Ana Sayfa Blog Sayfa 150

Masal – bilimkurgu tadında öyküleriyle: Alemlerin Çöpçatanı

1

Ömer Faruk Yazıcı’nın Paris Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı Alemlerin Çöpçatanı masal – bilimkurgu tadında öyküleriyle okuyucuya eğlenceli bir okuma deneyimi sunuyor. Anlatmak istedikleri, düşündükleri var. Sade, akıcı bir anlatımla oradan oraya sürüklüyor, kimi zaman da güldürüyor. Bir öyküyü bitirip diğerine geçiyorsunuz, her birinde ayrı bir tat. Masallardan aşina olduğumuz ifadeler, toplumda sık sık karşılaştığımız deyimler de bol. Yaşar Kemal’i hatırlatan öyküler de var, ama en dikkat çekici yönü en sonunda akıllarda bir düşünce bırakması.

Yazıcı’nın öyküleri çeşitli dergilerde yayınlanmış, Türk Edebiyatı Genç Sanat adlı dergide ve kişisel bloğu Acayib-ül Hikayat’da şiir, deneme, hikâyelerini yazmaya devam ediyormuş. Gelecekteki kitaplarını da merakla bekliyoruz, bu sırada yeni yazılarını da takip edeceğiz.

Bu kitapta ise eğlenceli, çok eğlenceli, tuhaf mı tuhaf öyküler var. Türk kültürünü, Türk ailesini, mitleri, alışkanlıkları, düşünceleri çok iyi tanımış ve başarılı bir şekilde işlemiş öykülerinde. Öykülerde ilgimi çeken iki şey var, bazı öykülerde tek bir duygu etrafında dönerken, bazı öykülerde tarafsız, hissiz bir seyirci olarak yer alıyoruz. Öyküdeki kişilerin yönlendiren duygunun okuyucu tarafından da hissedilmesini hayranlıkla karşılıyorum. Bahsettiğim diğer tipteki öykülerde de kişiler ve olaylar akarken biz seyirci oluyoruz, böyle zamanlarda da okuyucu, bir kişi neler yaşayabiliyor ve hissedebiliyor böyle diye hayret ediyor.

Bu öykülerde geçmiş ve alışkanlık göze çarpan ilk şeylerden ama öyküyü bitirip sayfayı çevirince aklınızda henüz okuduğunuz öykünün geleceğine dair düşünceler ve bir şaşkınlık kalıyor. Daha fazlası her zaman hayal edilebiliyor. Benzer şekilde sıradan olanın içindeki fantastik unsurların mermerin içindeki parıltılar gibi olduğunu görüyorum. Bizim coğrafyamızda maneviyat gerçekten de böyle. Miktarı az olsa da her zaman kendine yer buluyor. Akıllıca seçilmiş ifadeler dikkatimi çekti, bunları çok sevdim. Her zaman anlatmak istenilen bir şeyler var ve ben bunun okuyucuya sezdirilmeden yapılmasını seviyorum. Bir öykü okuduktan sonra aklımda kalmasına, kurgulamaya devam etmeye, üzerinde düşünmeye bayılıyorum.

Benim bu öyküler arasından en sevdiğim ikisi Hz. Yılan ve Kilin. Hz. Yılan’ı çok etkileyici buldum, insanların kötülüğü asla kendilerinde aramayıp doğaüstü olana yüklemelerine her zaman şaşırıyorum. Doğaya ya da doğaüstü olana ne verirsen onu alırsın, bunu bildiğimizi sansak da iyiliğe karşılık iyilik bulunca epey şaşırıyoruz. Ve Kilin… Hem anlatışı hem anlattıklarıyla olağanüstü bir öykü. Öyküleri değerli yapan bütün özellikleri ve daha fazlasını Alemlerin Çöpçatan’ında okuyucuya ulaştıran Yazıcı’nın emeğine sağlık. Herkese iyi okumalar!

Dişi köpekbalıkları kendi kendilerine hamile kalabiliyorlar I Video

Dişi köpek balıkları patriyarkiyi nasıl parçalayacaklarını biliyor. Çiftleşmeyi reddedip kendi kendilerine çoğalabiliyorlar, yani bir erkeğe ihtiyaç duymadan.

Bu durum, bir çekiç kafalı köpekbalığı Nebraska hayvanat bahçesinde beklenmedik şekilde doğunca 2001 yılında keşfedildi. Doğum garipsendi, çünkü su tankındaki dişiler yıllardır erkeklerle karşılaşmamıştı.

Daha da garibi: Bebeğin paternal (baba tarafından gelen) DNA’sı yoktu. Temelde annesinin bir klonuydu. Bilim insanları bu fenomenin nesiller boyu devam edebileceğini buldular. Çünkü bu güçlü, bağımsız dişilerin erkeklere ihtiyacı yoktu.

Köpek balıkları sizi güçlendirdiyse bu videoyu paylaşın.

Dişi Köpekbalıkları Kendi Kendilerine Hamile Kalabiliyorlar – Gaia Dergi from SeninHikayen on Vimeo.

25. Art Space Project, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Eskişehir’de!

Art Space Project, 25. sanat alanıyla Eskişehir’deki güzel insanların dünyaya çizmek istedikleri barış dolu resimleri toplamaya ve önceki şehirlerde çizilmiş resimleri sergilemeye geliyor!

 Din, dil, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim… ayrımı yapmayan, doğayı ve sanatı seven Eskişehirliler, değer hiyerarşisinin olmadığı; “ulaşılabilir” ve özgür bir sanat ortamı için 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde saat 13:00‘de Porsuk çayı’nda buluşalım!  

Art Space Project Nedir? 
Art Space Project, yolda başlamış ve hep yolda devam edecek olan bir Performans Sanatıdır. Şehirden şehire gezerek, yoldan geçen herkesi resim çizmeye, dans etmeye, şarkı söylemeye, müzik yapmaya davet ederek dünyayı bir kaç saniyeliğine daha güzel bir yer yapmayı hedefler. Gittiği her şehirde, önceki şehirlerde çizilmiş olan resimleri sergiler ve yeni resimler edinir, bu yönüyle devamlı olarak büyüyen interaktif bir sergidir.

Ayak bastığı her alanı geçici otonom bölge ilan ederek potansiyellerin sınırsızlığını özgür bırakır. Hiçbir şeye karşı değildir, hiçbir şey ile savaşmaz. Barışı çizmeyi ve barışı bestelemeyi önerir. Bir davası ve amacı olmadığı gibi, bir sonu ve sonucu da yoktur. Kendi kendisinin sonucudur.

İnsanların günlük yaşamlarına Sanat taşımaya gayret eden ve “Ulaşılabilir Sanat”ın destekçisi olan Art Space Project sergisini artık online olarak da takip edebilirsiniz!
Online Sergi:    www.artspaceproject.blog

 Dünyaya “çizecek” şeyleriniz var ise, Art Space Project’in gideceği rotaları buradan takip edebilirsiniz; 
Facebook:
https://www.facebook.com/artspaceproject/
İnstagram:

https://www.instagram.com/artspaceproject/

Hurdadan robot yapmak I Video

0

Bu adam çöpten topladığı malzemelerle robot yapıyor.

Mpho Makutu ile tanışın. Onun en son icadı bataryayla çalışan kırmızı bir robot. Bazıları yaptıklarına işe yaramaz dese de yaptıkları, turistlerde hayret uyandırıyor.

Soweto,Johannesburg’daki Vilazaki Sokağı boyunca göze çarpıyor. Bu sayede evine ekmek götürebiliyor. Makine mühendisi olmak için devam ettiği üniversite harcını ödeyebiliyor. Güney Afrika’nın kırsal Polokwane bölgesinde büyümüş. Sonraki icadını yapabilmek adına babasının müzik sisteminden parçalar “ödünç alırmış”. Bugün onun becerikli işçiliği ona bir seçenek sunuyor. Mpho’nun ne tutkusu ne de çalışma azmi eksik.

Vegan sporcu Nevşin Mengü Kopenhag IRONMAN’i tamamladı

Dünyada ve Türkiye’de vegan sporcuların sayısı epey arttı. Sporcular artık performanslarını artırmak için de bu beslenme şekline geçiyor. Dünyanın en başarılı sporcuları Serena ve Venus Williams, son Grand Prix şampiyonu Hamilton, son Wimbledon Şampiyonu Djokovic’in vegan beslenmesi kamoyunun ve medyanın vegan beslenme ve spor konularına ilgisini artırmış durumda.

Sadece dünyada değil, dediğim gibi Türkiye’de de neredeyse her gün birilerinin veganlığa geçtiğini, vegan sporcuları duyuyorum. Örnekleri, sizlerle zaman zaman paylaşıyorum. Bu konudaki ilk röportajımı Nevşin’le yapmıştım.Türkiye’nin Vegan Demir Kadını Nevşin Mengü

Haberciliğiyle tanınan Nevşin, ülkemizdeki vegan sporcuların en güzel örneklerinden biri, keza dünyanın en zorlu bisiklet yarışlarından Transcontinental’i bu yıl 3. kez yarışan Berk Okyay da dayanıklılık sporlarından uzun yol bisikletini başarıyla sürdürüyor. Şu anda yarıştığı Transcontinental, Avrupa’nın doğusundan Batı’sına 4000 kilometre geçirilerek bitirilen zorlu etapları olan bir yarış.

Nevşin’in yaptığı spor dalı ise triatlon, bu dalın bir de IRONMAN yarışları var. Dün bu yarışlardan biri olan Kopenhag IRONMAN’i 14 saat 35 dakika 26 saniye ile bitirdi Nevşin. Bilmeyenler için bu yarış, peş peşe 3.8 kilometre yüzme, 180.2 kilometre bisiklet, 42.2 kilometre koşudan oluşuyor.

Nevşin’le Kopenhag’dan gelince röportaj yapacağız. Yarışta neler yaşadığını, nasıl hazırlandığını konuşacağız.

Öne çıkan görsel, Mahmut Cincioğlu’na aittir. Kendisine fotoğrafları bizimle paylaştığı için teşekkür ederim.

25. Uluslararası Adana Film Festivali’nden yeni gelişmeler

Bu yıl 25.si düzenlenecek olan Uluslararası Adana Film Festivali’ne geri sayım başladı! Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ve 22 – 30 Eylül 2018 tarihleri arasında düzenlenecek olan festivalin 5 ana yarışma kategorilerinden Uluslararası Kısa Film Yarışması ve Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışmasının finalistleri belirlendi. Ayrıca festivalin açılış filmi de netleşti.

25. Uluslararası Adana Film Festivali kapsamında Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’na yapılan başvruların değerlendirilmesi sonucu ön elemeyi geçerek ana jüri önüne çıkarılmaya 28 film uygun görüldü.Türkiye’deki iletişim ve güzel sanatlar fakültelerinde Sinema-TV öğremini gören öğrencilerin başvurularını değerlendiren ön jüri; belgesel dalında 9, canlandırma dalında 4, deneysel dalda 5, kurmaca dalında ise 10 filmi ön elemeyi geçmeye uygun buldu. Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması Ön Değerlendirme Sonucu şu şekilde belirlendi:

Belgesel kategorisi

Film Yönetmen Üniversite
1. 9-8 Doğmak Halid İlhan Yaşar Üniversitesi
2. Abla Kenan Diler Erciyes Üniversitesi
3. Bulutların Ardında Fatih Ertekin Çanakkale 18 Mart Üniversitesi
4. Çalıkuşu Esra Yıldırım Selçuk Üniversitesi
5. Hasankeyf’e Ağıt Fırat Erez Çukurova Üniversitesi
6. Kurbağa Avcıları Batuhan Kurt Dokuz Eylül Üniversitesi
7. Mahlota Volkan Serdar Erciyes Üniversitesi
8. Sarı Zeybekin İzinde Eren Taşyürek Adnan Menderes Üniversitesi
9. Satlık Nurselin Aktaş Çukurova Üniversitesi

Canlandırma kategorisi

Film Yönetmen Üniversite
1. 3 Duvar Aysun Karaosman Marmara Üniversitesi
2. İnsanoğlu Şirketi Ayberk Irmak İstanbul Üniversitesi
3. Timşel Serkan Uzunyol Ege Üniversitesi
4. Vadi Can Erkan,Salih Toprak Anadolu Üniversitesi

Deneysel kategorisi

Film Yönetmen Üniversite
1. Göremiyorum Ömer Furkan Kılıç Atatürk Üniversitesi
2. Aynı Kerem Sürmeli Çukurova Üniversitesi
3. Cehman Müfit Güzel Mersin Üniversitesi
4. Çözülme Buğra Mert Alkayalar Anadolu Üniversitesi
5. Kırmızı Başlıklı Kız Melissa Tuğrul Selçuk Üniversitesi

Kurmaca kategorisi

Film Yönetmen Üniversite
1. Diş Alperen Sarıkaya Işık Ünv.
2. Feys: Başka Bir Dünya Kaan Kurnaz İstanbul Okan Üniversitesi
3. Geç Kalışa Hazırlık Aram Dildar Arıtürk Marmara Üniversitesi
4. Giderayak Özgür Cem Aksoy Dokuz Eylül Üniversitesi
5. Her Şey Yolunda Metehan Şereflioğlu Dokuz Eylül Üniversitesi
6. Hikayeci Anıl Güldoğan İstanbul Üniversitesi
7. Karganın Aşınan Gagası Ö.Ferhat Özmen Marmara Üniversitesi
8. Kazak Simay Yaykır Selçuk Üniversitesi
9. Kerata Kasım Ördek Yeni Yüzyıl Üniversitesi
10. Misafir Mahmut Duyan Dokuz Eylül Üniversitesi

Uluslararası Kısa Film Yarışması’na ise; 110 ülkeden 3111 başvuru yapıldı.
Belgesel, canlandırma, kurmaca, deneysel dallarında 45 eser, ana jürinin önüne çıkmaya hak kazandı.Şili’den Finlandiya’ya, İran’dan Çin’e, ABD’den Belçika’ya, bir çok kıtadan ülkenin finale kaldığı yarışmaya gösterilen ilgi, bu yıl Adana Film Festivali’nin uluslararası boyutunu hayli önemli hale getirdi. Uluslararası Kısa Film Yarışması’nın finalistleri ise şu şekilde belirlendi:

Adana Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan ve 22-30 Eylül 2018 tarihlerinde düzenlenecek; 70. Cannes Film Festivali’nde aldığı Büyük Ödül ile Oscar yarışına favori olarak giren ve bu yolda aylardır rakipsiz ilerleyen BlacKkKlansman, 25. Uluslararası Adana Film Festivali’nin açılış filmi olarak belirlendi.

2016’da Akademi tarafından Onur Ödülü’ne layık görülen deneyimli Afro-Amerikalı yönetmen Spike Lee, yeni filminde Oscar kampanyalarındaki becerisiyle bilinen Focus Features ile çalıştı. Ku Klux Klan sorununun çok farklı bir boyutunu Ron Stallworth’ın anı kitabından perdeye taşıma hedefiyle yola çıktı. Ayrıca siyasi tarihteki ilk Afro-Amerikalı polisin hikayesini açığa çıkararak da önemli bir eksikliği kapattı.

Turgut Uyar’ın Büyük Saatinden Alıntılar: Anısına Saygıyla

Turgut Uyar’ın Büyük Saat’ini kaç kez aldım bilmiyorum. Bir arkadaşım, “her kitabın kendi serüveni olur,” demişti. Belki de haklıdır. Şiirlerin insan hayatında güçlü bir etkisi olduğunu düşünenlerdenim.

Bazen “Turgut Uyar’ın dizeleriyiz,” gibi hissetmenin gerçekliğiyle, büyük ustanın sonsuzluğa uğurlanması yıl dönümüne saygıyla, şiirlerinden alıntılarla bir demet hazırlamak istedim. Bir çiçek bahçesinde, bir demet, şairin şiir serüvenini ne kadar anlatır, düşünmeden, onun anısına “uzanıp kendi yanaklarından öpen,” şairin anısına saygıyla yapılan alıntılar:

  • “Bu böyle devam edip gitmelidir Turnam,
    Bütün yaratılmışlara selâm salmalı, selâm almalı
    İyi günlerden, kötü yıllardan, bahardan
    Gecelerin peşinde kaybolmuş diyarlardan..
    Ah! Şimdi şu sensiz gecemde bana:
    -Turgut, kalk gedelim.- diyen bir dost olmalı…” (Bir Sessiz Geceden Turnam… s.47)

 

  •  “Merhaba bütün güzellikleri cümle âlemin
    Bizim nasibimiz olmasın da kimlerin olsun
    Sevmekten…” (Yatağım Simsiyah Olmalıydı, s.68)

Dünyanın En Güzel Arabistanı: Birinci Basım, Yıl, 1959

  • “Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
    Her şey naylondandı o kadar
    Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.
    Ama geyikli geceyi bulmadan önce
    Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.” (Geyikli Gece, s. 113)

 

  • “Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
    Kalabalık ha olmuş ha olmamış
    Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
    Ama ağaçlar şöyleymiş
    Ama sokaklar böyleymiş
    Ama sizin adınız ne
    Benim dengemi bozmayınız” (Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir, s.121)

 

  • “Yalanlı dolanlı alçak doğruca yaşanmamış bir
    Bir gözsüz kulaksız elsiz ayaksız güdük bir gün
    Bütün yitiklerim karalarım üstüste üstüste bütün karışıklığım
    Gelip geçtiğim macera şu kadar binler yıllık
    Şu kadar binler yıllık karalarım karışıklığım üstüste
    Usul usul  insan insan ölüm ölüm üstüste
    Şu kadar güneş şu kadar su yılanı şu kadar düzen
    Ben sebebliyim denizlere aylara kavgalara umutsuzluğa
    Bir maviyi durup dururken birine benzetiyorum
    Bir balığın ağzını anıyorum durup dururken
    Serinliyorum” (Denize Gidip Dönen Mavilerin Bire İndirgenen Üçlüğü, s.131)

Ve şiir seven hemen herkesin bildiği o şiirden bir dize,

“İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım” (Göğe Bakma Durağı, s.135)

 

  • “Ama bu kalabalık iyi bir fırsat, söyleyeceğim, söylemeliyim daha mutlu olmak için, bütün tadını duymalıyım söylemenin daha mutlu olmak için, bütün tadını duymalıyım söylemenin açığa vurmanın herkese herkese…”

Bunlar en güzel sözlerim olacak benim iyi dinleyin
Bir bunlar bir de sevdiğini söylemek
Sevdiğini söylemek kayalar gibi
Nuh’un gemisine çıkar gibi sevdiğimi söylemek
Tanrıların önünde onların yaradılışındaki isteğe uygun bir deniz boşaltır gibi, uçuca eklediğimiz sönük bıkkın gizli kapaklı geceleri karanlık lambalardan kurtarmak, öbür evleri öbür suları öbür her şeyleri: ıslak omuzları ıslanmış saçları deniz güneşlerinde kuruturcasına yanarak soluyarak ama gene tadla yaradılışın o güzel gereğine uymak” (Yangın Toplantısı, s. 161

 

  • “Sevmek ve söylemek
    Ardından iyilik gelir ister istemez
    Bir orman buduyoruz uyanın farkına varın
    Bir kasırgaya karşı duruyoruz
    Bitkice değil şüphesiz ama tam insanca
    Korkmayın dalgalardan yılmayın
    Çekin kürekleri” (Ara Parça, s.162)

 

  • “Seni birden sıcaklığından ayırmak
    Sıcaklığından tanımak birden seni
    Balkonlu geceler olur değil mi
    Islıklar olur değil mi
    Senin yokluğun olmaz değil mi
    Seni bulduğum Tanrıdandır ona şükür
    Hep en iyi bugündü diyorum
    Hep öyle diyorum hep
    Hep öyle
    Hep” (Suya Varmak, s.166)

 

Tütünler Islak bütün mümkünlerin kıyısında…

  • “Ey bilene bilene tükenen bıçak!.
    Bir şeyler yap,
    Eskimeden gökyüzünün kutlu maviliği…” (Akabakan, s.210)

“Sen kaldıkça!..
Bu karanlık bir şey. Ne iyi!..
Sevmemek, tozlu, ıslak halılara uzanmak… Eski, çuval, tüyler, ırmakların çamurlar çamurlar çamurlar çamurlar çamurlar getirdiği…
Sen kaldıkça…….. Ne iyi!.” (Islaktı Tütünlerle Sülünler… s.213)

 

  • her şey bir büyük gerçektir, cumhuriyet ve at ve
    varsa denizlerde yitmek, ve varsa denizlerde yitmek, ve varsa yetmemek o da
    ve varsa ilgisizlik o da, ve varsa hiçbir şeyi
    sevmemeyi sevmemek o da, ve varsa her şeyi sevmeyi
    sevmek o da,” (Övgü, Ölüye, s.222)

 

Her Pazartesi (62-67 Notları) Yıl: 1968

  • “ne söylenebilir! her şey düzeliyor sandık.
    odalarda çok geniş alanlarda dardık
    hiçbir şeye yeterince inanılmadan. toplandılar
    orada biz de vardık.” (Cuma, s.281)

 

  • “bir sabah biliyoruz elbet neyi bölüştüğümüzü
    göz göze
    bakışınca. Biliyoruz
    neyi bölüştüğümüz.
    Konuşmasak da.” (Bilirim Bir Kışa Hazırlanmayı s.293)

 

  • “Senin adın bir deftere yazıldı
    Eskimez bir mavi deftere
    Adın
    Yazıldı” (Büyük Gurbetçi, s.303)

 

  • “Hızla gelişecek kalbimiz.
    Sonsuz anısına büyük hayatın
    kısacık sanılan büyük hayatın
    Hızla gelişecek kalbimiz.
    Kalbimiz
    Yenileyecek sonsuzluğunu
    Ve hızla gelişecek” (Hızla Gelişecek Kalbimiz, s.334)

 

  • “Ve bizim bir haziranımız
    Bir yıl yetecektir dünyaya
    Çünkü yoğun ve ateşle yaşanmış
    Çünkü ellerimiz, başımız ve kanımız
    Hayasız pençelerini kokuyla gizleyen
    Bir olgu olmayacaktır sana” (Biraz Daha, s.337)

 

Divan Yıl: 1970

  • “hatırla, kendini hatırlat, o büyük haklılığı denize giden
    hatırla, karada ve denizde onardığın her yeri
    hatırla, karada büyük taşları üstüste kodun, hatırla
    yürüttün canalıcı denizlerde cesur gemileri” (Münacat, s.343)

 

  • “balkonlar bir suya açılır sözgelişi bu iyidir
    bir ağustos terlemesine karşı sözgelişi su iyidir
    yankılanır bütün yanılgıları geçmişlerin
    buna karşı sözgelişi öğle uykusu iyidir
    kentlerin yani düzenin geliştirilir bir sevdası
    oysa biliriz ne şu iyidir ne bu iyidir” (dikilitaşlar’a s.360)

 

  • “şu. hiçkimse durmazsa her şey yürür, bu aşk demektir” (baharı bekleyen’e s.366)

Toplandılar (70-73 Notları) Yıl:1974

“maviyi çağıran kim, kimdir çağıran maviyi
asıl mavi kimi çağırıyor, asıl onun adı ne” (Kim Çağırıyor Maviyi, s.408)

 

  • “Denize bakıyorum, başımız dönüyor her şeyden, imkandan ve      kullanılmamış sınırsızlıktan
    Atıyorum sinema biletlerini, matinenin de suarenin de ve satın
    aldığım bütün çiçekleri
    Uzun uzun soluduğum bu akşam bir başkasının eskiden
     yaşadığı bir akşamı andırıyor
    Sevmenin, umudun, mutluluğun bir ağustos perşembesi
     olduğu gibi köşebaşlarında
    diyorum
    O da diyor.” (Şehirden Biri, s.424)

 

  • “kanın ateşin ve seslerin böyle cömertçe kullanıldığı
    böyle sorumsuzca kullanıldığı bir dönemde
    herkesin şimdilik hakkı vardır hüzünlenmeye” (Kıştan Kalan Soğukluk, s.455)

“sonra bütün bunların üstüne
bize yakışmayan bir bezginlik” (Bir Kırmızı Örtü, s.467)

“çünkü bakışları yazda bir geceyi andırıyor
Yaşanmış mı temmuzda mı belli değil
Çılgın ya da hüzünlü” (Çılgın-Hüzünlü, s.468)

Gazete I

  • “öyle bir gün geçti ki
    hiç unutmam artık
    bir bütün yaz bile olabilir” (tefrika, s.482)

Gazete II

  • “başka bir ülkede, bir anakarada
    her şey kaybedilir
    sonra daha küçültülür
    biraz daha

sonra birden bire
başka bir anakarada bulunur

büyük bir şey olur.” (püf noktası: transistör, s.488)

Gazete III

  • “… siz edebiyatı –yazı yazmayı- hâlâ soylu bir uğraş
    sanıyorsunuz. Oysa…
    sevginiz hüzün veriyor” (dert ortağı, s.491)

 

  • “yalnızlık ne zordur ne de ayıptır
    sen gene de bunu bir aşk mektubu bil
    ama bil ki biziz bu uzaklığı yapan” (Mektup, s. 505)

 

  • “gözlerin gene öyledir
    dokuz beyitli bir gazel gibi” (Senin Sol Yanında, s.507)

“kalktım ki şaşırdım
önümde pencere geride deniz
gök felâket
ağaçlar uyuyor daha” (Ağaçlar Uyuyor, s.509)

Kayayı Delen İncir, Yıl:1982

  • “nasıl kıpkızıldı bir sabah tanyeri hiç unutmam
    deli gibi vuruyordu ahşap kaplamalara” (Eski Bahçenin Bir Evi, s. 524)

 

  • “parlak ve kara mıydı mor muydu
    yaşadığım neydi sahi
    diye
    düşündüm birdenbire
    sağa yatık bir yazı değil
    sola yatık bir yazı değil
    dik kafalı bir yazı değil
    başı eğik bir yazı değil
    ya hepsi ya hiçbiri
    galiba solgun bir gramatika
    özellikle akşamüstleri” (Parlak ve Kara, s.529)

 

  • “Şu halatı bırak elinden diyor bırak
    Şu halatı bırakıyor elinden adam
    En güzel yanlışlıkları kuşanarak
    Günün tarihi akşam şimdi söyleyebilirim yanılmadan” (Hangi Soruyu, Niye, s.534)

“aşk bir sonbahar kimliğinde
sürdürüyor egemenliğini
birden bir bakıyoruz ki
her şey yerli yerinde
otobüsler tirenler yerinde
dükkânlar yerli yerinde
acılar yerli yerinde
çamaşırlar yerli yerinde” (İşten Değil Aşk, s.542)

 

“Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor” (Acıyor, s.548)

 

  • “çünkü güneş kalın ve kalın mavi
    insana hiçbir şey hatırlatmaz
    öyle ki toparlar hayatın kalbini
    ve o zaman
    çökelir yaz
    tutarak kendi kalbini
    umutlar sarıya bırakır kendini
    gül uzar karanfil kokar
    o zaman sorarım
    şimdi mi
    ve biz bir yazı o zaman anlarız belki” (Bir Yazı Anlamak, s.552)

 

  • “şimdi nedir ki ilk bakışta yitirilen
    ey gözleri maden
    ey ilk güneş saatinin çubuğu
    de ki aşk pusudadır ve dükkânda
    ölümsüzlüğün mührü kazınır” (Ayağımın Tozuyla, s.553)

 

  • “seni ilk haziranda görmüştüm
    Şapka giymemiştin çünkü yazdı
    Zaten hiç giymezdin belki de
    Kimin dünyayı görecek hali vardı oysa
    Sokaklar mavilik demetleri şunlar bunlar
    Şunlar bunlar diyorsam unutulmaz şeylerdi ha
    Örneğin çiçekti herşeyin ilk yarısı
    Ellerim ceplerime gitti durup dururken
    Yani herkesin aşk aşk dediği buysa” (Gök, Bulut, Su, s.556)

 

Dün Yok Mu, Yıl:1984

  • “tut ki sen bir şiiri çok iyi yazsan
    ya da çok iyi bir şiir yazsan” (Tut Ki Sen, s.597)

 

 

Son Şiirler

  • “o, yeşili aldı o’na götürdü
    o, ben mavi’yi isterim dedi
    o, gitti döndü gene o’na
    yeşilden başka kalmamış dedi” (O, s.637)

 

  • “adın
    sonu gelmez bir tartışma
    herkesin
    bildiğinde direndiği bir yanılma
    kutsal bir yanılma
    ki çözümü
    dünyanın son gecesinde
    şimdilik kimsenin bilmediği” (Adın, s.638)

Herkes başka dizelerde bulur kendini, bilmez miyim? Ruhu şad olsun Usta’nın.

Alıntılar; Büyük Saat (YKY Yayınları, 20. Baskı, İstanbul, 2014) kitabından yapılmıştır.

 

Canlı hayvan ithalatı ve ucuz et politikasının perde arkası

En trajik örneklerinden bir tanesini hali hazırda şu günlerde yaşanıyor. Doymayan ve her zaman daha fazla isteyen insanlara et yetiştirebilmek adına bütün dünyada her zamankinden daha vahşi politikalar uygulanıyor. Hayvanlar maliyeti daha düşük olması sebebiyle canlı olarak oradan oraya taşınıyorlar. Kendi dışkılarına, çişlerine bulanmış vaziyette, korku dolu günlerin, haftaların sonunda getirildikleri yerlerde öldürülüyorlar. Öldürülme sebepleri ise ülkede etten asla vazgeçemeyeceğini övünerek söyleyen insanların akşam yemekleri olmak.

Geçenlerde Türkiye Bulgaristan sınırında (Kapıkulu) bir kamyon dolusu sığır ve koyun aç, susuz, 30-35 dereceyi bulan sıcakta bekletildiler. Benim bundan günler sonra haberim oldu, takip ettiğim birkaç vegan aktivist sayesinde o da. Çünkü Türkiye’nin tek taraflı, insan merkezli, sermaye ve endüstri yanlısı medya ve basın bu habere yer vermemeyi tercih etti.

Sınırda bekletilmelerinin sebebi ise gümrük işlemleri ve birkaç evrak. The Guardian konu hakkında bir haber paylaşmış, doğrudan aktarıyorum:

Hayvanlar sıcak havaya rağmen konteynırlarda bekletiliyorlar ve temiz havaya ulaşabilmek için birbirlerini eziyorlar. İnekler için koyulan su döküldüğü gibi, su kabı da dışkıyla dolmuş. Yani su içemiyorlar. Hayvanlar sıcaktan dolayı daha da büyük bir stres yaşıyorlar, hepsinin dilleri dışarda. Zaten yolda dışkılamalarını önlemek için hayvanlara su ve yiyecek verilmiyor. Hollanda’daki bir hayvan hakları derneğinden(Eyes On Animals) gelen bir kadın aktivist hayvanların ne koşullarda orada olduklarına bakıyor. Yetkililerin koşulları iyileştireceklerine dair söz vermiş olmalarına rağmen her sene burada aynı durumun yaşandığını söylüyor. Yani bu ne yaşanan ilk olay ne de son. Australian Bureau of Statistics’in verdiği rakamlara göre AB en fazla Türkiye’ye, Orta Doğuya ve Kuze Afrika’ya canlı hayvan gönderiyor. 2014-2017 yılları arasında %62.5’lık bir büyüme sağlamış ki bu da 585,000,000 kg yapıyor.

Türkiye gibi ülkeler kendi ürettikleri et miktarından fazlasını tükettiği için bunu ucuza yurtdışından sağlamalı. Sosyal sorumluluk adı altında yapılan bu ucuz et politikası, hayvanı son anına kadar maksimum düzeyde sömürmek ve eziyetini 10 kat arttırmak anlamına geliyor.

Arz-talep mekanizması bu noktada ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Kimse talep etmezse, hiçbir canlı bu koşulda kesilmek için acı çekmez.

Kaynak: The Guardian

Arrabbiata soslu çıtır patlıcan dilimleri

0

Bu tarif patlıcan sevmeyenler için tasarlanmıştır. Patlıcan yemekte zorlanıyor ya da çocuğunuza yedirmekte güçlü çekiyorsanız bir de bu tarifimizi denemenizi öneririz. Keten tohumu ve galeta unu ile kaplanarak fırında baharatlarla kızarmış çıtır patlıcan dilimleri, arrabbiata sos ile bir patlıcandan çok daha öte bir lezzet sunuyor.

Malzemeler:

  • 2 orta boy patlıcan,
  • 1/2 bardak tüm kurutulmuş galeta unu,
  • 1 tatlı kaşığı deniz tuzu
  • 1 tatlı kaşığı siyah ve kırmızı biber,
  • 2 çorba kaşığı keten tohumu
  • 5 çorba kaşığı su,
  • 1 çorba kaşığı zeytinyağı

Arrabbiata Sos için:

  • 1 küçük soğan doğranmış
  • 1 büyük domates
  • 1 çorba kaşığı organik salça,
  • 1 çay kaşığı kekik,
  • 1 tatlı kaşığı kırmızı biber,
  • 1 tatlı kaşığı deniz tuzu
  • 1/2 orta boy havuç,
  • 6-7 adet siyah zeytin
  • 7-8 büyük taze fesleğen yaprağı,
  • 1 tatlı kaşığı sarımsak tozu,
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağı.

Yapılışı:

1. Fırını 200 dereceye kadar ısıtın.

2. Patlıcan 3/8 “kalınlığında doğrayın.

3. Bir kaseye koyun, su ile kaplayın ve acılarını gidermek için yaklaşık 1 saat dinlendiriniz.

4. Patlıcan dilimlerinizi süzün ve kurutun. Parşömen kağıdına yerleştirin.

5. Küçük bir kasede keten tohumu ve suyu karıştırın. Buzdolabında 10 dakika dinlensin.

6. Orta bir kaseye galeta ununu dökün.

7. Bir dilim patlıcan alın. Keten tohumu kasesine batırın. Daha sonra kurutulmuş ekmek tozu unu içine daldırın, böylece patlıcanlar kaplanır.

8. Daha sonra fırın tepsisine koyun. Zeytinyağı gezdirin. Tuz ve biber serpin.

9. İşlemi kalan patlıcanlar için tekrarlayın.

10. Patlıcanlarınızı fırında 50 dakika boyunca pişirin.

11. Tüm sos bileşenlerini tamamen yumuşayana kadar yüksek hızda mutfak robotu karışımına yerleştirin.

12. Karışım sosunu tavaya dökün, orta ateşte 3-4 dakika pişirin. Küçük bir sos kabına yerleştirin.

13. Arrabiata sos ile servis yapın, tadını çıkarın!

Bir “hayat tamircisi” (life repairer) engelli hayvanlar için protez bacak yapıyor I Video

Hasan Kızıl 300 hayvanın kahramanı. Bulduğu materyallerden yaratıcı protezler geliştiriyor.

Bu protezler Türkiye’de yaygın şekilde kullanılmıyor. Ama o, bu önemli ihtiyacı fark etmiş durumda. Yüzlerce hayvanın yürümesini sağladı bile. İleride bir gün, tüylü dostları için biyonik uzuvlar geliştirmenin hayalini kuruyor. İhtiyacı olan her hayvanı ücretsiz olarak tedavi ediyor. Ve bu küçük dostlara hayatta ikinci bir şans veriyor.