Ben siyasi çıkarları için ilerleyen birilerinin sesi değilim; ben batıdaki Ece, doğudaki Berfin, Karadeniz’deki Fatma, Akdeniz’deki Yasemin, Anadolu’daki Zeliha, kütüphanedeki Elif, amfisinde dersini dinleyen Fatmanur, balat sokaklarında unutulmuş bir kız çocuğu, çocuklarına bakmak için çalışan Pınar abla, torun bekleyen Ayşe Teyze, emekli parasının gününü sayan Fatma nine ve hatta bir erkeğin sesiyim:

AKP hükümetinin yeni Türkiye söylemleri ile birlikte sistem değişiklikleri yapılmaya başlamıştır. Zorunlu eğitimin kesintisiz uygulama sistemi kaldırılıp 4+4+4 sistemine 2012-2013 eğitim öğretim yılında geçişimizle birlikte artan ve artmaya devam eden imam hatip ortaokullarında ve liselerde ciddi derecede artış meydana geldi. AKP’nin elde ettiği güç ile siyasal İslamcı zihniyeti toplumdaki olguları değiştirmeye hatta anayasa maddelerine aykırı olan sistem değişikliklerine kadar gitti. Bir senedir AKP iktidarı tarafından dile getirilen ve bugünlerde gündemimize yerleşen bir konu olarak müftülüğün nikah kıyma yetkisi yasasını görüyoruz.

Siyasal İslam ideolojisi, dinin toplumsal etkisinden de olağanüstü derecede yararlanarak, siyasette önemli bir güç oldu. Siyasal İslamcı düşüncenin merkezine çoğu zaman yerleştirilen konu kadındır. Son 15 senedir, AKP hükümetinden beri kadınlar üzerinden söylenen söylemlere baktığımızda kadınlarda istemedikleri yönleri dini ön plana sürerek kadınlar üzerinde baskı oluşturmuşlardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın I. Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi’nde yaptığı konuşmada “kadınla erkeği eşit konuma getirmenin fıtrata aykırı” olduğunu söylemesi, Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ında “Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” gibi söylemlerle din üzerinden propaganda yaparak kadınların bu şekilde lanse edilmesi ve bu yöntemlerle kadınlara istediklerini yaptırmaya çalışılmıştır. Toplumsal baskı dediğimiz şey, bir amacı, çıkarı gerçekleştirmek için insanlara davranışlarını kendi istedikleri gibi değiştirmeleri için yapılır. Bu bağlamda, dini bir araç görüp toplumda baskı yaratmak için kullanıldığı açıktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunulan Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın “müftülere de nikâh kıyma yetkisi” veren tasarı 18 Ekim 2017 tarihinde meclis tarafından kabul edildi; tasarı evlendirme yetkisi bulunan görevlilere il ve ilçe “müftülerinin” eklenmesi değişikliğini içeriyor. AKP tarafından vatandaşların “evlendirme işlemlerini kolaylaştırmak, daha kolay ve seri bir şekilde hizmet alımını sağlamak” nedenleri ile savunuluyor. Fakat “hızlandırma” adına yapılan bu değişikliğin bir başka boyutuna baktığımızda üç büyük sorunla karşılaşıyoruz; kadınlar üzerinde etkileri, laiklik ilkesine aykırı olması, toplumu bölmek.

Kadınlar üzerinde etkileri 

18 yaşından önce yapılan evlilikler “erken” evliliktir ve çocuk yaşta evlilik insan hakları ihlalidir. BM Nüfus Fonu Türkiye Temsilcisi Dr. Zahidul Huque, 2011 yılında Türkiye’de yaptığı araştırmalarında; 20 bin ailenin 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için dava açtığını ve “18 yaş altı evlilik” oranı ortalaması yüzde 28 olduğunu bildirdi. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre erken evlilik ve nişanlanma nedeniyle eğitime devam etmeyenlerin yüzde 97.4’ü kız öğrencilerdir. USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) tarafından yapılan çocuk yaşta evlilik oranları raporunda da, ülkemiz Avrupa ülkeleri arasında %14’lük oran ile 2. sırada yer alıyor.
Çocuk yaşta evlilik oranları ülkemizde yüksek iken müftülerin nikah kıyabilme yetkisinyle bu oran daha da çok artacaktır yani küçük yerlerdeki denetim eksikliği nedeniyle akraba evlilikleri ve çocuk yaştaki evlilikler artacak ve evlilik öncesi sağlık raporu gibi birçok prosedür gözetilmeyecek.

Her açıdan kadın erkek eşitsizliğinin sorun olduğu ülkemizde dini nikah kadınların evliliğe daha eşitsiz başlamasına neden olacaktır. Dini nikah resmileştiği zaman kadınlar evlilikten kaynaklı haklarından mahrum kalacaktır ve dolayısıyla, kadınlar medeni hukukta elde edeceği hakları imam nikahında elde edemeyecektir. İktidarın bugün evlendirme yetkisini din görevlilerine vermesinin yarın boşanmanın da miras hakkının da eşler arasındaki ilişkinin de şer’i hukukla belirlenmesinin kapısını açacağını biliyoruz [1]. AKP istediği bu düzenleme ile yine eril ve dinsel yaklaşımını gösterdi.

Laiklik ilkesine aykırı

Laiklik sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına gelmemektedir; laiklik, Müslümanın, Hristiyan’ın, Musevi’nin, Ateistin, Budist’in ve farklı mezhepteki ve dindeki insanların eşit hakları sahip olup özgür bir şekilde inancını yaşayabilmesidir. Yani devlet tarafından her dine eşit bir şekilde yaklaşılmalı ve bir din egemen olmamalıdır. Dolayısıyla değiştirilen tasarıda, bir seçenek yaratmanın ötesinde Anayasamızda laik olarak tanımlanan devletimizin İslam’a göre hareket eden bir kurum tarafından resmi nikah kıyılabilmesi laikliğe aykırıdır. Nikahın Medeni Kanununa göre yapılacağı belirtilse bile bu nikahların tören biçimi olarak birbirinden farklı olacak ve daha da farklılaşacaktır.

1993 tarihinde Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan 4. Olağan Kongresinde şu ifadeleri kullanmıştır; “Herkese insan hakkı vereceğiz, herkese inandığı gibi yaşama hakkı, herkese dilediği hukuku seçme hakkı vereceğiz, yönetimi merkeziyetçilikten kurtaracağız. Biz geldiğimizde isteyen Müslüman nikâhını müftüye kıydıracak, isteyen Hristiyan nikâhını kilisede kıydıracak.

Fakat bu ifadeler için Anayasa Mahkemesi kararında şu cümleler yer alır; “Hukuku, inançlara göre ayırmak, vatandaşların birbirleriyle hukuksal bağlantılar kurmalarını ve ilişkilerini geliştirmelerini zorlaştırır. İnanç farklılıklarına dayanan değişik hukukların uygulanması sosyal gelişmeyi önleyeceği gibi, ulusal bütünlüğü de bozar. Oysa, ulus olmanın koşullarından biri de hukuk ve yargı birliğinin sağlanmasıdır. Hukukun din, mezhep ve etnik farklılıklara değil, çağdaş değerlere göre düzenlenmesi gerekir. Bireylerin inançları nedeniyle farklı hukuka bağlı olmalarına yol açacak, ‘çok hukukluluk’un dinî ayrımcılığa neden olacağı, akıl ve çağdaş bilime dayalı lâik düzeni sarsacağı açıktır. Böyle bir düşüncenin Anayasa ve evrensel değerleri yansıtan İnsan Hakları Sözleşmeleri karşısında koruma görmesi olanaksızdır. Bu nedenle, Parti Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın ‘çok hukuklu sisteme ilişkin anlayışı egemen kılma yolundaki söz ve davranışları lâiklik ilkesine aykırıdır.

1993 senesinde Anayasa Mahkemesi tarafından böyle bir karar çıkmasına rağmen şu an bu tasarı onaylanmış durumdadır. Din ve devlet işlerine birbirine AKP hükümeti bunu siyasi çıkar için kullanmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ünde dediği gibi; “Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.”

Toplumu bölmek 

Diyanet İşleri Başkanlığı, Başbakanlığa bağlı bir biçimde ülkemizde din hizmetlerini yürüten kurumdur. Diyanet İşleri, “İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmektir.” ilkesi ile hareket etmektedir. Diyanet İşlerine bağlı olan müftülükler de İslam dinine uygun nikah kıyacaktır. Fakat ülkemizde sadece Müslümanlar değil başka dinlere mensup insanlar da yaşamaktadır. Bu sistem insanları din adına birleştirmek yerine daha da çok bölmektir. İnsanlar, “dini nikah töreniyle evlenenler” ve “resmi nikah töreniyle evlenenler” olarak ayrışacaktır ve toplumumuzda müftü nikahı yaptıranlar dindar, belediyede nikah kıydıranlar dinsiz gibi bir algı olacaktır. İnsanlar çevrelerindeki toplumsal baskı yüzünden çevrelerinin tercihine göre nikah kıyacaktır.

Dipnot

[1] https://ekmekvegul.net/gundem/kadinlar-muftulere-nikah-yetkisine-karsi-mucadeleye-cagiriyor