Ekonomi konusuna ne çabuk geldik eyvahlar olsun. Hem çok keyifsiz meseleler hem de tam bir başarısızlık öyküsü bu seferki. “Evren, ne alemde limon bahçesi?” sorusunun cevabı. Sizlere tavsiyem, yazdıklarımı “Böyle yapmazsak daha iyi olur” gözlüğüyle okumanız.

defne yagi yaparken
Defne yağı yaparken

Bu hikâyede hem tek başarılı kısım hem de gerçekten atılması gereken ilk adım olduğunu düşündüğümden dolayı, işin kolay ve eğlenceli kısmından başlayalım bari, harcamamak. Maddenin doğası gereği harcama kalemlerini ne kadar kısarsak kazanma zaruriyetinden de o kadar kurtulmuş oluyoruz değil mi? Aslında bu konuyu açmayı başka bir yazıya saklıyorum ama para harcadığımız birçok şeyi yapmak, onu almak için harcadığımız parayı kazanmaya ayırdığımız zamandan çok daha kolay. Mesela Ankara’da yaşayan bir insan yıllık tükettiği domatesi 3 m²’lik balkonunda yetiştiremeyebilir. Ama o küçücük balkonunda mevsiminde Ayaş’tan alınmış mis gibi kilolarca domatesi kurutmak pazar günü 3 saatlik keyifli bir uğraşla mümkün. Bir sonraki hafta yine yerel üreticinden temin edilen mürdüm eriğinden cevizli sucuklar, kırkağaç kavunundan pestiller… Yazın haftada birkaç saatlik uğraşınızla hazırlayacağınız kışlıklar, kışın bir aylık maaşınızı yatırsanız bile satın alamayacağınız güzellikte ve nitelikte ürünler oluyor. Neyse bu konuya daha fazla girmeyelim şimdilik, kısacası ben de böyle böyle harcamayı durdurdum. 

Ev içi harcamaları durdurdum durdurmasına ama ya diğer işler? Ortaca’ya ilk geldiğimde ben burada yokken uzun süre boş duran tarlamı artık hak ettiği güzelliğe kavuşturma isteğiyle kolları sıvadım. Tarlam biraz problemli bir yerde bulunuyor. Arazi komşularım uzun süreden beri çeşitli zarar verme taktikleriyle tarlayı onlara satmamız için işleri zorlaştırıyor. Buna karşı akılcı bir çözüm bulmaya karar verdim. Madem onlar her fırsatta zarar verecekler o zaman ben de bu zarara karşı maksimum dayanıklılıkta bir ağaç seçmeliydim. Çok düşünmeme gerek kalmadan seçimimi Ortaca’nın yerli limon cinsi olan Kara Limon’dan yana (tabii ki mono kültür değil) kullandım. Bu tür hem araziye son derece uygun hem de su baskınlarına karşı (ki en çok kullandıkları zarar verme yöntemi su bastırmak) dayanıklı. Hemen nasıl ödeyeceğim kaygısına çok kapılmadan krediye başvurdum ve çalışmaları başladım. 

Tam o sırada ilk bela geldi çaldı kapımı. Yine tarlayı su bastırmışlardı, eğer ki fidanlar üzerinde olsa ciddi bir zarara uğrayacaktım. Ben de bir daha böyle bir tehlike yaşama riskini göze alamayacağımdan dolayı elimdeki paranın yaklaşık yarısını harcayarak tarlanın etrafını büyük drenaj hendekleri ile çevirdim. İşte evdeki hesap çarşıya o gün uymamaya başladı. Kuyucudan yediğim kazık, kışın yaşanan dondan dolayı fidan fiyatlarının artması, damlama hortumları ve diğer ekipmanlara gelen zamlar derken bahçe bitmedi. Şu anda dikime hazır bir tarlam ve 200 ağaç fidanım dışında hiçbir şey yok. 

Bahçe bitmiş olsaydı da bu, şu an için bir ekonomik döngü yaratacağı anlamına gelmiyor. Fidanların büyümesi ve ağaçların tam anlamıyla verime oturması 10 yıla yakın bir süre alıyor (komşulardan koruyabilirsem). Yaz boyu bahçeye o kadar odaklanmıştım ki ekim ayında ilk kredi taksitlerinin geleceği aklımın ucundan bile geçmedi. Ama benim aklımdan geçmiyor oluşu bankanın beni unuttuğu anlamına gelmiyordu tabii ki. Ekim ayı geldiğinde önümde iki seçenek vardı. Ya borcu ödemek için şehre gideceğim ya da burada bir şeyler yapmaya çalışacağım. İlk hedefim olan limon bahçesi henüz bitmemiş olduğundan birinci seçenek otomatik olarak düştü. İkinci seçeneğin ise bir şeyler yapmakla bitmediğini biraz uzun sürede anladım.

kirsala donus yilligim Ankara'daki balkonum
Ankara’daki balkonum

İlk olarak elimdekileri bir döktüm ortaya. Yazın yaylaya inip çıktıkça hem oradaki küçük bostanımızdan, hem de doğadan topladığım malzemelerden epey bir kışlık yapmıştım şehirdeki dostlarıma hediye etmek için. Tabii beni tanıyanlar bilir elimin ayarı yoktur, hediyelik dediysem mesela elimde 70 kilo tarhana, 30 kilo salça vardı. Bir de özel bir merakı yoksa hiç kimsenin almak istemeyeceği ardıç kütüğünde tütsülenmiş yaban mantarı gibi bir dünya absürt şey. İçlerinden en makul ve herkesin bildiği kalemleri arkadaşlarım arasında yaptığım bir duyuruyla satmaya başladım. Az evvel dedim ya, yapmakla bitmiyormuş iş, bu sefer de çarşıdaki hesap eve uymadı. Sonrasında da toparlamak için birkaç tane daha başarısız girişim. 

Her neyse uzatmayalım bu sıkıcı konuları, gelmeden evvel benim de bir çok hayalim, hatta planım vardı burayla ilgili. İlk hedefim olan bahçeyi bile elime yüzüme bulaştırdım en sonunda. Anadolu’nun muzip insanlarının söylediği bir deyimde olduğu gibi ben de “sıvadım” işin doğrusu. 

kirsala donus ekonomi
Tarlamın ekilmeden önceki hâli

Peki, ne olsaydı belki böyle olmazdı? 

Benim yaptığım gibi büyük adımları tercih etmemek gerek bence. Tarla işlerinden anlıyor olmam, limon ağaçlarını sevmem ve bakımını bilmem limon bahçesi yapabileceğim anlamına gelmiyor. Hani bunun çiti, hani bunun kuyusu, hani bu değirmenin suyu?

  • Kendi gücümüze ve emeğimize ne kadar güveniyor olsak da yeterli insan kaynağının olmaması işleri çok zorlaştırıyor. Duvara çivi çakmak için bile sandalyeyi tutacak ikinci bir insana ihtiyacımız var. 380 tane ağacın dikileceği tarlayı hazır etmeyi varın siz düşünün.
  • Mümkün olduğu kadar, borçla harçla bir işe kalkışmayın. 
  • Otomobil kullanmayı teşvik ediyormuşum gibi olacak ama otomobil kullanmasını bilmemek bile işleri çok zorlaştırıyor. Hammaddeyi taşımak, gerektiğinde çarşı pazara inmek vesaire için harcadığınız efor ve zaman, işin kendisinden çok daha fazla zor olabiliyor. Yayladaki o ürünleri aşağı indirmek yapmaktan uzun sürdü (tarhanayı yapmam ve kurutmam 10 gün, aşağı değirmene indirmek için bir vasıta ayarlamam 1 ay zaman aldı)

Bu liste daha uzar da uzar. Evet, belki her şeyi salıvermek de mümkündü. Meşhur olmuş bir duvar yazısı var ya “İmkânı olan delirsin” diye, işte tam da öyle, her türlü adım kişinin koşulları ve imkânları doğrultusunda gerçekleşebiliyor. İstesem de boşverebileceğim koşullarım yok muhtemelen yakın zamanda olmayacak da.

Her ne kadar motivasyonum kırılmış olsa da bazı konularda, bu kırılmayı bir derse dönüştürüp hedefime ulaşmak konusunda hâlâ kararlıyım. Bir kere inat ettim artık inat! O bahçe bitecek!

Serinin ilk yazısı: Kırsala dönüş yıllığım 1: Sosyalleşme