Gey olduklarına karar verdi çocuklar; lezbiyen olduklarına, aseksüel olduklarına… Korktular önceleri, çekindiler. Bu seçimlerinden daha doğal bir durum olamazken, kendilerinden utandılar. Sokakta el ele yürümekten korktular. Neden? Ayıp mıydı? Tabii ki hayır. Ama standart bu değildi işte. Biçilen roller bunları gerektirmiyordu. Demişti ki Ginsberg: “Molok ruhuma çok önceleri giren! Molok içinde gövdesiz bir bilincim ben! Molok beni doğal esrikliğimden korkutan! Kendimden geçtiğim Molok! Uyandığım Molok! Gökyüzünden boşalan ışık!” Biz de çocuklarımızı o iğrenç Molok’a (Molok İncil’de geçen, çocukların onun adına kurban edildikleri bir tanrıdır) o adı batasıca sisteme kurban ettik.

Türk Dil Kurumu’na göre cinsiyet; “Bireye, üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırt ettiren yaratılış özelliği” olarak tanımlanmaktadır. Burada dikkatinizi çekmek istediğim şey ise bu tanımdaki “yaradılış”, “rol” ve “erkekle dişi” ikiliğidir. Günümüzde, bilimsel bilgiyi halı altı etmiş kişiler hala daha cinsiyetin primitif ya da sistemi besleyecek tanımlarını yapmaktadırlar. Cinsiyetin yaradılıştan geldiğini ve kadın-erkek dışında bir çizginin ötesine geçmemesi gerektiğini savunup, bu işin sosyolojik, psikolojik ya da fizyolojik yanlarını görmezden gelirler.

Molok
Molok İncil’de geçen, çocukların onun adına kurban edildikleri bir tanrıdır.

Bir kişinin cinsiyetini belirleyen vasıflar aslında “biyolojik cinsiyet” ve “toplumsal cinsiyet” kavramları ve tanımları altında toplanır. Biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasındaki fark, bireyin üreme anatomisinin ya da ikincil cinsiyet karakterlerinin (fizyolojik farklılıklar) biyolojik yapısıyla; toplum tarafından yapılandırılmış sosyal rolleri veya kişinin kendi özünün bilincine varmasıyla kendine bir cinsel kimlik seçmesini birbirinden ayırır.

Feminizm, 1970li yıllardan sonra biyolojik cinsiyet ve cinsiyetin sosyal yapısı arasındaki farkın üzerinde durdukça, cinsiyetin tanımı da evrilip daha bilime ve akla uygun hale geldi. Artık Dünya Sağlık Örgütü ve LGBTİ de bu tanımların takibini yapmaya başladı. Fakat Türkiye’de hala “cinsiyet” kavramının kullanımı fiziksel görünüşe ve geleneksel rollere atıfta bulunur.

Biyolojik cinsiyeti belirleyen faktörler; kromozal, genetik, gonadal (cinsiyet bezi ile ilgili; yumurtalık veya testisler), iç üreme organları, dış üreme organları, hormonal ve psikososyal olarak yedi başlık altında toplanır.

Kalıtımsal yapıya göre cinsiyet Y kromozomunun varlığına ya da yokluğuna göre şekillenir. 44+XX kromozomlarına sahip birey dişi cinsiyette iken 44+XY kromozomlarına sahip birey erkek cinsiyetlidir. Ayrıca, bu kromozomlar farklılık gösterip 47XXX, 47XXY, 47XYY gibi şekillenebilir. Bunların sonucunda da süper dişilik,süper erkeklik, göğüs oluşmaması ya da parmak arasında perdelenme gibi durumlar oluşabilir. Fakat bunlar gayet normal durumlardır. Yani; sırtını sistem yalakası modern tıbba dayayan toplumsal kanıların aksine, bu durumlar ne bir bozukluk ne anormalite ne de hastalıktır. Aksine, tamamen normaldir!

İstanbul'da düzenlenen 12. LGBTİ Onur Yürüyüşü
İstanbul’da düzenlenen 12. LGBTİ Onur Yürüyüşü

Toplumsal cinsiyet ise; bireyin sosyal açıdan cinsel kimliğini ele alır ve fizyolojik göstergelerle uğraşmaz. Bir toplumda, bir kültürde bireyin doğduğu zaman yaftalandığı cinsiyet ile doğrudan alakalı kılık kıyafet, sosyal davranışlar ile ilgili konseptleri inceler.

Toplumsal cinsiyet kavramını ortaya atan John Money, “Cinsiyet rolu kavramı, bir kişinin, kendi cinsiyet kimliğini kanıtlamak için söylediği ve yaptığı her şeyi ifade etmek için kullanılır” diye belirtmiştir.

Cinsiyet rolleri, kadınlar kadar erkeklere ve diğer cinsel kimlikleri benimsemiş bireylere de “olması gereken” konusunda kişileri içinden çıkamadığı durumlara iterler. Bir kadına domestik roller biçilip, aksi halde davrandığında yapılan baskı gibi; bir erkeğe de evin geçimini üstüne alma gibi roller biçilip, dayatılır. Kadının çalışıp para kazanmak isterken, erkeğin evde kalıp çocukla ilgilenmek istemesi kadar doğal bir durum yoktur. Bu, kişinin sosyal iradesiyle ve kişisel mutluluğuyla ilgilidir.

Aynı şekilde, bir erkek çocuğunun kadın kıyafetleri giymek istemesi; bir kişinin aseksüel olmayı seçmesi ya da bir kız çocuğunun karşı cinsin tavırlarını takınması da gayet doğal ve kişinin sosyal gelişimi için saygıyla karşılanması gereken bir durumdur. Aksi takdirde; insan baskı altında kaldığı durumlarda çaresizleşir ve soyutlanmalar başlayabilir.

Aseksüelliğin resmi bayrağını taşıyan genç eylemci (Kaynak: www.vice.com)
Aseksüelliğin resmi bayrağını taşıyan genç eylemci (Kaynak: www.vice.com)

Translar vardır!

Biyolojik cinsiyetiyle toplumsal cinsiyetinin uyuşmadığını hisseden transcinsel insanlar, kendilerini biyolojik cinsiyetinden farklı bir cinsel kimlikle tanımlarlar. Tıpkı diğer standart cinsiyetler -yani kadın ve erkek- gibi, transcinsel insanlar da heteroseksüel, eşcinsel, biseksüel, aseksüel vb. olabilirler.

Kadın yanım hep benimleydi, arada sırada yüzeye çıkıp diğer türlü gayet tipik sayılabilecek bir erkek çocukluk ve ergenlik deneyimini biraz karıştırırdı ama sadece son birkaç yıldır kendimi arada trans olarak tanımlamaya başlamıştım. Trans kelimesini beğenmemin sebebi başka insanların kelimeyi sorunlu bulma sebepleriyle aynı: muğlak ve kafa karıştırıcı, bir durumla ilgili ipucu veren ama spesifik bir şey söylemeyen bir kelime. Ameliyat öncesi ve sonrası transseksüellerden cinsiyetler arası kıyafet değiştirenlere, çift cinsiyetlilere, kendiniz için her ne cinsiyet varyasyonu icat etmek istiyorsanız onu kapsayan bir terim.” – David Torrey Peters*

Uzun lafın kısası; yalnızca kadın ve erkek cinsiyetlerinin bulunduğu, cinsiyetin üremeye paralel bir olgu olduğunu, kadının kadın gibi erkeğin erkek gibi davranması gerektiği iddiasını; bunun dışındakilerin ise cinsel kimlik bozukluğu sahibi olduğunu, tedavi edilmesi gerektiğini savunan bilim, bilimselliğin ucundan kenarından bile geçmiyor.

*David Torrey Peters alıntısının çevirisi 5harfliler.com’dan alınmıştır.