Ana Sayfa Blog Sayfa 7

Feza Gürsey Bilim Merkezi Ankaralı çocukları bilimle buluşturuyor

Ankara Büyükşehir Belediyesi Feza Gürsey Bilim Merkezi bilim etkinlikleri ile Ankaralı çocukları bilimle buluşturuyor. Altınpark içinde yer alan bilim merkezi Altınpark’ta sabit kalmıyor, bilimi parklara taşıyor. Sıvı azot gösterisi, deney setleri ve teleskopla gözlem etkinlikleri çocuklardan büyük ilgi görüyor.

Feza Gürsey Bilim Merkezi 23 Nisan 1993 yılında kurulmuş ve Türkiye’nin ilk bilim merkezi olma özelliğini taşıyor. Deney setleri, sıvı azot gösterisi, teleskopla gözlem etkinlikleri ile çocuklar bilimin önemini eğlenerek öğrenirken, yapılan deneyler sayesinde el becerilerini geliştiriyor. Yılın her günü ziyarete açık olan merkeze bireysel ve gruplar halinde gidilebiliyor ancak grup gezilerinde randevu almak gerekiyor. Merkezi yerinde ziyaret etmek için bir giriş ücreti var(10-20 TL), ancak merkezin Ankara’nın parklarında düzenlediği etkinlikler ücretsiz.

Ben çocukken, 90’lı yılların ilk yarısında, Altınpark’ta tanıştım bilimle ve Feza Gürsey Bilim Merkezi ile. Altınpark’ta çeşitli deneyleri izleyip bazılarına da katıldıktan sonra paten kayardık. Hem eğlenip hem öğrenmek keyif verirdi, şimdi düşünüyorum sanırım en çok da ailelere gelirdi bu keyif. Çocukluğumun güzel hatırlarında birinin hala çocuklar tarafından yaşanıyor olması geçmiş günlere özlemimi yatıştırırken bilimsel etkinliklerin hala yapılıyor olması ise umut verici.

Her hafta üç park gezen merkezin gezi programları Feza Gürsey Bilim Merkezi’nin sosyal medyadan hesabından takip edilebiliyor. Ayrıca Merkezi kendi yerinde her gün hizmette; durgun elektrik gösterisi, sıvı azot gösterisi, su-hava deneyleri atölyesi, astronomi deneyleri, güneş gözlemi, bilim tiyatrosu gibi etkinlikler var.

5’li çetenin yeni talan alanı: Akbelen

0

Devlet-şirket el ele politikaları her ne kadar bir kesimi zenginleştirse de halkın kalan büyük çoğunluğunu sahipsiz bırakıyor. Aidiyet ihtiyacı şöyle dursun temel haklarını bile gasp edebiliyor; nefesini kesiyor. Sadece yöre halkının değil hepimizin canını yakan bir testereyle. Yeşil bilinci oturmamış ve paraya tamah eden iktidarın izin verdiği şirketlerin, gözünü diktiği son yer Muğla’nın Milas İlçesi’ne bağlı İkizköy Mahallesi’nde yer alan Akbelen Ormanı.

Orman, Limak-IC İÇTAŞ ortaklığının Yeniköy Kemerköy Termik Santrali’ne yakıt sağlayan linyit madeni sahasını genişletmek amacıyla talan ediliyor. Esasen köylü ve şirketin ilk karşılaşması 2019 yılının Ekim ayında şirketin, köylüye topraklarını kendilerine satmaları için ihbarname çekmeleriyle başlıyor. Çevre köylerde de istimlak edilen yerler olduğunu ve köylerini terk edip Milas’ın merkezine yerleşenler olduğunu söyleyen köylüler bu tarihlerde başka yaşam destek savunucularıyla İkizköy Çevre Komitesi’ni kurdu ve direniş 4 yıldır sürüyordu.

Bakanlık onayladı

Süreç, mahkeme ve avukatlar eşliğinde geçen itirazlarla ilerledi. 23 Nisan 2021’de sokağa çıkma yasağından faydalanan şirket kesim için gitti fakat direnişle karşılaştı. Daha sonra ise 740 dönüm için Tarım ve Orman Bakanlığı’nın işletmeye açılmaya onayı olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine yerli halk, dernekler aracılığıyla Orman Genel Müdürlüğü’ne karşı Muğla 1. İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma davası açtı.

Davanın devam ettiği sırada 24 Temmuz 2023 sabahı kesim için tekrar geldiler. Köylülerin acı içinde kesime engel olmaya çalıştığı videolar kısa sürede sosyal medya üzerinden tüm halkın ilgisine ulaştı. Yaşam savunucuları, dernekler, bireyler, siyasetçiler Akbelen’e desteğe gittiler fakat jandarmanın sert müdahalesi sonucu kesimin önüne geçilemedi. Kesilmemesi için ağaçlarına sarılarak koruyan köylülerin kollarını jandarma güçlükle çözdü. Çadırlı nöbet tutulsa da gözaltılar, biber gazı ve tazyikli su ile jandarma alanı kapattı. Bugün direniş 6. gününde ve ormanın çok büyük bir alanında 150 yıllık ağaçlar kesildi bile.

Su tehdit altında

Akbelenliler daha önce kendilerine yakın mevki olan Karadam ve Işıkdere’de yerinden yurdundan edilen köylüleri gördüğü için sıranın kendilerine geldiğini ve başlarına gelecekleri bildiklerini söylüyorlar. Zeytinlik bölgenin verimsizleştiği ve bölgenin suyunun da tehdit altında olduğu belirtiliyor.

Avukat İsmail Hakkı Atal, konuya ilişki açıklamasında: “Burası gidecek olursa Bodrum susuz kalacak. Hacettepe Üniversitesi Jeoloji bölümünün yaptığı bir araştırma, burada kömürün blok halde durduğu için Çamköy, Karacahisar suyunun Bodrum’a akabildiğini gösteriyor.” dedi. Ayrıca Atal, Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL) tarafından hazırlanan “Kronik kömür kirliliği Türkiye: Kümülatif sağlık etkileri” araştırmasını paylaştı. Bu araştırmaya göre Yeniköy Termik Santrali 1986’dan beri 23 bin 595 kişinin erken yaşta ölümüne yol açtı ve 36 yılda santralin yol açtığı toplam sağlık maliyeti 508 milyar TL oldu.

“Tarif edilemez acılar içindeyiz”

BBC Türkçe’ye konuşan, yerli Ali İhsan Işık, “Sabah giderken bu çam ağaçlarının hepsi ayaktaydı. Bir gün önce bunlarla vedalaşmak istedim, kesileceklerini biliyorsun çünkü ama ormana sokmadılar. Gözlerimize biber gazı sıktılar. Buraya gaz bombası attılar. Biz işgal altındayız sanki. Biz sanki Türk milleti değiliz. Bu askerler kime hizmet ediyor ben anlamadım. Şirket işletiyor burayı, neden şirketi koruyor? Bizleri koruması gerekiyor. Ben çok üzgünüm. Acı içindeyiz. Tarif edilmez acılar içinde yaşıyoruz.” dedi.

“Şu an bir canımız kaldı”

Anka Haber’e konuşan bir köylü ise, “Belki 100 kişi var kesimci. Saniyede bir tane, gözümüzün önünde koca dağı bitirdiler. Nerede bu memleketin insanı?” diye sordu ve şöyle devam etti: “Benim çocukluğumda o kadar güzel çam balı vardı ki… Bizim tütüncülüğümüz vardı, bitti. Hayvancılığımız vardı, bitti. Şu an bir canımız kaldı. Canımızı alsalardı, bize böyle işkence çektireceklerine. Termik iş diyenler, termik aş diyenler, termik para diyenler… Cebin para ile dolsa, ekmek olmadıktan sonra çare yok. Şu termiğin dumanı tütsün diye; ovaları, ağaçları, zeytinliklerimizi, bahçelerimizi bitirdiler.

Muğla Orman Bölge Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgilere göre, Akbelen Ormanında 5 günde 78 hektarlık alanda iş makineleri ve hızarlarla ağaçlar kesildi. Şu anda bölgede kesilen ağaçlar toplanıyor ve taşınıyor. Orman Genel Müdürlüğü’nün 2 gün içinde alanı temizleyip ilgili şirkete temsil edeceği belirtiliyor.

Başlık görseli: Kuzey Ormanları Savunması

Akbelen Ormanı’ndaki Abluka Kaldırılsın, Kesim Kararı Durdurulsun!

Twitter içerikten para kazanma özelliğini aktifleştirdi

Hafta başında adını X olarak değiştiren sosyal medya platformu Twitter, şimdi de kullanıcılar için içerikten para kazanma imkânı tanıyan bir özelliğini aktif etti. X daha önce abonelik sistemini aktif ederek kullanıcılarının para kazanmasına imkan sağlamıştı. Kullanıcılar beğendikleri kullanıcıya abone olarak (Super Follows) veya bağış yaparak (Tips) kullanıcılarına para kazandırmaktaydı.

Kullanıcılarına içerikleri ile para kazanma imkanı sağlayan X, kullanıcıların attıkları twitlerde veya yükledikleri videolarda gösterilen reklamlardan kullanıcılarına pay ödeyecek. Kullanıcıların içerikten para kazanabilmesi için ise aşağıdaki şartları sağlaması gerekiyor.

  • Twitter Blue abonesi olmak (Aylık 150₺ veya Yıllık 1569.99₺)
  • En az 500 takipçiye sahip olmak
  • Gönderilerinizin son 3 ayda en az 15 milyon görüntülenme almış olması.

Ödemeler Stripe firması üzerinden yapılmaktadır. Stripe henüz Türkiye’de hizmet vermiyor. Türkiye’deki kullanıcılar gelir elde etseler dahi bu gelirleri Stripe üzerinden Türkiye bankalarının hesaplarına aktarma imkanı şu an mümkün değil.

Şartları sağlayıp sağlamadığınızı https://twitter.com/settings/monetization adresinden kontrol edebilirsiniz.

Akbelen Ormanı’ndaki Abluka Kaldırılsın, Kesim Kararı Durdurulsun! 

0

308 Kurum, Akbelen Ormanı’ndaki ablukanın kaldırılması ve kesim kararının durdurulması için ortak açıklama yaptı.

İkizköylüler, Muğla, Milas’ta kömür madenciliğine karşı Akbelen Ormanı’nı ve yaşam alanlarını korumak için yıllardır direniyor. Milas ve Yatağan’daki üç kömür yakıtlı termik santral ve onlara yakıt sağlamak için açılan kömür ocakları Muğla’nın tarım alanlarını, ormanlarını yok ediyor, havasını, suyunu kirletiyor. Erken ölümlere, hastalıklara yol açıyor. Konuya ilişkin yapılan çalışmalarda madenciliğinin bölgeye geri dönüşü mümkün olmayan zararlar vereceği bilim insanları tarafından da tespit edilmesine rağmen bu “kirli enerji” yönetim modeli için üstün kamu yararından vazgeçiliyor. Yörede yaşayan halkın talepleri hiçe sayılıyor. 

Milas’taki kömür ocakları işletme ruhsat sahası içerisinde 60 köy bulunuyor. Şu ana kadar ruhsat sahası içinde kalan köylerden 8’i tamamen 15’i ise kısmen yok edildi. Bölge halkı yıllardır kömür sebebiyle yaşam alanlarını, geçim kaynaklarını kaybediyor, büyük bir hak gaspına uğruyor. Bunlar yetmezmiş gibi 24 Temmuz’da bölgeye kolluk kuvvetleri eşliğinde girilerek Akbelen Ormanı’nda ağaç kesimine başlandı. Haftabaşından beri devam eden kesimleri durdurmak isteyen köylüler ve yaşam savunucuları ise kolluk kuvvetlerinin şiddetine maruz kaldı ve  ve ablukayla karşılaştı. Biber gazı ve tazyikli sularla, coplarla yapılan müdahaleler devam ediyor.  

İktidara sesleniyoruz: 

  • Himaye ettiğiniz Limak Holding ve IC Holding ortak iştiraki olan YK Enerji bilimsel gerçeklere rağmen planlı olarak kamuoyunu yanıltıyor ve Akbelen Ormanı’nı kömür için feda ediyor. Biliniz ki halkın çıkarı şirketlerin kârından üstündür. Bu sorumlulukla hareket etmek, sesimizi duymak, Akbelen’i korumak zorundasınız!
  • Tüm Akdeniz havzası kontrol edilemeyen orman yangınlarıyla mücadele ederken, sıcak hava dalgaları gün geçtikce daha dayanılmaz hale gelirken, Türkiye’nin birçok bölgesi aşırı hava olaylarının yarattığı kuraklık, sel gibi afetlerle boğuşurken, doğal bir yutak alanını fosil yakıtlar için gözden çıkarmak tarihi, trajik bir hatadır! İklim kriziyle gerçek anlamda mücadele bakanlık ismine “iklim değişikliği” ekleyerek olmaz, ormanların korunmasıyla, kömüre veda edilmesiyle olur.

Ülke olarak bilimsel olmayan ve ekosistem yararını öncelemeyen çevre politikaları nedeniyle kirlilik ve sağlık problemleriyle boğuşuyor, doğa tahribatının artması ile gıda güvencesizliği ve ekonomik problemlerle karşı karşıya kalıyor, afetlere açık hale gelen yaşam alanlarımızda büyük bir tedirginlikle yaşıyoruz. 

Biz yıllardır Türkiye’de ekoloji, emek ve demokrasi mücadelesi veren örgütler olarak, İkizköylülerin yanında olduğumuzu bildiriyor, tüm yetkilileri sorunun çözümü için ivedilikle harekete geçmeye çağırıyoruz:

Akbelen Ormanı’ndaki abluka kaldırılsın, kesim kararı durdurulsun! 

Protesto hakkını kullanarak ormanı ve yaşam alanlarını korumaya çalışanlara yönelik uygulanan şiddete ve göz altı kararlarına son verilsin!

Akbelen Ormanı’ndan vazgeçmiyoruz, yaşamı ve doğayı savunuyoruz!

———-

DİSK, KESK, TMMOB’ye bağlı odalar ve TTB’nin yanı sıra aralarında siyasi partiler, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet, ekoloji, kent, emek ve demokrasi mücadelesi veren kurumların da olduğu imzacı listesi:

1Tüm Emeklilerin Sendikası Denizli Temsilciliği
214. Ekoloji ve Çevre Kongresi Düzenleme Kurulu
31974 Çağdaş Hukukçular Derneği Mersin Şubesi
42017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi
578’liler Girişimi
6Abbasağa Mahalle Meclisi
7Adana Ekoloji Platformu
8Adana Kadın Danışma Merkezi ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM)
9Adana Slow Food
10Alakır Nehri Kardeşliği
11Alevi Düşünce Ocağı Derneği
12Anadolu’da Yaşam Tüketim Kooperatifi
13Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi
14Ankara Kent ve Ekoloji Ağı
15Antakya Çevre Koruma Derneği
16Antalya Tabip Odası
17Apikoop Arıcılık Kooperatifi
18Arhavi Doğa Koruma Platformu (ADOKOP)
19Arka Güverte
20Artur Çevre Platformu (ARÇEP)
21Artvin Salınbaş Çevre Platformu (ASÇEP)
22Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (ADAM-DER)
23Ata Tohum Takas Derneği
24Atatürkçü Düşünce Derneği Bodrum Şubesi
25Atatürkçü Düşünce Derneği Kayseri Şubesi
26Atatürkçü Düşünce Derneği Marmaris Şubesi
27Atölye Deneme Sanat ve Ekoloji Derneği
28Avcılar Kültür ve Sanat Derneği
29Avdan Platformu
30Aydın Ekoloji ve Yaşam Platformu
31Aydın Kadın Efeler Derneği
32Ayvalık Kadın İnisiyatifi
33Ayvalık Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Girişimi
34Ayvalık Tabiat Platformu
35Bahçeşehir Gölet Gönüllüleri
36Bakırköy Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği (BAKADER)
37Bakırtepe Çevre Platformu
38Balıkesir Çevre Platformu (BALÇEP)
39Batman Çevre Gönüllüleri Derneği
40BBOM İzmir Eğitim Kooperatifi
41Biz de Varız İnisiyatifi – Berlin
42Bodrum Savunması
43Bodrum Tohum Derneği
44Bodrum Yarımadası Kültür ve Çevresini Koruma Derneği
45Bozcaada Forum
46Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
47Burgazada Orman Gönüllüleri Platformu
48Burhaniye Aktif Yurttaş İnisiyatifi
49Burhaniye Çevre Platfomu (BURÇEP)
50Bursa Artvin Çevre Platformu
51Bursa Çevre Platformu
52Bursa Su Kolektifi
53Büyük Menderes İnisiyatifi (BMİ)
54Caferli Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği
55Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
56Çagdaş Hukukçular Derneği
57Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)
58Çamlıca Kız Liseliler Derneği İstanbul Şubesi
59Çan Çevre Derneği
60Çanakkale İnsan Hakları Derneği
61Çandan Haber Gazetesi
62Çekirdek Türetici
63Çeşme Çevre Platformu
64ÇETKO Adana
65Çevre ve Arı Koruma Derneği (ÇARIK)
66Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL)
67ÇYDD Adana Şubesi
68ÇYDD Afyonkarahisar Şubesi
69ÇYDD Alanya Şubesi
70ÇYDD Artvin Şubesi
71ÇYDD Bakırköy Şubesi
72ÇYDD Bodrum Şubesi
73ÇYDD Çanakkale Şubesi
74ÇYDD Denizli Şubesi
75ÇYDD İzmir Şubesi
76ÇYDD Karadeniz Ereğli Şubesi
77ÇYDD Kırklareli Şubesi
78ÇYDD Kırşehir Şubesi
79ÇYDD Kuşadası Şubesi
80ÇYDD Mersin Şubesi
81ÇYDD Merter Şubesi
82ÇYDD Mezitli Şubesi
83ÇYDD Muğla Şubesi
84ÇYDD Ödemiş Şubesi
85ÇYDD Seferihisar Şubesi
86ÇYDD Silivri Şubesi
87ÇYDD Sivas Şubesi
88ÇYDD Tekirdağ Şubesi
89ÇYDD Üsküdar Şubesi
90Dalyan Turizm Kültür ve Çevre Koruma Derneği
91Demokrasi için Birlik
92Demokrasi İçin Hukukçular
93Demokratik Alevi Dernekleri
94Demokratik Emekliler Sendikası (DEM-SEN)
95Deniz Yıldızı Kadın Dayanışma Derneği
96Deprem Dayanışması Derneği
97Dev Yapı İş Sendikası Muğla Temsilciliği
98Devrimci 78’liler Federasyonu
99Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)
100Didim Derneği
101DİSK Emekli-Sen Küçükkuyu Temsilciliği
102DİSK Emekli-Sen Marmaris Şubesi
103DİSK Gıda-İş Sendikası
104DİSK İstanbul İl Temsilciliği
105Doğa Araştırmaları Derneği
106Doğa Derneği
107Doğa için Sanat Derneği
108Doğa ve Çevre Vakfı (DOÇEV) Denizli
109Doğa ve Yaşam Hakkı Derneği
110Doğal Yaşam Derneği
111Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER)
112Dostluk ve Kültür Derneği (DKDER)
113Dostluk Ve Kültür Derneği (DKDER) Sanat Ve Kültür Atölyesi
114Dört Ayaklı Şehir: Kent, Doğa, Hayvan Çalışmaları Derneği
115Dünya Kadın Yürüyüşü Türkiye Koordinasyonu
116Dünya Mirası Adalar
117Dünya Yaşasın Derneği
118Edremit Demokrasi Platformu
119Edremit Kadın Platformu
120Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP)
121Ege Kadın Buluşması Platformu
122EĞİTİM-İŞ Fethiye Temsilciği
123EĞİTİM-SEN Bodrum Temsilciliği
124EĞİTİM-SEN Bursa Şubesi
125EĞİTİM-SEN Edremit Temsilciliği
126EĞİTİM-SEN Mersin Şubesi
127Eğitimciler Derneği (EĞİT-DER)
128Eğitimciler Derneği (EĞİT-DER) İzmir Şubesi
129Ekmek ve Gül
130Ekmek ve Onur
131EkoHarita.org
132Ekoloji Birliği
133Ekoloji Birliği Kadın Meclisi
134Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği
135Ekosfer
136Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu
137Emek Partisi
138Emek Partisi Balıkesir İl Örgütü
139Emekçi Hareket Partisi
140Erikli Çevre ve Güç Birliği Derneği
141Eskişehir Bilecik Tabip Odası
142Eskişehir Çevre Derneği
143Evrensel Haklar İçin Hukukçular Derneği
144Feminist Afet Politikaları ve Ekolojik Mücadele (FAPEM)
145Fethiye 5.Noterliği
146Fethiye Ekolojik Yaşam Derneği
147Foça Barış Kadınları
148Foça Çevre ve Kültür Platformu (FOÇEP)
149Gaziosmanpaşa Barınma Hakkı Meclisi
150Gökova Ekolojik Yaşam Derneği
151Gülsuyu Gülensu Kadın Dayanışma Evi Derneği
152Gündoğdu Halk Konseyi
153Günebakan Kadın Derneği
154Güzelçamlı Doğa Yürüyüşçüleri Grubu
155Haliç Dayanışması
156Halkevleri Kent ve Ekoloji Çalışmaları
157Halkın Mühendisleri
158Hatay Tabip Odası
159HDP Aydın İl Örgütü
160İklim Adaleti Koalisyonu
161İncirliova Kent Konseyi
162İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi
163İnşaat Emekçileri Sendikası (İNŞAAT-SEN)
164İstanbul Kent Savunması
165İstanbul Teknik Üniversiteliler Birliği Derneği
166İşçi Demokrasisi Partisi
167İVME Hareketi
168İzmir Yeşil Gelecek Derneği
169İzmit Evlerini ve Tarihini Koruma Yaşatma Derneği (İZEYAP)
170İzmit Yerel Gündem 21 Çevre Gelistirme Kooperatifi
171K2 TV
172Kadıköy Kent Dayanışması
173Kadıköy Kooperatifi
174Kadın Dayanışması
175Kadın Meclisleri
176Kahramanmaraş Tabip Odası
177Kampüs Cadıları
178Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)
179Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği (KAPTAR)
180Karadeniz Ereğli Çevre Platformu (KERÇEP)
181Karadeniz İsyandadır Platformu
182Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği
183Kazdağları Ekoloji Platformu
184Kazdağları Kardeşliği
185Kemaliye ve Köyleri Çevre Platfofmu
186Kocaeli Ekolojik Yaşam Derneği
187Kocaeli Öğrenci Veli Derneği
188Komşu Kapısı Derneği
189Koruyucu Tarım Derneği
190Koza Kültür Sanat ve Doğa Derneği
191Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması
192Kuşadası Çevre Platformu
193Kuşadası Eğitim Kültür Sanat Spor ve Turizm Derneği
194Kuşadası İmece Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
195Kuşadası Kadın Platformu
196Kuzey Ormanları Savunması
197Küçükkuyu Kadın Dayanışması
198Mağaza Market İşçileri Sendikası (Mağaza Market Sen)
199Malatya Atmalılar Derneği
200Maltepe Kooperatifi Girişimi
201Mamurek Çevre Platformu
202Mardin Çevre,Tarihi Eserleri Koruma ve Geliştirme Derneği (ÇEVDER)
203Mardin Ekoloji Derneği
204Maya Eğitim Kültür Araştırma Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği MERSİN
205Menteşe Kent Konseyi
206Mersin Çevre ve Doğa Derneği
207Mersin Tabip Odası
208Mezopotamya Ekoloji Hareketi
209Milas Kent Konseyi
210Muamma LGBTİ+ Derneği
211Muğla Tabip Odası
212Munzur Çevre Derneği
213Mülkiyeliler Birliği
214Niğde Çevre Eğitim Kültür Derneği
215Nurtepe-Güzeltepe Dayanışma Ağı
216ODTÜ Antalya Mezunlar Derneği
217ODTÜ Çevre Topluluğu
218ODTÜ Mezunları Derneği-Bodrum
219ODTÜ Rant Yolu Direnişi
220Odunpazarı Kent Konseyi
221Organik Ürün Üreticileri ve Sanayicileri Derneği (ORGÜDER)
222Ovacık Doğal Tohum Tüketim Kooperatifi
223Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER) Genel Merkezi
224Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER) İzmir 2 Nolu Şube
225Öğrenci Veli Derneği (VELi-DER) Kocaeli Şubesi
226Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER) Muğla Şubesi
227Özgürlükçü Gençlik
228Partizan
229Polen Ekoloji Kolektifi
230Politeknik
231Proje Evi Kooperatifi
232Res Karşıtı Mücadele
233Reşitköy Barajına Hayır Platformu
234Roma Bostanı
235Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şubesi
236Sandras’ı Koruma Platformu
237Sarıyer Kent Dayanışması
238Saros Gönüllüleri
239Serüven Kültür
240Sınırlı Sorunlu Beşiktaş Tüketim Kooperatifi
241Sinop Çevre Dostlari Derneği
242Sinop Kent Hakları Derneği
243Sinop Nükleer Karşıtı Platform Derneği (SNKP-DER)
244Sivil ve Sosyal Yaşam Derneği
245Slow Food Ölmez Ağaç Topluluğu
246Sokak Kültür Merkezi
247SOL Parti
248SOL Parti Gebze İlçe Örgütü
249SOL Parti Kocaeli İl Örgütü
250SOL Parti Mersin İl Örgütü
251Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Antalya İl Örgütü
252Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Ekoloji Meclisi
253Sürdürülebilir Yaşam Derneği
254Şahintepe Barınma Hakkı Meclisi
255Şezlongsuz Datça İnisiyatifi
256TAİDER Aile İşletmeleri Derneği
257Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği
258Tarım Orkam – Sen Mersin Şubesi
259Tarım, Orman Çevre ve Hayvancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen)
260Tarsus Slow Food
261TEMA Vakfı Sinop İl Temsilciliği
262Temiz Çevre Derneği
263Teşadiye Çevre Platformu
264TİP Edremit İlçe Örgütü
265TMMOB Bodrum İKK
266TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
267TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası
268TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu
269TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
270TMMOB Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası
271TMMOB Mimarlar Odası
272TMMOB Şehir Plancıları Odası
273TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
274TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi
275Toplumcu Mimar Mühendisler Meclisi
276Toplumsal Özgürlük Partisi Mersin İl Örgütü
277Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği
278Tüketici Örgütleri Federasyonu
279Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKO-DER) Gelibolu Şubesi
280Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER)
281TÜM BEL-SEN Denizli Şubesi
282Tüm Emeklilerin Sendikası Denizli Temsilciliği
283Türetim Ekonomisi Derneği
284Türk Tabipleri Birliği (TTB)
285Türkiye Biyologlar Derneği
286Türkiye İşçi Partisi (TİP)
287Türkiye Organik Ağı
288Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi
289Uşak Çevre Gönüllüleri Derneği
290Validebağ Gönüllüleri Derneği
291Validebağ Savunması
292Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma Araştırma Ve Geliştirme Derneği (Van Çevder)
293Vegan Derneği
294Veli-Der Denizli Şubesi
295Veli-Der Edirne Şubesi
296Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu
297Yarımada Yeşilleri
298Yaşam Bellek Özgürlük Derneği
299Yeni Demokrat Kadın
300Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği
301Yeryüzü Ekoloji Kolektifi
302Yeşil Artvin Derneği
303Yeşil Düşünce Derneği
304Yeşil Sol İklim Krizi Çalışma Grubu
305Yeşiller Partisi
306Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi
307Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Ankara İl Örgütü
308Yurttaş Girişimi

Halkevleri 17. Yaz Çocuk Buluşmaları Çocuk Şenliği ile sona eriyor

Halkevleri’nin 17. Yaz Çocuk Buluşmaları, 30 Temmuz Pazar, 14.00- 17.00 arasında düzenlenecek çocuk şenliği ile sona erecek.

Halkevleri’nin 17 yıldır kesintisiz şekilde sürdürdüğü çocuk çalışmaları ve Yaz Çocuk Buluşmaları bu yıl, “El ele veriyoruz, oyun kuruyoruz” çağrısıyla yapıldı. Bu çağrıyla onlarca şehirde ve mahallede çocuklarla bir araya gelen Halkevleri, Ankara’daki çocuk buluşmalarını şenlik ile bitirecek. Bu yıl da birçok farklı başlıkta etkinlik, gezi ve oyunla yapılan Yaz Çocuk Buluşmaları’nda çocuklar, bilimle sanatla ve sporla buluştu hem eğlendi hem öğrendi.

Halkevleri; yaratıcı drama, yoga, müzik, ritim, satranç, çocuklar için felsefe, eğlenceli bilim, eğlenceli matematik, eğlenceli İngilizce, masal, çocuk hakları, hayvan hakları, evrim, cinsiyet eşitliği gibi birçok alanda etkinlikler, geziler ve havuz programıyla çocuklarla bir araya geldi.

Çocuk şenliği herkese açık ve ücretsiz

Bir ay boyunca devam eden etkinlikler, 30 Temmuz’da Ahlatlıbel Parkı’nda yapılacak çocuk şenliği ile son bulacak. Kil ve seramik, dans, müzik, eğlenceli bilim, yüz boyama, drama ve çeşitli etkinliklerle ücretsiz olarak gerçekleştirilecek Halkevleri 17. Yaz Çocuk Buluşmaları Kapanış Şenliği’ne tüm çocuklar ve aileleri davetlidir.

İletişim ve bilgi için: [email protected]

Evvel Temmuz KSF gönüllüleri: Bu festival halkın festivalidir!

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali 23 Temmuz’da Serinyol ayağınının da tamamlanmasıyla sona erdi. Halkın festivali Evvel Temmuz için gönüllülerinin hazırladığı basın bültenini ilginize sunuyoruz.

7 Temmuz’da başlayan ve Samandağ, Defne, Arsuz ve Serinyol’un 13 mahallesinde toplam 14 gün boyunca gerçekleştirdiğimiz Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’ni 23 Temmuz’da tamamladık. Bu festival halkın festivalidir, dedik. İstimlaklardan kentimizi yeniden inşa etmeye kadar pek çok konuda paneller yaptık, direnen Dikmece halkının sesini yükselttik, anadilde ağladık, güldük, şarkılar söyledik, ağıtlar yaktık, kayıplarımızı yad ettik. Henüz doğmamışlarımız için mücadele edeceğimize söz verdik.

Fonsuz ve sponsorsuz, dayanışmayla, sanat piyasasının karşısında durarak Halkın Festivali olunabileceğinin sarsılmaz bir örnekliğini hep birlikte ince ince işledik. Önceki seneye kıyasla her ilçede gönüllü sayısının katlanarak artması, gönüllülerin deprem sonrası zorlu koşullarında ortaklaşa yaşarken festivali yaratım sürecinde edindiği tecrübeler, halkın samimi ve yoğun ilgisi ve tüm bunların para ile satın alınamayacak, metalaştırılamayacak bir pratik oluşturması neşe ve umut kaynağımız oldu. Gün sonu değerlendirme toplantılarında düdük halayı ile bunu kutlarken, çemberdeki insan sayısını yüz binlerce kat aşan coşkun duyguları kelimelerle ifade etmek zor.

Bu festival çocuk, genç ve kadınların festivalidir!

Festivalimiz çocuk, gençvekadınların festivalidir, diyerek yola çıkan ilçe festival komiteleri programlarını buna göre hazırladı. 6 Şubat depremleri ile yıkılan kentin toplumsal adalet ilkesiyle yeniden inşasında bu grupların önemli bir yeri olacak. Festivalde bu yeniden inşa sürecinde kültürü, kadın, genç ve çocukların katılımı ile ayağa kaldırmanın zemini olmaya çalıştık.

Cinsiyet, mezhep / inanç, ırk ve sınıf temelli ayrımcılığın baskısını en çok hissedenlerden olduklarından festivalde en çok etkinlik içerik ve süresini çocuklara ayırdık. Drama, origami, güneş baskı, kukla yapımı, masal, mahalle gazetesi, müzik, kil, pantomim, kolektif resim, ritm, oyun atölyeleri, konserler ve tiyatrolara 5-13 yaş aralığında binin üzerinde çocuk katıldı. Gelişimleri için büyük öneme sahip kültür – sanat etkinliklerine erişemeyen çocukların katılımına öncelik verdik. Festivalin parçası olan Her Yer Çocuk, depremin ilk günlerinden beri mahallelerde çocuklarla dayanışma içerisinde olduğundan ilgi ve katılım kolaylıkla sağlanabildi.

Ayrımcılıklardan daha anne karnından itibaren yaşam boyu en çok nasibini alan ve toplumun yarısını oluşturan en kalabalık grup olan kadınlar için tiyatrolar, stand up gösterileri, toplumsal cinsiyet, iyileşme, güçlenme, dayanışma konulu buluşmalar, yeniden inşa sürecinde yerel yönetimlerde kadınların yeri, yerel yönetim politikaları ve kadınların özneleşmesi konulu paneller gerçekleştirdik. Festival ekibinin bir parçası olan Mor Dayanışma depremin ilk gününden beri mahallelerde kadın çadırlarında dayanışmayı ördüğünden, etkinliklere katılım oldukça yüksekti.

Yerel genç sanatçıların da katılımıyla konserler, skeçler, şiir dinletileri, tiyatro oyunları, voleybol ve futbol turnuvaları, Gençlik ve Toplumsal Mücadele, Yeniden İnşada Gençliğin Rolü konulu paneller düzenledik. Örgütlü gençlerin dayanışması sayesinde etkinliklere katılan gençlerin sesleri ve yumrukları yükseldi.

Unutmak yok, affetmek yok, helâlleşmek yok!

Sehra buluşmaları, halk şenlikleri, söyleşiler, şiir dinletileri, drama etkinlikleri, 14 Temmuz’daki Harbiye Şelale Yürüyüşü , Gezi Direnişi ve Ali İsmail Korkmaz Anması, Deprem Yıkım ve Yeniyi İnşa, İstimlaklardaki Son Gelişmeler ve Haklarımız konulu panellerle halkın direnme gücü ve umudunu dürttük, Hatay’ın yeniden kurulma sürecine kültür-sanat alanından sağlam bir tuğla koymuş olduk.

Hep bir ağızdan haykırdık: Ma Rıhna Nehna Hon! Buradayız, Gitmiyoruz! Ve ekledik: Unutmak yok, affetmek yok, helâlleşmek yok! Her sene biraz daha gelişiyor festivalimiz. Gün sonu değerlendirmelerinden edindiklerimizle bu festivali güçlendirmeye, halkın festivalini ve kültürel direnme gücünü desteklemeye devam edeceğiz. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Merak edenler evveltemmuz.org web sayfası ve @evveltemmuzksf sosyal medya hesaplarından detaylı bilgi alabilir.

EŞİK: Kadın ve kız çocuklarını hayattan koparamayacaksınız, ev köleleriniz yapamayacaksınız

0

Eşitlik için Kadın Platformu (EŞİK) kız çocuklarının okullaşmasını teşvik adı altında, kız okullarının açılması yani karma eğitimin baltalanması hakkında açıklama yayımladı. Karma eğitime son vermenin ve “kız okulları” açmanın kadınlara bilimin değil, nasıl itaatkar ev hizmetçileri olunacağının öğretilmesi, kadınları kamusal yaşamdan ve çalışma hayatından uzaklaştırma amacı taşıdığını vurgulayan EŞİK Platformu’nun, Kadın ve kız çocuklarını hayattan koparamayacaksınız, ev köleleriniz yapamayacaksınız dediği açıklamasının tamamı şu şekilde:

Kadın erkek eşitliği ve laiklik ilkesine dayanan toplumsal hayatı yok etme niyetiyle 21 yılda atılan geri adımlar, Mayıs 2023 seçimleri sonrasında arka arkaya gelen açıklamalarla hızlandırıldı. Bu niyette buluşanların; yaşayan örneklerini İran, Afganistan gibi ülkelerde gördüğümüz, kadınları toplumdan uzaklaştırma, erkeklere hizmet, soyun devamı rolüne hapsetme arzusu bir siyasi program olarak sürdürülüyor. Bu yöndeki fiili uygulamaları ve açıklamaları seçim kazanmak amaçlı söylemler, ya da ekonomik çöküşün konuşulmaması için gündem saptırma girişimleri olarak yorumlamak konuyu hafife almak olur.

Yüzyıllar öncesinden kalma ideolojilerini, yasaları hiçe sayarak bütün topluma dayatma cüreti ve “özgürlüğüne” sahip çeşitli oluşumların, kadın sanatçılara, sporculara, festivallere, her türlü kültür, sanat ve eğlence buluşmalarına saldırıları, arkalarına rüzgar değil fırtına almışçasına hızlandı.

“Çevreme Duyarlıyım” gibi anlamlı bir ismin ardına gizlenen yeni bir eğitim operasyonu olan ÇEDES projesi ile, Millî Eğitim Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı görevlerinin bir bölümünü Diyanet işleri Başkanlığına devretti, bu kapsamda bazı okullara öğretmenler yerine imamlar atandı.

Bu siyasi programın en önemli başlıklarından birini oluşturan, laiklik ilkesi ve bilimsel karma eğitim tartışmaya açıldı.

“Kız çocuklarının okullaşmasını teşvik” adı altında karma eğitimin ortadan kaldırılması ile laik eğitimin kalan kırıntıları da yok edilmek isteniyor

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Kız çocuklarını okula göndermeyen ailelerin en baştaki argümanı, ‘Ben çocuğumu erkeklerle aynı okula göndermek istemiyorum’ oluyor” diyerek laik eğitimin kalan kırıntılarını da yok etme niyetini beyan etti. Bakanın, kız çocuklarının okullaşmasında gerileme olup olmadığına ve bunun nedenlerine dair bilimsel veri sunmak gereği bile duymadan ortaya attığı bu niyet beyanına iktidar bloğu üyesi Büyük Birlik Partisi’nden gelen destek, el yükselterek “hastaneler de ayrılsın” oldu.

Geçmişinde, kadın haklarından yana olduğunu söylediği için işkenceyle kadın katli (Konca Kuriş) kara lekesi  taşıyan, kadınları “sahiplendirmekten” bahsedebilen, “kime göre, neye göre çocuk” diyerek kız çocuklarının evlendirilmesini, yani çocuk cinsel istismarını onaylayan iktidar bloğuna mensup bir diğer partinin genel başkanı ise; “karma eğitim en fazla kız çocuklarına zarar veriyor” diyerek kız çocuklarının eğitimini dert ettiğine inanmamızı bekliyor. Karma eğitimi “dayatma” olarak niteleyen aynı partinin vekilleri henüz bir hafta önce mecliste kabul edilen infaz yasası ile çocuk cinsel istismarcılarının serbest bırakılmasına, faillerin zarar verdikleri çocuk ve kadınların hayatlarına dayatılmasına evet oyu vermişti. Avrupa Ülkeleri ve ABD de dahil bir çok ülkenin karma eğitimi terk ettiği iddiası ise, son 21 yılda, gerçekleri çarpıtarak siyaset yapma alışkanlığının yeni bir örneği olarak kayıtlara geçti.

Destek açıklamaları bununla da kalmadı, henüz 57 gün öncesine kadar ülkeye demokrasi sözü vermiş olan muhalefetteki Millet İttifakına mensup Saadet Partisi de, kadın erkek eşitliğinin demokrasinin önkoşulu olduğunu unutarak bakanın açıklamasını destek yarışında yerini aldı.

Karma eğitime son vermek ve “kız okulları” açmak kadınlara bilimin değil, nasıl itaatkar ev hizmetçileri olunacağının öğretilmesi, kadınları kamusal yaşamdan ve çalışma hayatından uzaklaştırma amaçlıdır. Bu niyet ayrıca, karma eğitimde, çalışma hayatında ve kamusal alanda başları örtülü olarak var olma mücadelesi vermiş ve halen başörtüsüyle kamusal hayatın içinde olan kadınlara da haksızlıktır.

Milli Eğitim Bakanı ve onu desteklemekte adeta yarışan bazı siyasetçiler, kız çocuklarının okullaşmasını teşvik etmek istiyorlarsa;

  • Öncelikle çocuklara bakış açılarını gözden geçirip; onları sadece cinsellikleri olan varlıklar olarak görmekten vazgeçerek; her çocuğun hakları, hayalleri, geleceğe dair umutları olan bireyler olduklarını kabul etsinler.
  • İki cinsin çocuk yaşta yan yana gelmesinde sakınca gören aileler var ise, onların çocuklara bakış açısını değiştirip dönüştürmeye, onları yüzlerce yıl geride kalan eğitim anlayışının etkisinden çıkarmaya çalışsınlar. Çocukların karşı cinsle birlikte büyümesinin ruhsal gelişimleri açısından zorunlu olduğunu görmeleri için bilimsel gerçeklere erişimlerini sağlasınlar.
  • Yoksullaştırılan ve yaşanan ekonomik çöküşle boğuşan, çocuğuna defter kalem alamadığı ve beslenme çantasını dolduramadığı için okula gönderemeyen milyonlarca yoksul ailenin sorunlarına çare arasınlar. Yoksullaştırılan ve mahalle baskısına maruz bırakılan ailelerin çocuklarını, kız çocuklarının okula gönderilmesine açıkça karşı çıkan ve kendi çocuklarını dahi 6 yaşında evlendirmekte sakınca görmeyen tarikatların yüzyıllar öncesinde kalan “terbiye” sistemine göndermek zorunda kalmalarının önüne geçsinler. Çocuklar ailelerin “malı” değil ülkenin ve dünyanın geleceğine sahip çıkacak olan bireylerdir ve insan hakları hukukuna göre hakları vardır. Laik bilimsel eğitim bu hakların en başında gelir.
  • Kız okulları açmak yerine 12 yıl kesintisiz, parasız, zorunlu temel eğitim sitemine geri dönülmesini sağlasınlar. Eğitim sendikalarının raporlarında da yer alan 4+4+4 eğitim sisteminin uygulanmasından sonra okulu bırakan kız çocuklarının nerede olduğunu, çocuk yaşta evlendirilip evlendirilmediğini takip etsinler. Her çocuğun temel eğitime katılıp katılmadığını takip etmek devletin birincil sorumluluğudur.

Kadınlar, kendilerini ve kız çocuklarını birer birey, birer insan ve hakları olan varlıklar olarak görmeyen, neredeyse karma hayatı toptan yasaklama eğilimindeki bu zihniyetin ülkeye verdikleri zararın bedelini fazlasıyla ödediler. Böylesi bir zihniyete dur demek, laik demokratik bir ülkede huzurla yaşamak isteyen, kadın erkek fark etmeksizin, her toplumsal kesimden herkesin öncelikli sorumluluğudur.

EŞİK platformu olarak, böylesine ağır bir süreçte bu sorumluluğun yaşamsal olduğunu hatırlatıyor; laik demokratik bir ülkede, eşit ve özgür bir hayat hayalimizden ve haklarımızdan ASLA VAZGEÇMİYORUZ !

24.07.2023

EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu

www.esik.org.tr

[email protected]

Nedir bu normal?

Normal, Latincesi normalis olan “gönyeli, ölçüye uygun” sözcüğünden gelmektedir. Ayrıca Fransızca normale de “kurala uygun, kurallı” sözcüğünden alıntıdır.

Norm, Fransızca norme “kural, standart, ölçü” sözcüğünden gelmektedir ve Latince norma “gönye” sözcüğünden evrilmiştir. Norm kısaca önceden belirlenmiş kalıplar, kurallar bütünüdür. Bu kurallar yazılı olmayan ancak toplum üzerinde etki yaratmış bir inançtan gelir. Yargılama ve değerlendirmenin kendisine göre yapıldığı bir ölçüt olarak da geçer.

Basit bir benzetme yapacak olursak, toplum normal bir insanın üçgen, kare veya dikdörtgen olmasına karar vermiş ve bunu kural olarak belirlemişse ve insanlar bu ölçülere uyuyorsa normal kabul edilmektedir. Bu kurallara uymayanlar ise anormal, deli, çatlak veya tuhaf olarak nitelendirilebilmektedir.

Kafa kurcalayan nokta ise gönye ile mükemmel bir kare, üçgen veya dikdörtgen çizilebilirken, mükemmel bir daire çizmenin ise pek mümkün olmayışıdır. Bu da demek oluyor ki normal sadece belirli bir şekle sahip olan insanları kapsayan bir kavram olabilir. Özetle, siz bir daire iseniz anormal kabul edilebilirsiniz.

Etimoloji ve geometriden yola çıkarak ele aldığımız bu konuya sosyolojik açıdan bakarsak eğer, tek tip veya birbirine benzer insanlardan oluşan toplum normaldir. Toplum tarafından belirlenmiş kalıplara uymayanlarsa anormaldir yani uyumsuzdur. Ve belki de bu yüzden Albert Camus’nün dediği gibi “Bütün dâhiler uyumsuzdur”. Çünkü onlar sadece gönyeyi ölçü olarak kabul etmeyip, pergel gibi diğer ölçü birimlerini de hesaba katarak evrenin bir kalıba sığamayacak kadar fazla perspektif gerektirdiğini fark eden özgür düşünceli insanlardır.

Tüm özgür düşünceli insanlar gibi bilim, felsefe veya sanat gibi konularda bile kendi sınırlarını çizerek belirli kalıplar dışına çıkmaya korkan meslektaşlarından farklı ve geniş bakabilmeyi başardıklarından ötürü de deha olarak anılırlar. Eğer Einstein, yaklaşık iki yüz yıldır neredeyse bir tabu haline gelen Newton kurallarını bir ölçü olarak kabul ederek çalışmalarını devam ettirmese veya baştan o çalışmaları yok saysaydı, bugün görelilik kavramı belki de olmayacaktı. Goya, Cezanne, Braug veya Kandinsky akademik sanatın kurallarının dışına çıkamasaydı, kalıpları kırmasaydı bugün kübizm, sürrealizm ve soyut sanat da olamayabilirdi.

Daha önceki yazılarımda sıkça belirttiğim üzere elbette farklı olmanın, sınırları zorlamanın ve kalıpları kırmanın ağır bir bedeli de vardır. Sonuçta toplum, kendisine benzemeyenleri dışlama eğilimindedir. Ne var ki bırakın toplumu, en yakınları tarafından bile bir türlü anlaşılamamak, tuhaf atfedilip yalnızlaştırılmaktır dünyaya herkesten farklı bakanların kaderi…

Yalnızlık bir tercih olduğunda insanın kendisiyle olan iletişiminin sağlıklı olması noktasında bir kurtarıcı iken, aynı frekansta kimseyle olamamak ve ne düşüncelerini ne de duygularını anlayacak ama daha da acısı anlamak için de pek bir çabası olmayan insanlara karşı beklentimiz, çürümüş bir sistemin içerisinde az da olsa bir şeylere değer verebilmenin o naifliğini bile kirleten karanlık bir dünyada ışığın ne olduğunu anlatmaya benziyor.

Gözleri karanlığa alışmış insanlar ışıktan hazzetmiyor veya gözlerini kamaştıran ışıktan korkarak kaçmayı tercih ediyor. Sarhoş eden bir çığlığa benzer sesler çıkaran insan uğultuları arasında kendi sesini bile duymadan sürekli konuşanların hiçbir şey anlamadığı, sadece karşısındakini tükettiği bir ana tanıklık etmek kalıyor geriye. Sanki ne yaparsan yap o ışıktan korkacaklar, ateşten korkan kurtlar misali ışığın sönmesini, karanlığın çökmesini bekleyerek pusu kuracaklar. Nitekim çırılçıplak kalma korkusundan da giyinmedi insan denilen varlık; önce kendini korumak için giyindi, şimdiyse sadece kendini saklamak için giyiniyor ve bu giydikleriyle de aslında kişiliğini yansıtan kapitalist bir dünyada moda denilen körlüğün dipsiz kuyularında kendine harikalar diyarı yaratmaya çalışıyor.

Her şey insanın kendi aklının bir oyunu. Ahlâk denilen kavramla çöken toplumun hamurunda var olan tek gerçek ilkel zamanlarınkinden çok da farklı değil. Hayatta kalmak… Ne var ki değişen, hayatta kalmanın şekli. Hayatta kalma savaşını adeta bir oyun gibi kurgulayan sistemin içerisinde neyin ne olduğunu sorgulamaya bile vakit bırakmayan çarkların keskin dişlileri arasına sıkışan insanın kendini soyutlamasında anlam bulduğu tek şey; olabildiğince tüketmenin dayanılmaz cazibesi…

Alışkanlıklarının kölesi haline gelmiş insanlarız. Sevdiklerimize verdiğimiz değer bile bu alışkanlık silsilesine bağlı artık. Şüphesiz ki tamamen çıkarlarımız üzerine kurulu bu sistem. Fırsatları yakalama, çıkarları göz etme ve gün geçtikte bencilleşip kutuplaşmaya varan toplumsal ayrımların, bir de üzerine eklenen ekonomik çöküntüsüyle sarsılan yapısı, her şey dahil tatil anlayışına bürünmüş yığınların bilinçsiz bir şekilde kendileri, yakınları ve çevreleri dahil her şeyi tükettikleri bir dünya ile karşı karşıyayız.

Sistem her zaman acımasız ve zorbadır. Bruno evren sonsuzdur dediği için engizisyon tarafından canlı canlı yakılmıştı, Galilio dünya dönüyor dediği için ömrü boyu hapse mahkûm edilmişti, kadınlar cadı diye öldürülmüştü, benim tanrım senin tanrını döver anlayışından ötürü dünya kan gölü haline dönmüştü. Aslında toplum, bunların hiçbirisinin farkında bile değildi. Çünkü insanlar daha burnunun ucundakileri bile tam olarak görebilme yetisine sahip değiller, özellikle de günümüzde… Her birimiz bize verilen demokrasi, özgürlük, serbest ekonomi, globalleşme, modernizm, postmodernizm ve teknoloji gibi kavramlarla şekillendirilen yeni dünyanın satranç masasında piyon olmaya devam ediyoruz. Dürüstlük, tolerans, dayanışma, özgürlük, sevgi, vicdan ve adalet gibi kavramlar ise ağzımızda çiğneyip durduğumuz bir sakız kadar yapışkan hale gelmiş durumda.

Tüm bunların sonucunda ise normal bir insan olabilmenin koşulu da bu sisteme ayak uydurmak olduğundan normalimiz, normalleşmek. Zaten sistemin her zaman amacı da bu değil midir? Azınlıkları çoğunluğa dahil ederek kocaman bir sürü yaratmak…

Bununla birlikte kendini bundan sıyırdığını, farklı olduğunu sanan, sanmakla da kalmayıp bunun için şekilden şekle giren insanların farklılaşma çabasının normalleşmesindeki sorunu da görebilmek lazım. Kendi dışındaki herkesi sürünün bir parçası sanıp marjinalliğe soyunduklarındaki samimiyetsizliği kimsenin fark edememesinin tuhaf olması da işte bu normalleşmenin bir sonucudur. Çünkü marjinalliği de bir kalıba sıkıştırdığından habersiz insanlık. Her şeyi bir şeye benzetme kaygısının esiri olduğumuz sürece bu değişmeyecek bir algı meselesi…

Hayatta hiçbir şey normal değildir. Bize normal gibi gelir sadece. Alıştığımız için… Sonsuz bir evrendeki sıradan hayatlarımızın içerisinde küçücük bir kare olmakla yetindiğimiz için… Sınırlarımızı toplumun bizi kodladığı ölçüye göre çizebildiğimiz için…

Korkmalısın sürekli dürüstlükten dem vurandan veya demokrasiden bahsedenden… Korkmalısın sana değer verdiğini söyleyen ama buna değer bir şey yapmayan insandan… Korkmalısın senin iyiliğini düşündüğünü söyleyenlerin seni bir kalıba sokmasından… Korkmalısın sözleriyle eylemleri birbirini tutmayan insandan… Korkmalısın iyi niyetini sömürenlerden… Korkmalısın kendine güvenle kibiri birbirine karıştırandan… Korkmalısın her fırsatta kendinden bahsedenlerden… Korkmalısın en zor zamanlarında seni yapayalnız bırakan insandan… Korkmalısın kendi hayatlarına dönüp bakmadan sana akıldan başka bir şey vermeyenlerden… Korkmalısın arkadaşım, dostum diyerek aylarca elini telefona sürmeyenlerden… Korkmalısın seni sürekli oyalayıp meşguliyetin maskesine bürünenden… Korkmalısın sadece işi düşünce seni hatırlayandan… Korkmalısın sana anormal gelse de herkese normal gelen her şeyden… Ve korkularının üzerine gitmelisin. Çünkü Foucault’un da dediği gibi “Normal insan kurgudur.”

Hatay’da depremin ardından süren hayat mücadelesinin pek de söz edilmeyen özneleri: Hayvanlar

6 Şubat depremlerinden en çok etkilenen Hatay’da yaşayan patili dostlarımız oldukça zor durumda. Hayvanlara yönelik bir sağlık hizmeti görünür değil, özellikle kedi ve köpekler kontrolsüzce çoğalıyor, bakımlı ve aşılı değiller, tedavi alacakları bir yer yok, ne ile beslendikleri belli değil. Ölen ve öldüğü yerde kim bilir ne kadar zamandır öylece kalan hayvanlar, kaldırılmayan yıkıntıların ya da yıkılmak üzere olan boş yapıların içindeki buzdolaplarında bozulan gıdalar ve yayılması an meselesi hastalıkların içinde hayata tutunmaya çalışan hayvan dostlarımız görünen o ki unutulmuş durumda… Gönüllüler, dernekler ve sivil toplum kuruluşları ellerinden geleni yapıyor olsa da çevresel koşullar iyileşmedikçe hayvanlar için çalışmak da zorlaşıyor. Tüm bunlara dair hayvan hakkı savunucuları, HAYTAP ve Animal Save ile konuştuk.

Hatay’ın insanı yardımsever, misafirperver…

Aşevinden dağıtılan 2 öğün yemeğini sokakta kalan, depremden sonra doğan pek çok hayvanla paylaşan halk haricinde hayvanları pek de umursayan yok gibi görünüyor. Kente hakim olan asbestli toz, bozulan yiyecekler, ölü hayvan ve enkazdan hala çıkarılamamış insan bedenleri nedeniyle yayılan kötü kokular ve mikropları taşımaya oldukça yardımcı olan sinekler kentin büyük kısmında insanlar için de hayvanlar için de oldukça tehditkar. Sokakta görebildiğimiz hayvanların çoğunda göz enfeksiyonları belirgin. Üstelik bu enfeksiyonlu gözleri tanımak için veteriner hekim olmaya gerek yok. Hasta olduğu her halinden belli bu hayvanlar tedavi edilmiyor, bakılmıyor, beslenmiyor. Sokak köşelerine dökülmüş kuru mamaları görmek mümkün ancak durum o sokakta yaşayan merhametli insanların varlığı ile paralel ne yazık ki…

Hatay’da bulunduğum sürede pek çok hakka erişememe durumunu gözlemledim hatta bazılarını da deneyimledim. Hatay’da bulunan diğer herkes gibi hayvanlar da zor durumda ve yalnız. Depremden etkilenen ve hala kendi mahallesinde çadırda yaşayan bir hayvan hakkı savunucusu, depremin hemen ardından HAYTAP ve Animal Save’in geldiğini, belediyeninse ilk zamanlar sokak köpeklerini ‘topladığını’ belirtti.

Dernek, STK, gönüllüler el ele: Peki devlet bunun neresinde?

HAYTAP’ın uzun bir süre merkezde bulunan Dostluk Parkı’nda hem tedavi hizmeti verdiğini hem de mama temin ettiğini belirten Halkevleri Kadın Sekreteri Berna Demirtaş, Halkevlerinin dayanışma ve koordinasyon noktalarında mama temin edip paylaştıklarını anlattı. İlk zamanlar belediyenin ve pek çok gönüllü grubun bu noktalara mama bıraktığını ancak geçen ayların sonunda çalışmaların oldukça azaldığını, artık sadece kendi temin edebildikleri mamaları paylaştıklarını vurguladı.

Kurumlar ve yetkililer her zaman kendini aklama çabasındalarsa da Hatay’da el birliğiye bir şeyler yapmaya çalışan insanlar var. Yapanlara ve yapmayanlara, orada yaşayanlara Hatay’da hayvanların durumunu, yakın ve uzun vade yapılması gerekenlere dair düşüncelerini sordum.

Animal Save: “Yuvalandırma çalışmalarımız devam ediyor”

6 Şubat’tan itibaren depremden etkilenen hayvanlar için kermesler yoluyla bağış toplayarak deprem bölgesine gitmek için yola çıkan Animal Save Türkiye, bugüne kadar deprem bölgesinden toplamda 286 kedi, köpek, kuş, tavşan ve horoz kurtardı.

Animal Save Türkiye İletişim Sorumlusu ve Hayvan Hakları Savunucu Doğa Giray, depremzede hayvanlar için yürüttükleri çalışmaları anlatıyor: “Ekip olarak deprem bölgesine ikişer kişiden oluşan gruplarla git gel yapmaya başladık. Bölgedeki ihtiyaç malzemeleri, mamalar, hayvan box’ları ile araçlarımızı doldurup ihtiyaç sahibi kişilere ulaştırdık. Bir taraftan da her gidişimizde hasarlı binalardan çıkardığımız, sokaklarda yaşam savaşı veren kurtarabildiğimiz ve kurtarılmış ama ilk tedavisi yapılmış hayvanların Ankara’ya nakillerini gerçekleştirdik.” Animal Save grubu hala deprem bölgelerinde hayvanların tedavilerini yaptırmaya ve sağlık durumu iyi olanlar için yuva arama çalışmalarına devam ediyor. Grup, depremden etkilenen hayvanları, ilanlarını sosyal medya hesaplarından paylaşarak yuvalandırıyor.

HAYTAP: “Bütçemiz sınırsız değil ama hayvanları kaderine de terk etmiyoruz

Haytap Başkan Yardımcısı veteriner hekim Ali Laçinbaba depremin üçüncü günü itibarıyla yine bir deprem bölgesi olan Osmaniye’ye 3yıl önce kurdukları HAYTAP Tedavi Merkezi ile tüm deprem bölgesi hayvanlarına ücretsiz tedavi desteği sunduklarını, depremin 7. günü itibari ile de Defne ilçesinde 100m2lik sahra hastanesi kurduğunu belirtti. Laçinbaba, 3 ay kadar hizmet veren sistemin normalleşme ile kapatıldığını belirterek “Ancak kurtarma timimiz bölgeden ayrılmayarak yaralı ve hasta canları Osmaniye’ye transfer etmeye hala devam etmektedir” dedi.

HAYTAP’ın Hatay’da herhangi bir kurumla işbirliği olmadığını, herhangi bir devlet destekleri almadığını belirten Laçinbaba kısırlaştırma programının doğrudan halk sağlığını etkilediğini ve çok önemli olduğunu vurgularken yerel yönetimlerin 5199* sayılı kanunun gereklerini zamanında ve layıkıyla yapması gerektiğinin altını çizdi. “Böylelikle hayvan popülasyonu kontrol altına alınarak paraziter enfestasyon ve zoonoz hastalıklardan da korunmuş olunur” diyen Laçinbaba hayvanların başka kentlere taşınmasına dair düşüncelerini ise şöyle açıkladı: “Temiz su ve gıda bulamayan hayvanlar hastalıkla karşı karşıya kalırlar. Sahipli hayvanlar mikrochip uygulaması ile sahiplerine iade edilmek veya yeniden yuvalanmak için transfer edilebilinir. Tabii ki riskli ve çok meşakkatli bir süreçtir. Defne’den yaklaşık 3000’e yakın sahipli hayvanı transfer ettik. Ciddi emek ve masrafı olan bir süreçti. Ancak sahipsiz sağlıklı sokak hayvanlarını enkaz çalışmaları sonrasında transfer etmeyi uygun bulmuyoruz. Kısırlaştırma programına alınarak bölgelerinde kalmalılar. Bu konuda yerel yönetimler toplama, kısırlaştırma, işaretleme, aşılama ve sonrasında beslenmelerini takip etmeliler.”

Depremden etkilenen hayvanları başka illere taşıdık; iyi mi yaptık, kötü mü?

Depremin ardından kimi iyi niyetli kimi belirsiz niyetli kişi ve kurumlarca başka kentlere taşınan hayvanların akıbetine dair soruya Laçinbaba kendi transfer ettiklerinin akıbetini bildiğini ancak bu çalışmayı yapan pek çok kişi olduğunu ve tabii ki hepsini bilemediklerini ise şu sözlerle ifade etti: “Deprem döneminde uluslararası derneklerle de işbirliği içerisine girdik. Bunlardan bir tanesi Almanya’dan Notphote kuruluşu. Yapmış olduğu saha ve maddi destek ile 183 sokak hayvanı Osmaniye’deki HAYTAP Tedavi Merkezine getirdi. 68 tanesi kırık, 13 tanesi açık yara operasyonu ve 102 tanesi enfeksiyon veya paraziter enfestasyon bulunan hayvanlardı. Tedavi sonrası Nazilli doğa ve yaban hayatı koruma derneği barınağına transferleri gercekleşti. Rehabilitasyon süreci sonrasında sahiplendirme çalışmaları yapılacak. Bu tip çalışmalar iyi niyetlidir. Ancak pek çok STK bölgedeydi hepsinin akıbeti nedir bilemem. Yetkili kurumlar bu konuda  bilgi sahibi olmak zorundadır.”

Laçinbaba depremden etkilenenlerin sadece kedi ve köpekler olmadığını 4 inek, güvercin, ördek ve tavuk gibi kanatlılar, 2 eşek, 3 koyun, 8 keçinin de enkazdan kurtarılarak Osmaniye’deki Emekli Hayvanlar Çiftliğine yerleştirildiğini ve ecelleri gelip de ölene dek onları misafir edeceklerini belirtti. HAYTAP’ın Emekli Hayvanlar Çiftliği’nde iki gönüllü hekimin çiftlikte yaşayan hayvanların düzenli sağlık kontrollerini yaptığını ve bu hayvanların 100 dönüme yayılmış bir mera alanında 10 dönümlük çitli alanlarda yaşadıklarını da ekledi.

Defne’de bulunan merkezde çalışmaları hala süren HAYTAP’ın Başkan Yardımcısı Laçinbaba, “Bütçemiz sınırsız değil ama tabii ki onları kaderine de terk etmiyoruz” dedi. Hatay Valiliği ve belediyeleri ile temasta olduklarını söyleyen Laçinbaba “Önümüzdeki günlerde Belediye & HAYTAP ortak faaliyeti göstererek kısırlaştırma kampları kuracağız” dedi. Beş ayın ardından belediye ve valilikler ile bir çalışma yapılacağını öğrenmek umut verdi. Laçinbaba’ya Hatay’daki hayvan hakkı savunucuları ne yapsın diye sorduğumda ise şöyle cevap verdi: “Nefes almak ve temiz su özellikle tüm canlıların temel ihtiyacıdır. Bu konuda aynı kaderi yaşayan canlıları unutmadan ‘bir kap şu, bir kap mama’ felsefesini uygulamaya davet ediyorum. Verdiğiniz suyun tükendiğini görmek ruhunuzu rahatlatır.

*Hayvanları koruma kanunu

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali 20-23 Temmuz’da Serinyol’da

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali; Samandağ, Arsuz ve Defne ilçelerinde gerçekleştirilen onlarca etkinliğin ardından yolculuğuna 20-23 Temmuz tarihlerinde Serinyol ilçesinde devam ediyor.

Evvel Temmuz KSF, sadece bir kültür sanat festivali değil. Bu festivale hayat veren gönüllüler, toplumsal mücadeleyi ve ortaklaşa yaşayarak hep birlikte üretme deneyimini inşa ediyor. “Festival bağlamında bu deneyime şahitlik eden katılımcıların samimiyetle dertlerine ortak olduğumuzu gördüklerini; her etkinlik sonrası gözlerimizin içine bakarak edilen teşekkürlerden, kendiliğinden ağızdan dökülen ‘iyi ve kötü zamanlarda yanımızdasınız’ cümlesinden, ekonomik kriz ve depremle derinleşen eşitsizlik deneyimlerinin kadın buluşmalarında kolaylıkla ve hızlıca ifade edilişinden, çocuk atölyelerinde paylaşılan zorlayıcı duygulardan, gençlerin halk şenlikleri ve gençlik konserlerinde yükselen seslerinden ve yumruklarından okuyabiliyoruz” diyen festival yürütücüleri akıştan, halkın katılımından ve dayanışmadan memnun.

Bir gönüllü ağı oluşturduklarından ve bu ağın hızla ve kendiliğinden büyüdüğünden, Hatay halkının her işin ucundan tuttuğundan bahseden gönüllüler tüm zorlu koşullara rağmen karşılaştıkları büyük ilginin Samandağ’da başlayıp Defne’de büyüdüğünü şimdi ise Serinyol’daki etkinliklerle devam edeceğini belirtiyorlar.

Halkın özgücü ve sponsorsuzluğun sonucunda büyüyen dayanışma

14 Temmuz’da Harbiye şelalelerine elimizde reyhanlarla ve bahhurlarla gerçekleştirilen Yürüyüş’te yüzlerce insan hep bir ağızdan “Unutmak yok, affetmek yok, helâlleşmek yok” diyerek haykırdı. Praksis Müzik Grubu’nun yol boyunca çaldığı ‘Asfur’ şarkısı ile kederlerini, Farfur’un “bizi terk edenleri bizi unutanları unutmayacağız” çığlıklarının öfkelerini, buğulu gözlerle yan yana atılan her bir adımın ise dayanışmayı örgütlediğini belirten gönüllüler, bu atmosferin halkın özgücünden ve sponsorsuzluktan oluştuğunu da vurguluyorlar.

Depremden etkilenenlerin kaldığı çadırlarda, suya, barınmaya, sağlığa, yiyeceğe, ulaşıma erişilemediğine, böcek ve salgın hastalıkların artıp koşulları daha da yaşanamaz kılışına şahit olan gönüllüler Arsuz’a geldiklerinde bambaşka bir tablo ile karşılaştıklarını ifade ediyorlar. Görece üst sosyoekonomik sınıftan ailelerin çocuklarının katıldığı etkinliklerde, temel hakların yanında kültür sanata erişimlerinin deprem öncesinde ve sonrasında çadırda ve konteynırlarda kalanlara kıyasla çok yüksek olduğunu, etkinlik yürütücülerinin deneyim paylaşım çemberinde dinleyen gönüllüler çıkarımları sonucu aldıkları karardan bahsediyorlar: “Amaçlarımızdan biri sosyal adaletsizliğin depremle daha da can alıcı hale getirdiği eşitsizliklerin üstüne gitmek olduğundan, önümüzdeki sene Arsuz’da etkinlikleri kapalı bir merkez yerine mahallelerde, sokaklarda, bahçelerde gerçekleştirmeye karar verdik.”

Defne’de festival etkinliklerinin duyurularını yaparken “bize vereceğiniz bir şeyler var mı?” diye soran birine “Size bir arada olma, omuz omuza vererek kederiyle, öfkesiyle tüm zorlayıcı duygularımıza neşeyi de ekleyerek depremle yıkılan ve politik saldırılarla yok edilmek istenen kimliğimizi, kültürümüzü, varlığımızı ve kentimizi yeniden ayağa kaldırma olasılığını yeşertmek için buradayız” cevabını verdiklerini belirten gönüllüler, “Mahalle ve köylerde sesli ve yüzyüze yaptığımız tüm duyuru ve davetlerde, amacımızı haykırmaya devam ediyoruz. Duyuluyor ve karşılık buluyor olması motivasyonumuzu, dayanışma ve mücadele kaslarımızı daha da güçlendiriyor” diyorlar.

Harika etkinliklerle halkın dayanışmasını örgütleyen, yaralara merhem dertlere derman olmaya çabalayan festival gönüllülerine teşekkür ediyor ve dayanışmayı daha da büyütmek için herkes Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nin Serinyol etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz!