Cennet Koyu, Fethiye’nin Faralya köyüne bağlı koylardan bir tanesi. Son yıllarda ünü tavan yapmış Kabak Koyu’nun hemen yanında bulunmakta. Şüphesiz ki Kabak Koyu’na artan rağbet Cennet Koyu’nun da bilinirliğini arttırdı, yine de Cennet Koyu hâlâ yalıtılmış doğasıyla adının hakkını vermeye devam ediyor.

Nasıl giderim?

Koya ulaşım için 2 seçeneğiniz mevcut. Bu 2 seçeneğin de pek kolay olduğu söylenemese de varış noktanıza ulaşıp şöyle bir manzaraya baktığınızda yaşayacağınız tatminin yanında lafı bile edilmez.

Ulaşım için birinci seçeneğiniz Kabak Koyu’ndan tekne ile geçmek. Tabii bunun için öncelikle Kabak Koyuna ulaşmanız gerekiyor. Eğer özel aracınız ile seyahat ediyorsanız Fethiye’den sonra, eğlenceli bir dağ yolundan yaklaşık yarım saat-kırk beş dakikada Faralya’ya ulaşıyorsunuz. Nereden Kabak Koyu’na ayrılacak yol diye hiç endişelenmeyin, dümdüz gidin; çünkü bir noktada zaten yol bitiyor ve sizi “yolun sonu” tabelası karşılıyor. Aracınızı otoparka bırakıyorsunuz ve minibüse binerek yaklaşık 10 dakikada Kabak Koyu’na varıyorsunuz. Aklınızdan arabayla geldim, niye koya da arabayla inmeyeyim sorusu geçecektir. Geçmesin, çünkü yol o kadar kötü ki arabanız parçalanmadan koya ulaşmanız çok düşük bir ihtimal.

Özel araçla değil de otobüs ile seyahat edecekseniz Fethiye’den Faralya dolmuşlarına binmeniz gerekiyor. Dolmuşların son saati 19.30. O yüzden saat ayarlamanızı ona göre yapmalısınız. Param var diyorsanız Fethiye-Faralya arası yaklaşık 100 liraya taksi ile de gidebilirsiniz.

Kabak Koyu’na vardıktan sonra doldukça kalkan 8-10 kişilik teknelerle Cennet Koyu’na varabilirsiniz. Tekne yaklaşık 200 liraya kalkıyor. Yani ben parasını veririm kardeşim diyorsanız kimseyi beklemeyebilirsiniz. Tekne ile ulaşımın handikabı ise denizin dalgalı olduğu günlerde tekne kalkmıyor olması. Zamanınız varsa deniz durulana kadar Kabak Koyu’nun tadını çıkabilirsiniz. Tabii bu sürecin ne kadar olduğu değişiklik gösterebiliyor. 2 saat de bekleyebilirsiniz 2 gün de, tamamen doğanın insafına bağlı.

Bu bekleyişin hazzı ise bir başka. Kendinizi eski çağlarda, ilerleyebilmek için doğa ananın rüzgârını bekleyen, doğayı dinleyip ona dua eden bir viking gibi hissedebiliyorsunuz. İnsanlığın doğaya egemen olma hırsının bir sonucu olarak günümüzde bu duyguyu yaşayabilmek maalesef ki pek mümkün değil. O yüzden beklemek zorunda kalırsanız da bunu bir şans olarak görüp, doğa ile uyumlu olmanın huzurunu yaşayın…

Huzur, uyum falan güzel de bir de izin süresi, para gibi gerçekler var. Denizin durulmasını bekleyemem diyorsanız ulaşım için ikinci seçeneğiniz Kabak Koyu’ndan Cennet Koyu’na yürümek. Yürünüyorsa yol vardır diye düşünebilirsiniz fakat durum pek öyle değil. Eğer kondisyonlu ve pek mola vermeden yürürseniz yaklaşık 2 saatte, dinlene dinlene giderseniz 3 buçuk 4 saatte varabileceğiniz bir keçi yolu mevcut. Oldukça meşakkatli bir yürüyüş, yer yer tırmanmanızı bile gerektiriyor. Tüm zorluğuna rağmen ise eğlenceli bir yürüyüş. Ayrıca keçilerle empati kurabilme yetiniz de oldukça gelişiyor.

Eğer bu ikinci seçeneği tercih edecekseniz yanınıza fazla eşya almamaya özellikle dikkat edin; taşımaktan yorulup birçoğunu yolda feda etme ihtimaliniz var. Olası sakatlıkları önlemek adına, mümkünse hava aydınlıkken yürüyün. Gece yürüyecekseniz de yanınızda fener bulundurmayı unutmayın. Son olarak ise yolun uzunluğunu düşünerek yanınızda yeterli içme suyu bulundurun.

Nerede konaklarım?

Koyda bir adet işletme haricinde başka bir yaşam belirtisi bulunmamakta. Sahilden yaklaşık 5 dakika suren patika yoldan yukarı çıkarak işletmeye ulaşabiliyorsunuz. Hayranlıkla orman, dağ, deniz üçlemesini izlerken düşmemeye dikkat edin.

Eğer ben uyurken denizi dinlemek istiyorum diyorsanız çadırınızı sahile de atabilirsiniz. Fakat gündüz gölge bulunmadığından oldukça sıcak olacaktır. Ayrıca gündüzleri sahildeki arı yoğunluğuna geceleri sivri sinek popülasyonu da eklenmekte. Tavsiyemiz çadırınızı ormandaki işletmeye kurup sahile istediğiniz zaman patikadan inmeniz. Gündüzleri denize girmek, güneşlenmek gibi amaçlarla kumsala inerken yanınıza su vs. almayı unutmayın. Patikayı inip çıkmak biraz meşakkatli olduğundan sürekli inip çıkmak istemezsiniz.

İşletmede tuvalet, duş, su, yemek gibi ihtiyaçlarınızı karşılayabiliyorsunuz. Hizmet kalitesinin pek mükemmel olduğu söylenemese de kötü de denemez. İşletmede yiyebileceğiniz çeşit az, o yüzden (özellikle de vegansanız) eğer taşıma imkânınız varsa yanınızda atıştırmalık bir şeyler, meyve vs. götürebilirsiniz. Bizler bu ayrıntıyı atlamıştık ve 4 günlük tatilimizde 1 tane meyve yiyebilmek için çok fazla şey feda edebilecek durumdaydık fakat bulamadık.

Fiyatlara gelince, pahalı bir yer değil ama işletmeye kıyasla özellikle içecek fiyatlarının biraz yüksek kaldığını söyleyebilirim. Örnek vermek gerekirse, küçük fincanda nescafe 5 tl, 1,5 litrelik su 5 tl gibi. İçilebilecek bir su kaynağının bulunmadığı ve yaz aylarında suya ne kadar ihtiyaç duyduğumuz düşünüldüğünde özellikle suyun fiyatları yüksek. Gidildiğinde farklı fiyatlarla karşılaşılmaması açısından belirtmeliyim ki biz Cennet Koyu’nu Haziran ayında Space Pirates isimli psychedelic müzik festivali vesilesiyle ziyaret ettik. Bu verdiğim fiyatlar da festival esnasında işletmenin bizlere sunmuş olduğu fiyatlar.

Neler yapmalı?

Denk getirebiliyorsanız özellikle dolunay zamanı gidilmesi tavsiye edilir. Hem sahilde hem de işletmenin bulunduğu ormanlık alanda ay tam bir görsel şölen sunmakta. Gece ormanın sessizliğini dinlerken, dağların arasından dolunayın doğuşunu izlemek oldukça ruhani anlar yaşatacaktır.

Gecenin prensi ay ne kadar muhteşem doğuyor ise gündüzün kraliçesi güneş de bir o kadar muazzam batıyor Cennet Koyu’nda. Burası gerçekten cennet dediğiniz an, tüm gün güneş ile beslenmiş ılık kumlarda oturmuş güneşe güle güle derken olacak; o yüzden kesinlikle bu tadı es geçmeyin.

Peki denizi nasıldır diye merak ediyorsanız, her bir ayrıntısı gibi o da muhteşem. Suyu ne çok sığ ne de çok derin, ne çok sıcak ne çok soğuk. Her şey olması gerektiği kararda. Bakir kalmış olmasından dolayı oldukça temiz. Çok tuzlu olmaması ise ayrı bir avantaj. Şnorkelle denizin altına bir göz atmanız tavsiye edilir.

Sahili şöyle bir baştan sona yürüyüp keşfetmeyi ihmal etmeyin. Sağ tarafa doğru yürüdüğünüzde kayaların ardına saklanmış mini koylar göreceksiniz. Kumsalda oturup güneşlenmek çok eğlenceli olsa da bazen sıcakta bunalırız. İşte bu kayaların oluşturduğu minik alanlar doğanın bu sorunumuza bir çözümü. Buralarda hem tertemiz deniz suyunun içinde oturup dalgaların teninize vuruşuyla serinleyebilir, hem de güneşlenmek, kitap okumak, arkadaşlarınızla muhabbet etmek gibi aktiviteleri aynı anda gerçekleştirebilirsiniz. Dalgaların kayalar üzerinde oluşturduğu mermerimsi doku ve şekilleri incelemeyi de unutmayın. Yüzyıllardır suların aynı azimle dövdüğü bu kayalar sizi çok derin düşüncelere götürecek.

Cennet Koyu’nun sahili öve öve bitmez ama bu kesinlikle ormanını daha az güzel yapmıyor. Kumsala inmek istemediğiniz vakitlerde ormanı keşfe çıkın. İzleyeceğiniz rota size kalmış. Gezintiniz esnasında ormanın sesinin ve havasının ruhunuzu iyileştirdiğini duyumsayacaksınız.

Başka ne var derseniz, işletmenin bulunduğu yerde girişi pek de fark edilmeyen bir mağara mevcut. Yazın tüm sıcaklığına karşın mağara bir o kadar serin. İlginç olan ise yaşlı bir amcanın bir süre önce bu mağaraya yerleşmiş ve burayı evi olarak bellemiş olması. Amcamız mağaranın içine sedirleri, minderleri döşemiş ve gelen ziyaretçileri de tüm misafirperverliğiyle kabul ediyor. Buranın amazonvari havası sıcak yaz günlerinde bulunması zor bir ortam sağlıyor.

Son sözlere gelirsek, Cennet Koyu bakirliği ile insanın kendini sorgulamasını sağlayan bir büyüye sahip. İnsanlığın doğaya verdiği zarar karşısında burası tam bir öncesi – sonrası resmindeki “öncesi” tablosunu yansıtıyor. Bu bakir koy gibi muhteşem güzelliğe sahip pek çok yer insan eliyle yok edildi. Eğer burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz yapacağınız şeylerden biri de mutlaka bu ayrımı fark edip, doğaya karşı olan davranışlarınızı tekrar gözden geçirmek olsun.

Dönüş vakti geldiğinde bu eşsiz mekâna bırakacağınız tek şeyin kumsaldaki ayak izleriniz olması dileğiyle…

Fotoğraflar: İpek Seta