Ana Sayfa Blog Sayfa 176

Trans kadın Demhat Aksoy İsveç’te açlık grevine başladı

2017 yılında can güvenliği sebebiyle İsveç’e iltica başvurusunda bulunan Ankara Pembe Hayat Derneği üyesi trans kadın Demhat Aksoy, iltica başvurusu yapanların bekleme sürecinde kötü koşullarda kaldıklarını belirterek dün (30 Nisan) açlık grevine başladı.

Daha önce iltica başvurusunda bulunma sebebine dair sosyal medyada yaptığı açıklamada silahlı saldırı ile tehdit edildiğini, dövüldüğünü, çeteler ve ailesi nedeniyle gittiğini ifade eden Aksoy, açlık grevine başladığını da sosyal medyadan “Transfobi ile yaşarken buraya yerleştikten sonra ırkçılıkla tanıştım” sözleriyle duyurdu.

Aksoy’un açlık grevine dair açıklaması ve talepleri şöyle:

Bu bir ‘Açlık Grevi’ metnidir

2017 yılı ekim ayında İsveç’e iltica ettim. Ölümden kaçtığım için daha huzurlu bir hayat isteyip buraya yerleştim. Bu iltica sürecinde diğer dünya ülkelerinden farksız şeyler yaşadım. Transfobi ile yaşarken buraya yerleştikten sonra ırkçılıkla tanıştım.

Bekleme sürecinde hayat…

Bu süreçte aslında bir hayat yok. Kendinize günlük bir rutin oluşturuyorsunuz. Herkesin rutini de aynı. Çünkü şehirlerin merkezlerinden uzak daha küçük yerlerde yaşıyorsunuz. Sosyal aktivite adına hiçbir şey yok. Sabah kalk, kahvaltı yap, uyu, tekrar kalk, akşam yemeği yap, ve uyu uyuyabilirsen. Spor salonuna yazılmak istediğinde bu senin hakkın değil. Çünkü ID kartın yok. Aslında ID kartın yoksa hiçbir hakkın yok. Posta alma hakkın yok, spor hakkın yok, eğlence merkezlerine girme hakkın yok, inter alma hakkın yok, fatura ödeme hakkın yok, bazı konularda satın alma hakkın yok ( telefon, araba vs.). Aslında sadece nefes alıp verme hakkı dışında hiçbir hakkın yok. Çünkü her sorunda ID kart soruluyor ve bekleme sürecinde olan bütün mültecilerin bunlara erişmeye hakkı yok. Burada kafama takılan bir sürü soru var ama en önemlisi şu;

Varlığımız bir ID-kart ile mi özdeşleştiriliyor?

Bir kağıt parçasının ötesinde ben yaşamak isteyen ve ölümden kaçan bir transım. Burada başka bir ölüme terkedilmek daha çok canımı yakıyor.

2000 kr ile ne yapabiliyorum?

Buraya yerleşirken 2000 kr gibi bir maaş bağladılar ve bunu sadece günlük yemek parası olarak verdiklerini belirttiler. Kira, elektrik, su ve ısınma ödemiyoruz. Evet çok güzel. Ama biz insanız! Verilen parayla temizlik malzemesi, kişisel bakım ürünleri (ağda, jilet, şampuan, kıyafet ve bulaşık yıkamak için temizlik malzemesi vs.), internet faturası ödüyoruz.

Eğer trans bir kadın iseniz makyaj malzemesi önemli ve bunları da verilen 2000 kr ile gerçekleştirmeniz gerekiyor.

Bekleme sürecinde yaptığımız ye, iç, yat fikri dışında bir şey değil. Biz bunlardan da öte bir insanız ve sosyalleşmeye, başka haklara, özel alanlara ihtiyacımız var. Bunları göz önüne alarak ben 30.04.2018 saat 18.00 itibariyle Açlık Grevine başlıyorum. Kararım kesindir ve politik bir eylemdir! Bu süreçte başıma gelebilecek herhangi bir durumdan İsveç Göç İdaresi sorumludur!

Göç idaresinin bu durumu daha insancıl hale getirmesi ve aşağıdaki sorunlara insancıl düzeltmeler yapması durumunda eylemimi sonlandıracağım.

Sorunlar;

LMA kartlara daha geniş yetkiler verilmesi

Yemek dışında insanlara ihtiyaçları için ek gelirlerin koyulması

Bekleme süresinde sosyal aktiviteler için alanlar açılması

Transların hastane süreçlerinde düzenlemeler yapılması

Her şeye inat aşk kazanacak!

Irkçılık Öldürür!

Demhat (Bella) Aksoy

Alıntı: Sendika.org

1 Mayıs, 1 Kadın: Yaşar Nezihe

Yaşar Nezihe Bükülmez, 29 Ocak 1882’de Kaya Hanım ile Kadri Efendi’nin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesini henüz altı yaşındayken kaybeden Yaşar Nezihe, “sarhoş Kadri” olarak da bilinen belediye kantarcısı babası ve kötürüm teyzesinin himayesinde kalır. Lakin bu himayede gerekli bakım ve ilgiyi göremeyince zamanının çoğunu sokaklarda geçirir. Hayatı boyunca da annesizliğin getirdiği yalnızlığı dizelerinde gösterir.

“Her günüm böyle sokaklarda geçti. Anam yok ki beni bir makineye versin veyahut dizinin dibinde terbiye etsin” (Bükülmez, Y. N).

Okul çağı gelip de kimse onu okula yazdırmayınca, kendi başına gider “Ben öksüzüm hoca efendi, beni okutunuz!” (Us, 1948: 3) diye okulun kapısını çalar.

Babası Sarhoş Kadri Efendi gizlice okula gittiğini öğrenince, Yaşar Nezihe okuldan ayrılmak zorunda kalır ama okuma aşkı hiç sönmez.

“İçimdeki okuma hırsını yenemiyordum. Beş param yoktu. Dere kenarlarında papatya, ebegümeci tohumları toplayarak aktarlara satardım. Kazancımın kırk parasını kalfaya verirdim. Gördüğüm bütün tahsil budur. Edebiyatı, şiir yazmayı kendi kendime öğrendim” (Us, 1948: 3).

Yaşar Nezihe, fikirlerini dizelerine dökmekten korkmamış, şiirlerinde toplumsal sorunlardan ve ekmek mücadelesinden bahsederek proleter-sosyalist bir kadın şair olarak edebiyat tarihimize adını yazdırmıştır. Toplumsal sorunlara genellikle denemelerinde değinen şair, şiirlerini daha militan bir dille kaleme alır.

“İlk kadın işçi şair” “İlk sosyalist kadın şair” şeklinde isimlendirmeler, Yaşar Nezihe’nin bugüne kadar ulaşan ve onu popüler kılan bir yönü olmuştur. İlk olmanın anılmayı mecburi kılan yanı, şairenin Türkiye ve sosyalizm konulu araştırmaların çoğunda yer almasını sağlar. Bu çalışmalarda yer almasını sağlayan sebep ise sosyalist içerikli olduğu ileri sürülmüş dört şiiri ve komünizm suçlaması ile tutuklanmasıdır (Tatar Kırılmış, 2009: 1856-1865).

İşçi grevlerini desteklediği gibi bu desteklerini şiirlere döken şair 11 Ağustos 1924’te Amele Cemiyeti’ne üye olur. Ve bugün aslında tam da 95. senesini dolduracak olan “1 Mayıs” şiirini Aydınlık dergisinde yayınlar.

1 MAYIS

Ey işçi…
Bugün hür yaşamak hakkı seninken
Patronlar o hakkı senin almışlar elinden.
Sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin
kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?
Rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.
Zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden.
Azm et de esaret bağı kopsun bileğinden.
Sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün.
Bir parça da evlatlarının çehresi gülsün.

Ey işçi…
Mayıs birde bu birleşme gününde
Bişüphe bugün kalmadı bir mani önünde…
Baştanbaşa işte koca dünya hareketsiz;
yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz.
Patron da fakir işçilerin kadrini bilsin
ta’zim ile hürmetle sana başlar eğilsin.
Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi.
Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi.
Herkes yaya kaldı, ne tren var, ne tramvay
Sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say…
Birgün bırakınca işi halk şaşkına döndü.
Ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü.
Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
Sen olmasan etmezdi teali medeniyet.
Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!
Kuvvetedir hak, hakkını haksızlara anlat.

Kaynak:

*KIRILMIŞ TATAR İlknur, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 1/4 2012 s. 70-84, TÜRKİYE
*İstanbul Kadın Müzesi

Çiriş otu yemeği

0

Çiriş otu (Asphodelus) bitkisinin yaprakları pırasa benzer. Ama pırasaya göre oldukça küçüktür.

Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinde yetişir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz’de bolca bulunur. Yaprakların tadı sizi şaşırtacak derecede lezzetlidir.
Aynı zamanda mükemmel bir C vitamini kaynağıdır.

Bunun yanı sıra, regl öncesi gerginlik ve egzama için iyi olduğu bilinmektedir. Ancak, bu alanda hiçbir araştırma yapılmamıştır.

Ayrıca İtalya’da Rignano Garganico gibi otlu peynirlerin üretiminde de kullanılmaktadır ve ayakkabılar için bir tür tutkal yapımında Asphodelus’un kökleri kullanılır.
Bu faydalı bitkiyle yaptığım leziz bir tarifimi mutlulukla sizlerle paylaşmak istiyorum:

Malzemeler:

  • 500 gr çiriş otu,
  • 1 tatlı kaşığı sarımsak tozu,
  • 1 büyük pırasa veya soğan (pırasa kullandım)
  • 1 çay kaşığı tuz,
  • 2 yemek kaşığı domates salçası,
  • 2 orta kuşkonmaz,
  • 2 yemek kaşığı siyez bulguru (ya da herhangi bir bulgur),
  • 300 ml su,
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağı,
  • Siyah ve kırmızı biber.
  • Süslemesi için: susam taneleri ve çam fıstığı.

Yapılışı:

1. Kabuğun kahverengi kısmını çıkarın ve bol su ile yıkayın.

2. Yıkandıktan sonra, süzün ve orta boyda parçalar halinde kesin.

3. Pırasa ve kuşkonmazı doğrayın, ılık zeytinyağında soteleyin. 1-2 dakika sonra bulgur, sarımsak, domates ve tuzu ekleyip 6-7 dakika pişirin.

4. En az 10 dakika soğumaya bırakın. Tuz ve karabiber ekleyin, susam ve çam fıstığı ile süsleyin, isterseniz hindistan cevizi yoğurdu ile sıcak olarak servis yapabilirsiniz.

Orpheus’dan Antik Aryalar

Orpheus Trakya doğumlu bir halk ozanıdır. Yunan kültüründe MÖ. 4. yüzyılda, ardında Orpheusçuluk inanışını bırakabilecek kadar kendine yer edinerek kültüre kazınmış olan bu kahraman, müziğin ve sanatın tanrısı Apollon ile Apollon’un Musa’larından en güzel ilham perisi olan Kalliope’nin oğlu olarak anılır. Apollon tarafından ona hediye edilmiş altın liri ile tüm canlıları büyüleyebilir. Aynı altın lir mitosunu Apollon’un kendisinde de bir çok hikaye ve tasvirde görebiliriz. Antik Thebai’nin şairi Pindar onu “şarkıların babası” olarak adlandırmıştır. Bir ağaç perisi veya çeşitli kaynaklarda da Musa’lardan birisi olarak sayılan Apollon’un kızı Eurydike’ye aşık olmuş, onunla evlenmiştir. Eurydike bir gün ormanda gezinirken ayağını bir yılan sokmuş ve ölmüştür. Orpheus bunun üzerine lirini alarak karısının ardından ölüler ülkesine gitmiştir. Müziği karşısında ölüler ülkesinin tanrısı Hades’in ve karısı Persephone’un kalbi yumuşamış, Orpheus’a karısını da alarak yeryüzüne dönmesi için izin verilmiştir ancak Hades ölüler ülkesinden çıkarken arkasına dönüp bakmamak şartını koymuştur. Orpheus çıkış yolunda dayanamaz ve dönüp arkasına bakar. Böylece karısı Hades’e geri döner ve Orpheus’a ölüler ülkesinin kapıları bir daha açılmaz. Bu duruma tanrılar ve Trakyalı’lar çok sinirlenir, Orpheus’un kafasını kesip bir ırmağa atarlar. Kesik baş ırmaktan denize karışarak bütün Ege’yi dolaşır. (Bazı kaynaklarda Orpheus’un yeraltına inerken lirini Hades’in emrindeki üç başlı Cerberus’u uyutmak için kullanığı da görülmektedir.)

Orfik İlahiler olarak bahsedilen seçki, bu kültürel kahramana atfedilmiş erken dönem klasik bestelerden oluşuyor ve aslında Orfe’nin kendisi tarafından değil de birkaç farklı şair tarafından bestelendiği düşünülüyor. Buyurun; bize antik dönem yunan mitolojisi hakkında önemli bilgiler veren bu seçkiden çevirdiğim birkaç sesleniş;

Liberty’e

“Seni kılıcının dehşetli keskinliği sayesinde tanıyorum.
Seni vatanı tanımlayan yüzün sayesinde tanıyorum.
Helenli’nin kutsal kemiklerinden ve cesurluğundan yeniden doğ
bir zamanlar doğduğun gibi. 
Selamlar olsun Liberty!
Senin gözlerinin ve 
kılıcının ışığı ile 
onarılmış bizler, 
seni eskiden beri tanıyorduk.
Ölülerimizin mezarında 
hüküm sürecek senin cesaretin
seni yeniden selamladığımızda. 

Selamlar olsun Liberty!”

 

Themis’e

“Göksel doğum’un meşhur Themis’i
Seni çağırıyorum, dünyanın genç çiçeği, 
Güzel gözlü bakire, yanlızların ilki,
Öğrenildi insanlık tarafından
Egemenliğini sürdürdüğün meşhur Pytho’daki tapınağın
gizli derinliklerinden verilen kutsal kehanetler
Senin sayende Apollo’nun kahinleri yükseldi
Ve senin sayende onun ilhamının gücü akın etti
Tanrısal aydınlığın tümü tarafından onurlandırılmış, 
Geceleri dolaşan görkemli bakire, 
Senin sayende öğrendi insanlık ilk ayinleri
Bacchus’un korosu çağırır senin ruhunu her gece
İlahi güçlerin bütün medeniyetleri ile birlikte,
Açığa çıkan tüm kutsal şeref senindir.
Dualarımın ve ibadetimin tanrıçası ol,
Ve kutsa mistik ayinleri, şereflendirerek beni.”

Dike’ye

“Güzel ve ışık saçan Dike’nin 
Gören gözlerine seslenirim,
O ki, Zeus’un kutsal tahtının üzerinde oturan.
Cennetten insan ırklarının hayatlarını izlersin,
intikamın ile 
Adaletsizi ezersin
Eşitliğin doğruluğu ile 
Haksızlığı dengelersin.
İnsanlık adil olandan fazlasını istediği için,
temel görüşler zor hükümleri yendiğinde,
Sen müdahale eder ve uyarırsın
düşmanlarını adalet ile. 
Adaletsizlerin düşmanı,
dürslüğe karşı nazik tanrıça…
Oh, Dike, tarafsızlığın ve asilliğin ile gel 
hayatıma inen kaçınılmaz güne kadar.”

 

Nemesis’e

“Nemesis, seni çağırıyorum. 
Ah , tanrıça, büyük kraliçe,
Her şeyi gören gözlerin izler 
insan ırklarının yaşamlarını.
Ebedi ve saygı gören,
sen sadece doğruluğun içinde mutlu olursun.
Sen riske girer ve sen değiştirirsin,
Sen şekillendirirsin dünyayı.
Ölümlülük boyundurluğu taşıyan herkes
korkar senden,
Kendiğini beğenmiş bütün ruhların
görüşlerini önemsersin,
Pervasız olan,
hiç bir kaçış bulamaz. 
Her şeyi görür, her şeyi duyarsın,
Hakemlik edersin her şeye.
Ah, yüce ilah,
İnsanlığın adaleti için yaşayan.
Gel, kutsanmış ve temiz olan
Önayak olanlara hep yardımcı olan,
Zihnin soyluluğunu bahşeden,
Kararsız, kibirli ve kötücül enerjilere son ver”

 

Apollon’a

Yüce Pæan, gelin, Memphian kabilelerinin saygı duyduğu şahane gücüne, dua edelim.
Tityus’un katili ve sağlığın Tanrısı, Lycius, Phœbus, bereketli zenginlik kaynağı.
Altın lirli erkek, sana sadık kalanın zenginliği ve bereketi kalıcı olur.
Titanik, Grunian*, Smynthian, şarkı söyler sana,
Python’un yok edicisi, kutsanmış Delfi’li Kral
Işık getiren, ilham perilerinin başı, asil ve güzel. Dehşetli oklar ile silahlanmış.
Uzaklardan çıkıveren*, neşeli, çift görünüşlü ve kutsal. Gücü uzaklara yayılmış dolambaçlı yollardan.
Oh, Delos’un kralı, o ki ışık içindeki gözleri gökyüzünü ve altındaki herşeyi görür.

O ki bukleleri Altından, o ki kehanetleri şüphesiz, açığa çıkartır alametleri güzeli ve temizdir emirleri.
İnsanlık adına yalvarışlarıma kulak ver ve gel güzel düşünceler içinde.
Muayne et bu sınırsız ruhu ve dünyanın her bir parçasını.
Bereketin, kutsallığın ve keskin görüşün yayılsın karanlık ve sessiz geceye.
Karanlığın ötesinde, değişmeyen sabit köklerin temeli, içe işleyen gözlerin ile senin tarafından atıldı.
Senindir dünyanın geniş sınırları ve gelişmekte olan her şey. Sen ki bütün kutsallığın kaynağı ve sonu.
Sen ki, doğanın bütün müziğine ilham veren, çok sesli, ahenkli lirin ile.
Şimdi son dizede, tatlı akorda uyumlan ve şakı kutsallıkla, en yüksek ton ile.

Senin tarafından dokunulan ölümsüz altın lir, getirsin Dorisli’nin uyumlu melodisini.
Doğanın her parçası çeşitliliğini sana borçludur, değişir mevsimler senin müziğinin akışı ile.
Bu sayede ilerler, senin tarafından dengeyle karıştırılmış Yazın ve Kışın birbirini izleyen dansı.
En yükseği hak eder, dizelerin en altı, Dorisli’nin vezni akord eder sevimli baharı.
Bundan dolayı insanlık tarafından iki boynuzuyla isimlendirildi pan krallığı, bir uçtan bir uca uğuldayarak yayılan ünlü syrinx rüzgarları.
Sen ilgilendiğinden beri, mühürler süslenerek tasvir edildi, her çeşit form ile damgalayan dünyayı.*
Duy beni, kutsal Apollon, sevindir ve koru bu ayinde, sana seslenen bütün çocuklarını.

 

Notlar: 
Grunian: Yunan tarihçi Strabon’a göre. Grynæus, Myrinæus’un bir kasabasıdır. Aynı şekilde, Apollon’un bir tapınağı ve görkemli bir şekilde beyaz taştan yapılmış eski bir kehanet tapınağı burada inşa edilmiştir. Araştırdığıma göre Myrinæus -Myrina ya da Aeolis diye de geçiyor- İzmir’in Aliağa civarında bir lokasyona denk geliyor.

Uzaklardan çıkıveren: Platon’un “Diyaloglar” adlı eserinde yeniplatoncu düşünür Proklos, bize Apollon’un bu şekilde anıldığını göstermiş ve şu şekilde devam etmiştir; “çünkü o koroların ve ilham perilerinin lideri olduğundan beri her şeye enerji üretir…”

Süslenmiş figürler: Apollo, algılanabilen dünyada evrenin demiurgosudur (yaratıcı gücüdür) ve sonuç olarak özünde tüm mantıklı biçimlerin arketipik düşüncelerini kavrar, figürlü mühürlere sahip olduğu söylenebilir.

SALT Ankara’da amatör arşivcilik atölyesi ve kitap takası

SALT Ankara önümüzdeki günlerde birbirinden güzel iki etkinlik düzenliyor: Amatör arşivcilik atölyesi ile kitap takası!

Amatör arşivcilik atölyesi  – 5 Mayıs Cumartesi, 13.00-18.00

SALT Araştırma ekibinin Ankara’da ilk kez gerçekleştireceği atölye, bireysel olanaklarla uygulanabilen arşivcilik yöntemlerine odaklanacak. Arşiv kavramına dair değerlendirmelerin ardından katılımcılarla belge ve kaynak türleri, koruma ve saklama işlemleri ile sayısallaştırma, sınıflama, tanımlama ve erişim aşamaları incelenecek.

Fotoğraf: Mustafa Hazneci, SALT Araştırma ve Programlar

Program, kendi çabalarıyla arşivcilikle ilgilenen ve fotoğraf, mektup, afiş, poster, ses kaydı, günlük gibi çeşitli arşiv malzemeleri bulunan kişilerin katılımına açıktır. Katılımcılardan atölye süresince üzerinde çalışacakları malzemelerle dizüstü bilgisayarlarını yanlarında getirmesi beklenmektedir.

Atölye dili Türkçe’dir. Katılım ücretsiz ve 15 kişiyle sınırlıdır.

Ayrıntılı bilgi ve kayıt için[email protected]
(0312) 468 6728

PROGRAM

  • 13.00-13.30 Arşiv nedir? Belge ve kaynak türleri
  • 13.30-14.00 Koruma ve saklama
  • 14.00-14.15 Ara
  • 14.15-14.45 Sınıflama, tanımlama ve erişim
  • 14.45-15.15 SALT Araştırma hakkında
  • 15.15’ten itibaren Gruplar hâlinde malzeme değerlendirme ve uygulama

Kitap takası – 12 Mayıs Cumartesi, 12.00-18.00

SALT Araştırma’da birden çok kopyası bulunan yayınlar SALT Ankara’da takasa açılıyor. Takas etmek istediğiniz kitap ve dergilerle katılabileceğiniz etkinlikten geriye kalan yayınlar diğer kütüphanelere bağışlanacak.

SALT Ankara Ofisi Tunalı Hilmi Caddesi 112/1 Kavaklıdere Çankaya

29. Ankara Uluslararası Film Festivali ödül töreni ile sona erdi

0

29. Ankara Uluslararası Film Festivali ödül töreni ile sona erdi: Ankara’nın en iyisi “Renksiz Rüya”!

29. Ankara Uluslararası Film Festivali ödülleri sahiplerini buldu. Ulusal Uzun Film Yarışmasında En İyi Film ödülüne Mehmet Ali Konar’ın 90’ların politik atmosferinde annesinin ölümünün ardından içine kapanan bir çocuğun hikayesini anlattığı “Renksiz Rüya” filmi değer bulundu. Banu Sıvacı’nın Adana’nın bir kenar mahallesinde, abisi ve ablasıyla birlikte yasayan ve beslediği güvercinlerle özel bir bağ kuran Yusuf’un hikayesini anlattığı “Güvercin” filmi ise Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film Ödülünü kazandı. En İyi Yönetmen ödülünü bu yıl Sundance Film festivalinde Büyük Jüri Ödülü alan “Kelebekler” filminin yönetmeni Tolga Karaçelik’in oldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen festivalin ödül töreni 28 Nisan Cumartesi akşamı Özge Uzun ve Ünsal Ünlü sunuculuğunda CerModern’de gerçekleştirildi. Seçici kurul üyelerinin yanı sıra yarışmaya katılan ve ödül kazanan film ekipleri, beyazperdenin tanınmış simaları ve akademisyenlerin hazır bulunduğu gecede toplam 19 dalda ödül verildi.

Ulusal Uzun Film kategorisinde yarışan 10 film yönetmen Barış Pirhasan, oyuncu Songül Öden, oyuncu Güven Kıraç, yazar Şebnem İşigüzel ve görüntü yönetmeni Meryem Yavuz’dan oluşan Seçici Kurul tarafından değerlendirildi. Renksiz Rüya filminin yönetmeni Mehmet Ali Konar’a ödülünü seçici kurul başkanı Barış Pirhasan, Dünya Kitle İletişim Vakfı Başkanı İrfan Demirkol ve Festival Direktörü İnci Demirkol birlikte takdim ettiler. Film aynı zamanda 50 bin TL para ödülünün de sahibi oldu. Güvercin filminin yönetmeni Banu Sıvacı’ya ise 10 bin TL ödül festival onursal başkanı Oğuz Onaran tarafından takdim edildi .

Ulusal Uzun Film Yarışmasında sahiplerini bulan diğer ödüller şöyle:

En İyi Kadın Oyuncu: Tuğçe Altuğ / Kelebekler
En İyi Erkek Oyuncu: Kemal Burak Alper / Güvercin
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Gülçin Kültür Şahin / Kelebekler
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Bilal Bulut / Renksiz Rüya
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü: Mehmet Ali Konar / Renksiz Rüya
En İyi Görüntü Yönetmeni: Yağız Yavru / Renksiz Rüya
En İyi Sanat Yönetmeni: Natali Yeres / Yol Kenarı
En İyi Özgün Müzik: Mehmud Berazi, Fırat Bulut / Renksiz Rüya
En İyi Kurgu: Evren Luş / Kelebekler
SİYAD En İyi Film Ödülü: Renksiz Rüya- Mehmet Ali Konar

Ulusal Belgesel Film Yarışması Sonuçları

Belgesel yönetmeni Kerime Senyücel, yazar Buket Uzuner, oyuncu ve yönetmen Ahmet Mümtaz Taylan, gazeteci Mirgün Cabas ve kameraman Hayri Çölaşan’nın yer aldığı seçici kurul filmleri değerlendirdi.

Ulusal Belgesel Film Yarışmasında En İyi Film ödülünü Zeynep Gülru Keçeciler’in Afganistan’ın kuzeyinde yer alan Tor kasabasındaki maden işçisi çocukların dramını ele alan belgeseli Afgan Kömürü adlı belgeseli kazandı. Belgesele 20 bin TL ödül seçici kurul adına Kerime Senyücel tarafından takdim edildi. Yarışmada Ercan Kesal’ın mevsimlik fındık işçilerine odaklanan Fındıktan Sonra adlı belgeseli ikincilik, Kasr Gravyeri üzerine bir belgesel olan, Özgür Atlagan, Onur Gökmen ve Vera Ryser imzalı Sütçü Diasporasından Hikayeler üçüncülük ödüllerine değer bulundu. İkincilik ödülünü alan “Fındıktan Sonra”ya 10 bin TL ve üçüncülük ödülü sahibi “Sütçü Diasporasından Hikayeler” filmi 5 bin TL ödül verildi.

Ulusal Kısa Film Yarışması Sonuçları

Akademisyen, yazar Prof. Dr. S. Ruken Öztürk, yönetmen Ramin Matin, oyuncu Devin Özgür Çınar, karikatürist Emrah Ablak ve oyuncu Özgür Emre Yıldırım’dan oluşan seçici kurul filmleri değerlendirdi.

Ulusal Kısa Film Yarışmasında En İyi Film ödülünü Ayçe Kartal’ın yaratıcı ve özgün kurgusuyla dikkat çeken “Kötü Kız” filmi aldı. Filme 10 bin TL değerindeki ödülü seçici kurul adına Prof. Dr. Ruken Öztürk takdim etti. Yarışmada Umut Subaşı’nın “Sana İnanmıyorum Ama Yerçekimi Var” filmi ikincilik ve Onur Yağız’ın “Toprak” adlı filmi ise üçüncülük ödülüne hak kazandı.

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Başkanı İrfan Demirkol kapanış konuşmasında başta festival ekibi olmak üzere emeği geçen herkese, tüm yarışmacılara, seçici kurul üyelerine ve sponsorlara teşekkürlerini iletti. Festivalin gelecek sene gerçekleşecek olan 30. yılı için tüm sinemaseverlerden destek istedi. Ödül töreninde Trio Ancyra sahne aldı.

Kent ve ekoloji örgütleri: 1 Mayıs İşçi Bayramı, Maltepe dolgu alanında kutlanamaz

Kent ve ekoloji örgütleri, 1 Mayıs mitinginin, Maltepe dolgu alanında yapılmasına karşı bir açıklama yayınladı. Açıklamada, Maltepe dolgu alanının kent ve doğa suçu olduğu, emek sömürüsüyle inşa edildiği vurgulandı.

“İstanbul Bizim, 1 Mayıs Hepimizin” başlığıyla yayınlanan açıklamada şöyle dendi: “1 Mayıs’ı Maltepe dolgu alanında kutlama kararı, iktidarın ve destekçisi sermaye gruplarının yıllardır sürdürdüğü ekolojik, kentsel ve ekonomik yıkım politikalarının meşrulaşmasına yol açacaktır”.

 

Açıklamanın tüm metni:

Emeğin, kentin, doğanın, yaşamın, mücadelenin, birlik ve dayanışmanın günü 1 Mayıs, bu sene Maltepe Sahili Dolgu Alanı’nda kutlanacak. Kutlamalar için Maltepe dolgu alanı kararını alan emek ve meslek örgütleri, çeşitli siyasal parti ve gruplar, bu alanın muazzam bir kent suçu işlenerek, kente ve yaşama karşı büyük bir ihanet sonucunda hafriyatla doldurulduğunu bilerek bu tercihte bulundular.

Ancak her ne gerekçeye, hangi sosyal ya da siyasal açıklamalara dayandırılırsa dayandırılsın 1 Mayıs’ı Maltepe dolgu alanında kutlama kararı, iktidarın ve destekçisi sermaye gruplarının yıllardır sürdürdüğü ekolojik, kentsel ve ekonomik yıkım politikalarının meşrulaşmasına yol açacaktır. Ekoloji, kent ve meslek örgütlerinin ülkenin gördüğü en büyük yıkım ve talan furyasına karşı senelerdir sürdürdüğü kent hakkı, yaşam alanı ve ekolojik bütünlük mücadelesi bu kararla fiilen dışlanmış oldu.

1976 1 Mayıs’ında yıllardır mücadele ettikleri Taksim Meydanı’nda olanlar, 1977’de kanlı 1 Mayıs’ın şahitleri, on yıllar boyunca Taksim için verilen mücadelelerde yaralanan ve hayatını kaybeden arkadaşlarımız,  2010’da yasağın son bulduğu 1 Mayıs’ta buluşanlar, 2013’te işçilere tekrar yasaklanan Taksim Meydanı’nı 1 Haziran günü Gezi’yle birlikte geri alanlar tarihi bu kentin meydanına, bu kentin meydanında yazmıştır.

Biz kent ve doğa hareketleri olarak, Gezi’den ilham alarak yola çıkan, İstanbul’un ve Türkiye’nin dört bir yanında kent ve doğa için mücadele eden gençler ve kadınlar, yaşlılar ve çocuklar olarak meydanlarımızın yok edilmesine, tarihimizin göz ardı edilmesine, o tarihi ve mücadelemizi aşındıracak, unutturacak yollara sapılmasına karşı buradayız, vardık, varız, var olmaya devam edeceğiz!

Alın terinin hakkını soran işçinin kürsüsünün Maltepe dolgusunda kurulmasını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.  Birlikte, yan yana, elele, omuz omuza, çoğalarak ve çoşkuyla “1 Mayıs Meydan”ındabuluşacağımız günlerin geleceğini biliyoruz. Sarayların ve saltanatların çökeceği, İstanbul’a milyonlarca elle dokunacağımız günlere inanıyoruz.

Buradan bir kez daha söylüyoruz. Tüm kentlerin olduğu gibi İstanbul’un da tüm meydanları o kentte yaşayanlara aittir. Meydanlarımız kimliğimizin, sosyal ve siyasal hafızamızın, direniş ve dayanışma umudumuzun simgeleridir. Meydanlar, sokaklar, denizler, ormanlar, mahalleler, dereler, parklar, iskeleler bizimdir!

Haydarpaşa Gar’dır, Validebağ Koru’dur, Gezi Park’tır, Kabataş İskele’dir, Yassıada Ada’dır, İstanbul’un Kuzeyi Orman’dır, Albatros Sahil’dir, Karaköy Rıhtım’dır, 1 Mayıs Taksim’dir, Taksim 1 Mayıs’tır!

Yaşasın 1 Mayıs!

Saraylar saltanatlar çöker
Kan susar bir gün
Zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde
Leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye,
Bir yarına gidenler kalır
Bir de yarınlar için direnenler…
Ey her şey bitti diyenler
Korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler
Ne kırlarda direnen çiçekler
Ne kentlerde devleşen öfkeler
Henüz elveda demediler.
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Açıklamaya imza atan örgütlenmeler *

Maltepe Çevre ve Yaşam Platformu
Cevizli Tekel Dayanışması
Derelerin Kardeşliği Platformu
Kuzey Ormanları Savunması
Kadıköy Kent Dayanışması
Haydarpaşa Dayanışması
Adalar Savunması,
Don Kişot Bisiklet Kolektifi,
Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası İstanbul 1 Nolu Şube
Bahçeşehir Gölet Gönüllüleri
Mimar Meclisi
Toplumcu Mühendisler ve Mimarlar Meclisi

*Metin yeni imzalara açıktır

NASA’nın su altı robotları, dünya dışı keşfe hazırlanıyor

0

NASA, özellikle Titan üstünde çalışacak olan ve Güneş sistemimizdeki gezegenlerin, göllerindeki derinliklerinde görevlendirilecek robotların testlerine tüm hızıyla devam ediyor. Bu kahraman robotlar uzayın derinliklerinde hayat belirtisi ya da yaşama dair ipuçları arayacak.

Bildiğiniz üzere evrende yalnız olmama ihtimalimiz yalnız olma ihtimalimizin bir hayli üstünde. Bu tür bir konu üstünde “araştırma” dediğimiz vakit aklımıza ilk gelen oluşum tabii ki NASA oluyor.

NASA, Güneş sistemimizde herhangi bir yerde yaşam belirtieri varsa, bunun buzlarla kaplı gezegen yüzeylerinden birinde olabileceğine inanıyor. Bu sebeple bilim insanları, Titan ve Jupiter’i keşfetmeye yönelik gizemli derinliklere dalabilecek robotlar geliştirmiş durumda. Tabii bu robotların dalacağı yüzeyleri dünya şartlarıyla değerlendirmek haksızlık olur, zira karşılaşacakları anormal derecedeki soğuklar hayal edebileceğimizin de ötesinde.

Satürn’ü ve uydularını keşfetme misyonu boyunca Cassini uzay aracı, Titan’ın yüzeyinde yüzlerce küçük gölün yanı sıra 3 adet deniz benzeri form keşfetmişti. Bilim isanlarının düşüncesine göre bu buzulun altında dünyamızdakine çok benzeyen bir deniz var. Metan formu barındıran bu denizlerin evrim ve yaşam formu bazında birçok sır barındırdığını düşünülüyor.

NASA’nın üretmeyi planladığı olası denizaltı modellemesi

İşte bu robotlar da tam burada devreye giriyor keşfin daha sağlıklı yapılabilmesi olası farklılıkların keşfedilebilmesi adına bu cesur robotlar hiç bilinmedik bu suyun derinliklerinde yollarını bulmaya çalışacaklar. Robotlardan gelen hamleler doğrultusunda ise NASA’nın 20 yıl içerisinde yüzey şartlarına uygun bir denizaltı ile keşfi daha da güçlendirmesi planlanıyor.

Siz ne düşünüyorsunuz, orta ölçekli bir gelecekte denizin buz gibi sularından gelen bir yaşam haberi alabilecek miyiz?

Kaynakpopsci.com | Alıntıwebtekno.com |

Çukurova Ekoloji Günleri’nde kaçırılmaması gereken belgeseller

0

Çukurova Ekolojik Yaşam İnsiyatifi’nin (ÇEYİ) BİFED’in katkılarıyla organize ettiği Çukurova Ekoloji Günleri, 4-5-6 Mayıs tarihlerinde Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Çukurova Ekoloji Günleri Açılış Filmi; Yağmur İçin Teşekkürler

4 Mayıs Cuma günü kısa filmlerle konuklarına Merhaba diyecek olan Çukurova Ekoloji Günleri organizasyonu açılış filmi olarak 2017 yılının en başarılı belgesellerinden biri olarak gösterilen Yağmur İçin Teşekkürler (Thank You For Rain) filmi ile Kenya’nın kırsalında yaşayan Kisula’nın iklim değişikliğine karşı tek başına mücadelesine tanıklık etme şansını yakalayacağız.

Dünyaya Değiştirenler; Yerel Aktivistler

Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşamları her geçen gün zorlaşan, iklim değişikliği konusuna duyarsız kalmayan yerel aktivistlerin mücadelesini anlatan bu bölümde ilham kaynağı olarak nitelendirilecek ekoloji mücadeleleri anlatan belgeseller gösterilecek.

Paris Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu Shirin’in ülkesi İran’a dönmesi ve sonrasında yerel bir üretici olarak pirinç yetiştirmesi, türetici olma konusundaki mücadelesini film tadında izleyebileceğiniz Hayatın Şairleri’ni kaçırmayın.

Ekoloji ve Kadın

Ekoloji mücadelesi dünyanın dört bir tarafından tüm zorluklara rağmen devam ettiren kadınların hikayesini konu alan Hands On: Kadın-İklim-Değişim belgeseli ufuk açıcı nitelikte bir yapım olarak dikkat çekiyor.

ŞEKERİME DOKUNMA!

Çukurova Ekoloji Günleri’nde, “Şekerime Dokunma” sloganı ile şeker tüketimine dikkat çekmek adına Sugar Blues filmi gebeliğe bağlı şeker hastası teşhisi konan bir annenin hikayesini konu alıyor.

Derinlikler

Derinlikler bölümünde okyanusların, deniz canlıların küresel ısınma ve denizlerin kirlenmesine dikkat çekmek amacıyla Thalatta ve Lüfer adlı iki belgesel gösterilecek.

Ege denizinin karşı kıyılarından gelen bir belgesel olan Thalatta, insanlığın bıkmadan denizlerde yapılan orantısız avlanmanın ne gibi sonuçlar meydana getirdiğini anlatan, ders niteliğinde bir belgesel ile konuğumuz oluyor.

Mert Gökalp imzalı Lüfer yapımı yanlış avlanmanın deniz yaşamına ve ekosisteme verdiği zarar sonrası mavi sularda nesli azalmakta olan deniz canlılarına kamerasını çeviriyor…

Dünya Halleri

Dünya Halleri bölümünde, “nükleerli ve termik santralli dünya” hallerine kamerasını uzatmış yönetmenlerin belgeselleri yer alıyor…

Fukuşima’da yaşayan nükleer sızıntısının gölgesinde “anne olmak” kavramını başarılı bir şekilde anlatan Nükleer Gökyüzü Altında Ninni kaçırılmaması gereken bir belgesel.

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan termik ve kömür santrallerinin çevreye ve insana verdiği zararı daha iyi anlamak için Kara Atlas ve Soluk belgeselleri yol gösterici niteliğinde.

Eko-Nostalji: “Geri Dönüşüm”

İnsanlığın lügatından çıkarttığı “Geri Dönüşüm ve Tasarruf” konusunda iki belgesel ders verir nitelikte. Dünyamız büyük bir çöplüğe dönüşürken buna “Dur” diyenler için Sıfır Atık, Elektronik çılgınlığın ve tüketim hız kaybetmeden insanı ele geçirmesine seyirci kalmayanlar için Öldürücü Tasarım belgeselleri imdadımıza yetişiyor…

Eko-Kısadan Hisse;

Çukurova Ekoloji Günleri kapsamında kısa filmler de yer alıyor.  Alternatif bir yaşam hikayesini anlatan Başka filmi, son dönemde sayısı giderek artan doğal yıkımlarına karşı bir direniş hikayesi olan Dil Ovası, kısa zamanda yapılması planlanan nükleer santralleri sinematografik bir bakışla yansıtan Cevher ve görmezden geldiğimiz, varlığından habersizce yaşadığımız böceklerin dünyasına mikro bir bakış Balkonda Mikro Dünya kısa film bölümde yer alıyor.

Çukurova Ekoloji Günleri etkinlik sayfası için lütfen tıklayın.