Ana Sayfa Blog Sayfa 14

Şehir Plancıları Odası: Kent bir yılda inşa edilebilir mi?

Erdoğan deprem bölgesinde yaptığı açıklamada 1 yıl süre istediğini, bu sürede Hatay’ı yeniden inşa edeceklerini söylemişti. “Sağlam ve az hasarlı binalarda hayatın normalleşmesini sağlayacak adımları atıyoruz. Çadır kentlerde ve konteyner kentlerde barınan vatandaşlarımızı 1 yıl içinde inşa edeceğimiz sağlam, güvenli huzurlu konutlarına taşımaya başlayacağız” şeklinde konuşan Erdoğan ortamlarda merak uyandıran bu sözlerinin niteliği ile bizi yine şaşırtmadı. TMMOB Şehir Plancıları Odası açıkladı, evet doğru tahmin ettiniz, kent bir yılda inşa edilemez!

TMMOB Şehir Plancıları Odası’nın açıklaması şöyle:

  1. Kentler, yüzyıllarca süren sosyal, kültürel, siyasal etkileşimlerin ve toplumsal inşa süreçlerinin ürünleri olarak ortaya çıkarlar.

Kent kültürü, kent kimliği, kentlilik bilinci, kente karşı hissedilen aidiyet, kentsel bellek gibi kavramlar kenti kent yapan temel kavramlarken diğer taraftan toplumsal kimliğin oluşmasının da temel unsurlarıdır.

  1. Kentler yalnızca barınma değil aynı zamanda sosyalleşme, çalışma, kendini yeniden üretme alanlarıdır.

Bu çerçevede kentlerin insanların istihdam, ulaşım, konaklama, rekreasyon, sağlık, eğitim gibi farklı ihtiyaçlarına cevap verebilmesi gerekir.

  1. Sadece zemini sağlam olduğu için tarihsel bağlamından kopuk biçimde birbirine benzeyen yeni konutlar inşa ederek elde edilen “yapılı çevre” kent olarak tarif edilemez.
  2. Tüm bu süreç sonunda, bahsedilen rakamlara ulaşılsa dahi, kentlerin beton mikserleriyle inşa edileceğini düşünen anlayış başarısız olmaya mahkumdur.
  3. Yıkım yaşayan yerleşimlerde yıkıma sebebiyet veren tüm sorunlar analiz edilmelidir. Deprem sonrası ortaya çıkan demografik değişimin boyutu ortaya çıkarılmalıdır.

Yaşadığımız yıkım kent ölçeğinde olduğu için, yeniden inşa da kent ölçeğinde düşünülmelidir.

  1. Halihazır haritaların, yerbilimsel etütlerin güncellenmesi gereklidir.

Depremden zarar gören kamu yapıları, hastaneler, okullar, sosyo-kültürel tesisler ve fiziki altyapıya ilişkin analiz çalışmaları yapılmalıdır.

Sağlıklı fiziksel inşa süreçleri ancak tüm bu analizler yapıldıktan ve veriler güncellendikten sonra sakınım önlemlerini içeren bütüncül planların katılımcı bir şekilde hazırlanması, onaylanması ve kamuoyuyla paylaşılması sonrası mümkündür.

  1. Bu nedenle, bir yılda belli sayıda bina inşa edilebilir ama bir yılda kent inşa edilemez.
  2. Olması gereken; kısa ve orta vadede nitelikli geçici barınma alanları kurgulanarak depremzede yurttaşların temel ihtiyaçlarının giderilmesi; yüzyıllar boyunca yaşayacağımız kentlerin aceleye getirilmeden, kimliksizleştirilmeden, akılla, bilimle, planla ve toplumsal olarak yeniden ayağa kaldırılmasıdır.

TMMOB Şehir Plancıları Odası

Mor Mekan’da depremden etkilenen kadınlarla örgü atölyesi

Kadın Savunma Ağı 6 Şubat’tan beri gerek deprem bölgelerinde gerek depremden etkilenen ve başka kentlere göçen yurttaşlarla dayanışma gösteren kadın örgütlerinden biri. Depremin ilk gününde bölgelere giden gönüllüleri ile hem afetten etkilenenlerle dayanışma içinde olan hem de kentlerin yeniden inşa sürecinde aktif olarak rol oynayan Kadın Savunma Ağı bugün kadınların mekanı Mor Mekan’da depremden etkilenen kadınlarla buluşmak için Örgü Atölyesi düzenledi.

Mor Mekan, Ankara’da civar otellerde barınan depremzedelerin de uğrak noktası. Kadın Savunma Ağı gönüllülerinden Fidan Gözaçan atölyenin biraz da karamsar havayı dağıtmak için organize edildiğini söyledi. Gözaçan; “Depremin olduğu gün itibarıyla sürekli dayanışma içindeyiz. Toplumsal bir yıkımın içinden geçiyoruz. Psikolojik açıdan da çok zayıfladığımız, kendimizi çok karamsar hissettiğimiz bir dönemdeyiz. Hayatı yeniden inşa edecek gücün biz kadınlarda olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden biraz moralimizi düzeltmek depremden etkilenen yurttaşlarla dayanışma içinde olup yaptıklarımızı bir kermes haline getirip satmak olur. Bu atölye bunların başlangıcı. Karamsar havayı biraz dağıtmak ve dayanışmak için bu atölyeyi yapıyoruz.” şeklinde konuştu.

Devlet yoktu Kadın Savunması vardı. Kadın kadının yurdudur diyerek ve Fidan’ın dediği gibi hayatı yeniden inşa edecek gücün biz kadınlarda olduğunu bilmenin verdiği cesaretle önce yaralarımızı saracağız, sonra da bozuk düzeni yeniden kuracağız!

Yaşasın kadın dayanışması!

Kaynak: Sendika.Org/Ankara

Deprem seferberliğine katılan gönüllülere psikolojik ilk yardım eğitimi

Depremler ve devamında başlayan göçlerle birlikte depremden etkilenen çocuk ve yetişkinlerle nasıl iletişim kurulması gerektiği, dikkat edilmesi gerekenler önem arz ediyor. Türkiye’nin dört bir yanına göçmeye başlayan depremden etkilenenlere yönelik psikolojik ilk yardım eğitimi de özellikle toplumsal seferberliğe katılan gönüllüler için önemli bir ihtiyaç haline geldi.

Halkevleri bu konuda bir adım atarak herkesin ulaşabileceği bir eğitim programı hazırladı. “Depremden etkilenenlerle çalışan, temas eden, uzman olmayan gruplara yönelik psikolojik ilk yardım eğitimi” başlığıyla yapılacak eğitimleri Türk Psikologlar Derneği Afet ve Kriz Birimi’nden Uzman Psikolog Ceylan Akgün ve Doç. Dr. Banu Yılmaz verecek. Eğitimler 22 Şubat Çarşamba, saat 10.30 itibariyle başlayarak bir ay boyunca her çarşamba aynı saatte tekrarlanacak.

Eğitim tarihleri ve saatleri şöyle:

  • 22 Şubat Çarşamba 10.30-13.00
  • 1 Mart Çarşamba 10.30-13.00
  • 8 Mart Çarşamba 10.30-13.00
  • 15 Mart Çarşamba 10.30-13.00

Katılmak isteyenler için kayıt formuhttps://t.co/6V531TFF2A

Kaynak: Sendika.org

“Bugüne kadar hep sustum, sustum, sustum. Dürüst ol, bir gün de dürüst olduğunu görelim”

Bu millet az şey yaşamadı. Yaşadıklarımız toplu olarak bir yazıya sığamayacak kadar derin detaylı ve anlamlı. Bir noktada bizi inceleyeceklerine eminim. Belki yaşadıklarımız daha geniş çerçevede evrimimize bile etki etti. Nasırlaşan kalplerimiz, b12’den bağımsız unutabilen zihinlerimiz, her şartta hayatta kalmaya uyumlanan bedenlerimiz… Yani gerçekten diyeceklerin sonuna geldiğimizi her hissettiğimizde daha acımızı tam yaşamadan, sindirmeden, anlamadan, kafayı toparlayamadan hop yeni bir felaket, yeni bir skandal ya da yeni bir cinayet. Katil kimi zaman erkek devlet, kimi zaman rantçı ve yolsuz inşaatçı, kimi zaman bir öfkeli bombacı, kimi zaman yaralayıcı bir kanun tasarısı… Bu yazı bazı alıntılardan yola çıkarak yazıldı. Alıntılar katillerden yapıldı. Sustum, sustum, sustum evet şimdi yazacağım.

Dün akşam Cumhurbaşkanı Erdoğan, milliyetçi muhafazakar enjeksiyonu içeren yardım çantası Bahçeli ile birlikte depremde ağır yara alan Hatay’da açıklamalarda bulundu. Konuşmasında, ‘deprem üzerinden siyaset yaptıkları’ gerekçesiyle muhalefeti hedef alan Erdoğan, ‘Karakter fukaraları’ ifadelerini kullandı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu Hatay Havalimanı zemininin onarımı sürecindeki ifadeleri üzerinden hedef alan Erdoğan, “Haddini bil. Bugüne kadar hep sustum, sustum, sustum. Dürüst ol, bir günde dürüst olduğunu görelim. Kalyon İnşaat orayı beş günde eline aldı, bitirip yaptı. Milletimize teslim etti” diye konuştu. Oysa biz deprem bölgesinde olmayanlar 6 Şubat’ta uyandığımızdan beri televizyonda, twitterda canlı canlı izledik. Ankara Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin havaalanını tadil için nasıl çalıştıklarını, anında işe koyulduklarını. Zaten Mansur Yavaş da şu sözlerle tepkisini belirtmişti: “Biz orada işe başladığımızda İGA’nın veya başka bir kuruluşun iş makinesi yoktu. İGA tweet attı, bizim belediyenin logoları yok. Görünmeyecek şekilde uzaktan çekiyorlar. Bunlar ayıp şeyler”. Milletimiz en az 2 kaynaktan doğrulamayı biliyor artık Sayın Cumhurbaşkanı. Ayrıca oralarda siz yokken biz vardık biliyorsunuz, bazı şeylere daha yakından temas etme şansımız oldu dostlarımız, duyarlı vekillerimiz ve gönüllü ekiplerimizle. Ancak siz toparlanıp, doğrulup 15’inci günde ancak varabildiniz deprem bölgesine. Milletimiz milletimiz diye konuştuğunuzda da inanın aklımıza başka şeyler geliyor artık.

Hatay Havalimanını kim, ne zaman, nasıl yapmıştı?

YDA Holding aslında 5’li çete diye ifade ettimiz ancak çabuk üreme kabiliyetli insanlar grubundan oluşması hasebiyle 5’ten çok daha büyük olan o çetenin üyelerinden biri. Üreme kabiliyeti derken, evet aile planlaması konusunda biraz sorunlu olduğumuz doğru ancak bahsettiğim üreme daha ziyade yolsuzlukların büyüdükçe büyümesi, yolsuzların ne hikmetse arşa değdiği yandaşlarca bir bir güzellendiği, biz fakirledikçe zenginleşen bir garip büyüme. Evet böyle büyüyengillerden YDA havalimanı inşaatını 2007’de bitirdi ve açılışı da bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptı. Oysa çokça itiraz edildi; yapmayın, fay hatta geçiyor, buraya havalimanı yapılmaz dendi. Ama olmazları olduran padişahım çok yaşa -ki zaten ölmek öyle kolay değil en çok da sizin gibiler için- bunu da oldurdu.

Önce Amik Gölü kurutuldu…

1 milyon 200 bin dönümlük alanı kapsayan Amik Ovası’nın tam ortasında yer alan Amik Gölü, 330 bin dönüm alana yayılıyor. Yapı olarak çöküntü olan gölün, kendi yer altı kaynak suları ile beslenme debisi az. Daha çok Muratpaşa, Karasu ve Afrin nehirlerinin göl havzasına dökülmesi ile beslenen göl, bu nehirlerin havza içine dökülmesi engellenerek Asi Nehri’ne bağlanmasıyla kurutuldu. Amik Ovası, tektonik faktörlerle oluşmuş çukurluk bir alan olduğu için çevredeki sular bu çukurlukta birikiyor. Havaalanı ise bu çanağın tam ortasında. Hatay Havaalanı’nın dünyanın en pahalı havaalanlarından olduğunu belirten Abdullah Öğünç, “Buraya harcanan parayla Hatay’da uygun bir bölgeye çok daha işlevsel modern bir havaalanı yapılırdı. Büyüklüğü ve kapasitesi ile orantılarsak dünyanın en pahalı havaalanına biz Hataylılar sahibiz. Bir kısmını bu paragrafta okuduğunuz haber Duvar Gazetesinde 5 Ocak 2022’de Burcu Özkaya Günaydın tarafından yazıldı. Bu yazıda bahsi geçen olaylar uzmanlar tarafından bas bas bağırıldı ama duyulmadı, uygulanmadı, akılsız başın cezası akılsız baş haricinde herkese yazıldı.

2016’da havaalanında yaşanan su baskını nedeniyle bir açıklama yapan dönemin İskenderun Belediye Meclis Üyesi mimar Ercüment Kimyon’dan gelmiş.

Fay hattına havalimanı yapıyoruz…

Gerçek Gündem gazetesinde Barış Kaygusuz’un 11 Şubat 2023’te yayımladığı haberde ise şu ifadeleri görebilirsiniz:

Yerel Başak Gazetesi’nde yer alan açıklamada Kimyon’un şu ifadeleri kullandığı görülüyor:

“Aslında bu havaalanı deprem riski olan bir yatırımdır. Özellikle Afrika Plakası denilen bir plakanın Anadolu üzerindeki Güneydoğu Anadolu fay hattı kırığı üzerinde yapılmış bir tesisdir. Her zaman deprem riskine açık bir durumdadır. Sel ile ilgilide bölgemizin yağış alan bir bölge olması ve yine bu bölgenin yüzyıllarca sulak alan olarak kayıtlarda bilinmektedir. Buraların sel baskınına kalacağı kaçınılmaz bir sonuçtu. Kısacası Hatay havaalanı hem deprem riski olan, bir fay kırığı üzerinde olması, sel baskınlarının yanı sıra normal yağmur sularının bile havaalanını tehdit ettiği bilimsel bir gerçektir”

Gölü kurut, fay hattına havalimanı yap sonra da biz tamir ettik de 🙂

Sağdan bir siyasetçi veya holdingli “milletimiz” deyince…

Biz ki ne laflara göğüs germiş neleri sineye çekmiş bir milletiz. Milletimiz milletimiz deyince en önce asla unutamadığımız biricik inşaat çetemizin beşinden biri geliyor akla: Mehmet Cengiz. Ay bu adam Türkiye Tek Yürek programına canlı bağlanıp 3 Milyar TL bağış yapan ertesi gün de teşvik alan çeteci değil mi? Hatırlarsanız özelleştirmeler silsilesinde de bayağı hak sahibi bu kişi 2005 yılında özelleştirilen Eti Alümünyum AŞ’yi de bünyesine almıştı.

Yatırım süresi sonunda yılda 100 bin ton sıcak ve/veya soğuk haddelenmiş alüminyum yassı mamul üretilmesi planlanıyor. Karar kapsamında, Gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, KDV iadesi, Vergi indirimi (vergi indirim oranı yüzde 100, yatırıma katkı oranı yüzde 85, yatırım katkı tutarının yatırım döneminde kullanılabilecek oranı yüzde 100 olarak belirlenmiş), Sigorta primi işveren hissesi desteği (azami tutar sınırı olmaksızın 10 yıl), Nitelikli personel desteği (azami 75 milyon TL), Enerji desteği (işletmeye geçiş tarihinden itibaren 10 yıla kadar 200 milyon TL’yi aşmamak üzere enerji tüketim harcamalarının yüzde 50’si) destekleri sağlanmış.

Ay durun bir dakika geldikçe geliyor, bu aynı zamanda telefon kayıtlarını saatlerce günlerce dinlediğimiz bir nevi sextingin içinde geçen dirt talk’ları icra eden garip söylemlerin sahibi Mehmet Cengiz değil mi? Milletin a.ına koyacağız diyerek kahkahalar atan? Dünya küçük, ama internet kocaman. İnanın hala duruyor kayıtları, bir kere daha dinledim, bir kere daha sinirlendim. Sözünün eri adammış bu Cengiz. Helal olsun diyorum, dediği her şeyi yaptı. E bu dürüstlük bu coğrafyada ödülsüz bırakılır mı? Hop kaptı teşviği. Zaten onun olmaması gereken Eti ile yapacağı 3 Milyar 10 Milyon TL’lik (bunlar nasıl rakamlar) yatırımına aaa tam da 3 Milyar TL teşvik. Vallahi helal. Helal derken lafın gelişi.

Bizi delirtenleri, öldürenleri, enkazda bırakan sonra da kurtarmayanları yazmaya devam edeceğiz…

Türkiye’deki en büyük depremler

Kahramanmaraş’taki 6 Şubat 2023 tarihinde 7,7 büyüklüğündeki Pazarcık ve aynı gün meydana gelen 7,6 büyüklüğündeki Elbistan depremi, Türkiye’nin yıllar sonra gördüğü en büyük depremler olarak kayıtlara geçti.

20 Şubat itibariyle açıklanan sayılara göre, deprem bölgesinde 41 bin 156 kişi vefat etti, 105 bin 505 kişi yaralandı.

Türkiye’de meydana gelmiş en büyük deprem olan 7.9 büyüklüğündeki 27 Aralık 1939 tarihli Erzincan depreminde, 32968 kişinin öldüğü, 116720 binanın hasarlı olduğu kayıtlara geçti.

Erzincan depreminin ardından, 17 Ağustos 1999 tarihli, 7.8 büyüklüğünde yaşanmış olan Gölcük depremi geliyorken, bu hafta başında yaşanan Pazarcık ve Elbistan depremleri, Türkiye tarihinde meydana gelmiş olan en büyük üçüncü ve dördüncü depremler oldu.

Depremler sonucu ölen ve yaralanan kişi sayısı güncelleniyor (Son güncelleme 20 Şubat akşam).

Türkiye’de Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler dahil, en büyük depremler (tarih – saat – can kaybı – hasarlı bina bilgileri ile) şöyle sıralanabilir:

TARİHSaat (T.S.)YERŞİDDETMAG (Ms)CAN KAYBIHASARLI BİNA
27.12.193901:57ERZİNCANX-XI7,932968116720
17.08.199903:01Gölcük (KOCAELİ)X7,81748073342
6.2.202304:17Pazarcık (KAHRAMANMARAŞ)7,741156
(güncelleniyor)
(güncelleniyor)
6.2.202313:24Elbistan (KAHRAMANMARAŞ)7,641156
(güncelleniyor)
(güncelleniyor)
12.11.199918:57DÜZCEIX7,576335519
24.11.197614:22Muradiye (VAN)IX7,538409232
09.08.191203:29Mürefte (TEKİRDAĞ)X7,32165540
23.10.201113:41VanVIII7,264417005
27.11.194300:20Ladik (SAMSUN)IX-X7,2400040000
01.02.194405:22Gerede-Çerkeş (BOLU)IX-X7,2395920865
18.03.195321:06Yenice (ÇANAKKALE)IX7,22656750
07.05.193000:34TÜRK –İRAN SINIRIX7,22514
28.03.197023:02Gediz (KÜTAHYA)IX7,2108619291
25.04.195704:25FethiyeRodos(MUĞLA)IX7,1673200
26.05.195708:33Abant (BOLU)IX7,1525200
13.08.195120:33Kurşunlu (ÇANKIRI)IX6,9503354
07.12.198809:41Kars – ERMENİSTANX6,94546
04.10.191400:07BURDURIX6,93006000
19.08.196614:22Varto (MUŞ)IX6,9239620007
30.10.198307:12ERZURUM – KARSVIII6,911553241
22.07.196718:56Mudurnu(ADAPAZARI)IX6,8897116
22.05.197118:43BİNGÖLVIII6,88789111
13.03.199219:08ERZİNCANVIII6,86538057
13.09.192416:34Horasan (ERZURUM)IX6,860380
6.10.194404:34Ayvalık (BALIKESİR)IX6,8305500
16.7.195509:07Söke-Balat (AYDIN)IX6,823470
24.05.201412:25:01GÖKÇEADA AÇIKLARI- EGE DENİZİVII6,8
29.4.190301:46Malazgirt (MUŞ)IX6,7600450
17.8.194920:44Karlıova (BİNGÖL)IX6,74503500
23.7.194917:03Karaburun (İZMİR)IX6,67865
22.9.193902:36Dikili (İZMİR)IX6,6601235
20.6.194317:32Hendek (ADAPAZARI)IX6,63362240
6.9.197512:20Lice (DİYARBAKIR)VIII6,623858149
19.4.193812:59KIRŞEHİRIX6,61604066
28.3.197003:48Alaşehir (MANİSAVIII6,5533072
31.3.192802:29Torbalı (İZMİR)IX6,5502500
3.9.196810:19Bartın (ZONGULDAK)VIII6,5292478

Jeolojik açıdan Türkiye

Jeolojik yapısı açısından, Mesozoyik ve Tersiyer’de yanyana gelmiş ve bugünkü Anadolu kıtasını oluşturan Türkiye, bugünkü coğrafyasına Oligo-Miyosen’de kavuşmuştur. Türkiye, sismik açıdan oldukça aktif bir ülke. Avrasya-Arap-Afrika levhası arasında yer alan Türkiye, sınırları içerisinde Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattıyla deprem kuşağında bulunuyor.

Neden Türkiye’de depremler daha sık oluyor?

Kıtasal hareketliliğin, Türkiye’de Dünya’nın birçok bölgesinden daha sık olduğu söylenebilir. Türkiye’de Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattı olmak üzere 3 büyük fay hattı bulunmaktadır.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’na (AFAD) göre, 2020 yılında bölgede yaklaşık 33.000 deprem kaydedildi. Bunlardan 332 deprem büyüklüğü 4.0 ve üzerindeydi.

Türkiye’de depremlerin sık görülme sebebi ülkenin tektonik konumundan kaynaklanmaktadır. Dünyanın en dış katmanı, tektonik plakalar olarak adlandırılan yaklaşık 15 büyük levhadan oluşur. Bu plakalar arasındaki sınırlar, bir fay sistemidir. Bu faylar boyunca herhangi bir ani hareket depremlere neden olabilir.

Türkiye’de hangi fay hatları var?

Türkiye, Avrasya ve Afrika levhaları arasına sıkışmış Anadolu tektonik levhası üzerinde yer almaktadır. Kuzeyde, “Arap levhası” hareketi daha da kısıtlamaktadır. Özellikle Avrasya ve Anadolu tektonik levhalarının buluşma noktası olan Kuzey Anadolu Fay (KAF) hattının çok daha fazla yıkıcı olduğu bilinmektedir. Dünyanın en iyi anlaşılan fay sistemlerinden biri olan KAF, İstanbul’un güneyinden Türkiye’nin kuzeydoğusuna kadar uzanır ve geçmişte yıkıcı depremlere neden olmuştur. 1999’da Gölcük ve Düzce illerinde 7,4 ve 7,0 büyüklüğünde iki depreme neden olan depremlerde, yaklaşık 18.000 kişi öldü ve 45.000’den fazla kişi yaralandı. Yine 2011 yılında Van’ın doğusunda meydana gelen 7.1 büyüklüğündeki depremde 500’den fazla kişi hayatını kaybetmişti.

Türkiye’de bunun dışında Anadolu Levhası ile kuzeye doğru hareket eden Arap Levhası arasındaki tektonik sınır olan Doğu Anadolu fay hattı vardır. Türkiye’nin doğusundan Akdeniz’e 650 kilometre uzanır. Buna ek olarak, Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın güneyinde ve Türkiye’nin batısında yer alan Ege Denizi Levhası da bölgede sismik aktivite kaynağıdır.

Bir tahmine göre, ülkenin kara kütlesinin neredeyse %95’i deprem eğilimliyken, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirler ve Doğu Anadolu bölgesi de dahil olmak üzere ülkenin yaklaşık üçte biri yüksek risk altındadır.

Bu yazı ilk olarak https://onurmetin.com.tr/ adresinde yayımlanmıştır.

Depremler hakkında bu yazı da ilginizi çekebilir:

Enkaz bizi ezdi, üzdü, liyakatsızları yok edecek: Peki yeni düzende her canlı yaşam hakkına sahip olacak mı?

0

Yaşıyor olmak yüreğimizde koca bir kayaya dönüştürülmüş olsa da hayat, istemesek de bizi akışında sürükleyip götürüyor. Hem de daha yaralar sarılmadan, acılar dinmeden. Uzaktan izleyenler olarak dahi yası bu kadar yoğun hissedip kanıyorken içinde olanların, depremi yaşayıp yardım ulaşmadığı için sevdiklerini tırnaklarıyla kazıyıp kurtarmak isteyenlerin onları ölüme uğurladığında ruhlarının ağırlığını tahmin bile edemiyorum. Sadece şunu biliyorum bu enkaz bizi ömür boyu ezecek. Ama umarım sadece bizi değil, yaşamı hiçe sayanları, liyakatsızlıkları ve beceriksizlikleriyle bunca ölüme sebep olanları da ezer, yok eder.

Her şeye rağmen hepimiz yeniden başlamaya, bu korkunç sonuçlar bir daha yaşanmasın diye çabucak çözüm üretme çalışmalarına yeltendik. Çoğu kişi aynı noktaya vardı: yeni bir ülke inşa etmemiz gerekiyor. Peki ama nasıl bir ülke? İnsan üstünlüğünün olduğu, ‘normalin’ belirlendiği, hayvanların sömürülmeye devam ettiği bu düzen üzerinden devam edecekse bu ‘yeni’ yine çökmeyecek, ölüm getirmeyecek mi?

Depremi yaşayıp sevdiklerini yitirenleri apayrı konumlandırarak uzaktan izleyenler olarak hepimiz için her şey çok ağır ve can acıtıcıydı evet ama benim olduğum noktada olanlar için uzaktan izlemek katmerli bir acı taşıyordu. Keşke ben de tek bir türü umursayan biri olsaydım dedim. “Lanet insan türü sana her şey müstahak” ya da “onca insan aç ne kedi köpek mamasından bahsediyorsunuz?” diyebilseydim ama olmuyor, iki cümle de bana zalimce geliyor. Benimle aynı pencereden bakanların içi hepsine parçalanıyor biliyorum. Göçmenlerin yemek dağıtım sırasına girmeye çekinmesi de hayvanların sadece ‘kesilebilecek’ varlıklar olarak görülmesi de dağıtıyor beni. Enkazdan çıkarılıp mezbahaya götürülen hayvanlarla kaybolan, kaçırılan her çocuk haberi aynı yangını yaratıyor içimde. Ben hem cezaevindeki mahkumların hem de ‘hayvanat bahçesinde’ esaret altında olan hayvanların akıbetini merak ediyorum.

İnekler, danalar hissedebilen, stres olan ve duygulanan canlılar ama neredeyse kimse onlar etrafında yapılan kesime gönderilecekleriyle ilgili açıklamalara takılmadı çünkü onlara yapılan her şey ‘normal.’ Biz güçlü ve üstünüz, o yüzden acı hissedebildiği bilinse de başka bir türe acı çektirmek hakkımız!

Zülal Kalkandelen’in yazısında benim de hayatımın mottosu haline gelen ve keşke herkes üzerine kafa yorsa dediğim bir cümleye denk geldim: “Yaşarken yaşatın.” Bu noktadan çok uzağız biliyorum ama yaşamı sadece bize kutsal kılanın ne olduğunu düşünmek çok mu zor? Tüm normallerin ötesine bakmak ve istediğimiz yeni düzende bize benzemeyenin de türümüzden olmayanın da üzerindeki sömürü aygıtlarını ortadan kaldırmak imkansız mı?

Birkaç sevdiğim isimden bu düzen değişecek ifadeleri duyunca aklıma hemen bu sorular geldi. Bu ‘yeni’ düzende gözü ve kalbi olan, acı çeken hayvanlar, yemek için öldürülecek mi yine? Makbul olan yine ‘mükemmel’ bedeni olan insanlar mı olacak? Kimliğini ve dilini savunanlar yine hain mi ilan edilecek?

Bu acı o kadar derin ki umutlu şeyler söylemek bile suçlu hissettiriyor. Fakat madem bu öfkenin ve acının yeni bir ülke, düzen kurmayı gerektirdiğinden bahsediyoruz, ‘normal’ olarak kabul görülen her şeyi değiştirmeye ihtiyaç var, şu çürümüş sistemden kurtulmak için. Böyle kökten bir değişim nasıl olur, ne kadar zaman alır bilmiyorum ama daha iyi bir dünya için tüm türlerin üzerindeki tahakküm ve sömürü sona ermeli, bunu biliyorum. O yüzden umarım bu ‘yeni’ daha kapsayıcı ve bütüncül olur.

Depremzedeler Ankara’ya göçüyor ama barınamıyor

Depremden etkilenen 11 ilin halkı Türkiye’nin çeşitli kentlerine göç etmeye başladı. Depremzedelerin yoğun olarak geldikleri kentlerden biri olan Ankara’da başlarını sokacak bir ev bulmaları oldukça zor.

Emlak sitelerinde detaylı bir arama yapıldığında görülüyor ki sahibinden veya emlakçıdan; kiralık, oturulabilir durumdaki evler, Ankara’nın merkez ilçelerinden Çankaya’da kontrolden çıkmış durumda. İlanları fiyata göre sıraladığımızda uçuk kiraların yanı sıra yerleşik durumdaki kiracıların oda arkadaşı arıyor olması oldukça dikkat çekici.

Örnek vermek gerekirse öğrencilerin yoğun olarak yaşadığı Cebeci, Kurtuluş gibi semtlerde 2+1 veya 3+1 evlerin 1 odasını kiralama bedeli 2 bin TL’den başlıyor.

Depremzedeye ev yok

Eğer deprem bölgesinden gelen bir aileyseniz, yeni bir düzen kurmak istiyorsanız ve “normal”, eşyasız, boş(ev arkadaşsız), 3+1/4+1, yaşanılabilir bir ev tutmak isterseniz bu kez fiyat tarifesi 7 bin TL’den başlıyor. 7 bin TL’niz varsa ve bu nadir sayıdaki evlerden birini bulduysanız bu kez kendinizi kanıtlamanız gerekiyor. Çünkü bazı ev sahipleri depremzedelere ev vermek istemiyor. Öte yandan bazı ev sahiplerinin de depremi kendince fırsata çevirip depremden önce 5 bin TL olan kira bedelini deprem sonrasında göçün başladığını fark ettiğinde 11 bin TL’ye çıkardığını görmek mümkün.

1+1 evin kirası 7 bin liraya çıktı

Emlak sitelerinde 7 bin TL kiraya vermek istenen 1+1 evlerden de çok sayıda görmek mümkün. Bu örnek fiyatlar Ankara’nın ulaşım anlamında da en elverişli ilçelerinden Çankaya’ya dair. Diğer ilçelere baktığımızda örneğin Altındağ’da da fiyatların değişmediğini görüyoruz. Ankara’nın merkez ilçelerden uzakta kalan kısımları her zaman daha uygun fiyatlı olurdu. Çünkü bu ilçeler şehir merkezine uzak olmaları, ulaşıma yeterince elverişli olmamaları sebebiyle daha az tercih ediliyordu veya daha dezavantajlı kişilerin, yoksul kesimin mecburi istikameti oluyordu. Bugünkü duruma baktığımızda ilçeler ve semtler arası uçurumun iyice açıldığını ancak ne yazık ki çevre ilçelerin de artık yoksullar için yaşanabilir şartlar sağlamadığını görüyoruz. Özetle enflasyon, fırsatçı mülk sahipleri ve iktidarın el birliği ile yurttaşlar için Ankara’da hayat artık daha zor. Hem depremzede hem yoksul kişiler ise bunları yaşayacağımıza keşke ölseydik deme noktasında.

Ankara Tüm Emlakçılar Odası Başkanı Hakan Akçam ile Ankara’da yaşanan konut krizi, fahiş fiyat artışları ve emlakçıların konuya bakışını konuştuk.

Konut krizi, sahte ilanlar, fırsatçı ev sahipleri

Ankara Tüm Emlakçılar Meslek Esnaf Odası (ATEM) Başkanı Hakan Akçam 5 bin TL kira bedeliyle ilana çıkılan bir evin aynı gün yapılan fiyat değişikliği ile 11 bin TL bedel ile kiralanmaya çalışıldığını, fırsatçıların her yerde olduğu kadar Ankara’da da olduğunu ve bu zihniyetle mücadele için çalıştıklarını belirtti.

Hepimizi sarsan depremin etkileri büyük ancak Akçam, Maraş merkezli depremlerden önce de Ankara’da büyük bir konut krizi olduğunu belirtti. Akçam sözlerine şöyle devam etti:

“Fırsatçılar; yoğunlukla görünür oldukları bu ortamda ne yazık ki tek sorunumuz değil. Resmi olmayan kayıtlara göre kentimize gelen depremzede göçmen sayısı 27 bin, ben bu sayının 150 bin civarında olduğunu düşünüyorum. Konut sayımız zaten eksikti, yetersizdi; bu krizin büyümesinde deprem tabii etkili oldu.”

Pandemide başlayan konut krizinin bazı mülk sahipleri tarafından “serbest piyasa” adı altında suistimal edildiğini belirten Akçam şöyle devam etti: “Biz de bu suistimallerin biraz olsun önüne geçmek için bir öneri taslağı hazırlayıp emlak sitelerine ve bakanlığa sunduk.”

Dayanışma portalı: Kardeşhane

Emlakçılar odası olarak kardeşhane isminde bir portal kurduklarını belirten Akçam, dayanışma yolunda attıkları adımlardan biri olarak da odaya üye olan tüm emlakçılara komisyon alınmaması önerisinde bulunduklarını, genel eğilimin de bu yönde ve dayanışma odaklı olduğunu söyledi. Emlak siteleri ile de iletişimde olduklarını belirten Akçam iki emlak sitesinin kardeş hane benzeri platformlar kurarak komisyonsuz ve mümkünse ücretsiz tahsil edilebilecek ev konusunda depremzedelere alan açtığını belirtti.

Kardeşhane adlı platformda müsait boş evinizi, oturduğunuz evin paylaşmak istediğiniz odasını ilana çıkabiliyorsunuz; aynı zamanda ihtiyaç sahipleri de durumlarıyla ilgili bilgi verip arayış ilanı ekleyebiliyor.

Azami kira zammı önerisi

Emlak sitelerine öneri olarak sundukları dilekçeyi Ticaret Bakanlığı’na da sunduklarını belirten Akçam “Bakanlık önümüzdeki hafta konuyla ilgili harekete geçecektir. Emlak sitelerine yaptırımımız yok sadece öneri sunduk ancak bakanlığın müdahalesi çok daha etkili olacaktır” şeklinde konuştu. ATEM’in emlak sitelerine ve bakanlığa sunduğu öneri; bir emlak sitesine eklenen kiralık bir ev ilanının fiyat güncellemesine sınırlama getirilmesi, örneğin fiyat 5 bin TL iken aynı ay içinde azami yüzde 5-10 artış yapılmasına dair bir düzenlemeyi içeriyor.

“Temelli Alcı köyündeki uydukent boş, depremzedelere tahsis edilebilir”

Sorunun çözümüne dair sorduğumuzda Akçam; konut krizinin yükseldiğini, aslında kiralık konut olmadığını belirtti. Örneğin Ankara Temelli’nin Alcı köyünde bir kooperatif olan uydukentin yapımına 26 bin hane olarak başlandığını, şu an 21 bin hanenin boş olduğunu, kimi sahipli kimi sahipsiz bu konutların en çok ihtiyaç duyduğumuz bugünde devlet tarafından depremzedelere tahsis edilmesinin çok uygun ve rahatlatıcı olacağını belirtti. “Orada 21 bin hane atıl halde. Kimi inşaat kimi tamamen yapılı ama boş. Bunlar depremden zarar görmüş vatandaşlarımıza devlet tarafından tahsis edilse krizi biraz olsun rahatlatır” şeklinde konuştu.

Deprem mi daha yaralayıcı mülk sahiplerinin tavrı mı?

Bir şekilde bir ev bulmuş depremzedeler de sorun yaşıyor.

Hatay’dan gelen bir aile, dayanışma gösteren bir ev sahibi tarafından bir eve yerleştirilmiş. Evin kanalizasyon sıkıntısı var. Sifon çekildiğinde küvete doluyor. Küvetten eve doluyor. Ev sahibi ise “Bana emrivaki yapmayın, bedava ev verdim onu da kendiniz yaptırın” diyor.

Maraş’tan gelen bir başka aile ise depremzedelere ev verilmemesinin sıkıntısında: “Emlak sitelerinden bulduğumuz evleri aradığımızda depremzede olduğumuzu duyunca ‘O ev (5 bin TL olan) tutuldu, arkadaşımın evi var (7 bin TL olan), size onu göstereyim’ denildiğini, nedense kendilerine güvenilmediğini belirtiyor.

Bir başka depremzede aile “Biz normal yaşayan, evi barkı düzeni, giysisi, kendine yetme gücü olan bir aileydik, deprem oldu ve düzenimiz yıkıldı, bu yapılan muamele gerçekten çok kırıcı” diyerek henüz travmalardan fark etmediğimiz ancak bir gün yüzümüze sert ve soğuk bir rüzgarla çarpacak olan konuyu dile getirdi.

Özel gereksinimli afetzede çocuklar ile nasıl iletişim kurmalıyız?

Halkevleri’nin depremzede çocuklarla hem bölgede hem de diğer birçok ilde planlamaya başladığı çocuk çalışmasının ikinci gönüllü buluşması dün akşam yapıldı. Online gerçekleşen ikinci eğitici eğitim, afetzede çocuklarla ilişki kuracak gönüllülerin özel gereksinimli çocuklarla nasıl iletişim kuracağına yönelik gerçekleştirildi. Eğitim, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Otizm Spektrum Bozukluğu Eğitimi Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Gizem Yıldız tarafından gerçekleştirildi.

Eğitim sırasında aktarılan bazı bilgiler şöyle:

Otizm

  • Soyut kavramları anlamakta güçlük çekebilirler, iletişim kurarken somut örnekler verin.
  • Adıyla seslendiğinizde bakmayabilir, göz hizasına eğilip göz kontağı kurun, onun ilgilendiği nesneyle ilgilenen ortak dikkat sağlayın.
  • Rutine bağlıdırlar. Bu yüzden deprem özel gereksinimli bireyler için yıkıcı olabilir. Öfke nöbeti geçirebilirler. Kendi ya da dışarıya zarar vermesini önleyecek düzeyde müdahalede bulunulabilir ancak krizin geçmesi beklenmelidir.

Güvenli alanlar oluşturulmalı

  • Bedene dokunmadan,
  • Kalabalığa sokmadan,
  • Güçlü ses ve ışıkların olmadığı, güvenli alanlar oluşturabiliriz.
  • Sallanma, ses çıkarma vb. olursa güvenli alanlarda izin vermeliyiz.

Canlandırma yapılarak anlatım sağlanabilir

  • Her biri farklı davranışlar sergileyebilir. Onları tanımaya çalışan özel ilgi alanları ya da takıntılarını çözebilirsiniz.
  • Bir beceriyi öğretirken küçük basamaklara bölün. Her bir basamağı tek tek canlandırarak yani canlı model olarak gösterip öğretebilirsiniz.

Zihin yetersizliği ve Down Sendromu

  • Depremi anlayabilirler. Ama destek almaları gerekir.
  • Down Sendromu dışarıdan belirgin bir şekilde fark edilir. Sağlık ve kilo problemleri, beslenme sorunları gözlenebilir. Dikkat edilmelidir.
  • Down Sendromu gibi zihin yetersizliği durumunu anlayamayabiliriz. Bu durumda davranışlarında farklılık gördüğünüz bireylerle ilgili resmi kurumlardan bilgi almaya çalışmalısınız.
  • Çok küçük yaşlardan itibaren birçok eğitim aldıklarından yetişkinlerle iletişimleri genelde iyidir.

Genel olarak yapabileceklerimiz

  • Sade, basit anlatımlar tercih edilmelidir.
  • Kısa cümleler kurulmalıdır.
  • Somut anlatımlar tercih edilmelidir.
  • Günlük yaşamdan basit ve sürekli yapılan eylem ve davranışlardan örneklerle anlatım yapılabilir.
  • Acı hissi değişebilir, acıyı bizler gibi hissetmeyebilir ya da dile getiremeyebilirler. Bu sebeple kontrol etmek ve gözlemlemek önemlidir.
  • Beceri analizi -beceriyi basamaklara bölerek- anlatma tercih edilmelidir.
  • Dövme, kimlik, kart gibi bir iletişim kurulacak kişi bilgisi içeren araçları vardır. Boyunlarında asılı olabilir, ceplerinde olabilir, bileklerinde dövme olabilir, kontrol edilmelidir.
  • İşitme yetersizliğinde kafa kısmında ameliyat izi, işitme cihazı olabilir, kontrol edilmelidir.

Dikkat edilecekler

  • Korkutucu, abartılı tepkiler vermeyin.
  • Adıyla seslenin.
  • Göz teması kurun.
  • Tepki vermiyorsa ilgilendiği şeyle ilgilenin ve dikkatlerini çekin. Sonrasında söyleyeceklerinizi söyleyin.
  • Konuşma güçlüğü ya da otizmi varsa görsellerden yararlanın.
  • Mahremiyetine saygı gösterin.
  • Vereceğiniz her eğitimi not edin, ilgili uzmanlarla bu bilgileri paylaşın. İlerleyen zamanlarda bu verilerin olması önemlidir.
  • Haber/deprem görüntüleri vb. uzak tutun.
  • Yaşadığı süreç için anlayacağı düzeyde sosyal öyküler yazın.

Sosyal öykü nasıl yazılır?

Sosyal durumları açıklamak üzere otizmli çocuklar için geliştirilmiş bir bilimsel dayanaklı uygulamadır. Giriş, gelişme, sonuç içeren bir kapsamı vardır. Kısa cümlelerden oluşmalıdır. 5N/1K içermelidir. Birinci tekil şahıs veya üçüncü tekil şahıs ağzıyla yazılır. Farklı cümle türlerinden oluşur. Sosyal öykünün amacı çocuğa konuyla ilgili ne yapması gerektiğini öğretmektir. Benzer şekilde öyküde yapılmaması gerekenler de vurgulanabilir.

Depremin ne olduğu, neden gerçekleştiği, nasıl önlem alınacağı sosyal öykülerle öğretilebilir.

Kaynak: Sendika.org

Deprem sırasında saatler neden durur?

Bu yazının konusu, depremde bazı mekanik saatlerin neden durduğu. Bir jeoloji mühendisi olarak, bu durumdan ilk defa bu depremde haberim oldu. İnternette gördüğüm yazıları tarayarak, özet bilgiler çıkardım. Özetle, bir deprem sırasında bazı saatler duruyor. Bunun çok çeşitli sebepleri var. Bazı olasılıklar şöyle:

Depremde asla durmayan saatler var, güneş saatleri

Fotoğraf: Güneş saati. Petra Blume, Pixabay

Öncelikle hiç durmayan saatlerden bahsedelim. Bir deprem sırasında hiç durmayan mekanik saatler, hiçbir hareketli parçası olmayan saatler. Yani güneş saatleri, bir deprem sırasında durmaz, ancak hava karardığında duracaktır. Oldukça sağlam olan bu türler, genelde kaya bir tabana sahiptir. Yerden yüksekliği genellikle 40-50 cm’den daha kalın olan bu tür, üzerindeki küçük çubuğun gölgesinin hareket etmesi ile vakti gösterir. Bu saatler durmamakla birlikte, ancak üzerine bir parçanın düşmesi ile kırılabilir.

Elektronik saatler depremde ne yapar?

Dijital saatler ve diğer elektronik cihazlar, zamanı tutmak için mekanik parçalara güvenmediklerinden, bir depremin neden olduğu fiziksel hareketten etkilenme olasılığı daha düşüktür. Genellikle küçük titreşimlere ve hareketlere maruz kaldıklarında bile çalışmaya devam edecek şekilde tasarlanırlar.

Elektronik saatler, yalnızca birkaç ayrı parçaya sahiptir ve hepsi birbirine bir mekanizma ile sıkıca bağlanmıştır. Elektronik saatler, bir deprem sırasında kırılma yolu dışında kolay kolay durmaz. Sıradan tüketici sınıfında olan elektronik saatler, örneğin bir uzay görevinde kalkış sırasında yaşanan yoğun titreşimler ve yüksek g-kuvvetleri sırasında sarsılarak – sallanarak gevşeyebilir. Çok yoğun depremler sırasında nadiren böyle sorunlar görülebilir. Ancak genellikle elektronik saatler, depremler sırasında durmaz.

Tüm mekanik saatler depremde durur mu?

Geleneksel analog / mekanik saatlere depremler sırasında ne olur?

Bir deprem sırasında tüm saatlerin durmayacağını ve duranların büyük olasılıkla geleneksel analog veya mekanik saatler olduğunu söyleyebiliriz. Son Kahramanmaraş depremlerinde meydana gelen sallantılardan sonra birçok saatin bu durumda olduğu ve çalışmayı tam deprem saatinde durdurduğu birçok kaynaktan bildirilmiştir.

Görsel: Hamid Tajik – duvar saati gibi mekanik saatler ya da kol saatleri depremde durabilir…

Fiziksel hareketten etkilenmeyen dijital saatler veya diğer elektronik cihazlar deprem sırasında normal şekilde çalışmaya devam edebilir.

Dolayısıyla, bir deprem anında saatlerin “durduğunu” söylemek doğru olmasa da, depremin sallanması ve diğer etkilerinden dolayı saatlerin hasar görmesi veya bozulması mümkündür.

Mekanik saatler, zamanı doğru tutmak için hassas mekanizmalara ve hassasiyete güvendikleri için bir deprem sırasında durmaya karşı daha hassas olabilir. Bir deprem sırasında sallama, sarkacın veya saatin diğer parçalarının yerinden oynamasına neden olabilir, bu da saatin hareketini bozabilir ve durmasına neden olabilir. Ek olarak, saat düzgün bir şekilde sabitlenmemişse veya dengesiz bir yüzeydeyse, sallanması devrilmesine veya hasar görmesine ve bu da çalışmamasına neden olabilir.

Bir deprem anında tüm mekanik saatlerin durmayacağını ve bazılarının sarsıntıya rağmen zaman tutmaya devam edebileceğini belirtmekte fayda var. Bununla birlikte, genel olarak, mekanik saatler, dijital veya elektronik saatlere göre depremlerden kaynaklanan bozulma ve hasarlara karşı daha hassastır.

Resim. Mekanik saat (Jupiterimages)

Ayrı parçalara sahip olan en eski saatler, bir deprem sırasında durma olasılığı en yüksek olan saatlerdir, çünkü yoğun sarsıntıyı umursamayacak şekilde tasarlanmamışlardır.

Bir sarkaç tarafından belirlenen bir oranda mekanik bir eşapman yoluyla enerji aktaran alçalan bir ağırlıkla çalıştırılan mekanik saatler, orta derecede güçlü bir deprem tarafından kolayca durdurulabilir çünkü sarkaç destek çivisinden veya kancasından atlayabilir, ona güç veren ağırlık olabilir. kasnağından atlar, yoksa tüm saat devrilip mahvolabilir. Ağırlıkların bir yay ile değiştirilmesi, mekanik saatleri titreşime daha dayanıklı hale getirir.

Bir yayı sararak çalışan mekanik saatler genellikle “darbeye dayanıklı” olarak işaretlenir. Darbeye dayanıklı olarak adlandırılamayacak kadar ucuz olan herhangi bir saat, yere düşme veya yeterince şiddetli bir deprem nedeniyle bir veya daha fazla temel bileşeni kolayca sallayabilir. Aşırı düzeyde titreşime maruz kalan kişiler tarafından takılan mekanik saatler (örneğin matkabı kullanan biri, erken dönem astronotları ve yüksek g-kuvvetlerine dayanan pilotlar tarafından takılanlar gibi) daha da yüksek bir şok direncine ihtiyaç duyacaktır.

Su/kum saatleri depremde durmaz, ama yanılır

Su saatleri, sıvıyı bir rezervuardan bir toplama kabına sabit bir oranda damlatır, böylece geçen süre alt kaptaki su seviyesi ile ölçülür. Yeterince güçlü bir deprem, saatin bir veya iki gözünden su fışkırtabilir veya saati masadan sallayıp kırılmasına neden olabilir.

Bu yazı ilk olarak https://onurmetin.com.tr/ adresinde yayımlanmıştır.

Afet Otizm Dayanışma Ağı

Afet Otizm Dayanışma Ağı, 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş’ta gerçekleşen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin ardından, Türkiye’de otistikler için gerekli koşulları içerecek şekilde arama kurtarma, tahliye ve destek protokolü oluşturmak adına oluşturulmuş bir sivil toplum inisiyatifidir. AODA, öncelikle Kahramanmaraş depremleriyle ortaya çıkan travma ve travma sonrası strese odaklanmayı, deprem sonrası “altın günlerin” ardından otistiklerin başta deprem olmak üzere Türkiye’nin bölgesel doğal afet tehlikeleri göz önünde bulundurularak afet hazırlığında bulunmayı amaçlar.

Bizler, otistikler ve yakınları olarak resmî kurumlar ve sivil toplum örgütleri başta olmak üzere tüm kamuoyuna sesleniyoruz:

Topraklarımızda gördüğümüz en korkunç afetlerden biri olan, Kahramanmaraş ve çevre illeri etkileyen deprem nedeniyle hatırlatmak isteriz ki hepimiz için çok zor olan bu koşullar, nüfusun daha kırılgan kimi gruplarını daha da derinden etkiliyor.

Herkesin birlik olduğu ve dirayetini korumak için birlikte mücadele ettiği bu koşullara ayak uydurabilmek otistikler ve aileleri için herkesten çok daha zor. Bu yüzden otistik çocuklar ve yetişkinler için genel geçer deprem kriz stratejilerinden farklılaşan bir yol haritası oluşturmak bir mecburiyettir.

  • Otistik çocuk ve yetişkinler acilen bölgeden çıkarılmalı.
  • Rutinleri hızlıca ve olabildiğince yerine getirilmeli.
  • Psikiyatrist-psikolog desteğine erişimleri mümkün kılınmalı.
  • İlaçları öğrenilmeli ve erişimleri sağlanmalı.

Bu bağlamda standart afet sonrası psikolojik desteğin dışında, otistiklere uygun psikolojik destek mekanizmalarının kurulması gerekiyor. Bunun için uzmanlarının danışmanlığı, otistiklere uygun barınma koşullarının temin edilmesi, sahadaki gönüllülerin alternatif iletişim biçimlerini kullanma konusunda bilinçlendirilmesi hususlarında acil bir ihtiyaç mevcuttur.

Şu an afet bölgesinde bulunan pek çok grubun aksine otistik çocuk ve yetişkinler yaşananları anlama ve işleme konusunda çok daha farklı bir süreç içerisindeler. Bu durumu ayrıca gündemleştirmemek afet bölgesindeki otistiklerin ve ailelerinin hayatlarını geri dönülemez biçimlerde etkileyecektir.

Bu gerekçeyle Afet Otizm Dayanışma Ağını depremzede otistikler ve ihtiyaç duydukları destekleri bir araya getirebilmek amacıyla kurduk. Oluşumumuz gönüllü kişi ve kuruluşlara açıktır.

Özellikle Türk Psikiyatristler Derneği, Türk, Psikologlar Derneği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği, Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odaları Birliği başta olmak üzere ilgili ve/veya destek olabilecek tüm kurum ve kişileri bu dayanışmaya destek olmaya çağırıyoruz.

Afet Otizm Dayanışma Ağı Instagram hesabı: https://www.instagram.com/afetotizm/?hl=tr