Her hafta ilginç bir dönüşüm gözlemliyorum. Bu hafta artık daha da mimari ile bütünleştiğimiz, artık içinde bulunduğumuz alanın bir parçası olduğumuzu hissettiğim bir haftaydı.

Konu neydi derseniz, şuradan başlamıştık. Alexandra Pirici ve Manuel Palmuş‘un, SALT Galata‘da gerçekleşen Modern Sanat Kamu Koleksiyonu performatif sergisinde ikinci haftayı da böyle geçirmiştik.

Geldik üçüncü haftaya.

26.10.16

Bir izleyici, performansta sunulan parçalardan biri olan “İvmeci Bir Politika İçin Manifesto“nun yaratıcıları Nick Srnicek ve Alex Williams ile birebir çalışmış biriydi. Paris’te yaşayan ve iklim politikaları üzerine çalışan bir İngiliz. Biz ise Türkçe yapıyoruz performansı. Onun katıldığı kısımda duyuyor Alex Williams ve Nick Srnicek’in isimlerini, şaşırıyor. İzleyiciyle konuştuğumuz kısma gelince de bu konuda bahsettik haliyle. Benim de sadece şu alıntı ile hayatıma giren manifesto ilginç ve bütününü okumakta ve buradan açılan kapılardan girip araştırmakta fayda var.

Kapitalist hız, bir eliyle yerinden kopardığını diğer eliyle oraya bağlıyor. Modernlik, ekonomik büyümenin istatistiki ölçülerine indirgenip, toplumsal yenilikçiliğin etrafı komünal geçmişimizin kiç artıklarından bir kabukla kaplanıyor. Thatchercı-Reagancı liberalleştirme, Viktoryen ‘köklere dönüş’çü aile değerleri ve dinî değerlerle rahatça aynı sırayı paylaşıyor.

Marx, Nick Land’le birlikte, bugün de paradigmatik ivmeciliğin öncü düşünürü. Marx, modernliği reddeden bir düşünür değildi, aksine onu çözümlemeye ve içeriden müdahale etmeye çalışıyordu; tüm sömürü ve yozlaşmasına rağmen kapitalizmin bugüne kadar oluşan en ileri ekonomik düzen olduğunun farkındaydı. Kapitalizmin kazanımları geri döndürülmeyecek, kapitalist değer biçimi kısıtlamalarının ötesine ivmelendirilecekti.

Süreç-olarak-demokrasi’ye tanınan baskın ayrıcalık geride bırakılmalı. Gerçek demokrasi, hedefiyle yani kolektif özyönetimle tanımlanmalı.

Ancak toplum ve çevresi üzerinde azami hâkimiyeti hedefleyen Prometeusçu bir siyasetin küresel sorunlarla başa çıkabileceğini, sermayeye karşı zafere ulaşabileceğini beyan ediyoruz. Bu siyasete, Homo Sapiens’lerin dünya ve bedenimizin dolaysız biçimlerinin dayattığı sınırlandırmaların ötesine uzanma rüyasının tekrar canlandırılmasının da dâhil olması gerektiğine inanıyoruz. Aydınlanma’nın öz eleştiri ve öz hâkimiyet projesinin ortadan kaldırılmasına değil, tamamlanmasına doğru.

Keskin bir tercihle karşı karşıyayız: ya küreselleşmiş bir post-kapitalizm, ya da primitivizm, sürekli kriz ve gezegende ekolojik çöküşe doğru yavaş bir parçalanma.

Geleceğin inşa edilmesi gerekiyor. İvmecilik daha modern bir geleceğe; neoliberalizmin içkin yetersizliklerinden ötürü üretemeyeceği alternatif bir modernliğe ulaşmak üzere ilerliyor.

salt-galata-foto-yeliz-selviAlıntı, SALT tarafından, Manuel Pelmuş ve Alexandra Pirici’nin Modern Sanat Kamu Koleksiyonu’nda kullandıkları Türkçe’ye çevrilmiş versiyonu ve bizim performansta sunduğumuz kısmıdır. Manifestonun bütününün bir çevirisini ise burada buldum.

Diğer bir izleyici ise bizi bir saatten fazla sessiz ama pür dikkat izleyen bir izleyici. Sonradan tekrar gelip bize bunu neden yaptığımızı sordu. Her hangi bir konuyu sunarken bazen sadece o konuya odaklanırız. Bu soru, tam da böyle bir noktada algıyı kutunun dışına çıkaran bir soru aslında. Peki, bir adım geri gelirsek bunu neden yaptığını biliyor musun?

Günün kapanışı ise dört genç öğrenci arkadaşın yanımıza gelmesiyle oldu. Yukarı katta çalışırken bizi duymuş ve dinlemişler. Onlar da ne yaptığımızı merak ettiler, konuştuk, anlattık. Ezberimizi takdir ettiler ve keyif aldıklarını görmek günü güzel bitirmemizde etkili oldu muhakkak.

27.10.16

Bugüne dair söyleyebileceğim hiçbir şey yok. Kendimize dair belki var ama o da bizimle kahkahalara gömüldü.

28.10.16

Bugünkü izleyicilerde bizimle çok rahat iletişim kurduklarını fark ettim. Birimizi boş gördükleri herhangi bir yerde, zamanda hemen sorular soruyorlar, ilgilendiklerini ve beğenilerini dile getiriyorlardı. Genellikle 20-30 yaş arası kişilerle konuştuk bu anlamda.

Bugün görece daha aktif bir gündü izleyici açısından, bizi görenlerin çoğu bir süreyi bizi izleyerek geçirdi. İşin anlatılığı bilgilendirme panosunu okuyan çok kişi olması da gözüme takıldı.

29.10.16

Cumartesi günleri Salt genelde kalabalık oluyor demek ki. Bir şekilde, bu son zamanlarda gelen izleyiciler yaptığımızın bir performans olduğunun farkında. Özellikle izlemeye gelen az kişi var, tanıdıkları yani hali hazırda dans ve performans dünyasında olanları saymazsak. İşi gücü dans, sahne olmayan izleyiciden diyelim. Çok değerli. Gelip, görüp izlemeye kalıyorlar ve anlamaya çalışıyorlar. Bu anlama sürecinde bir şekilde bizimle kontak kurduklarında rahatladıklarını gözlemliyorum.

Bazı genel bir soru; “dans mı okuyorsunuz?” Benim için yaş itibarıyla iltifat gibi ama bir anlamda profesyonelliği sorguladıklarını da biraz konuştukça fark ediyorum. Profesyonel ne demek konusuna girilirse çıkılmaz, bu sebeple sadece bir soru işareti olarak bırakıyorum.

30.10.16

Bugün de birkaç poz kalıp geçenler dışında biraz kendi kendimize bir süreç geçirdik. Bu tarz zamanlar bizim yaratıcılığımızı destekliyor, kendi adımıza bunu fark ettim. Başta daha katı olan “öğrenilmiş kuralları”ın esnemesiyle aslında yaratıcı tarafımız açılıyor. Bireysel gelişim anlamında ise bunun çok değerli bir zaman olduğunu düşünüyorum; zihinsel esneklik.