Bir yılın daha sonuna geldiğimizde görüyorum ki; en çok şikâyet ettiklerimiz en çok bağımlı olduklarımız aslında. Aynı klişelerin kurbanıyız yıllardır, hâlâ. Değişmeyen geleneklerin esir alınmış gelinleriyiz hepimiz, üstelik kızlı erkekli. Evet, bugün, foseptiğin son gününden yeni yıla merhaba.

Facianın eşiğinden dönme haberleri hiç bitmedi; her yıl olduğu gibi bu yıl da. Ve her yıl başımıza gelen klişe bu sene yine başucumuzda. 2014’ün en’leri, 2014’ün kadın cinayetleri, 2014’ün teknolojik keşifleri, 2014’ün unutulmaz capsleri şeklinde uzattıkça uzatabileceğimiz sonsuza çok yakın bir listemiz çoktan oluştu.

Son bir haftadır da Facebook sayfalarımız “harika bir yıldı, parçası olduğun için teşekkürler” videolarıyla doldu taştı. Bana da önerdi, Facebook’um. Yapamadım. Yıl içinde güzel anlarım elbette oldu. Ama çoğunu paylaşmaya utandım sosyal ortamlarda. Çünkü bu yıl da her yıl gibi çok kötü şeyler oldu.

Ağlayıp, acı paylaşmaya gittiğimiz, birlikte gaz yediğimiz sonra yaralarımızı sarıp birbirimizin gözüne süt-talcid karışımı sıktığımız insanlardı biz dediğim. Ama bu biz değişiyordu bazen, zaman zaman. Öfkeyle gidiyorduk eyleme ve bir anda halaya tutuşuyorduk. Sonra gülmek devrimci bir eylem dediler, yuttuk. Tamam dedim, ne olursa olsun bozuntuya vermeyeceksin; dik duracaksın günü gelince sokakta, sandıkta, parkta, eylemde, okulda, her yerde hesaplaşacaksın. Hesapsız kalamaz bu olanlar, katliamlar; insanlara hayvanlara ve doğaya yapılan katliamlar. Saygısızlıklar. Kandırmacalar. Aptal yerine koyduklarını nasıl unuturum?

Hesaplaşacağız elbette. İnançtan inanca değişir belki bu. Ama bahsettiğim hesaplaşmalar hiç de uzak değil. Bunun için çok okuyacak, çok çalışacak, çok izleyip dinleyeceksin. Bol bol düşüneceksin. Tembellik etmeyeceksin. Eyleme gidip, iki saat dikilip, yarım saat kaçıp, gaz ve sudan etkilenip, biraz da çevik kuvvetten nasibini alınca hangi hesabı görmüş oldun ki? Yeterli değil kardeşim. Bu kolayı işin. Bize kökten çözüm gerek.

Sonra düşünmelerim sonuç verdi. Hesap günü; sen molotofunla, o gaz fişeği ve robocopuyla, sokakta karşı karşıya gelmek değildi. O da bir yoldu ama tam verimli ve kesin sonuçlu bir seçenek değildi; olamadı, olmadı, yaşadık denedik. Hesap günü belki sandık da değil. Hesap dediğinOnun yerinde ben olsaydım öyle yapmazdım” dediklerini, gerekeni yapıp onun yerine geçip, yani sen olup düzgün yapmaktı çünkü. Dediğini yapmaktı. Kızmadık mı hep dediğini yapmayanlara. Lafta esip gürleyen, her şeyi bilen ama; icraata gelince balon gibi sönenlere kızmadık mı? Sinirimizden çatlamadık mı defalarca, basın açıklamalarında, cenazelerde, eylemlerde, ormanlar kesilirken, dereler kururken? Hesap gününün tanımını değiştirdim ben bu sene. Hesap derken; bir gezi, bir Berkin’im, bir yolsuzun bir çok paralık saati değil mevzu. Bir hoca efendi, bir fıtrat ve sadece birkaç insan hakkı da değil. Mevzular çok derin kardeşim. Öyle derin ki; içinde boğuluyorum bir kıyısından göz ucuyla bakınca.

Bundan böyle isteyenler birer köşe tutsun dedik. Arkadaşlarla konuştuk, anlaştık, çarşamba günü benim günüm oldu. Ben de içinde bulunduğum aralık ayında baş gösteren bu dik duruş ve yüksek egoya dayanarak yazmaya başladım. Zaten birkaç gündür istemsizce, Facebookun mutluluk dolu videolarına bakınırken bir analiz sentez içindeydim. Zaten ülke- millet- devlet- hükümet- parti- politika- çevre- din- fikir vicdan özgürlüğü- cinsel tercih- yaşama hakkı gibi mevzulara çok takarım kafayı. Takıp takıp ağlarım. Ağlıyordum, çünkü engel olamıyordum, yön veremiyordum gidişata. Yahu sen bir okulunu bitir hele, o zaman yap siyasetini eylemini. Şimdi kim takar seni” dediklerinde bir daha ağlıyordum. Panik oldum. Manik oldum. Dikkatimi toparlayamadım. Bocaladım. Nasıl oldu bunlar, bu noktlara nasıl geldik dedim. İnsan dediğin bu muymuş? Büyümek, hayat, yaşamak bu mu kardeşlik, cumhuriyet, hoşgörü, bu mu vicdan, hangisiydi merhamet?

Asiliğim asaletimdendir dedim. Kaldırdım başımı. Çok yol denedim. Sonra adeta bir foseptik desem az bile gelecek bir yılın sonunda iyi bir ay geçirdim. Aralık ayı benim teşhiş edip tanı koyduğum, iyice tahlil edip net çıkarımlar elde ettiğim bir ay oldu. Çok üzüldüğüm yıl boyunca, hiç bu kadar kararlı bir duruşum net bir bakışım olmamıştı. Gözümdeki acı perdesi kalktı ve mantıklı kesin hareketler yapmam gerektiğine karar verdim.

Tam egom böyle tavan yapmışken ne oldu dersin? Günlük haber okumamı yaparken hiç yapmadığımı yapıp; CNN Türk’ün internet sitesinde “2014’te Türkiye’de neler yaşandı?” adlı bir video izledim. 10 Ocak 2014’te Adana’da mit tırları krizi haberinin görüntüleriyle başlayan video; 17-25 Aralık soruşturmaları, Rıza Sarraf‘ın serbest kalışı, Ergenekon sanıklarının tahliyesi, Berkin Elvan‘ın binlerce insanın katıldığı cenaze töreni, Twitter ve Youtube‘un kapatılması, (twit mwit, kökünü kazıyacağız), Soma maden faciası, Kış Uykusuna altın palmiye ödülü, Nuri Bilge Ceylan’ın ödülü bu yıl Türkiye’de hayatını kaybeden, öldürülen gençlere armağan etmesi, paralel operasyonu, Şişlide düşen asansörde yaşamını yitiren işçiler, Kobani olayları, Ermenek‘te maden kazası, kazada hayatını kaybedenlerden birinin annesinin sözleri (oğlum yüzme de bilmezdi ya,ne yaptı kim bilir suyun içinde), Manisa’da zeytin ağaçlarının sökülmesi, Yırca muhtarının sözleri ,14 aralık operasyonları ve Fetullah Gülen için yakalama kararı haberiyle sona eriyor. Foseptiğin son günü de peşimi bırakmadı yaralı anlarım. yıkıldım.

Tabii eksikler var, hem de çokça. Bunları da yazacağım, köşe benim değil mi, size her çarşamba içimi açacağım. Bazen yıllarımı verdiğim kuramlarla insanlaşacağım. Bazen isyanlarım beni insanlaştıracak, bazen yaşamın içinden çıkıp gelecek burnu havada Adorno ya da Frankfurttan başka dostlar. İsyan şart ama. İnsan desen ona keza. Klişelerden kaçmayacağım. Sizi bunaltacağım. Çünkü Bilgi azaptır” der Voltaire. Azaplarla uyanıp sakinleşeceğiz. Azaplar bizi arındıracak günden güne. İsyan edip haykıracağım. İsyan dedim de, korkmayın sevgili aile büyüklerim, beni karakollardan toplamayacaksınız ve kendi iradem dahilinde polis tarafından bir gaz fişeğiyle ölmemek için mümkün olan üst düzeyde çabalayacağım. Ama bomba gibi geliyorum. Kendimi size ihbar ediyorum. Geliyorum. Yardım taşıyan tır gibi, patlayacağı ihbar edilen canlı bomba gibi geliyorum.

Nefret söylemlerim olacak bir kısım. Biraz üzüleceğim. Biraz da aforizmaya düşebilirim. Ama beyin bedava. Biraz daha okunsun diye biraz daha çarpıcı olacağım. Elektirğimi kendim üretim dokunanı yakacağım. Dokunmayın Şaban’ıma. Geliyorum.

İbn-i haldun “Coğrafya kaderdir” diyor. Kaderimizi seçemedikse madem, en azından coğrafyalara bir etkimiz olsun. Dağlarını delip tünel yapmak, deresine dur deyip hes yanaştırmak, kızlar işe yarasın diye gelin yapıp çocuk aşık oldu diye kafasına sıkmak dışında. Evet, evet, avm’den de başka.

Bir kişiye etki etsem gidip birine anlatsa. O da birine anlatacak. Azıcık çarpıcı olup biraz da sansasyon yarattım mı, of değmesinler keyfime. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Acı paylaştıkça azalır. Bilgi azaptır. Azaplarıma ortaksınız bundan sonra. Yeniden kuracağız el ele, insanlığı, doğayı, iktidarı. Yontmayacağız. Yapacağız. Ellerimizle, güzel yüreklerimizle gerçek kardeşliğimizle.

Evet, 2015’ten beklediklerim özet olarak bunlar. Biraz ‘uçuk’ derseniz şaşırmam. Ama şaşırtabilirim. Hadi biraz birbirimizi şımartalım. Bu yıl bizim yılımız olsun. Transparan olsun beyniniz bu yıl, yol açın geçsin hür cinsler. hür olalım.

Sevgili Nazım’a kulak verin:
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…”

Sevgili Nazım..

Son olarak az önce okuduğum haberi paylaşmak zorunluluğu hissediyorum: Bolu’nun en işlek caddesinde bir yeniçeri tarafından kovalanan noel baba kostümlü kardeşe selam olsun. Sıkma canını kardeş, düzelecek.