Ana Sayfa Blog Sayfa 133

İstanbul Kısa Filmciler Derneği kapanıyor

Türkiye’nin en eski Kısa Film örgütlenmesi olan ve tam 21 yıl önce 1997’de faaliyete açılan “İstanbul Kısa Filmciler Derneği” kapanma kararı aldı. Bu kararın gerekçesi ise; derneğe kimsenin üye olmaması, üyelerin aidat ödememesi ve derneğe kimsenin yardım etmemesinden kaynaklandığı şeklinde açıklanıyor.

Ne bakanlıkların ne de bir kuruluşun yardım ettiğini söyleyen kameraman, yönetmen ve Kısa Film Festivalleri destekçisi Hayri Çölaşan, dernek başkanı Oktay Güzeloğlu’nun desteksiz kaldığı için, derneği tek başına devam ettirebilmek için gücü kalmadığını söyleyerek, derneğin kapatıldığı aktardı. Çölaşan, durumu şu şekilde anlatıyor:

Dernek başkanı Oktay Güzeloğlu, 1 Ocak 1956, Bafra, Samsun doğumlu. 80li yıllarda kısa film çekmeye başladı. Her kısa filmci gibi birçok problemi de yaşayarak gördü. O devirlerde film çok pahalı, analog ise çok zor, yetersiz ve montaj ölümdü. Herkes kısa filmcilerin örgütlenmesi gerektiğini düşünüyordu ama bir şey yapmıyordu. Güzeloğlu, bu sırada “İstanbul Kısa Filmciler Derneği”ni kurmaya karar verdi. Derneğin kurucu üyesi olan Oktay Güzeloğlu, uzun zamandır derneğin başkanlığını üstlendi. Bu dernek çatısı altında kısa filmciler toplanıp senaryo konuşabileceklerken, fikirlerini paylaşabilecek ve birbirlerine yardım edebileceklerdi. Kamera, ışık malzemeleri satın aldı. Onları ücretsiz olarak veriyordu. Bir montaj seti kuruldu ücretsiz montaj yapılabiliyordu. Bir de ev tuttu. Evi ofis atölye gibi kullanacaklardı. Hatta ofise bir telefon bağlandı ve kısa filmciler telefon ile görüşme yapabileceklerdi. Malzemeler çekime gitti bir daha gelmedi, telefon yüksek faturalar yüzünden kapandı, borcu aylarca ödenemedi, dernek üyeleri aidat ödemeyince atölye kirası ödenemedi kapatıldı. Güzeloğlu yılmadı ve Yeşilçam’da sendikaların olduğu bir küçük oda buldu. Yıllarca oradan derneği yönetti. 2002 yılında İstanbul Kısa Filmciler Derneği Ulusal Kısa Film Festivalini başlattı. 18 yıldır bu festivali birçok kez parasız yürüttü. 2015 yılında “Korkunç Bir Kısa Film Festivali”ni başlattı. 3 kez yapılan yarışmada, korku film sinemasının örneklerini bir yarışma ile tanıtarak teşvik etti.

Güzeloğlu’nun yazdığı kitaplar da mevcut. Herkesin Kadınları (2015), Aktör & Kerhane Aşkı (2012), Ölümün Rütbesi Yoktur (2003), Turne Tiyatrocuları (2003), Dünyanın En Büyük Dolandırıcısı Benim- Selçuk Parsadan (2002), Yeni Sokak Mobilyaları (1999), Beyoğlu’nda Garibanın Otopsisi Yapılmaz (1997) ve Sokak Mobilyaları (1997) bunlardan bazıları… Bu kitaplar Yeşilçam dönemindeki birçok ünlü oyuncunun, figüranın ve kamera arkası çalışanlarının nasıl unutulduğunu ve şimdiki durumlarını anlatan sosyal içerikli araştırma gözlem röportajları üzerine.

Sokakta yaşayanların dostu oldu. Cebindeki son kuruşuna kadar paylaştı, yemeğini paylaştı. Daha önemlisi oturdu, sokak mobilyası diye tabir ettiği eski yeşilçamcılarla sohbet etti.

Ne bakanlık ne bir kuruluş kimse yardım etmedi. Küstü artık gücü de kalmadı. İstanbul Kısa Filmciler Derneğini kapattı. Şu an hiçbir şey yapılamamasına gözlerim doldu, ağlıyorum. Oktay Güzeloğlu’na kısa filme verdiği emekleri nedeniyle bir tek ödül vermeyen kısa filmciler ve sinemacılar adına teşekkür ediyorum.

“Şubadap Çocuk” Berlin-Wedding Konseri İzlenimleri

1

Hayat farklı açılardan baktıkça ilginçleşen bir şey. Seneler önce Harlem Çocuk Korosu’nu Ankara Müzik Festivali kapsamında izlediğimde projeye hayranlık duymuştum. Türkiye’de de böyle çalışmalar olsa diye düşlemiştim. Oysa ben de, “proje” olmasa bile benzer bir gönüllülük işi sayesinde gitar çalmayı on beş yaşındayken Halkevi’nde öğrenmiştim. İlerleyen yıllarda, Ankara Bach Korosu’ndan Grup Yorum 25. Yıl Konseri’ne uzanan bir yolu yürümemde, Halkevi’nde kendinden genç insanlara müzik dersi veren o üniversitelilerin katkısını hiç fark etmemiştim. Tüm bu bağlantılar Şubadap’ın Berlin’de bir aile merkezinde verdiği konser sonrası grup elemanlarıyla sohbet ederken oluştu. Çocukların üzerinde ve geleceklerinde nasıl bir etkileri olduğunu, dört-beş yıldır ektikleri tohumların meyvelerini görüp görmediklerini sorarken karşılarında bir meyve olarak dikiliyormuşum. O dönem birlikte müzik dersi aldığım birçok insanın sanatla olan bağlantısı hiçbir zaman kopmadı. Kimileri hobi olarak sürdürdü, kimileri kendilerine biçilen “geleceği garantili meslekler” yerine sanat okumayı seçti.

Yirmili yaşların başında anneme “dünyanın bu kadar korkunç bir yer olduğunu bana neden söylemediniz daha önce” diye yönelttiğim soruya “nasıl söyleyebilirdim, daha çocuktun” cevabını aldığımdan bu yana çocuk yapmanın sorumluluğu üzerine düşünürüm. Bir çocuğum olsa ve bana böyle bir soru yöneltse verebileceğim daha iyi bir cevabım yoktu; hâlâ yok. Ama bugün o güzel çocuklarla birlikte bağıra çağıra  “Bak bak özgürlük sağında / Bak bak özgürlük solunda / Bak bak önünde ZIPLA ZIPLA yukarda / Sen neredeysen orada özgürlük” diye şarkı söyleyip hoplarken onları daha iyi bir dünyaya getiremesek de birlikte böyle eşsiz, mucizevi anlar yaratabileceğimizi gördüm. Yetişkinliğe has deneyimlerimizin getirdiği ağırlık omuzlarımızdan uçup gitmişcesine eşitlendik ve yaşamın olduğu her yerde umudun da sürdüğünü hatırladık. Karar vermek zor, çocuklar mı daha çok eğlendi yoksa yetişkinler mi.

Solistin yönelttiği “gökyüzü kime ait” sorusuna bir çocuğun o berrak aklıyla verdiği “bulutlara ve uçurtmalara” cevabı bizi alıp başka diyarlara götürdü. Sonrası mı? Sonrasında hepimiz hayali uçurtmalarımıza binip göğe salındık ve oradan dünyanın nasıl da yeşillik, sulak, bereketli bir yer olduğunu gördük. Gökyüzünde hepimize yetecek kadar yer vardı. İplerimiz birbirine dolanıp savrulduğumuzda bile korkmuyorduk çünkü birlikte uçmak istemiştik ve gökyüzünün üç boyutlu sonsuzluğunda paylaşılamayacak bir şey yoktu.

Şubadap’ın konserine gidenler ya da internetten performanslarını izleyenler bilirler. Sahnede dinleyiciden uzak “sanatçı” kibriyle durmuyorlar; aksine, çocukları hem şarkı söylemenin hem de dans etmenin her aşamasına katıyorlar. Konser verdikleri aile merkezinde Almanyalı ve Türkiyeli çiftlerin ya da ikinci, üçüncü nesil Alman-Türklerin çocukları bulunuyordu. Türkçe seviyeleri değişkenlik gösteriyordu. Bu nedenle, aile merkezinde “babalar ve çocuklar” projesini yürüten erkek arkadaşımız Şubadap’ın konuşmalarını Almanca’ya simultane çevirdi. Okul öncesi yaşlardan oluşan çocuklar başlarda oldukça çekingenken Grubun iletişimi, şarkıların katılıma açık yapısı sayesinde konserin akışına daha çok eklemlendiler.

Oturduğum yerden istemeden iki çocuk ve ebeveynlerinin konuşmasına şahit oldum. Beş altı yaşlarında iki kardeş Türkçelerinin yeterince iyi olmamasından kaynaklı çekiniyorlardı. Anneleri ise grup elemanları ile konuşmaları için onları ikna etmeye çalışıyordu. Çocuklar ikna olmayıp uzaklaşınca anneleri bana “neden bu kadar çekingenler” diye dert yandı. Almanya’ya yerleşeli henüz bir yılı geçmedi ve bu sahneler benim için daha eski dalga Türkiyeli göçmenleri anlamak açısından güzel bir deneyim oldu. Berlin Türkiyeli nüfusunun en yoğun olduğu eyalet ve gittiğiniz hemen her mekanda Türkçe konuşan birileriyle karşılaşabiliyorsunuz. Önceki nesil göçmenlerin yetişkin çocuklarından sıklıkla “Türkçeniz ne kadar iyi, çok güzel konuşuyorsunuz” gibi sözler işitebiliyorsunuz. Başlarda şaşkınlıkla karşıladığım bu yorumları, zaman geçip günlerce Türkçe konuşamadıktan sonra daha iyi anladım. Başka türlü bir dünyada (milliyetçiliğin hiç varolmamışçasına zihinlerden silindiği bir ütopyada mesela) anadilini konuşamamak, insanı hasta etmeyen tatlı bir özlemden ibaret olurdu diye tahmin ediyorum. Ancak Almanya’nın en kozmopolit -dünyanın her yerinden insanların yaşadığı ve Almanca’dan çok İngilizce’nin konuşulduğu- kenti Berlin’de bile Almanyalılar Alman kimliğine ve diline sımsıkı yapıştığından olsa gerek, biz yetişkinler bile anadili konuşamamanın duygusal açlığını çekiyoruz. Yani ister burada doğmuş olun, ister uzun yıllardır burada yaşayın, bu toprakları sahiplenenler size her fırsatta buraya ait olmadığınızı hatırlatıyorlar ve ömrünüzde hiç millet ya da din kimliği taşımamış, hissetmemiş bile olsanız, kendinizi körebe oynarcasına köklerinizi ararken bulabiliyorsunuz. O çocukların hissettiklerini anlamak benim için neredeyse imkansız ama bir ortaklığımızın olduğunu sezebiliyorum. Şubadap, Almanya’daki çocuklara sınırların bizim uydurduğumuz kavramlardan ibaret olduğu gerçeğini anadilde iletirken kim bilir neler düşletti, merak etmeden duramıyorum. Bu sorunun güzelliği ise cevabının öngörülemez olmasında yatıyor.

Böylesine yürek daraltıcı bir kış gününde gökkuşağını bizlere getirdiği için Şubadap’a teşekkür ederim.

Yerel Seçimler Yaklaşırken Kadınların Talepleri | Söyleşi

ODTÜ Mezunları Derneği 28 Kasım 2018 Perşembe günü 19.00’da “Yerel Seçimler Yaklaşırken Kadınların Talepleri” başlıklı söyleşiye ev sahipliği yapacak. Moderatörlüğünü Ayşe Füsun Gönül’ün yapacağı etkinliğin konuğu ise 2017 yılında KHK ile ihraç edilen hocalarımızdan Funda Şenol Cantek.

ODTÜ Mezunları Derneği ile Uçan Süpürge Vakfı işbirliği ile düzenlenecek olan söyleşinin çağrı metni şöyle:

“Kadınlar yaşadıkları kentlerle nasıl bağ kuruyorlar? Her sınıftan, her kültürden kent sakini kadınların, kentlerde yaşadıkları sorunlar ve kentlerden beklentileri nelerdir? Daha yaşanabilir kentler nasıl inşa edilir? Yaşadığımız kentler kadın eli değen, kadın sözü geçen kentlere nasıl dönüşür?

ODTÜ Mezunları Derneği ve Uçan Süpürge Vakfı işbirliği ile düzenlenecek olan söyleşide, bu soruların cevaplarını hep birlikte arayacağız.

Bununla da yetinmeyip yerel yönetimler seçimleri öncesi oy isteyen politikacılara bir talep listesi hazırlayacağız.

Çözüme doğru bir adım da beraber atalım istiyoruz.

Yanımızdaki koltuk sizin için; 28 Kasım 2018 Çarşamba akşamı, saat 19.00’da Vişnelik Salonu’na bekliyoruz.”

PROGRAM

Konuşmacı: Funda Şenol Cantek
Moderatör: Ayşe Füsun Gönül

Tarih: 28 Kasım 2018 Çarşamba
Saat: 19.00
Yer: Vişnelik Salonu

Etkinliğin Facebook sayfası için tıklayın.

24. Gezici Festival, 30 Kasım Cuma günü başlıyor

0

Yirmi dördüncü kez yollara düşen Gezici Festival, 30 Kasım-6 Aralık’taki ilk durağı Ankara’nın ardından, 7-9 Aralık tarihleri arasında Sinop’u, 10-13 Aralık’ta ise Kastamonu’yu ziyaret edecek. Festival, ünlü yönetmenlerin ve eleştirmenlerin seçtiği yapımlardan sinema tarihinin değeri sonradan anlaşılan başyapıtlarına, ödüllü kısa filmlerden deneysel belgesellere uzanan seçkisiyle sinemaseverlere unutulmaz bir festival deneyimi yaşatmaya hazırlanıyor.

Türkiye 2018

Yılın öne çıkan yerli filmlerinin gösterileceği Türkiye 2018 bölümünde bu yıl altı film yer alıyor.

Yılın öne çıkan yerli filmlerinin gösterileceği Türkiye 2018 bölümünde bu yıl altı film yer alıyor. Dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nin Ufuklar bölümünde Jüri Özel Ödülü’nü kazanan Mahmut Fazıl Coşkun’un üçüncü uzun metrajı Anons, 25. Adana Film Festivali’nde üç ödül aldı. 1963 yılında geçen film, darbe yapmaya teşebbüs eden ve radyodan bir anons yaparak halk desteğini arkalarına alacaklarını düşünen dört askerin hikâyesini anlatıyor. Ali Kemal Çınar’ın dördüncü uzun metrajı Arada, ana dili Kürtçeyi anlayan ama konuşamayan ve kendisine sorulan sorulara Türkçe cevap veren Osman’ın trajikomik öyküsü üzerine kurulu. Can Evrenol’un ikinci uzun metrajı Ev Kadını (Housewife), kâbuslarıyla gerçekler arasındaki ayrımı yapamayan Holly’nin öyküsünü anlatıyor.

Sibel
Tolga Karaçelik’in bol ödüllü üçüncü uzun metrajı Kelebekler, uzun süredir görüşmeyen, birbiriyle anlaşamayan üç kardeşin, babalarından gelen bir telefondan sonra doğdukları köye doğru yaptığı yolculuğu ele alıyor. Ahmet Boyacıoğlu’nun ikinci uzun metrajı Paranın Kokusu, Ankara’nın bir kenar mahallesinde yaşayan taksi şoförü Mehmet, kahve işletmecisi Metin ve işsiz gazeteci Adnan’ın öyküsünü anlatıyor. Bir kenar mahalle komedisi olarak başlayıp, beklenmedik bir yöne evrilen film, türler arasında gezinirken günümüz Türkiye’sine dair çarpıcı tespitlerde bulunuyor. Dünya prömiyerini Locarno Film Festivali’nde yapan Sibel ise bir Karadeniz köyünde babası ve kız kardeşiyle yaşayan 25 yaşındaki Sibel’i takip ediyor. Muhafazakar bir toplumda, tüm baskılara rağmen ayakta kalmaya çalışan genç bir kadının öyküsünü anlatan Sibel yalın ve etkileyici bir dile sahip.
Sığınma(sız)
Sığınma(sız) bölümünde göçmen sorununu farklı boyutlarıyla ele alan, oldukça sert söylemlere sahip filmler bir araya geliyor.

AB Sivil Düşün Programı ve Goethe Institut katkılarıyla hazırlanan Sığınma(sız) bölümünde göçmen sorununu farklı boyutlarıyla ele alan, oldukça sert söylemlere sahip filmler bir araya geliyor. Sundance Film Festivali’nde En İyi Belgesel seçilen Babalar ve Oğullar (Of Fathers and Sons), tehlikenin yalnızca yurt olarak anılan topraklara değil, eve ve aileye de nasıl sızdığını konu ediniyor. Avusturya hükümetinin ülkeye yasadışı yollardan girmeye çalışan mültecileri engellemek amacıyla sınıra bir tel örgü çekmeyi planlamasını konu alan Tel Örgü (Die bauliche Maßnahme), popülist politikaların saçma sonuçlarını göz önüne seren bir politik hiciv. Tribeca Film Festivali’nde En İyi Belgesel ödülünü kazanan Aç Hayaletler Adası (Island of the Hungry Ghosts), Avustralya’nın ıssız bir adasında sığınmacıların gözaltında tutulduğu kampta çalışan bir psikoloğun, sığınmacıların ruhsal durumunun bozulmasını gözlemlemesi nedeniyle yaşadığı ikilemi anlatıyor. Sinemamızın Tunç Okan imzalı klasiklerinden Otobüs (1976) ise, Anadolu’dan kalkıp İsveç’e giden dokuz insanın dramını anlatırken, kapitalist toplumun, uygarlık denen yutturmacanın kişileri ne derece bencilleştirerek birbirlerine yabancılaştırdığını, acımasız ve materyalist hale getirdiğini, ayrıca kır kökenli insanın teknoloji karşısındaki çaresizliğini naif bir gözle veren bir başyapıt.

“Türkiye’ye Hoş Geldin” adlı video sergide, farklı yaş, cinsiyet ve meslek gruplarından göçmenler, Türkiye’deki hayat mücadelelerini anlatıyor.

Video Sergi: “Türkiye’ye Hoş Geldin”

Programında sinemanın yanı sıra video sanatının da örneklerine yer veren 24. Gezici Festival, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı işbirliğiyle 30 Kasım-17 Aralık tarihleri arasında ‘Sığınma(sız)’ bölümüne eşlik eden bir video sergisine de ev sahipliği yapıyor. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek ve 17 videodan oluşan “Türkiye’ye Hoş Geldin” başlıklı sergi, Türkiye’deki Suriyeli göçmenlerin hikâyelerini kendi dillerinden dinlemeyi hedefliyor. Utopictures ve Sinetopya’nın ortak ürünü olan videolarda, farklı yaş, cinsiyet ve meslek gruplarından göçmenler, Türkiye’deki hayat mücadelelerini anlatıyor.

Yılın En İyileri, Sinema Tarihinin Unutulmazları 

Azim’in Annes Rona / Rona, Azim’s Mother

Her yıl olduğu gibi bu yıl da yılın ses getiren filmleri Dünya Sineması bölümünde bir araya geliyor. Festival’in, her yıl sinema dünyasından bir ismin seçtiği filmlerden oluşturduğu özel bölümünün bu yılki konuğu Mahmut Fazıl Coşkun. Görünmez Kentler başlıklı bölümde Coşkun’un sinema tarihinden seçtiği dört klasik var.

Metropolitan
Türkiye korku sineması külliyatı içinde farklı bir yerde duran Can Evrenol’un hazırladığı Korku Sineması seçkisinde kısa korku filmleri, türü sevenlerle buluşacak. Restore edilmiş klasiklerden oluşan programıyla tanınan Il Cinema Ritrovato Film Festivali işbirliğiyle hazırlanan Özgür Sinema bölümünde ise Küba sinemasının en önemli klasiği kabul edilen 1968 yapımı Azgelişmişlik Anıları restore edilmiş kopyasıyla gösterilecek. Gezici Festival’in, güncel sanat alanında işler üreten sanatçılar ile festival izleyicisini buluşturan bölümünün bu yılki konuğu, Hissetmek İstiyorum başlığı altında iki filmi gösterilecek olan Didem Pekün. Kısa İyidir bölümünde yılın dikkat çeken kısa filmleri, Çocuk Filmleri seçkisinde ise küçük izleyicilerin merakla takip edeceği kısa metraj animasyonlar var. Bölümler hakkında ayrıntılı bilgi  Gezici Gazete‘de yer alıyor.
Biletler Satışta

Ankara’da festival gösterimleri Büyülü Fener Kızılay ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak. Biletler, Büyülü Fener Sinemaları gişelerinden ve biletinial.com sitesinden satın alınabilir.

4. Ankara Komedi Festivali, kahkahalarla sona erdi

Gezgin Kültür Sanat’ın yapımcılığında gerçekleşen, Türkiye’nin ilk komedi festivali olan ve bu yıl dördüncüsü düzenlenen Ankara Uluslararası Komedi Festivali sona erdi! 14-25 Kasım 2018 tarihleri arasında, Ankaralı komedi severlere kahkaha dolu günler yaşatan festival; 14 Kasım’da Mahşer-i Cümbüş ile açılışını gerçekleştirirken, 25 Kasım akşamı ise Haldun Dormen’in yeni oyunu “Küllerin Arasından” ise kapanış yaptı.

Şovlar ve söyleşilerle festival renklendi!

Cepa Avm’de gerçekleştirilen, ‘Kafa’ dergisi yönetimindeki ‘5 Kafadar’ söyleşisine ise ilgi yoğundu. Zafer Algöz, Can Yılmaz, Cem Davran, Celil Nalçakan ve Candaş Tolga Işık’ın aralarında bulunduğu 5 Kafadar hem güldürdü, hem eğlendirdi.

Doğan Akdoğan ve Onur Atilla’nın birlikte sundukları ve talk Show dünyasına yeni br soluk getiren “Abur Cubur Show”, saatlerce ayakta izlendi ve izleyici tarafından çok beğenildi. Programa konuk olan oyuncu Meltem Yılmazkaya’nın söylediği şarkılara ise tüm salon eşlik etti.

Suzan Kardeş’in ilgiyle izlenen ve bol müzikli, bol kahkahalı gösterisi “Bekriya”,  ilk defa Ankara izleyicisiyle festival kapsamında buluştu. Suzan kardeş birbirinden komik esprileriyle gecede kahkaha dozunu yüksekte tutarken, Balkan şarkılarıyla la konuklarını eğlendirdi.

Tiyatroyla kahkahaya doyuldu!

Festivalde birbirinden eğlenceli, müzikli ve komedi dolu oyunlar, sahnedeydi! Doğaçlama tiyatronun öncü ekibi “Mahşer-i Cümbüş”, Cem Davran, Celil Nalçakan ve Onur Özaydın’lı “Üçü Bir Arada”, Sumru Yavrucuk’lu “Shirley” ve Haldun Dormen, Defne Yalnız, Almıla Uluer Atabeyoğlu ve Kerem Atabeyoğlu’nu bir araya getiren “Küllerin Arasından” oyunları izleyici tarafından oldukça beğenildi.

Festival kapsamında Ankara prömiyeri gerçekleşen “Küllerin Arasından” oyunu, dopdolu bir salonda oynandı. Sahnede 66. sanat hayatını kutlayan usta tiyatrocu Haldun Dormen, “Ankara Komedi Festivali’ni kara komediyle kapattık. Hem güldük hem ağladık. Sağ olun!” diyerek izleyiciye teşekkür etti.

Stand-Up geceleri ses getirdi!

Sanat Yönetmenliğini usta mizah yazarı Vedat Özdemiroğlu’nun üstlendiği festivalde Şirincan Çakıroğlu, Ege Kayacan, Hatunlar Stand-Up ekibi, Vedat Özdemiroğlu, Alpay Erdem, Aslı Akbay & Erim Bilgin ve Emrah Ablak’ın tek kişilik stand-up gösterileri oldukça kalabalık bir kitleyle takip edilirken, kahkahalarla izlendi. Özdemiroğlu yönetimindeki son stand-up etkinliği “Açık Mikrofon Gecesi”n de yeni ‘stand-up’çılar maharetlerini gösterirken; ‘Uykusuz’ dergisi yazarları Vedat Özdemiroğlu, Alpay Erdem, Emrah Ablak ve Yiğit Özgür’ün stand-up gösterisi ilgi çekti.

Çocuklar unutulmadı

Ankara Komedi Festivali, bu yıl da çocukları unutmadı. Çocuklara yönelik hazırlanan ve aynı zamanda interaktif bir gösteri olan “La La La Konseri”, Ezo Sunal yönetiminde gerçekleşti. Konserde çocuklar ve aileleri, birbirinden eğlenceli şarkıları birlikte söylemenin keyfine Ezo Sunal Çocuk Atölyesi’yle vardı.

Çocukların ekranlarda severek izlediği çizgi film “Maşa ve Koca Ayı”nın tiyatro oyunu, festival kapsamında düzenlendi. Maşa ve Koca Ayı oyunu ise, çocuklar ve ailelerini oldukça eğlendirdi.

Bilsart Aralık 2018 Sergi Programı | Furkan Akhan

Bilsart, 4 Aralık – 29 Aralık tarihleri arasında, küratörlüğünü Fatih Özgüven’in üstlendiği “Kıpırdayan Resimler” adlı grup sergisine ev sahipliği yapıyor. İlki Furkan Akhan’ın ‘Çayır Palas’ isimli iki kanallı video çalışması, 4 Aralık Salı günü Furkan Akhan ve Fatih Özgüven’in konuşmasıyla beraber açılıyor.

Kıpırdayan Resimler
04 Aralık – 29 Aralık 2018
Küratör: Fatih Özgüven

Bilsart, 4 Aralık – 29 Aralık tarihleri arasında, küratörlüğünü Fatih Özgüven’in üstlendiği “Kıpırdayan Resimler” adlı grup sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sinemaya ‘Kıpırdayan Resimler’ demek adettendir. Sinemada görüntünün ‘kıpırdayan’ kısmı büyüleyicidir ama beni işin ‘resim’ kısmı da her zaman çok ilgilendirdi. Çerçevenin ya da kameranın hareketinin içerdiği formların ressamca düzenlenmesi; simetri- asimetri, denge- dengesizlik, ağırlık duygusu- hafiflik duygusu; ressam gibi davranmanın sinemasal ve sinema öncesi yolları, imkanları… Bilsart’ın daveti üzerine hazırladığım, 2018 Aralık ayı boyunca sürecek üç sanatçılı program bunu tersten yapıyor ama aynı kapıya çıkıyor aslında. Burada, sevdiğim ve video ile de uğraşmayı seven ressamlar kendi resimsel dünyalarının imgelerini kıpırdatmaya davet ediliyorlar.

FURKAN AKHAN

ÇAYIR PALAS

04 Aralık – 11 Aralık, 2018

Sanat Konuşmaları: Furkan Akhan & Fatih Özgüven

02/11/2018

İlki Furkan Akhan, işlerinde eşyanın, daha özelde giysilerin, çamaşırların ya da ayakkabıların tekbaşlarına duruşları ya da yanyana, bir arada, üstüste dizilişleri yolu ile bir toplumsal aidiyet duygusu uyandırıyor. İmgelerini kıpırdatınca ortaya bir çeşit cinema verite çıktı. Muhtemel bir video işi için fikirlerinden birisi ailesi ile birlikte oturmakta olduğu Bayrampaşa, Cevatpaşa Mahallesinin otoyola bakan kısmındaki yamaçta arkadaşlarıyla içki içip konuştukları akşamlardan birini filme çekmekti. Onun Çayır Palas adlı video işinde Pasolini’nin ilk filmlerinden Demirkubuz’a uzanan bir tad bulabilirsiniz.’

BİLSART Hakkında

Bilsar, yıllardır güncel sanat alanında destek verdiği projelere bir yenisini ekledi. Sanatçılara video işlerini sergilemek için yeni bir alan yaratmak ve sanatseverleri bir araya getirmek amacıyla, ofis binasının garajını kâr amacı gütmeyen ve video sanatına odaklanan bir sanat mekânına dönüştürdü. Ocak 2018 itibariyle video sanatının güncel örneklerini, 15 günde bir değişen bir programla sunan Bilsart, yine bu alana odaklanan bir kütüphaneyi de kullanıma açtı.

Bu dinamik sergi programı dâhilinde koleksiyoner seçkilerine, küratöryel projelere, workshop ve panellere yer vermekte olan Bilsart, aynı zamanda sanatçı, küratör ve koleksiyoner konuşmalarına da ev sahipliği yapmaktadır.

Sergi programları ve etkinliklerimizden haberdar olmak için bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi ve bültenimize abone olmayı unutmayın!

Salı – Cumartesi

10.00 – 18.00

[email protected]                                

www.bilsart.com                                                          

Bilsart | Bilsar’ın kâr amacı gözetmeyen bir sanat girişimidir.

NASA’dan Black Friday için 10 kara delik fotoğrafı

1

NASA, tüm dünyanın aksine ‘Black Friday’i farklı bir yöntemle kutladı. Birçok kişi indirimli alışveriş peşindeyken, NASA elindeki harika kara delik fotoğraflarını “Black Hole Friday” adını verdiği ve bu yıl altıncısını düzenlediği etkinlikle paylaştı.

NASA’nın resmi Tumblr hesabından yapılan paylaşımlarda önce kara delikler hakkında bilgi verildi, ardından bugüne kadar görüntülenmiş en harika kara delik fotoğraflarını takipçileriyle paylaştı. Ayrıca paylaşılan görsellerde, Mayıs ayında keşfedilmiş yeni bir kara delik görseline de yer verildi. İşte paylaşılan o harika görseller.

1- “Blazar”

Antarktika’da bulunan Ice Cube Nötrino Gözlemevi, 4 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan bir ‘blazar’ parçalarını gözlemlemeyi başardı. Bu gözlem, önceki gözlemlerle de karşılaştırılarak, ‘blazar’lar hakkında daha derin araştırmalar yapılıyor.

2- Aktif Galaktik Çekirdekler

Gösterilen fotoğrafta, sürekli kara deliği besleyen tozlarla çevrili bir kara delik gösterilmiştir. Burada bir iç içe olma durumu söz konusu. Bu durum da ‘Blazar’ olarak da bilinen, Gama ışını patlamalarına yol açar.

3- Canavar Kara Delikler

Süper kütleli kara deliklerin nasıl oluştuğu hala gizemini koruyan bir durumken bu konuda en kabul gören teori, galaksilerin çarpışması sonucunda daha büyük bir nesne oluşturması teorisidir. Paylaşılan görüntüde birleşen kara deliklerin UV ışın yaydığı gözlemlenmiştir.

4- Yerel Kara Delikler

Bilim insanları son dönemlerde bu tarz kara delikleri araştırmaya yönelmiş durumdalar. Uluslararası Uzay İstasyonu, bu gözlemleri yapabilmek için “Nötron Yıldızı İç Yapısı Kaşifi” deneyini yaptı ve GRS1915+105’in disk rüzgarlarından bir basınç akışı oluşturduğunu keşfetti.

5- Birikim Diskleri

Bu görüntü, düz bir disk şeklindeki kara delik etrafında dönen sıcak plazma gazının oluşturduğu birikim diskini göstermektedir. Sıcak plazma gazları, kara deliklerin yaklaşık 10 yılda emdiği maddelerden sonra yayılmaktadır. Paylaşılan görsel Aralık 2017’de yapılan bir gözleme ait.

6- Beklenmedik Kara Delik

Paylaşılan görselde, galaksinin ortasındaki bir süper kütleli kara delik gösteriliyor. 2018 yılının Nisan ayında NASA tarafından keşfedilen kara deliğin bulunduğu yer, evrenin boş olarak nitelendirilen bir bölgesindeydi. Güneş’ten 17 milyar kat daha ağır olan bu kara deliğin keşfi, kara deliklerin yaygın olarak ortaya çıkabilecekleri fikrini düşündürtüyor.

7- Keşfedilmiş En Uzak Kara Delik

Fotoğraftaki kara delik, bugüne kadar keşfedilmiş en uzak kara delik olma özelliğini taşıyor. Merkezindeki maddeleri emen bir kara deliğe sahip olan yıldızsı gök cismi, Dünya’ya yaklaşık 13 milyar ışık yılı uzaklıkta.

8- Büyük Manyetik Alanlar

Bu fotoğraf, içerisinde süper kütleli bir kara deliğe sahip olan ‘Cygnus A’ Galaksisi’ne ait. Galaksinin çevresindeki tozlara ‘Torus’ adı veriliyor ve bu tozlar büyük bir manyetik alan sayesinde kara deliği besliyorlar. Bu gözlemler Stratosferik Gözlemevi tarafından, kara deliklerin nasıl beslendiği araştırmaları yapılırken elde edilmiş.

9- Süper Kütleli Kara Delik

Fotoğraftaki kara deliği işaret eden ve tam ortada görülen galaksinin ismi NGC 4151’dir. NASA, James Webb Uzay Teleskop’u yardımıyla bu kara deliğin kütlesini ölçmeye çalışıyor. Uzmanlara göre bu kara deliğin kütlesi, Güneş’in kütlesinin neredeyse 40 milyon katı.

10- Kara Delik Nasıl Oluşur?

Kara delikler, yaşam döngüsünü tamamlayan yıldızların, bir süpernova patlamasıyla ölmesi sonucunda yoğun bir nesneye çökmesiyle meydana gelirler. Görünür ışık skalasında olmayan Gama ışınları, kısa süren patlamalarla yayılırlar. NASA, bu olayı daha detaylı gözlemleyebilmek için Neil Gehrels Swift gözlem evini kurdu.

Kaynak: inverse.com

Alıntı:webtekno.com

Kapak görseli

MYRO: %50 daha az plastik

Dünyamız, gittikçe daha fazla tehdit altında hissederek bazı çözüm yollarına ihtiyaç duyuyor. Bu tehditlerin en önemlilerinden birisi de atıklar. Ülkeler atıklarla ilgili bilinçlilik yaratmak için çalışmalar yürütüyor ve bazı kurallar getiriyor. Çevre bilincini aşılamak için çeşitli reklam kampanyaları düzenleniyor, markalar ve tasarımcılar da konuya kayıtsız kalmayarak projeler yürütüyor. Tasarımcıların alternatif ham madde arayışları, markaların ses getiren kampanyaları ile konuya dair ilerleme kaydediliyor.

Hem Ekolojiye Hem Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Myro

New York’lu bir tasarım stüdyosu olan Visibility de bu tehdide “Dur” demek isteyenlerden. Visibility, deodorant atığına çözüm üretmek amacıyla Myro isimli bir ürün tasarladı. Mühendisler ve tasarımcılardan oluşan uzman bir ekip yoğun çalışmalarla atık israfına engel olmak için bir sistem geliştirdi ve bu sistemin uzun süre kullanılabilir ve dayanıklı olmasına ayrıca önem verdiler. Visibility ekibi, Myro ile hem ekolojik hem de toplumsal cinsiyet konusunda bir farkındalık oluşturmayı hedeflediler, bu nedenle Myro ürünleri hem erkekler hem de kadınlar tarafından kullanılabiliyor.

Myro, standart bir deodoranttan %50 daha az plastik yaratıyor. Üretim sürecinde hiçbir zaman, hiçbir hayvan üzerinde deneme yapılmıyor. Bitki bazlı deodorant markası Myro kendisini “%100 duyarlı” yani çevreye, dünyaya, canlılara karşı hassas bir ürün olarak tanımlıyor. Üründe alüminyum ya da parabenler kullanılmıyor.

Duyarlı Parfüm Davası

Myro aslında bir deodorant davası oluşturuyor. “İyi görünmekten fazlası, iyi yapmak” anlayışıyla tasarım güzelliğinin yeterli olmayışından bahsediyor, içeriği de iyileştiriyor. Bu nedenle standart bir tek kullanımlık deodoranttan %50 oranında daha az plastik kullanan kalıcı bir enjeksiyon sisteminin içine yeniden doldurma kapsüller yerleştiriyor. Myro’nun dışındaki plastik kılıf dayanıklı ve bulaşık makinesinde yıkanabilen bir tasarıma sahip. Hacıyatmaz biçimini andıran dış yapısı deodorantın devrilip yuvarlanmasını önlüyor.

Myro kendi davasında, plastik atıkların ve deodorantlarda bulunan birçok zararlı kimyasalın yarattığı tahribata baş kaldıran bir anlayışı temsil ediyor. Myro tamamen geri dönüştürülebilen yedek deodorant kapsüllere de sahip. Kapsüller bir kadranın çevrilmesiyle özel tasarlanmış kılıfın içinde dönüyor. Kadranın dönüşü daha fazla deodorantın dağılmasına izin veriyor. Ayrıca Myro’nun beş farklı renkte kılıfı ve beş farklı koku seçeneği mevcut.

Cat Adell’in Amerika’daki Gündelik Irkçılığı Konu Alan Harika Parodisi

0

Selam beyaz dostlar. Siyah bir aile parkta neşeyle piknik yapıyor diye üzgün müsünü?

Sırada önünüzdeki müşteri, mantıksızca sinirlenmenize neden olan bir dilde mi konuşuyor?

Hmm, ürünümüzü denemek için iyi bir vakit: Sen Git Kendi İşine Bak.

“Sen Git Kendi İşine Bak” ürünü ile nazik bir birey gibi büyüyüp davranabileceksiniz. Bu patentli ürünümüz kafanızı gömdüğünüz yerden çıkartıp dünyayı görmenizi sağlayacak, at gözlüğünüzden daha da ötesini.

Selam tatlım. Bugün Starbucks’ta bazı siyah insanlar gördüm.

Peki Kendi İşine Baktın mı?

Kesinlikle öyle yaptım.

[gülüşmeler]

“Sen Git Kendi İşine Bak”ı kullanarak bu güzel insanların canını sıkmaktan vazgeçin.

Yan etkilerden bazıları: insanları rahatsız etmemek, polis tarafından tutuklanma ya da öldürülme durumunun olmaması, renkli insanlar için bir genel iyiyi isteme hissi, internet ününü ve trollenmeden yoksun kalma, birlikte yaşama duygusu.

“Kendi İşinize Baktıktan” sonra bile hala bir pislik gibi davranıyorsanız lütfen doktorunuza danışın. semptomlar daha derin bir problemin sonucu olabilir, daha uzun erimli bir tedavi gerekebilir.  An itibariyle Anthropologie ve Whole Foods’tan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Now This Politics
Senin Hikayen

14. Kadın Kadına Öykü Yarışması – “Bir Dostluktan Neler Doğar?”

“Bir dostluktan neler doğar” diye sorduk birbirimize. Bir dostluktan emek doğar, dayanışma doğar, direniş doğar ve elbette aşk doğar. Dostlukla aşk arasındaki ince, geçişli çizgi dostluğun aşka içkin olduğunu fısıldar kulaklara, dostluk aşka yakınsadıkça büyüyü, mucizeyi hatırlatır.

Mücadele ortağın, yoldaşın, inancın, umudun, aşkın, her şey bittiğinde yanında kalan kişi olunca, dostu sevmek politik bir eyleme dönüşür. Dostluk, sevdiğin kadının saçının kokusu, başını yasladığın arkadaşın, bir mart eyleminde çığlığın, şiddete karşı bir kasım soğuğunda sıcağın olur.

Bir özgür seçimin kıyısında kurulur dostluk. Mümkün olan başka bir dünyaya açılan yaşam biçiminin kurulacağı yola çıkmaktır bu seçim. Çekirdek aile, tek eşlilik gibi heteronormatif kurumları merkezileştiren ilişkilenme biçimleri hayatımıza zorunlu yaşam modelleri olarak dayatılırken radikal dostluk ve kuir yoldaşlık varoluşumuzu yeniden kurar. Varoluşumuz politik olunca dostluklarımız da direnişimizi güçlendirir.

Bunca kötücül baskıyı sırtlanarak özgürleşmeye çalışan kadınlar olarak aramızdaki görünmez hiyerarşileri tümden yok eden, sevgi ve şefkatin kucakladığı gerçek bir dayanışmada kavuşur anlamına dostluk. İki kadının birlikte duyumsadığı bağı, hazzı kavrayıp toparlayıverir el çabukluğuyla…

“Kadını, kadının kurdudur” zanneden, öyle olsun isteyen, dostluğu ve dayanışmayı her daim erkekler arasında gösteren eril dünyaya inat, bir büyük pencere açsak ve kadınlar arasındaki dostluğu, içine aldığı güçlü sevgisi, kamusallığı, dayanışması ve aşkıyla yazsak nasıl olur diye sorduk kendi kendimize. Eee sevgili kadınlar, ne duruyorsunuz? Hadi sarılın düşlerinize, anılarınıza ve başlayın dostluk öykülerimizi yazmaya…

“çatlağını çatlağıma dayadım
uğultumuz artık en çatlak
uğultumuz artık en şehir
tuvalet bir de seninleyken gurbet
bekleme canım, içeri gir
bronşit çatlağından bak ne güzel kıkırdıyor sesimiz
tirim tirim titriyor ay, Didem!
parasız zengin olduk kız.”
  Çatlak, Zeynep Uzunbay

Kadın Kadına Öykü Yarışması Katılım Koşulları ve Öykü Değerlendirme Kriterleri

Yarışmaya Teknik Katılım Koşulları
  • Yarışma, Türkiye’de ya da yurt dışında yaşayan bütün kadınlara açıktır.
  • Yarışmaya daha önce yayınlanmamış öyküler katılabilir.
  • Metinler 12 punto ve Times New Roman karakterinde yazılmış olmalıdır.
  • Bu formatta yazılacak öyküler en fazla 4 sayfa olmalıdır.
  • Adaylar yarışmaya en fazla bir öykü ile katılabilirler.
  • Yarışmaya posta ya da e-mail aracılığıyla katılmak mümkündür.
  • Öykülerin üzerine yazarın adı yazılmayacak, öykünün giriş/ilk sayfasının sol üst köşesinde rumuz belirtilecektir. Farklı katılımcıların rumuzlarının aynı olması durumunda Yarışma Yönetimi başka bir rumuz verebilir.
  • Yarışmaya e-posta yoluyla katılmak isteyen katılımcılar öykü ve özgeçmişlerinin her ikisini de ıslak imza ile imzalayıp, tarattıktan sonra [email protected] mail atarak yarışmaya başvurabilirler.
  • Yarışmaya posta yoluyla katılmak isteyen katılımcılar, rumuzlarının yazılı olduğu kapalı bir zarfın içine öykünün adını, kendi adlarını, soyadlarını, rumuzlarını, posta ve e-posta adreslerini, telefon/ faks numaraları ile yarım sayfayı geçmeyen imzalı özgeçmişlerini içeren bilgileri imzalı öyküleri ile birlikte posta yoluyla teslim edeceklerdir. Öyküler bilgisayar çıktısı olarak 2 kopya halinde gönderilmelidir. (Cezaevindeki kadınlar ve bilgisayara erişimi bulamayanlar, durumlarından jüriyi haberdar etmeleri halinde bu koşuldan muaf tutulacaktır).
  • Belirtilen format dışında yazılarak gönderilen öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır.
  • Son başvuru tarihinden sonra ulaşan öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır.
  • Yarışmaya gönderilen öyküler, değerlendirmeye alınsın ya da alınmasın, yazarlarına iade edilmeyecektir.
  • Yarışmaya katılan yazarların öyküleri, sonuçların açıklanmasından sonra Kaos GL’nin web sitesinde, ilk üçe giren öyküler ise Kaos GL dergisinde yayımlanacaktır.
  • Öyküler, yazarları ya da Kaos GL dışında üçüncü kişiler tarafından izinsiz kullanılamaz.
  • İlk üçe girememiş öykülerin sahipleri öykülerini (yayımlanmadan) yarışmadan çekme hakkına sahiptir.
  • Kaos GL, bu öykülerden oluşan bir kitap hazırlama ve yayınlama hakkını da saklı tutar. 
  • Öykü Değerlendirme sonuçları Kaos GL’nin www.kaosgl.org adresindeki web sayfasında açıklanacaktır.
  • Yarışmaya katılım ücretsizdir.

Son Başvuru Tarihi: 1 ŞUBAT 2019

Ödüller:

Birinci olan öykünün sahibi 750 TL

İkinci olan öykünün sahibi 600 TL

Üçüncü olan öykünün sahibi 400 TL kazanacak.

Jüri Özel Ödülü kazanan öykü sahiplerine, 1 yıllık Kaos GL dergisi aboneliği verilecektir.

Yarışma ile ilgili gelişmeleri Kaos GL’nin web sayfasından takip edebilirsiniz.

Öykü Değerlendirme Jürisi:

Aslı Solakoğlu, Aylime Aslı Demir, Belma Fırat, Burcu Ersoy, Burcu Baba, Karin Karakaşlı, Pelin Buzluk, Süreyya Karacabey

Öykülerde Aranacak Değerlendirme Koşulları:

  1. Öyküler “Öykü Değerlendirme Jürisi” tarafından değerlendirilecektir.
  2. Öyküler, belirlenen tema çerçevesinde şekillendirilmeli veya temayı içermelidir. Tema dışı öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır.
  3. Öykü Değerlendirme Jürisi, öykülerin toplumsal cinsiyet rolleri eşitliği yaklaşımıyla yazılıp yazılmadığını da dikkate alarak değerlendirme yapacaktır.
  4. Öyküler lezbiyenlerin ve biseksüel kadınların öznelik hallerini içermelidir.
  5. Lezbiyenliğin ve biseksüelliğin kriminalize edilmesine, karikatürize edilmesine ve pornografik olarak sunulmasına katkı sunan öyküler değerlendirilmeye alınmayacaktır.
  6. Yarışmaya eşcinsel ve biseksüel kadınları güçlendiren, hayallerine, ütopyalarına cesaret veren öykülerin katılımı beklenmektedir.
  7. Heteroseksüel aşka dayanan, heteroseksüel aşkı dayatan ve ikili cinsiyet rejimini olumlayan öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır.
  8. Homofobik, bifobik, transfobik, türcü, ırkçı anlatıya dayanan öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır.
  9. Edebi bir tür olarak öykü formatına uygun olmayan metinler değerlendirmeye alınmayacaktır.
  10. Öyküler Türkçe dilinde dil bilgisi kullanımı ve üsluba dikkat edilerek değerlendirilecektir.
  11. Katılımcılar belirtilen koşulları kabul etmiş sayılırlar. Değerlendirme jürisi, bu koşulları gözetmeyen öyküleri diskalifiye etme hakkına sahiptir.

Sonuçların Açıklanacağı Tarih: 10 MART 2019

Öykülerin Gönderileceği Adres: Tunus Caddesi PTT Tunus Şubesi PK:12 Kavaklıdere Çankaya / ANKARA