruluşumuzdan beri gerçekleştirdiğimiz ve cinsel şiddet ile ilgili temel kavramlar/mitler üzerinden algı değişimini hedeflediğimiz eğitim projelerimizde, medyanın cinsel şiddet hakkında kullandığı habercilik dili çokça tartışılan bir alan oldu. Özellikle alandaki deneyimimize dayanarak cinsel şiddetten hayatta kalanı güçlendirici bir dil oluşturmanın, cinsel şiddettin yarattığı hasarı azaltmanın ön koşullarından biri olduğunu gördük ve görmekteyiz. Medyanın çoğunlukla bizim kırmaya ve dönüştürmeye çalıştığımız dili desteklediğine ve hayatta kalanın daha çok “kurban”, “çaresiz”, “savunmasız” gibi sıfatlarla tanımlandığına şahit olduk ve oluyoruz.

Cinsel şiddetle mücadelenin ilk aşamalarından biri bu algıyı sorgulatmak ve toplumda cinsel şiddetle ilgili bilinen mitleri ve yanlış inanışların değiştirilmesine ön ayak olmak. Geçen yıl başlattığımız “Dilimizi Dönüştürüyoruz:Cinsel Şiddet Alanında Hak Temelli Habercilik” projesinin temel amacı farkındalığı artırma ve medya dilinde bu dönüşümün sağlanması idi. Bu yıl da “Öyle Değil Böyle: Cinsel Şiddet Alanında Hak Temelli Habercilik”diyerek devam ettiğimiz medya eğitimlerimizde, medya alanından yola çıkarak medyanın gücü sayesinde toplumun genelinde cinsel şiddet alanında “doğru kelimeleri kullanarak” bir dönüşüm sağlamayı ve daha eşitlikçi, hukukun üstünlüğünün altını çizen, toplumsal alanda her bireyin haklarına saygıyı öngören bir yaklaşımı yaygınlaştırmayı hedefliyoruz.

Bu süreçte, bu alandaki literatür eksikliğini gidermeye çalışarak, Kanadalı feminist örgüt, Femifesto‘nun “Use The Right Words” isimli kitabını geçen yıl yerelleştirerek çevirdik ve şimdi online olarak ulaşılabilir hale getirdiğimiz bu kılavuzun medya emekçilerinin yaklaşımını daha hak temelli bir noktaya taşıyacağını umuyoruz.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği

OKU-İNDİR

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Dışadönük insanların dövme yaptırma ihtimali daha yüksektir.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

opera
Yeni deneyimlere açık insanlar daha çok operaya gider.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

  • dışadönüklük – içedönüklük
  • yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm
  • güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk
  • duygusal dengelilik – nevrotiklik
  • deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıdaki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

acı biler
Kahvaltıda acı biber yemek bir girişkenlik göstergesi olabilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Alıntı: BBC Türkçe

Şişeden su içerken plastik parçalarını da içiyoruz

0

Plastik şişelerin çevremiz ve Dünya için ne kadar zararlı olduğunu aslında biliyorsunuz. Üstelik geri dönüşüm de bu plastik şişeler için çok faydalı olamıyor. Sonuç olarak bu şişeler su yollarını tıkar ve ekosistemde biriken diğer plastik atıkların içine karışır.

Biliyoruz ki plastik şişe ile su içmek bizim için de iyi değildir. Aslında, ucuz diye plastik şişe su içmek sağlığınıza verdiği zararla ortaya çıkabilecek sorunlar karşısında büyük maddi kayıplar yaratabilir.

Yakın zamanlarda yapılan araştırmalara göre plastik şişelerde satılan suyun insan sağlığını tehlikeye atabilecek seviyelerde mikroplastik içerdiği açıklandı. Dünya Sağlık Örgütü de plastiğin yutulmasıyla ilgili potansiyel sağlık risklerini araştırmak için plan yapıyor.

Mikroplastikler, bir toplu iğnenin ucundan bile daha ufak plastik parçalarıdır. Bazı tahminlere göre dünya üzerindeki tüm plastik şişelerin içinde 275.000 ton mikroplastik olabileceği söz konusu.

New York Eyalet Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, 9 farklı ülkede satılan 11 farklı şirketin ürettiği 259 plastik şişedeki suyu test ettiler. Bir tür kırmızı boyayı şişelere döktüler çünkü bu boya mikroplastik parçalara yapışabilecek ve onları yüzdüğü sudan ayırabilecekti. Bilim insanları litre başına ortalama 10.4 adet plastik parçacığı saydı. Bazı şişelerde hiç plastik yoktu.

Elde edilen bulgular neticesinde günde 1 litre plastik şişeden su içen bir kişinin – ortalama günlük su ihtiyacımızın yarısı – her yıl on binlerce mikroplastik parçacık tüketebileceğini öne çıkarıyor.

Mikroplastiklerin sağlığımızı tam olarak nasıl etkileyeceğini henüz bilmiyoruz ancak organizmamız içinde bunların birikmesinin doğru bir durum olmadığını anlayabiliyoruz. Mikroplastiklerin, balık gibi hayvanlar üzerinde davranışsal etkiler ortaya çıkarıp hormanlarını değiştirdikleri biliniyor. Bu insanlar üzerinde de benzer sorunlar çıkarabileceğine bir işaret.

Suyun içinde mikroplastik olduğunu öğrenince şoka uğradık değil mi? Başka bir araştırmaya göre de musluk suyu örneklerinin %83’ünün mikroplastik içerdiği. Asıl şaşırtıcı durum ise plastik şişelerde bulunan mikroplastik miktarı, bilim insanlarının musluk suyunda bulduğunun iki katıydı.

Bu problemi ortadan kaldırmak için bir çözüm hayal etmek şu an için zor. Mesela belediyeler ve şirketler, suyu plastik şişelere stoklamadan önce daha dikkatli bir şekilde arıtabilirler, filtreleyebilirler. Ya da en sağlıklı ve kesin çözüm, yaşadığımız hayvan – bitki – insan ekosisteminde plastiklerin tamamen piyasadan kaldırılması olurdu.

Alıntımakersturkiye.com | Kaynakfuturism.com |

Spiritüel Marketing ve Aydınlanma Çağı

Başlık çoğumuzda bir yere oturmuştur. Çoğumuzun algısında, etrafta gördüğümüz ve üçüncü değişken miktarı ile belirlenen spiritüel ilanlar vardır. Spiritüalizmden ne anladığımıza bakacağız, bilgilerin nasıl biriktirildiğine, nasıl paylaşıldığına ve “bilgi” denilen o seyretilciyi nasıl kullanmamız gerektiğini anlatmaya çalışacağız hep birlikte.

Spirit, ruh demek. İngilizcesinde bu böyle. Spiritus da Latincesi. Birçok kavram spiritüalizm ile ilişkilendirilebilir. Ezoterizm, Mistisizm, Okültizm, Parapsikoloji, Teozofi gibi. Bu  kavramlara ayrı ayrı değinmeden bizdeki spiritüalizmin son hali olan “Deneysel neo-spiritüalizm ya da kısaca neo-spiritüalizm”e ağırlık vermeyi düşünüyorum çünkü Dr. Bedri Ruhselman tarafından kuruldu ve geleneği de halen devam etmektedir. Ayakları, Anadolu topraklarına basmaktadır.

Dr. Bedri Ruhselman

Yazıda geçen kavramların derinliği çok fazla. Bu konuyla ilgili ülkemizde Bedri Bey’in açtığı yoldan ilerlemiş, farklı alanlarda/yollarda psişik özellikleri olan çok sayıda insan olduğu da aşikar. Burada yazmaya çalıştığım bu kavramların bendeki izlenimleri ve gözlemlerimden gelen edinilmiş bilgilerin değer farkı ve ihtiyaç karşılaşması yaratması için ifadesidir.

Evet, bu girişlerden sonra gelelim günlük hayatın içindeki spiritüalizmin ifadelerine ve arayıştaki insanın zihnine yapılan “marketing”lere.  İş yerindeyken bazen konu buralara geliyor ve bu konularda soru soranlara diyorum ki bu sorunun cevabı var. Karşıdaki ufak bir şok geçiriyor ve soruyor “Bu sorunun cevabı nerede?” Sana incilerimi veremem diyorum çünkü bunlar benim en değerlilerim. Senin en değerlin ne? Bu bilgileri ne kadar istiyorsun? Bu soruyu bir yere yazalım. İnsanlar sorunlar yaşıyor, bu sorunların nedenlerini ve ne yapmaları gerektiğini merak ediyorlar yani “bilmek” istiyorlar. Tamam, bu bilgi nerede peki?

Bilgi geleneği takip etmiş Hocalarda. Nerede bu Hocalar? Hangi gelenek? Sorular geliyor hemen değil mi? Gelir, zihin bilip tüketmek ister. Haa bu da böyle bir şeymiş der. Etrafımızdaki aydınlanma ve farkındalık etkinliklerinin bilgileri gelenekten gelebilir de gelmeye de bilir. Bir hafta sonu sıkı çalışarak varlığının ihtiyaçlarını karşılayacağının inancı mıdır bizi workshoplara katılmamıza iten? İzole bir ortamda ve benzer fikirlerin olduğu alanda yapılan çalışmalar hızlandırıcı olabilir elbet, peki pazartesi günü işe geldiğinde yine aynı varlıksın? Gölge yerinde duruyor, tamponlar yerinde duruyor, nedensellik döngüsü yine aynı karşılaşmalarla sıkıştırıyor seni? Ee?

Şöyle bir örnek vereyim, başka bir merkezdeki kundalini yoga dersinde, ders öncesinde “Niyet“ koymak için namaskar mudrada bekliyoruz ve Hocamızdan niyetler geliyor “Çalışmamıza bolluk, bereket, şifa, bırakamadıklarımız için, veremediğimiz kararlar için, cesaret, bilinç, aydınlanma ve farkındalıkla, kendimi birliğe, sevgiye teslim ediyorum”. 250 kiloluk bu devasa niyetin altında bizim varlıklar eziliyor. Bir niyette bütün işi bitireceğiz. Derse yukarıyı ve bu konuyla ilgili varlıkları, planları davet etmiyoruz. Dersi kimin için yapıyoruz? Yapılan çaba ve cehiti kim görecek de sana bu devasa “niyetlerini“ verecek? Kişi yapamaz, yaptığını sanması da apayrı bir konu. Yukarısı yapacaksa önce derse davet/rica edilmeli değil mi? Neyse ders bitti ve yataydaki çalışma sonrasında bu kadar güçlü niyetler olmaması konusunda biraz sohbet ettik Hocayla. Eğer bir derste olacaksa ne diye bunca hayat bekledik? Bedensel bir haz ile elde edilen mutluluk hali midir bizden sevgi çıkmasına neden olan şey?

Sen beden değilsin ki, bedeni “haz” için taşımıyorsun. Haz alan sen değilsin.

Kendimize dair, varlığımızın bu dünyadaki bedenlenme ihtiyacını anlamaya dair karşılamaları, bilgileri, gözlemleri ve izlenimleri, ince maddeleri elde etmeye dair olan ne varsa bunlar için yolda olup bir çalışma grubunun parçası olmamız bizi oldukça hızlandırır. Tek başınıza kendi mantığınızla, kendi form/biçim ve modellediğiniz dünya ile olumlu ya da olumsuz ilerlemek oldukça zordur. Grup sizin için, sizin ihtiyaçlarınızın da içinde olduğu bir çeşit habitat, o varlıklarla karşılaşmanız zaten bir şifa. Bilgiler bu yolla size gelir ve sizi dönüştürmeye, kendinizle ilgili, yaşadığınız zorluklarla ilgili, hayatınızın genel şekliyle ilgili “içsel bilmeye“ başlarsınız. Bu entelektüel bir bilme hali değildir, kitaplar okuyup konuyu sadece titreşim olarak ifade etmek değildir. Bilgiler geldikçe, size oturmaya başladıkça, etrafınızdaki diğer varlıklar içinde değer farkı olmaya başlarsınız, bulunduğunuz alanı değiştirmeye/geliştirmeye başlarsınız.

Ayınlanma çağı ya da son neslin ilk nesli olarak ya da meshin zamanlarında yaşayan varlıklar olarak işler bayağı hızlandı. Yolculuklar başlıyor, dışarıya değil içeriye. Nepal’e gitmek, Tibet’e gitmek, Peru’da Ayahuasca içmek ve sonucunda aydınlanma fikri sizi dışsalığa iten bir fikir olabilir. Tabii ki, içsel çalışma grupları yoğun enerjilerin olduğu yerde derin çalışmalar, yolculuklar yapabilir bu bambaşka bir konu. Yolu da yolculuklarda öğrenenler için olmazsa olmaz belki de. Benim demek istediğim ihtiyaçlarımız burada hem gizli hem de aşikar. Ailemizin içinde, ilişkilerimizde, burnumuzun dibinde oraya gideyim de aydınlanıp gelirim dersek olur mu?

Çalışma grubunun içinde olmak birçok spiritüel yasayı da çalıştıran bir kavram. Geçiştirmek, pasifize etmek, yerine koymak değil, dönüştürmek için kendini bilmek için yol bize daha da belirgin hale gelsin dostlarım. Bu ne marketing ne de başka bir şey. Bunun tadı çok ayrı, sevgisi de çok ayrı ve ince bağları olan bir şey. Birbirinizi bilme hali, tanıma hali.

Çalışma grupları bir hafta sonu olan, belli bir süre inzivada olan, workshoplarla karşılaşmış olan gruplardan ziyade, Ezoterik gelenekten gelen içrek gruplardır. Bu grupların da halka açık çalışmalarına katılıp size nasıl geldiklerine bakabilirsiniz.

Varlığınız hayatı cezbetsin. 

Marketing: Pazarlama, reklam, satış gibi kavramları içerir.
Kapak Görseli : Flammarion – Universum – Paris 1888 – Colored Heliocentric Panorama