Okuma süresi: 5 dakika

Kadınları, kurulu patriyarkal düzen içerisinde tahakküm altında tutmanın en başat aracı ve erkek egemenliğinin sürdürülmesinde bildiğimiz en çok kullanılan yöntem psikolojik, ekonomik, fiziksel anlamda sistematik bir şekilde uygulanan şiddet ve istismardır. Öyle ki Gülnur Acar Savran’a göre kadın bedeni patriyarkanın, tahakküm ve denetim hedefinin öznesidir. (Savran, 2009, s: 17)

Şiddet deneyimlemenin, hayatlarımızda nelere yol açtığını anlamaya çalışmak da anlatmaya çalışmak da hiç kolay değildir. Şu anda coğrafyamızda özellikle 1980’li yıllardan sonra örgütlenmesi yaygınlaşan feminist mücadelemizin konularından birisi de şiddet, şiddetle baş etme yöntemlerimiz ve dayanışmamız olmuştur. Bu konuda ülkemizde Mor Çatı’nın şiddete karşı mücadele deneyimleri ve Sığınaklar konusundaki çok önemli ısrarları ve çabaları sonucu elde edilen kazanımların tek tek kadınların hanesine yazıldığı bu zamanlarda, son günlerin en çok izlenen ve tavsiye edilen dizisi MAİD’i bu gözden izleyerek sonuçlar çıkarmaya çalıştım. Bu filmin, sondan söyleyeceğimi baştan söyleyerek Mor Çatı’nın Sığınaklar konusundaki mücadelesinin ne kadar yaşamsal olduğunu hatırlatan bir film olduğunu ifade edeyim. En çok da “kadın dayanışması” ve “sığınak” sayesinde yaşamını tekrar kurmayı başaran Alex’in hikayesini izlerken Mor Çatı’nın Sığınaklar mücadelesinin ve Sığınma Evi, Konuk evi gibi kavramlar yerine neden “sığınak” dediklerinin önemini de bir kez daha kavramış oldum. 

“Türkiye’de feministler olarak “sığınak” kavramını kullanıyoruz; çünkü biliyoruz ki evdeki savaş ortamından uzaklaşmaya çalışan kadınlar evlerini terk edip güvenli bir ortama sığınmak için bu mekânlara geliyorlar. “Sığınak” kavramı toplumdaki sistematik erkek şiddetini deşifre ettiği için siyasetçiler ve yönetim kademesindeki kişiler, bu kavramı tercih etmeyip sığınakları “Kadın Konukevi” veya “Kadın Sığınma Evi” olarak adlandırıyorlar.”(“Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Sığınaklar”, 2020)

Ben Maid’i film eleştiri analizi gibi ele almaya çalışsam da aslında gerçek niyetim diziden olumlu ve olumsuz anlamda etkilendiğim sahnelerin bana hissettirdiklerini paylaşmaktı.

Filmi izlemeye hazırsanız önce toplam on bölümden oluşan mini dizi izleyeceğinizi paylaşayım. Çoğu bölümlerinde kasvet ve iç sıkıntı ile içiniz kaplanacağı için kendi kaygı düzeyinizi ve durumunuzu da test etmeniz için bu film iyi bir olanak olacak. Ben pek çok sahneyi izlerken “artık kaldıramıyorum, bu bölümden sonra ara verelim” derken buldum kendimi. Böyle hissetmem son derece olağan çünkü kadın dayanışmasının kurulması da kadınların özgürlüklerine ulaşması da şiddetle mücadeleyi kazanması da hemen hayat bulan şeyler değildir çoğu zaman. Yolu emek ve sabır taşlarıyla döşemeniz gereken uzun erimli bir süreç ve mücadele gerektirir çünkü. 

Bu film 2021’de yapılmıştır. Başrollerinde Margaret Qualley, Andie MacDowell ve Nick Robinson oynamıştır. Filmin yaratıcısı ise Amerikalı senarist, yapımcı Molly Smith Metzler’dir. Şiddet sarmalını kırmak için henüz 3 yaşındaki kızı Meddy’i de alarak bir yolculuğa çıkan Alex’in gerçek yaşam hikayesini, yaşadıklarını anlatan bir film. 

Alex, erkek şiddeti sonucu küçük kızını da alarak evden kaçmak zorunda kalıyor. Bu yolda Alex’i evli olduğu kişi ve Meddy’nin babası olan Sean’a mahkûm bırakmaya çalışan bir ataerkil düzenin nasıl kurulmuş olduğunu izleyeceksiniz. Şiddet sarmalından kurtulmaya çalışan ve evlilik bağından kurtulan bir annenin ilk olarak çocuğuyla sokakta kalma deneyimini ve sığınağa yerleşme kararını alma süreçlerini izliyoruz. Aynı zamanda filmin devamında kapitalizm eleştirisi ile evsiz olmaya, yoksulluğa, iş bulmanın zorluklarına, hayat pahalılığına da yerli yerinde dokunuluyor. Yoksulluğu dramatize edilmeden Alex’in sınıfsal mücadelesine de yer veriliyor. Bu noktada toplumsal cinsiyet rolleriyle uyumlu olarak hızla iş bulabileceği ev işçiliğine başlıyor. Bu süreçte ev işçiliğine “saygın”lık affetmeyen ön yargılı yaklaşımlar tenkit ediliyor. Bu arada ev işçilerine yönelen ayrımcılık ve mesleki saygınlığına vurgu yapılmak istenmiş olacak ki Alex’in çalışmaya başladığı firmaya “değerli hizmetçiler” denilmiş.   Yoksulluk karşısında devlet olanaklarına ulaşmanın bürokratik zorluklarına da değinilmiş. Alex’in devlet yardımlarına ulaşmak için girdiği karmaşık süreç aslında neoliberalizm ile birlikte devletin sosyal sorumluluklarından çoktan firar ettiğinin de göstergesi gibi. Bu arada Alex hem kendine kalacak ev hem Meddy için iyi bir kreş arayışına giriyor. Çalışmaya başlayan Alex zor koşullarda da olsa bu ihtiyaçları karşılamak için işine sarılıyor. Maddy’nin babası Sean ise çocuğun bakımını paylaşma konusundaki sorumluluklarından kaçıyor. Ama bir taraftan da Alex’i ilişkilerine tekrar ikna olmaya zorlamak için psikolojik şiddet uygulamaya devam ediyor. Bu arada velayet için zorluklar yaratıyor. Bu zorluğu erkek egemen düzenin verdiği ve yargı mekanizmalarının erkek aklıyla çalışmasından aldığı güçle rahatlıkla yapıyor. Çalışma yaşamı, çocuk bakımı ve yoksulluğun bir arada yüklediği sorumluluklar, özgürleşmeye ve yeni bir hayat kurmaya çalışan Alex ve aslında tüm kadınlar için son derece zor bir sınav. Bu arada Alex’in annesi Paula’da, Alex’in babasından şiddet gördüğü için ayrılmış bir kadın. Psikolojik sorunları olan ve hayatını devam ettirmek için o da Alex gibi zorluklarla mücadele ediyor. Paula da özgün bir kişiliği, sanatsal zevkleri ve uğraşları olan bir kadın. Film, annesinin kaderi Alex’in de mi kaderi diye sorgulatırken en son 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nde açılan bir dövizi aklıma getiriyor: “Anneden kızına geçer dedikleri “kaderi” kadınlar baştan yazacak”. Evet MAİD de anne kız arasındaki sınırlı gibi görünen ama aslında çok güçlü olan dayanışma duyguları da “kader”lerini baştan yazma iradesi taşıyor. Tüm bunlar yaşanırken Alex’den hoşlanan ve ev ve araba gibi olanaklarını paylaşan Nate ise duygularına karşılık alamadığı ilk anda kaba saba davranıp Alex’in eski evine dönmesine sebep oluyor.  Sığınakta, kadınların tamamen özgürleşmek ve kopuşmak için eski yaşantılarına gitgelleri birden fazla kez yaşadığını söylüyorlar. Aslında sürdürülmek istenen patriyarkal bir sistem olmasa, bu gitgellerin yaşanması gerekmeyecek! 

Regina Alex’in müşterilerinden birisi. Başta sınıfsal anlamdaki eşitsizlikleri onları çatışmaya zorluyor. Ancak sonradan Alex’in destek isteyecek kimsesi olmadığı için Regina ile sık sık yolları kesişiyor. En kritik zamanlarda aralarında gelişen kadın dayanışması onları birbirine daha fazla yaklaştırıyor. 

Zorunlu olarak eve dönen Alex, bir yandan evdeki bakım hizmetlerini bir yandan Meddy’nin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Buradaki mutsuzluğu o kadar işliyor ki içinize evin ortasında isyan diye bağırmak istediğim de oldu. Her ne kadar zorunluluktan geçici olarak eve döndüğünü söylese de, Sean değişim adımları atıyormuş gibi davranarak Alex’i evde kalması için zorluyor. Psikolojik olarak Alex’i tekrar baskı altına almaya çalışıyor. Sean bunu yaparken üstelik, Alex’in asla iletişim kurmak istemediği ve küçükken annesine şiddet uygulayan babasından destek alıyor. Onunla erkek dayanışması yapıyor. Alex’in babası Sean’la gösterdiği erkek dayanışmasını daha sonra, Alex’in çocuğun tam velayeti için açtığı davada kızının uğradığı psikolojik şiddete tanıklık etmeyerek de sürdürecek. Öyle görünüyor ki Alex’in babası Sean’ın şiddet uyguladığını kabul ederse kendini de şiddet faili olarak tanımlaması gerekecek. İşte erkek dayanışmasının altındaki sebep de böyle ifşa oluyor. 

Evde psikolojik şiddet derinleşiyor 

Çok önemli bulduğum sahnelerden bir tanesi de koltukta uzanan Alex, her şeyin üst üste gelmesiyle birlikte bir anda görünmez oluyor. İşte bu görünmezlik kadın emeğinin görünmezliğini, kadının isminin görünmezliğini, beklentilerinin ve çabasının görünmezliğini ifade ediyor benim için. Ama görünmezlik bu kez Alex’in değişmeyen “kaderini” kendi eline alıp değiştirmesi için şimdi daha güçlü yanan bir ışık gibi onu harekete geçiriyor. Yanına hiçbir şey almadan Regina’nın desteğiyle ama bu sefer daha kararlı olarak bir kez daha sığınağa kaçarak kurtuluyor. Alex’in Rejina’nın kendisiyle gelmesi davetini değerlendirmeyerek sığınağı tercih etmesi ise kendi kendine ayağa kalkma isteğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış gibi görünüyor. Tam da burada, şiddetten kaçarak kurtulan ve gidecek yeri olmayan kadınlar için sağaltıcı koşullara sahip olan sığınakların önemini görüyoruz. Meddy’nin sığınak içerisindeki kreşte eğitim alabilmesi, kendisinin grup çalışmaları ve terapiler sayesinde edilgen değil aktif olabilmesi. Hayatla bağlarını kurma ve güçlendirme olanaklarının sunulduğu bu sığınak hayat kurtarıcı gibi görünüyor. 

Çocuğuna tek başına bakmak zorunda kalan Rejina da Alex’in desteğini alıyor. Aralarındaki kadın dayanışması pekişiyor. Sonradan üniversite okuma, yazar olma konusunda Alex’e teşviklerde bulunma ve hukuksal destek için avukat arkadaşlarından destek isteme gibi pek çok konuda Regina koşulları sayesinde Alex’in hayatına olumlu yön veriyor. 

Sean’ı uzun bir süre görmeyerek kendini koruyan Alex, yaşadığı güçlenme sonucunda onunla hesaplaşarak ilişkisini tamamen bitirmeyi ve yeni bir hayata başlamayı planlıyor. Farklı bir eyalette burs alarak üniversite okuma fırsatı yaratan Alex Meddy’i de alarak uzun bir yolculuğa çıkmaya artık hazırdır. 

Tüm kadınlar açısından bu erkek egemen düzeni tamamen değiştiremediğimiz müddette eşitsizlikler ve zorluklar her zaman olmaya devam edecek ama bu sefer Alex için “kederini” değiştirmiş olarak yeni bir hayata başlama zamanı. Filmin sonunda kadın dayanışmasının, pes etmemenin, mücadelenin kazandığını görmemiz bu kadar kasvetli bir on bölüm izlememize sizce de değmedi mi?

 Kaynakça

Savran, G. A. (2009). Hâlâ ve yeniden: “Bedenimiz bizimdir!” Feminist Politika. Sayı 4, 17- 19. 

(04.05.2020). Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Sığınaklar. Erişim Adresi: https://morcati.org.tr/yayinlarimiz/brosurler/kadina-yoneli-siddetle-mucadelede-siginaklar/