Anlamamakta, okumamakta, anlamaya çalışmamakta ısrar edenleri ya da kadınlardan farklı çıkarlarda olduğu için karşımızda duranları bir yana bırakırsak kadınların yürüttüğü kampanyalar, örgütledikleri eylemler, yazılan yazılar, yapılan açıklamalar sayesinde artık çoğumuz İstanbul Sözleşmesi’nin anlamını ve önemini biliyoruz. Çok uzun süredir gündemde olan ve mücadelemizle kazandığımız İstanbul Sözleşmesi herkesin bildiği gibi tehlikede. 

Adlarını Türkiye Düşünce Platformu koymuş bir grup muhafazakâr erkek önce İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemiz gerektiği ile ilgili AKP’ye bir rapor sunuyor. Genel Başkan vekili Numan Kurtuluş da günlerce ailenin kutsallığını, bu kutsamanın devamı için sözleşmeden çekilmemiz gerektiğini anlatıp duruyor. Demek ki evde döven, söven, tecavüz eden, öldüren kocalar da onların kutsal ailelerine dahil. Evde çocuğunu istismar eden babalar da. Biz de diyoruz ki tacizin, tecavüzün, çocuk istismarının olduğu aileler kökünden yıkılsın. Yaşamasın zaten. 

2000’lerde Türkiye’de örgütlülüğü ve sokakta hesap soran çizgisiyle yükselişte olan feminist hareket ve kadın hareketi aslında İstanbul Sözleşmesi’nin hazırlanması ve imzalanmasında en büyük paya sahiptir. Bu sayede uygulanmasa da 6 yıldır kadınları ve LGBT+ları şiddete ve ayrımcılığa karşı korumayı taahhüt eden bir İstanbul Sözleşmesi var. 

O dönem 2002’de AKP’nin “ileri demokrasicilik” zamanlarında, Ayşe Paşalı’da olduğu gibi uygulanan şiddet ve cezasızlıklar, durdurulamayan kadın cinayetleri sebebiyle Türkiye dünya çapında baskı ve basınç altında kalmıştı. Ve mevcut iktidar da “bu şiddet sadece bize ait değil” diyerek tüm dünyaya seslenmiş ve kendilerine ait bir çeşit taktikle aklanmaya çalışmışlardı. Kadına yönelik şiddet tüm dünyada aynı biçimlerde yaşanıyor evet ama sözleşmeden çekilme uyanıklığı nereden çıktı? O dönem sözleşmeyi ilk imzalayan AKP, bugün cepheden karşı çıkan yine AKP. Bakmayın siz KADEM denen kadın örgütü kisvesi altında örgütlenenlere.Bugün KADEM’e “İstanbul sözleşmesini destekliyoruz” açıklamasını yaptıran da kadınların imzadan çekilmeye topyekûn itirazı, isyanı ve verdiği mücadeledir. Türkiye Düşünme Platformu’nun yıprandık açıklamaları da aynı kararlılığın sonuçlarıdır. Varsın ana akım medyası, yandaş medyası erkeklerle stüdyoları doldurup doldurup tartışsınlar. Biz de alanları, meydanları dolduruyoruz.

“Bu kadar çok kadın cinayeti olduğuna göre İstanbul Sözleşmesi demek ki yaşatmıyormuş diyen”ler patriarkadan aldığı güçle tarafını ortaya koyuyor ve bir de bayağı ve dümdüz bir çıkarımla büyük oyunu çözmüş edalarına kapılarak İstanbul Sözleşmesi’ni boşa çıkarmaya çalışıyorlar. Gevezelik yapıyorlar. Biz de hatırlatalım. İstanbul Sözleşmesi eğer uygulanırsa kadınlar yaşar. Erkek adalet taraftarlığıyla sözleşme uygulanmazsa, sözleşmeden çekiliyoruz denilerek katillere cesaret verilirse elbette kadın cinayetleri engellenemez. Ama biz biliyoruz, sözleşmeyi yaşatacak olan da uygulatacak olan da bizleriz ve vazgeçmeye de niyetimiz yok.

Tüm hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmaya çalışıldığı, toplumun mevcut siyasi iktidarın uygulamalarına aynı cenahta olsa dahi karşı çıktığı anda terörist ilan edilebildiği günler… Ekonomik krizin, yoksulluğun, işsizliğin tahribatının sonuçlarını yaşamaya başladığımız günler. Ama biz kadınlar haklarımız için nöbetteyiz. Kadınların kazanılmış haklarını savunmaya devam edeceğiz. Sözleşmeyi yaşatacak, İstanbul sözleşmesini ve 6284’ü uygulatacağız. Bu günlerde İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeme mücadelesi de gösterdi ki muhalefetin başında kadınlar var ve hatta başka muhalefetin olmadığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü haklarımıza sıkı sıkı sarılıp, en gür sesimizle itiraz etmekten ve haklarımıza sahip çıkmaktan vazgeçmiyoruz. 

Saçlarını kökünden tutup sürüklediğiniz kadınların kız kardeşleriyiz, şiddetinizi asla unutmayacak ve kabul etmeyeceğiz. Siz şiddeti savundukça, mor isyan da daha çok dalgalanacak.

Kadının insan haklarına sahip çıkan ve İstanbul Sözleşmesi yaşatır demeye devam eden kadınlar iyi ki var.